Ana Baba Hakları
Vuslat: 4 Tasavvuf-Hikemiyat Serisi: 4 Isbn 978-605-61107-4-0 Basım Tarihi Şubat 2010 Baskı / Cilt Metkan MatbaasıMerkezefendi Mh. Yılanlı Ayazma Sk. Örme İş Merkezi No:8/1 Davutpaşa - Zeytinburnu / İstanbul Tel: (0212) 483 22 22 İç Tasarım İrfan Güngörür Kapak Tasarım Sena İzgi © Tüm yayın hakları VUSLAT VAKFI’na aittir. Kaynak gösterilerek iktibas yapılabilir. VUSLAT Eğitim, Yardımlaşma, Kültür ve Çevre Vakfı www.vuslatvakfi.com
Şems-i Tebrizi Mah. İstanbul Cd. No: 149/2 Karatay / Konya Tel: +90 332 350 64 99
Ana Baba Hakları
Mukaddime, 41
ÜZERİMİZDEKİ HAKLAR, 45
ALLAHU TEÂLÂ’NIN HAKKINA RİÂYET, 47
1- Gizli putlar, 50 2- Şirk küfürdür, 54
3- Şirk Rahmeti inkârdır, 56 4- Yaratılışımızın gayesi, 62
ÜÇ KURTARICI VE ÜÇ TEHLİKE, 67
1- Kurtarıcı üç şey, 67
a) Her yerde gizli ve aşikâr daima Allah Teâlâ’dan korku üzerine olmak, 67
b) İktisada riâyet etmek, 73
Seyyid Mehmed Zahid Kotku (ks) Hazretleri Hakkında Kısa Bilgiler, 11
6
c) Adâlete riâyet etmek: 74 2- Üç tehlike, 74
a) Cimrilik, 74
b) Nefis ve hevâya uymak, 74 c) Ucub, 75
ANA BABA HAKKINDAN DAHA MÜHİM BİR HAK, 77
PEYgAMBERİMİZİNVE ULEMANIN HAKKI, 77
ANA BABA HAKLARI, 89 ANA BABAYA KARşI ON MÜHİM VAZİfE, 89
ANA BABAYA İHsANVE İTÂAT, 91
1- Ana babaya iyilik cihad sevabı kazandırır, 91 2- Ana babaya iyilik ömrün uzamasına sebep olur, 96 3- İmanda sebat ve ana babaya itâat: 99
a) İmanda sebat etmek, 100 b) Ana babaya itâat saâdettir, 100 c) Malını ana babadan sakınma, 101 4- Cennet anaların ayağı altındadır, 104
5- Ana babaya iyilik Allah’ın yardımını celbeder, 109 6- Dostlarını ziyaret ana ve babayı ziyarettir, 111 7- Ana babaya ikramın sevabı, 113
8- Ana babaya itâatin şartları, 115
EBEVEYNE İHsAN HUsUsUNDA BİRKAÇ ÖRNEK, 120
1- Bâyezîd-i Bistâm’i’den bir örnek, 120 2- Babaya hizmete bir örnek, 121 3- Hızır Aleyhisselâm, 121
7
4- Cenâb-ı Hakk’dan Musa Aleyhisselâma bir vasiyet: 122 5- Annenin bir duası: 123
6- Edeb nümûnesi: 124
ANA BABAYA İTÂATİN MÜKÂfATINA DAİR İBRETLİ KIssALAR, 126
1- Şeytanın yol bulamadığı bir yer, 126 2- Anaya itâat vacibdir, 129
3- Bir mirasın taksimi, 130
4- Mantığına uymayan her şeye itiraz etme, 130 5- Levh-i mahfuzdaki ilk yazı, 133
6- Ana babaya karşı gelmemek, 134
7- Hazreti Musa (A.S)’nın Cennetteki Komşusu , 134 8- Dikkate değer birkaç hadise, 136
ANA BABAYA İsYAN, 141
1- Ana babaya iyi davranabilmenin çaresi, 142 2- Ana babaya isyan büyük günahlardandır., 145 3- Fesatçılığın sonu, 151
ANA BABAYA Asİ OLMANIN HÜKMÜ İLE İLgİLİ HADİsLER, 153
1- Cennete girmesi haram kılınan üç kişi, 153 2- İbadeti kabul edilmeyen üç kişi, 155 3- İnsanlık müslümanlığın içindedir, 157
4- Cennet Nimetlerini tadamayacak dört kişi, 158 a) Şarap içmeye devam edenler, 159
b) Faiz yiyenler, 160 c) Yetim malı yiyenler, 161 d) Ana babaya asi olan evlâd, 162 5- Umeyr’in oğlu Musab (r.a.), 162 6- Üç kötü amel, 165
a) Allah’a şirk koşmak, 165 b) Ana ve babaya asi olmak, 166
8
c) Harpten kaçma, 167
7- Valideyne sövmek büyük günahlardandır, 171 8- Ana babaya isyan amelleri mahveder, 174 9- Riya, 176
ANA BABA HAKKINI ÖDEMEK, 178
DUALAR HAKKINDA, 185
EVLÂDIN BABAsINDAKİ HAKLARI, 191
1- Evlâdın babası üzerinde üç hakkı vardır: 191 2- Ebeveynin bazı vazifeleri, 193
a) Akika kurbanı kesmek, 193 b) Çocukları öpmek sünnettir, 195
c) Çocuklarına şefkatle muamele etmeli, 195 3- Ana babanın dikkat etmesi gereken üç şey, 197
a) Ana babaya asi olmamak, 197 b) Çocuğa dini öğretmek, 198
c) İstenen bir şeyi mümkün iken vermemek, 201 d) Boş sözlerden sakınmak, 202
KARI KOCA HAKLARI, 205
1- Kadınların kocalarına karşı vazifeleri, 205 a) Kocaya itaat etmek, 206
b) Kocasından izinsiz evinden çıkmak, 207 2- Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri, 209
a) Evini ve ehlini korumak ve hayrı tavsiye etmek, 209 b) Kadının kocası üzerindeki beş hakkı, 210
9
KOMşU HAKLARI, 213
1- Komşu hakkının lüzumu hakkında, 215 2- Komşu ile iyi geçinmek, 219
3- Kötü komşu, 220
4- Komşuya ikramda bulunmak, 221 5- Komşu hakkının ehemmiyeti, 225
ÜÇ gÜZEL HAsLET, 229
1- Misafire ikram, 230 2- Sıla-i Rahim, 232
a) Sıla-i Rahim ömrün uzamasına, rızkın artmasına sebeptir, 233 b) Uzakta olan hısım akrabaları ziyaret, 237
c) Cennet ve Cehennemin yolu buradır, 239 3- Hayır söylemek, 247
MİLLET HAKKI, 251
BÜYÜK gÜNAHLARDAN BAZILARI, 259
ZİNA HAKKINDA, 259
1- Zina etmenin hükmü, 260 2- Zinanın getirdiği felâket, 262
10
İÇKİ HAKKINDA, 264
1- Belaya müstehak onbeş fena huy, 266 2- Günahlar îmanın nurunu söndürür, 268 3- Bütün günahlar içkiden çıkar, 269
4- Sarhoş olarak ölen sarhoş olarak haşrolur, 271 5- Günahlara devam kalbi karartır, 272
6- Şarap içmenin zararları, 273
fAİZ YİYENLER HAKKINDA, 275
1- Faizin Zararları, 277 NEfsİN MERTEBELERİ, 281 1- Nefs-i Emmâre, 281 2- Nefs-i Levvâme, 287 3- Nefs-i Mülhime, 289 4- Nefs-i Mutmainne, 291 5- Nefs-i Raziye, 293 6- Nefs-i Merziyye, 294 7- Nefs-i Sâfiyye, 294
seyyid Mehmed Zahid Kotku (ks) Hazretleri
Hakkında Kısa Bilgiler
Dünyaya bir göz atınız. Huzur ve mutluluk adına ne-ler görüyorsunuz?
İnsan huzur ve mutluluğu nasıl yakalayacak? Bu konu çoğumuzun bildiği bir gerçek ki, huzur ve mutluluğun mer-kezi, itikat, amel-i salih ve iyi ahlak ile Allah sevgisi dolu bir kalbdir. Allah (CC)’ın yüce elçisi (sav) şöyle buyuruyor: “Dikkat ediniz! İnsan vücudunda öyle bir et parçası var-dır ki, o iyi olursa bütün vücut iyi olur. Eğer kötü olursa, bütün vücut bozulur. İşte, o et parçası kalbdir.” (Buhari)
Kalb, öyle harikulâde özelliklere sahip ki... Ancak Rab-bimize yönelmekle huzur buluyor. Çünkü kalbin yaratıcısı Allah-ü Teâlâ... Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Dikkat ediniz! Kalbler ancak Allah (CC)’ı anmakla hu-zur ve sükûna kavuşur.” (Râ’d:28)
Allah (CC)’a yönelen bir kalbin sahibinde sevgi, merha-met, iyilik, hoşgörü gibi ulvî duygular gelişir. İç âlemi zen-ginleşir. Gönül âleminde nur meydana gelir ve sonunda hu-zur ve mutluluk iklimine yelken açar.
Kalbin bu ulvî yüksekliğe ulaşması için ehil kılavuzlara ihtiyaç vardır. Kendisi bu noktaya ulaştıktan sonra, başkala-rını da yükseltebilecek kemâlât ehline... Bu gönül mimarla-rından biri de Gümüşhaneli Dergâhı’nın postnişinlerinden
12
Silsile-i Zeheb’deki Mürşid-i Kâmil Mehmed Zahid Kotku rahmetullahi aleyhtir.
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’nin naklettik-lerine göre babaları O’na: “Oğlum Mehemmed!” diye hitap edermiş. Soyadlarının ‘mütevazi’ manasına geldiği nüfus cüz-danının başına not edilmiş idi.
Tevellütleri; hicrî 1315, milâdî 1897 yılında Bursa Şeh-rinde, kale içinde Türkmenzâde Çıkmazı’ndaki baba evinde vaki olmuştur.
Ailesi
Babaları ve anneleri Kafkasya’dan 1297’de göç eden müs-lümanlardandır. Dedeleri Kafkasya’da Şirvan’a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha’dandır ki burası dağ eteğinde, ipek-çilikle meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azerî Türkçesi ko-nuşulan bir yerdir.
Babaları İbrahim Efendi, Bursa’ya 16 yaşlarında iken gel-miş, Hamza Bey Medresesi’nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hazret-i Peygamber (sav) sülâlesinden bir Sey-yid ve mutasavvıftır. 1929’da 76 yaşlarında iken Bursa Ovasın-daki İzvat Köyü’nde vefat etmiş ve oraya defnolunmuştur.
Anneleri Sabîre Hanım da Seyyide’dir. Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri 3 yaşlarında iken muhterem anneleri yeni bir kardeş dünyaya getirmiş ve lohusalık hali devam ederken şehit olmuşlardır. Bursa’da bulunan Pınarbaşı Kabristanı’na defnedilmişlerdir. Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’nin muh-terem anneleri ile ilgili hafızalarında kalan tek şey; muhmuh-terem babalarının bir bayram öncesi eve gelirken yanında bir çift pabuç getirmesi ve “Oğlum Mehemmed, annen sana bun-ları cennetten gönderdi” demesidir.
13
Bu anne ve babadan doğma ağabeyleri Ahmed Şâkir (1308 – 1335) subaylık yapmış, Kudüs’te ve Çanakkale’de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip, Söğütlüçeşme mezarlığına defnolunmuştur. Aynı anne-den bir küçük kardeşleri daha olmuşsa da çok yaşamamış ve birkaç aylık iken vefat etmiştir.
Babalarının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerin-den, Fatma Hanım’ladır. Ondan doğma üç kız kardeşleri ol-muştur. Bunlardan Pakize Hanım’ın efendisi de, Bursa Ulu Cami imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmet Efendi (ks)’dir.
Bugünkü anlamda ipek böcekçiliği zanaatını Kafkasya’dan Bursa’ya dedeleri getirmişlerdir. Kendileri çok köklü ve zen-gin bir aileye mensup olmakla birlikte tamamen zühd içeri-sinde yaşamayı şiar edinmişlerdi.
Tahsili
Mehmed Zahid Efendi (ks) Hazretleri ilk mektebi Oruç Bey İbtidâîsi’nde okumuşlar, ardından Maksem’deki idâdîye devam etmişler, sonra da Bursa Sanat Mektebi’ne girmişler-dir. Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 19 yaşlarında iken 27 Nisan 1916’da askere alınmışlar, senelerce askerlik ya-pıp, birçok hastalıklar atlatmışlardır. Ordunun Suriye’den çe-kilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul’a dönmüşlerdir. 23 Temmuz 1919 Cuma gününden itibaren 25. Kolordu 30. şubede yazıcı olarak vazifeye devam ettikleri, 1922 Martında hala bu vazifede oldukları hatıra defterinden anlaşılmaktadır.
Tasavvufî ve Dinî Hizmetleri
Hoca Efendi Hazretleri (ks) İstanbul’da bulunduğu esnada çeşitli dini toplantılara, derslere, camilerdeki vaazlara devam
14
etmişlerdir. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi (ra)’yi çok sevdikleri anlaşılıyor. 29 Temmuz 1920 Cuma günü, Cuma namazını Ayasofya Camii’nde edâdan sonra Vilayet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhâneli Tekkesi’ne giderek Dağıstanlı Ömer Ziyâüddin Efendi (ks)’ye intisâb eyleyip günden güne ahvalini terakki ettirmişlerdir.
Ömer Ziyâüddin (ks) Hazretleri’nin, 18 Kasım 1921 (Hicri 1339) Cuma günü vefatından sonra postnişin-i irşâd olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi (ks) Efendi’nin yanında tahsil-i kemâlâta devam etmişler, birçok defalar halvete girmişler, 27 yaşlarında hilâfetnâmeyle birlikte Râmuzü’l-Ehadis, Hizb-i A’zam ve Delâilü’l-Hayrât icâzetnâmelerini de alarak Beyazıt, Fatih ve Ayasofya Camii ve Medreselerinde derslere devam etmişler, bu esnada hafızlıklarını da tamamlamışlardır. Aynı zamanda hocasının işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dini hizmetler îfa etmişlerdir.
Mustafa Feyzi (ks) Hazretleri’nin vefatından sonra Bursa’ya dönerek yerleşmişler ve evlenmişler, 1929’da vefat eden baba-larının yerine Bursa Ovasındaki İzvat Köyünde 15–16 sene kadar imamlık yaptıktan sonra, Bursa’da önce bir müddet Veled Veziri Camisi’nde fahri hatiplik yapmışlar, daha sonra, Üftade Camii Şerifi’nin imam-hatipliğine tayin edilerek, şe-hirde hisar içindeki baba evine yerleşip, burada, 1945’den 1952’ye kadar hizmet etmişlerdir.
1952 Aralık ayında, Gümüşhaneli Dergâhı Postnişini eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz (ks) Hazretleri’nin ve-fatı üzerine onun hizmet ettiği Zeyrek Çivicizade Camisi’nde hizmete başlamışlar ve burada 1/10/1958 tarihine kadar va-zife yapmışlardı. Daha sonra İskenderpaşa Camii Şerifi’ne
15
nakil olunmuşlar ve vefatlarına kadar da bu camide vazifeli olarak kalmışlardır.
Ahirete İrtihalleri
Hocamız Mehmed Zahid (ks) Hazretleri, vefatından tak-riben bir sene kadar önce rahatsızlanmışlardı. Şiddetli ağrı-larından sürekli olarak muzdariplerdi ve zor ayakta durabi-liyorlardı. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittikleri Hicaz’dan, ağır hasta olarak 1980 Şubat’ında dönmek zo-runda kalmışlardı. 7 Mart 1980’de ameliyata girdiler ve mi-delerinin üçte ikisi alındı.
Ameliyattan sonra tedricen düzeldiler. Hatta 1980 Ra-mazanında hiç aksatmadan oruç tuttular, hatimle teravih kıldılar, vaaz ettiler, Hac mevsimi gelince de son haclarına gittiler. Orada rahatsızlıkları iyice nüksetmişti. Haccı güç-lükle ifadan sonra, 6 Kasım 1980’de İstanbul’a döndüler. 13 Kasım 1980’de (5 Muharrem 1401), Perşembe günü göz-yaşları ile uyur gibi bir halde iken ahirete irtihal eylediler.
Cenaze namazları 14 Kasım 1980 Cuma günü Süley-maniye Camii’nde muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafir tarafından kılınarak, mübarek vücutları, Süley-maniye Camii haziresinde, kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstadlarının yanındaki istirahatgâhlarına defnolundular.
Vefatları İslâm Âleminde büyük üzüntüye yol açmış, Su-udi Arabistan’da, Kâbe’de, Kuveyt’te ve daha pek çok şehirde gıyablarında cenaze namazı kılınmıştır.
Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yaprak-larında çok manidar ibareler yer alıyordu. Meselâ bunların birindeki şu nazım şâyân-ı taaccübdür:
16
Arkamdan Ağlama
Öldüğüm gün tabutum yürüyünce Bende bu dünya derdi var sanma!
Bana ağlama,”Yazık, yazık!” “Vah, vah!” deme!
Şeytanın tuzağına düşersen vah vahın sırası o zamandır. Yazık yazık asıl o zaman denir.
Cenazemi gördüğün zaman “Elfirak, elfirak!” deme! Benim buluşmam asıl o zamandır.
Beni mezara koyunca elveda demeye kalkışma! Mezar cennet topluluğunun perdesidir.
Mezar hapis görünür amma,
Aslında cânın hapisten kurtuluşudur. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret! Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki? Sana batma görünür amma
Aslında o doğmadır, parlamadır. Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi? Neden insan tohumu için
Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun? Hangi kova suya salında da dolu olarak çekilmedi? Can Yusuf’un kuyuya düşünce niye ağlarsın? Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!
Çünkü artık hay-huy’un, mekânsızlık âleminin boşluğundadır.
şemâil-i şerifi
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri uzunca boylu, iri kemikli, yapılıca, heybetli, pehlivan gibi bir zattı. Beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı bir kimse idiler. Gençken zayıf olduklarını, öksüzlükte yemek yerine
yu-17
murta içivererek böyle iri vücutlu olduklarını gülerek anlatır-lardı. İlk görüşte insanda sevgi ve saygı uyandıran bir halleri vardı. Tanıdığına tanımadığına selâm verir, güler yüz gösterir, gönül alırlardı. İlk nazarda koyu kestane renkli görünen, fa-kat dikfa-katle bakılması imkânsız, esrarlı ve derin manalı göz-leri vardı. Gözgöz-leri içinde kırmızılık, sırtlarında ve karınlarında ise avuç içi kadar iri bir ben mevcuttu. Hafızaları çok kuv-vetli idi, konuşmaları tatlı ve sâfiyâne idi.
şahsiyetleri
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri, çok kere halk telaffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır, çok iyi bil-diği bir şeyi bile sanki ilk defa duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, manalı ve nükteli cevaplar verirlerdi. Sohbet-leri hoş, hutbeSohbet-leri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında seslerini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticalen konuşurlardı.
Kerametlerini gizler, kendilerini hiç belli etmez, kimse-nin kusurunu yüzüne vurmaz, mütevazi, güler yüzlü, bakış-larıyla insanın içini okur, herkesin haline göre konuşur, kişi-nin bilmediği şeyi sorup mahcup etmezlerdi. Talebelerine ve insanlara karşı alçak gönüllü davranır, onlara bir kardeş gibi muamele ederlerdi. Öyle ki, bu duruma aldanan insanlar, kendilerini nerede ise bir arkadaş gibi görürdü.
Çok temiz ve titizlerdi. Önüne bir şey damlasa “eyvah ka-bahat ettik” derlerdi. Çoğu zaman sofralarında misafir bulu-nurdu. Hiçbir zaman hiçbir kimseye emir vermezlerdi. Zengin fakir demez, herkesin davetine gider, gönül yaparlardı. Ba-zen de davetsiz gider, fakir yahut hastanın gönlünü alır, dua ederlerdi. Sıkıldıklarını hiç belli etmezlerdi. “Aman sakın bir kalp kırmayın, kırarsanız o size yeter de artar” derlerdi.
Dost-18
larına vefaları emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar, sorarlardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara karşı hiçbir yardımı esirgemezlerdi.
İnsanlarla konuşurken, gülümseyerek söz söylerler, kim-seye doğrudan şöyle yap, şöyle yapma demezler, îmâ ile, mi-salle, dolaylı yoldan arzularını anlatırlardı. Dini mevzularda olmayan suallere net cevap vermezlerdi.
Özel hayatlarında ev halkına karşı müşfik ve latifeli dav-ranır, onlara doğrudan doğruya bir şey emretmez, “bir çay olsa içeriz” gibi tabirler kullanırlardı. Hocamız (ks) Hazretleri, daima telmih ve îmâ ile söylerler, anlaşılmazsa sabrederlerdi. Midelerinin üçte ikisi alınacak hale geldiğinde bile, hastalık-larından hiçbir şikâyette bulunmamışlardı. Rahatsız olduk-ları, hacı annemiz tarafından kısa istirahatları sırasında çıkar-dıkları hafif sesle anlaşılabilmişti.
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri kimseye sert muamele etmezler ve kimsenin gönlünü kırmazlardı. Kendi-leri İslam’a aykırı olmayan hemen her teklife ‘peki’ derlerdi. Gerçekleşmesi mümkün olmayan tekliflere bile peki demiş-ler, vefatlarından kısa bir zaman önce de “Siz peki demesini öğrenesiniz diye, olur olmaz tekliflerinize peki diyorum” buyur-muşlardır. “Pekey demesini öğrenmek lazım” ve “Arkadaşlık pe-key demekle kaimdir” sözleri meşhurdur.
Tevâzu ve Teslimiyetleri
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri o kadar büyük bir tevazu sahibi ve kendisini gizlemekte o kadar mahir idi-ler ki; en iyi bildikidi-leri bir mevzuyu dahi, muhatapları, Ho-camız Mehmed Efendi (ks)’nin bilmedikleri zannı ile uzun uzun izah ederken, Hoca Efendi (ks) Hazretleri hiç seslerini çıkarmadan, onu sonuna kadar dinlerlerdi. Ziyaretlerinde
bu-19
lunmuş bir yabancı, Hocamız (ks)’ın tevazusunu ‘riyaya kaç-mayan bir tevazu’ olarak nitelendirmiştir.
Kendileri; kerametleri zahir büyük bir mürşid-i kâmil ve zamanın kutbu olmalarına rağmen, makamını ve kemâlâtını gizlerler, normal insanlardan biri gibi görünürlerdi. Talebeleri kendilerinin bu halinden çoğu zaman aldanır ve edebe mu-halif laubaliliğe düşebilirlerdi. Gene bu tevazu sebebiyle in-sanlar Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’ni cana ya-kın bulur, kendisinden çekinmez ve O’na yaklaşır, istediği suali içinden veya dışından sorardı. Suallerin cevapları, soranı mesul mevkide bırakmamak için net olmaz, dolaylı olurdu.
Tasavvufu çok iyi biliyor, ne muazzam mutasavvıf, ne kadar üstün bilgili adam, denmesini hiç mi hiç istemezlerdi. Bilen bilmeyen herkese kapılarını açık tutmak için tevazuyu hiç terk etmemişlerdi. Her görenin O’nu bir köy imamı zannetmesine bayılırlardı. Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’nin zamanın kutbu oldukları, pek çok kişinin ha-rikulade hallerine şahit olmaları ile son zamanlarında anla-şılabilmiştir. Seyyid oldukları ise ancak vefatlarından sonra öğrenilebilmişti.
Daima herkese kapıları açıktı. Günün beş vakti Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’ni görebilmek O’nun sohbe-tinde bulunabilmek mümkündü. Hiç bir kimseyi kapılarında bekletmemişler ve kapılarından geri çevirmemişlerdi. Kendi-sine ulaşamayan fakat bir şey sormak isteyen veya bir müşkülü olana da, onu hiç kırmadan, ona en ufak bir külfet vermeden ulaşmasını bilirler, bunu da büyük bir gizlilik içinde yaparlardı ki bunların çoğu vefatlarından sonra ortaya çıkmıştır.
Birini dinlemekte, maddi ve manevi derdine çare ara-makta çok cömert olmakla beraber, fevkalade maddi sıkıntı-lar içinde olduksıkıntı-larında dahi, ihtiyaçsıkıntı-larını hiç kimseye
söyle-20
memişlerdi. Kimseden, kimse için de para ve diğer yardımlar hususunda aracı rolüne girmemişlerdi. Kimsenin işine, eşine, aşına, mesleğine, meşrebine, gelirine, giderine, evine barkına, vasıtasına, makamına, mansıbına, giyimine, kuşamına, varlı-ğına, yokluğuna ne karışır ve ne de özenirlerdi.
Bir keresinde Mekke-i Mükerreme’de kendisine sadaka vermek isteyen bir yabancının verdiği parayı kabul etmişler ve yakınları hayretle nedenini sorduğunda “biz o parayı alma-saydık, o kişi her sadaka verişinde ‘acaba reddedilir miyim’ diye tereddüt edecekti” buyurmuşlar, o sırada oradan geçen bir ih-tiyaç sahibine, paranın üzerine birkaç mislini de koyarak ta-sadduk etmişlerdir.
Kıskançlık ve çekememezlik sanki lügatlerinden tama-men silinmişti. “Ben falancadan ders almak istiyorum” di-yene de iltifatkâr davranarak o kimseye nasıl ulaşacağını ince ince ve zevkle anlatırlardı. Daima gönüllere Allah (CC) sevgisi nakşetmeyi gaye edindikleri, her tavırlarından anlaşılıyordu. Hanımlara ders tarifi yapmaktan son derece çekinmiş-lerdi. Zaruret hallerinde ancak karı-kocaya, baba-kıza veya yanında muhterem validemizi bulundurarak odanın dışında oturan bir hanıma ders tarif ettiklerine rastlanmıştı. “Sen bu tarif ettiklerimizi hanımına da anlat, o da derslere devam et-sin” dedikleri de olmuştu. Hanımlara cihad olarak; kocala-rına hizmet etmeyi ve evlerine sahip çıkmayı, çocuklarını iyi bir müslüman olarak yetiştirip terbiye etmeyi, dedikodular-dan son derece uzak durarak, civarına İslam’ı yaymaya çalış-mayı tavsiye ederlerdi.
sünnete Olan Bağlılıkları
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri hizmetleri ve sohbetleriyle olduğu kadar yaşantısıyla da insanlara İslamî bir
21
hayatın nasıl olması gerektiğini göstermişlerdi. Muhterem Ali Ulvi Kurucu Rahmetullahi Aleyh, Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’nin kendisini en çok etkileyen yönünü “Sün-netleri ihya etmek, Peygamber gibi yaşamak... Yani hal ve hareketlerini Efendimiz (sav)’e uydurmak...” şeklinde anlatı-yordu. “Sanki Rasulullah (s.a.v)’ı görüyor da, O nasıl hare-ket ediyorsa öyle harehare-ket ediyorlardı” diyordu.
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri, kendi üstadla-rına fevkalâde saygılı ve bağlı idiler. Kadîm dostları, üstadları-nın meclisine gittiklerinde Hoca Efendi (ks) Hazretleri’nin diz üstü oturup, baş eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduk-larını anlatırlar. Bu bağlılıkla ilgili olarak, Aziz Efendi Hazret-leri (ks) 1950 senesinde aşağıdaki menkıbeyi aktarmışlardır: “İki arkadaş vardı, bunlar Cuma namazlarını Hocaları Mustafa Feyzi (ks) Hazretleri’nin kıldığı camide kılmak ister-lerdi. O Hazret de Cuma’yı ya Beyazıt, ya da Ayasofya Camii’nde kılardı. Bu arkadaşlar Cuma vakti, önce Beyazıt Camii’ne ge-lirler, kapıdaki deri perdeyi kaldırıp içeriyi koklarlar, Hocala-rının kokusunu alırlarsa içeri girerler yoksa Ayasofya’ya gider-lerdi.” Bu iki arkadaştan birinin Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri olduğu bilinmektedir. Nitekim Rasulullah’la (sav) rabıtalı olanlara has olan bu koku, Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’nden de yakınındakiler tarafından de-faten duyulmuştur.
Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet ederler, talebelerini de bunlara teşvik ederlerdi. Ziyaretlerine gelene sormadan ce-vabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlarlardı. Gönüllere ve rüyalara Allah’ın izni ile tasarruf-ları vardı. Bereket gittikleri yere yağar; bolluk O’nunla bera-ber gezer, en ücra, en kıtlık yerlere O gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler, tevafuklara, tecellilere, maddî
22
ve manevi hallere ve ikramlara gark olur, hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.
Bütün ihvanı içinde belki de kendilerini en iyi anla-yan ve ona göre davranan da muhterem eşleri Hacı Anne-miz Hazretleri olmuştur. Günlük oturdukları mindere bir kez bile -velev ki çocuk dahi olsa- başkasını oturtmaz, Hoca Efendi (ra) hakkında fevkalade titizlenir, başkaları tarafından -çok yakın aile bireyleri de olsa- özel eşyalarının kullanımına izin vermezlerdi. Hoca Efendi Hazretlerine (ra) ve ihvana karşı cansiperane hizmeti ibadet bilirler, yaz-kış soğuk-sıcak demeden her gelene yemek hazırlarlar, kahvaltı ikram eder-lerdi. Çayın o kutlu hanede kaç kez demlendiği bilinmezdi. Bunları yaparken özellikle 1960 yıllarında her gün dışarıda maltız yakılır, yemekler orada pişer, çay orada demlenirdi. Ömürleri boyunca evlatları ve torunları tarafından muhte-rem Hacı Annemiz Hazretlerinin bir kez yattıkları, uyuduk-ları görülmemiştir. Bir kez bile olsa ‘yoruldum’, ‘bittim’ gibi bir şikâyetlerine şahit olunmamıştır. Bunları burada bir vefa örneği olsun diye arz etmeyi borç biliriz.
Şunu da kanaati acizanemiz olarak uygun bulduk ki böyle bir mürşidin arkalarında onlara hizmet ve vefada sanki bir Hatice-i Kübra validemizin 20. asırdaki ruhdaşını gördük de-mek abartılı olmasa gerektir.
Talebelerini Yetiştirme Tarzları
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri gerçekten mil-letimize Mürşid-i Kamillik örneği göstermek üzere yetiştiril-miş gibi, faaliyetlerini ülfetin tesisi için sürdürmüşlerdi. Var gücü ile enaniyeti terke, her şeyde Allah (CC)’ın rızasını ara-yarak O’nun sevgili bir kulu olmaya, dedikodu ve gıybet
et-23
memeye, milletin birliği ve beraberliği için çalışmaya kararlı bir şekilde hiçbir nefesini boşa geçirmeden gece gündüz gay-rete soyunmuşlardı.
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri dersini dinle-yenlere yeni bir şey anlatıyorsa, sanki kendileri de yeni öğ-renmiş gibi anlatırlar ve “bugün bir eserde yeni bir şeye rastla-dım” derlerdi. Böylece dinleyenler için tatbik hususunda geç kalınmadığını, bu yaşlarında olmalarına rağmen kendilerinin de yeni öğrendiklerini üstü kapalı olarak söylemiş olur ve bu hâl üzere talebelerini eğitirlerdi.
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri, ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırlardı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederler, yıl-larca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazlardı. “İnsanları ıslahın bir kaç lâfla ve münakaşa ile değil, hâl ile ayrıca sabır ve çalış-makla olacağını” buyurmuşlardı.
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’nin sohbetle-rindeki buluşlara teşbihlere hayran kalmamak mümkün ol-mazdı. Çok uzun ve derin düşünürler, bir ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştukları olurdu. 1980 senesinde tedavi görmekte oldukları kum havuzunun içeri-sindeyken söylemiş oldukları şu sözler, sâlikin Allah (CC) yo-lundaki görevini harikulade bir tasvirle anlatmaktadır:
“Süluktan murad, eriştiği mertebede sineğin kanadına değ-meyen dünya ve içindeki mülevveslikten uzak olmak kaydı ile müsterih bir zevkle yaşarken, vasıl olamadığı mertebeler için işte şu kum taneleri adedince gam çekmekten ibarettir.”
Bu yolun ilme dayandığının şuuru içinde kesbî ve vehbî ilimlerde zirveye erişmişlerdi. Nitekim bir talebesine “Evla-dım, işte bu Kur’an-ı Kerim bize tam 30 yılda sure sure değil,
24
sayfa sayfa değil, âyet âyet değil, kelime kelime yutturuldu.” bu-yurdukları nakledilmektedir
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri, en katı kalpli bir kimseye dahi nazar etseler veya o kimse vaaz ettikleri camiye ya da sofrasına olsun, bir kerecik getirilse, kalbi yumuşardı.
sosyal ve Ekonomik Yaşamdaki Etkileri
Mehmed Zahid Efendi (ks) Hazretleri yalnız ‘gönüller sul-tanı’ değildi. O aynı zamanda güzel ülkemizin manevi ve maddi kalkınmasını ve güçlenerek İslam âlemine örnek olmasını iste-yen ve bunu canı gönülden teşvik eden bir dava adamı idi. Bi-reysel kazanımların bir araya getirilerek ‘toplum yararına’ yatı-rımlara dönüştürülmesini işaret ve teşvik ederlerdi.
“Bu kapının önünde cemaatin dizdiği otomobillerden rahatsız oluyorum, rahatsız oluyorum! ... Yabancı diyar-lara ekmek parası için giden işçilerin o diyardiyar-lara gitmemesi var iken buna mecbur kalınması beni üzüyor. O getirilen otomobillerin yerine atölyeler, fabrikalar kurulsa ve aç su-suz vatandaşlara iş bulunsa, hem onlar İslam diyarında ya-şama imkânı bulur, hem de biz, yabancıların kölesi olmaz-dık” buyurmuşlardı.
Birçok konuşmalarında, Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri, ekonomik yönden, özelikle de küçük sanayi ve ağır sanayide, dışarıya bağımlı olmamak için sanayileşmek gerektiğini dile getiriyorlardı. Türkiye’nin ekonomik bağım-lılığının, kültürel bağımlılığı getireceğini misallerle izah edi-yor ve bunun da Batı’ya tutsaklık anlamına geldiğinin şuuru ile müslümanların kalkınması için birleşmeyi, bir ibadet gibi algılamalarını istiyor ve “teşebbüsler, şirketleşerek yapılırsa daha kalıcı, daha güçlü, daha heybetli ve daha güzel olur” diyorlardı.
25
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretlerinin Türkiye’nin sorunlarına getirdikleri çözüm önerileri, sadece düşünce düzleminde kalan fikirler değildi. Meselâ millî sanayimi-zin kurulmasını gündeme getirmişler, bilâhare inceleme-lerde bulunmak üzere yurt dışına çıkmışlar ve böylece bir tabu gibi görünen yerli sanayinin kurulmasıyla ilgili kor-kuların aşılmasına yardımcı olmuşlardı. Bizzat teşvikle-riyle kurulan ve zamanında Avrupa’nın en büyük fabrika-ları olan tesisler bu bağlamda güzel, canlı birer örnektir.
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri, mevki, ma-kam ve para tutkunu olmaktan kurtarmaya çalıştığı insan-ları bir yandan da Türkiye’nin yönetimine talip olmaya yön-lendiriyorlardı. Çünkü güzel yurdumuzun ancak mevki ve makam düşkünü olmayan insanlar eliyle kalkındırılabile-ceğine inanıyorlardı.
Ahlâkıyla, yaşantısıyla, tebessümüyle, yaratılanı Yaratan’dan dolayı seven ve kucaklayan felsefesiyle gönülleri fetheden Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri, hayatın her anına ‘inancın’ hâkim olması için çalışmışlar, geriye imzalı imza-sız birçok eser bırakmışlardır. Vakıflar, dernekler, ticari ku-ruluşlar, çeşitli yayınlar, her kademeden talebeler...
Hocamız (ks) Hazretlerinin, vefatlarından bir hafta önce, hacdan dönerken Medine-i Münevvere’de yaptıkları bir konuşmadaki şu sözleri O’nun yaşam felsefesinin hem bir özeti, hem de sevenlerine bıraktığı mirasıdır:
“Ne dervişlikte, ne şeyhlikte, ne imamlıkta iş yok. İş, Allah (CC)’ın rızasını kazanabilmekte. İş, Allah (CC)’ ın rızasını kazanabilmekte... İş, Allah (CC)’a sevgili kul olabilmekte.”
26
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretlerinden
Nasihatler
“Sen amellerin işlendiği ve fakat hesap sorulmadığı şu zamanda fırsat eline geçmişken değerlendirmeye bak. Amel işlemenin mümkün olmadığı, orada işlense de beş para etme-yeceği, pişmanlıklarla yerin göğün inleyeceği ve fakat hesap so-rulacağı, hesap görüleceği, dönüşü olmayan ahiret mekânına doğru gidiyorsun. Şuurlu ol, akıllı ol. Aklını güzel işler yap-makta kullanmaya bak. Büyüklerimizden ibret al. Boşa za-man geçirme ey aziz kardeş”
“İnsan dakikada ortalama 18 defa nefes alıyor. Her ne-fesinde Allah (CC)’a karşı zimmetlenmiş olur. Kalp atışları ise normal olarak dakikada 72 adettir. Şu halde sen ey kar-deş, her dakika 72 kere sana bu atışı temin eden Rabbini an-maya mecbur değil misin? Bu şuurda yaşamalısın. Bir günde 24 saat ve 1440 dakika var. Şu hale göre günde 26,000 defa ‘Allah’ diyesin ki nefeslerinin karşıtı kadar Rabbini zikretmiş olasın. Kalbinin atışlarını düşünecek olursan günde 104,000 defa Rabbini anabilmelisin. Biz öyle veliler tanıyoruz ki Rab-bimizin yeryüzünde ‘Rahmet’ olarak vazifelendirdiği peygam-berler adedinden fazla ‘Allah’ demeyi kendi nefislerine borç bilmişler, yani günde 125,000 defa Rablerini anmışlar. İşte bunların duaları sayesinde bu ülkenin pek çok yerine kâfirler girememiş, karşılarında hiçbir fiziki ve maddi güç olmama-sına rağmen, korkularından ülkeye girmelerine fırsat bula-madan def olup gitmişlerdi. Çanakkale niçin geçilemedi bir düşün. Karşılarında daima ehl-i zikrin duaları vardı. Her dua kâfirin tepesinde mermi gibi işlem görmedi mi? İşte bu zikirler seni öyle bir sevgili kul haline getirir ki 4 dakikada
27
bir derece yani takriben saatte 1700 km hızla dönen şu dö-nek dünya senin ayaklarının altında döner de sen dönmezsin aziz dostum, sen döndürülmezsin aziz kardeş. Herkes dönek olsa da gene sen dönek olamazsın. Yalan dünya içindekilerle döne döne ömrünü yitirir de sen dönmezsin! Sen dönmez-sin! Rabbinin sevgili kulu olarak şu fâni dünyada kimseye zarar vermeden ömrünü tamamlar, arkandan dualar edi-len biri olur gidersin. Allah (CC) seni ya ‘Allah’ demen veya birine ‘Allah’ dedirtmen için yarattığını hiç hatırından çı-karmamalısın. Sen böyle olmaya devam edebilsen, Rabbin senin ayağını dünyaya bastırmaya kıyamaz. Şunu hatırın-dan çıkarma ki Cenab-ı Hakk’ın gizlediği ‘İsm-i Azam’ se-nin içindedir. Bul onu çıkar. Göreyim seni. Bu Rabbimin taahhüdüdür. İsmi A’zam senin içinde olur da hiç Rabbim seni incitir mi? Senin burnunu bile kanatmayacağı gibi... ‘Ya Sâriye! İle-l Cebel!’ dediğinde 1500 km mesafeden sesini duyurur. İşte meydan!”
“İnsanlarla iyi geçinmek istiyorsan kimseyi tenkit etme! Fakir zengini, zengin fakiri tenkit etmeye kalkmasın. Halkın sevdiğini halka şikâyet etmeyin. (Halkı kandıranların halka anlatılması ise ibadettir). Kimsenin işine, gücüne karışma! Dedikodu yerlerinde bulunma! Kardeşlerinizi sık sık ziyaret ederek ‘acaba hangi hizmetinde bulunabilirim, hangi işine yarayabilirim’ düşüncesini sakın terk etmeyin. Bu düşünce, sizin muhabbetinizi artıracaktır”
Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretlerinin, 1980’deki son haclarında Mekke-i Mükerreme’de bir ‘veda hitabeti’ niteliği taşıyan şu konuşması çok manidardır:
“Buralarda bin sevap işleniyor. Bir taraftan da bin gü-nah işleniyor. Hâlbuki bir anlık cihad kırk hacdan efdaldir.
28
Bir anlık nefis ile mücahede (büyük cihad) ise seksen nafile hacdan efdâldır. Büyük cihad ise ancak halvetlerle olur. ‘Al-lah’ demekten daha büyük ibadet mi olur? Halvette her ne-feste ‘Allah’ deme alışkanlığı edinirsin. Halvet cami, mescid gibi yerlerde olduğu gibi evde de olur. Buralara gelmek yerine yılda üç defa, yani Ramazanın son on gününde, Zilhicce’nin arife günü dâhil on gününde, Muharrem’in ilk on gününde halvet usullerine uygun olarak bir yerde geçirmenizi, orada ne yapacağınızı da Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddin Efendi Hazretleri’nin (ra) eserlerini okuyarak öğrenmenizi tavsiye ediyorum. Bir daha toplu olarak buralara gelemeyiz. Toplu olarak da bulunacağımızı zannetmiyorum. Ne dervişlikte ne imamlıkta, ne şeyhlikte iş yok, iş Allah (CC)’ın rızasını ka-zanabilmekte, iş Allah (CC)’ın sevgili kulu olabilmekte. Al-lah (CC)’ın rızası ise devamlı günahlardan kaçarak ve iba-detlerle öğrenilir. Çok bilmek hüner değil. Her ilmin üstünde ilim vardır. Çok paranın da hesabı çoktur. Kuvvete sahip ol-mak da hüner değil, hüner o kuvveti, o ilmi, o parayı Allah (CC)’ın emrinde kullanabilmektedir.
İlim, edeb ve takvayı beraber yürütün. Gönlünüze şey-tanı sokmamaya çalışın, çıkarması çok zordur. Gümüşhanevi (ks) Hazretleri, günahları ihtiva eden kitaplarını -Necatü’l Gâfilîn’i- her salike 1000 defa okuturlardı. Siz de okuyun. Buralara farz hac için veya başka maksatla gelinecekse, cep-lerinizi iyice doldurarak gelin. Sakın kimseye sığınmayın. Onun bunun yardımı ile hac etmeye kalkmayın. Yerlerde sü-rünür gibi hac yapmayın. İbadetiniz bitince de hemen mem-leketinize dönün.”
29
Evrad-ı şerif’in İnşası
Aziz Kardeşlerim!
Bu güne kadar pek çok dua kitapları yayınlanmıştır. Abdûlkadîr Geylâni, Ahmed Rufâi, Hasan-ı Şazeli, Mu-hammed Bahaüddin Nakşibendî Hazretleri gibi daha nice bü-yüklerin tertip ettikleri günlük, haftalık evrâd kitapları inceden inceye tetkik edilerek şu an evlerde, mescitlerde takip edilmekte olan ‘evrad-ı şerîf’ meydana gelmiştir. Bu tarzdaki yedi günlük evrâdı bir daha meydana getirmek imkânsızdır. Bu Kur’an ev-radına ilaveten; Buhari, Tirmizi, Cami’us-sagir, Ramuz ve di-ğer hadis kitaplarındaki Peygamber Efendimiz (sav)’in mübarek dudaklarından dile gelmiş zikir ve dualarla üstad-ı muhteremi-miz Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi (ks)’nin tertip ve bizlere emanet ettikleri iki binden fazla sayfalık üç kitaptan seçme dua ve zikirler alınmıştır. Dikkat etmelisin ki senin oradan buradan duyarak biçimlendirdiğin dualar bunların yerini tutmaz. Sen bu evraddaki duaları usulüne uyarak oku. Cenab-ı Hak muh-taç olduğun ve olacağın her şeyi bilir. Onları dilediği zaman sana ihsan eder. Her kim ki bu evradı salih bir niyetle, ihlâsla okusa, Allah (CC)’ın izni ile muradına kavuşur. Bu evrad-ı şe-rifi günü gününe ve Allah (CC)’dan ümidini kesmeden sürekli olarak okumaya devam etmelisin. Niyetinin halis ve saf olma-sına dikkat et. Allah (CC), canı gönülden okuyacağınız evrad-ı şerifin feyiz ve bereketini sizden ve bizden eksik etmesin.
Bu evrad-ı şerif ile beraber; Allah (CC) bizlere müslüman olarak yaşamayı, müslüman olarak ölmeyi sonsuza kadar cen-nette sâdât efendilerimiz ile beraber kalmayı nasib etsin.
30
Üstadımız Mehmed Zahid Efendi (ks) Hazretleri, tertib ettiği bu muazzam eser olan ‘Evrad-ı Şerif’ ile bir kimsenin ilaveten hangi namazları kılacağını, namazlardan sonra hangi sureleri okuyacağını, hangi zikirleri yapacağını, rabıta çeşit-lerini anlatmıştır. Kendisi, kimsenin bir kelime dahi ekleye-meyeceği zarafette, sanki ‘Halidiyye’ ye merbut yepyeni bir ‘Zahidiyye’ nin karkasını teşkil edercesine, efradını cami, ağ-yarını mani olan bu ‘Evrad-ı Şerif’ i inşa etmişlerdi.
31
Mehmed Zahid Kotku (ks) Hazretlerinin
Altın silsile-i şerifleri
silsile-i Zeheb
1. Başımızın tacı, gönüllerimizin tabibi, dünya ve ahiret şefa-atçimiz, hidayetimizin, gözlerimizin ve letâifimizin nuru, yaratılmışların en üstünü:
seyyid-i Kainat Hz. Muhammed Mustafa (sas)
Sıddıkiyye
2. Peygamber Efendimiz (sav)’in en sadık ve mağara arka-daşı, ashabın en üstünü, Sıddıkıyye’nin kurucusu:
Hz. Ebubekir sıddık (ra)
3. Peygamber Efendimiz (sav)’in kendi ailesine severek dâhil ettiği:
Hz. selman el-farisi (ra)
4. İmamların imamı:
Hz. Kasım İbn-i Muhammed (ra)
5. İmamların rehberi:
Hz. Cafer-i sadık (ra)
Tayfuriyye 6. Kutupların kutbu: Hz. Beyazid el-Bestami (ks) 7. Evliyalar kutbu: Hz. Ebu’l-Haseni’l-Harakani (ks) Haceganiyye 8. Kutupların kutbu:
32 9. Kutupların kutbu: Hz. Yusuf el-Hemedani (ks) 10. Kutupların kutbu: Hz. Abdülhalık el-gûcdüvani (ks) 11. Evliyanın kutbu: Hz. Arif er-Rivgeri (ks) 12. Evliyanın kutbu:
Hz. Mahmud İncir el-fağnevi (ks)
13. Evliyanın kutbu:
Hz. Ali Ramiteni (ks)
14. Evliyanın kutbu:
Hz. Muhammed Baba es-semmasi (ks)
15. Evliyanın kutbu:
Hz. Emir Külâl (ks)
Nakşibendiyye
16. İmamların imamı, kutupların kutbu, Silsile-i Zeheb’in sürekli düzenleyicisi, Abdülhalık el-Gûcdüvani’nin kabri şeriflerinden tarikatın bütün boyutlarını ve özel-likle ‘hâfî’ zikrinin inceözel-liklerini tahsil eden, sürekli fe-yiz ve nur kaynağı
Hz. şah-ı Nakşbend Muhammed Bahaüddin Üveysi el-Buhari (ks)
17. Nakşibend Hazretleri’nin damadı şerifi ve evliyanın kutbu
Hz. Alâeddin Attâr (ks)
18. Evliyanın kutbu:
Hz. Yakub el-Çerhi (ks)
33 Hz. Ubeydullah Ahrâr (ks) 20. Evliyanın kutbu: Hz. Muhammed Zahid (ks) 21. Evliyanın kutbu: Hz. Muhammed Derviş (ks) 22. Evliyanın kutbu: Hz. Hacegi el-Emkenegi (ks) 23. Evliyanın kutbu: Hz. Muhammed Baki (ks) Müceddidiyye
24. İkinci bin yıl yenileyicisi, evliyanın kutbu, tarikatı şeriat-tan her boyutu ile ayırmadan; yeniden ırk, dil, coğrafi tüm farklılıkları İslam’a endeksleyerek projelendiren:
Hz. İmam Rabbani Müceddid-i Elf-i sani Ahmed fa-ruk es-serhendi (ks)
25. İmam-ı Rabbani’ nin oğlu, evliyanın kutbu, urvetü’l- vüska:
Hz. Muhammed Masum (ks)
26. Evliyanın kutbu:
Hz. şeyh seyfüddin (ks)
27. Evliyanın kutbu:
Hz. seyyid Nur Muhammed el-Bedvâni (ks)
28. Evliyanın kutbu:
Hz. şemsüddin Cân-ı Cânân Mazhar (ks)
29. Evliyanın kutbu:
34
Halidiyye
30. Evliyanın kutbu, açık ve gizli ilimlerde iki kanat sahibi, efendimiz, rabıta şeyhimiz, hâfî zikirlerin tümünü yeni-den tanzim eyeni-den:
Hz. Mevlânâ Ziyâüddin Halid el-Bağdadi (ks)
31. Mevlânâ Ziyâüddin Halid el-Bağdadi’nin özel olarak ye-tiştirdiği, tarikatların efendisi, kutupların kutbu:
Hz. Ahmed İbn-i süleyman Halid Hasen eş-şami (ks)
Ziyaiyye
32. Evliyanın ve ariflerin kutbu, yardımcısı ve ellerinden tutanı, kendisine ulaşanların, kendisinden ne zaman olursa olsun yardım bekleyenlerin rehberi, yol gösteri-cisi, Rahmân’ın ahlâkı ile teçhiz edilmiş, Kur’an’ın ter-biye ettiği, Rasulullah’ın sünnetini ve yolunu yaşayan ve gösteren, ilim ve irfan kaynağı her türlü olgunluğa, ke-malin zirvesine yerleştirilmiş ve genellikle ‘Büyük Şeyh Efendi’ diye anılan:
Hz. Ahmed Ziyâeddin el-gümüşhanevi (ks)
33. Büyük Şeyh Efendiden (ks) özel olarak rehberlik eğitimi ile teçhiz edilmiş, Silsile-i Zeheb’de Allah (CC)’a dayan-manın, yönelmenin istikametinden zerre miktar sapma-yan, tüm evliyanın, ariflerin, âlimlerin kutbu olmasını bilen:
Hz. Hasan Hilmi el-Kastamoni (ks)
34. Büyük Şeyh Efendiden (ks) özel olarak rehberlik eğitimi ile teçhiz edilmiş, evliya ve ariflerin kutbu, gizli ve açık ilimlerin iki kanadı:
35
35. Büyük şeyh Efendiden (ks) özel olarak rehberlik eğitimi ile teçhiz edilmiş, evliyanın, ariflerin, âlimlerden tarikata mu-habbet besleyenlerin kutbu, arif yetiştirmekte Büyük Şeyh Efendiye en yakın hizmetkâr, Kur’an, Hadis hafızı:
Hz. Ömer Ziyâüddin ed-Dağıstani (ks)
36. Büyük şeyh Efendiden özel olarak rehberlik eğitimi ile teçhiz edilmiş bulunan, evliyanın, ariflerin, kemali olan-ların ve silsileye muhabbet besleyenlerin kutbu:
Hz. Mustafa feyzi İbn-i Emrullah et-Tekfurdaği (ks)
37. Mustafa Feyzi Hazretleri’nden çok özel eğitimle feyiz yol-larını öğrenen, kutubların, ariflerin kutbu:
Hz. Hasib es-serezi (ks)
(Vefatı: 15/05/1949)
38. Mustafa Feyzi Hazretleri’nden çok özel eğitim gören ku-tupların, ariflerin, kemal sahiplerinin kutbu ve yol gös-tericisi
Hz. Abdülaziz el-Kazani (ks)
(Vefatı: 02/11/1952) Zahidiyye
39. Mustafa Feyzi Hazretleri tarafından çok özel bir eğitimle yetiştirilmiş olan, Kur’an ve Hadis hafızı olmakla bera-ber, Seyyidliğini gizleyebilen, kutubların, ariflerin, hoca-ların, kemâl sahiplerinin kutbu, silsileye muhabbet besle-yenlerin yol göstericisi, zikri ve rabıtaları ve hatta Hatmi Hace’yi çok basitleştirerek tasavvufta ilerlemek isteyenle-rin ayırt etmeden elinden tutanı, yardıma ihtiyacı olana Allah (CC)’a borç verir gibi koşanı
Hz. Mehmed Zahid İbn-i İbrahim el-Bursevi (ks)
36
Silsile-i Zeheb’de bulunanların bariz vasıfları nasıldı? Onlar Allah ve Rasulüne ve silsiledeki büyüklerine say-gılı, anlayışı yüksek, kavrayışı eşsiz kimselerdi. Kalplerinden dünya sevgisi çıktıktan sonra, Letâiflerindeki tüm kirlilikler tevfik nurlarının süpürgesi ile temizlenmişti. Onlar; mürid-likten, arifliğe, ebrarlığa, zâhidliğe, sahib-i ahvâle çok süratle gelmiş kimselerdi. Onlar erbain fırınlarında, istiğfar ateşinde tevfik alevi ile hidayet sıcaklığında sırat-ı müstakim mayasıyla pişirilmiş kimselerdi. Onlar yal dervişini, kal dervişini kolla-rının arasında muhabbet ateşinde pişirip hâl dervişine dön-dürmek için çalışır Allah dostları ile.
Ebûbekir (ra) buyurdular ki: − Ölümü her an hatırlayalım.
− Allah ve Rasulünün sakınılmasını emrettiklerine yak-laşmayalım.
− Dünyada, nefislerimizi Rabbimizin rehin aldığı şu-uru içinde olalım.
− Ecellerimiz gelmeden, dünyada ahiret için yarışalım. Selman (ra) buyurdular ki:
Selman (ra)’ın son nefesine yakın bir halde ellerini yü-züne kapayıp hıçkırıklar içinde ağlarken Sâd bin Ebi Vakkas (ra) ziyaretine gelmiş ve niçin bu kadar ağlıyorsun? demişti. Selman (ra) da:
− Rasulullah’ın huzuruna giderken nasıl ağlamayayım. Vasiyetini tutamamış bir ümmet olarak utanıyorum. O Rasul bana buyurmuştu ki: “Sizin dünyadaki azığınız, binek bir hayvanın üstünde yolculuk et-mekte olanın yanındaki azığı kadar olmalıdır” Ben ağlamayayım da kim ağlasın be kardeşim diye cevap verdiler.
37
Cafer-i Sadık (ra) buyurdular ki:
− Yaratılmayanın peşine düşüp de harap olmayalım. Onun peşine düşersen yorulursun fakat gene de ona kavuşamazsın.
− Ya Şeyh, Rabbimizin yaratmadığı nedir? − Dünyada müslüman için rahatlıktır.
Gel şu yaratılmayan rahatlığın peşine takılmayalım. Abdulhalık el-Gûcdüvani (ra) buyurdular ki:
− İnsanların hor görmesini, rağbet ve teveccühüne ter-cih edelim.
− Dünyaya aldanmayıp, ölüme hazırlıklı olalım. − Ahiret ilmini dünya bilimine, ahireti tümü ile
dün-yaya tercih edelim.
− Allah’ın rızka kefil olduğunu hiç hatırdan çıkarma-yalım.
− Çok gülerek kalbi öldürmeyelim.
− Allah’tan gayri hiçbir şeyden ve kimseden korkmayalım. Şahı Nakşibend (ra) buyurdular ki:
− Dünyanın şöhretinden, izzetinden ilişiğimizi keselim. − Halkın itibarından ve vereceği mertebelerden
vazge-çelim.
− Başkalarının müptelâ olduğu dünyalığın bizden uzak-laşmasından dolayı Rabbimize şükrü artıralım. − Bize verilmeyeceğini bildiğimiz bir şeye karşı hür
ol-duğumuzu, verilmesini çok istediğimiz şeyin ise kö-lesi olduğumuzu hiç hatırımızdan çıkarmayalım. − Bu yolda vücud perdesinden daha büyük ve daha
38
− Kendi can ve cismimize karşı muhabbeti silelim. − Dünyayı ebedî hayatın saadetine vesile kılmak,
ahi-retin tarlası haline getirmek suretiyle yaşanmaya de-ğer ömür geçirmek mümkündür.
− Amellerimizde sürekli azîmeti seçelim.
− Farz ve sünnetlere, nafilelere bütün gücümüzle sarı-lalım.
İmamı Rabbânî (ra) buyurdular ki:
− Allah’a karşı yalvarıcı, kalbi kırık ve O'na her an sı-ğınıcı olalım.
− Nefsimize büyüklük ve üstünlük pâyesi vermeyelim. − Dünya sevgisi bütün hataların başıdır. Dünya
adam-larından, onlarla sohbetten uzak duralım.
− Gıybetten, kötü zandan, kendi nefsine başkasının kötü zan beslemesinden olabildiğince uzak duralım. − Günah ve mekruhlardan göze gelen simsiyah şualar
seninle Rabbinin arasını açar. O halde gözü haram ve mekruhların her türlüsünden koruyunuz.
− Dünyayı ebedî hayatın saadetine vesile kılmak, ahi-retin tarlası haline getirmek suretiyle yaşanmaya de-ğer yapıya kavuşturmak mümkündür.
Mevlâna Halid (ra) buyurdular ki:
− Dünyada ömür sürerken ölümü, ahiret hallerini ve bunların gerçek sahibini hep hatırda tutalım.
− Allah’ın hoşnut olduğu evliyanın kalplerinde yer edenler büyük devlete konmuştur.
− Bedeni beslemeye çalışandan, makam ve mevki sa-hibi olmak isteyenden, bidat sahiplerinden, gösterişe kapılanlardan mümkün mertebe uzakta bulunalım.
39
− Fıkıh ve ilm-i sahih ile sürekli ilgilenelim. − Başkasına hiçbir şekilde yük olmayalım.
Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin (ra) buyurdular ki: − İhlâs ile islâh etmek dünya sevgisinin terkine bağlıdır. − İsraftan ve israf edenlerden uzak duralım.
− Yüksek ve görkemli binalara, insanların özendiği bi-neklere, aşırı her türlü ziynete itibar etmeyiniz. − Diyarı küffara ait kefere sözlere, kaplara, giyim
ku-şama, yiyeceklere, ev eşyalarına özenmeyelim. − Âlim ve ebeveynden gayrisinin elini öpmeyelim.
Kim-seye boyun eğmeyelim. İhtiyacımızı kimseden talep etmeyelim.
Mehmed Zahid (ks) buyurdular ki: − İdarecilikte şu üç hususa dikkat edelim:
• Daima adaletle muamele ediniz.
• Müşavirleri Allah’a itaat edenlerin arasından se-çiniz.
• Emaneti, Allah ve Rasulüne itaat edenler arasından ehillerine veriniz.
− Allah’a kulluktan alıkoyan her şey dünyadır.
− Dünyayı sevmek demek, zevk ve sefa âlemlerine da-larak müptelâ olmak demektir.
− Büyüklerimiz dünyada süs, saltanat, her türlü ziynet eşyalarının hiçbirine iltifat etmemişlerdir.
− Dünyanın aldatıcı cazibelerine kapılıp da güzel amel-lerden, ibadet ve taatten mahrum bir şekilde yaşa-maktan şu aciz canımızı korumalıyız.
40
• Merhamet sahibi olmalısın. • Selâmet-i sadır sahibi olmalısın. • Sehaveti- nefis sahibi olmalısın. − Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır.
− Bir kimsenin mülkünde O’nun izni olmaksızın ta-sarruf etmek caiz olmadığına göre ve "mülk Allah’ın-dır" diyorsak, O’nun mülkünde O’na isyan ederek, O’na itaat etmeyerek yaşamak hiç mi hiç caiz değil-dir. − Silsile-i Zeheb'dekiler; • Rabıta çeşitleri • Gizli zikir çeşitleri • İlmî sohbetler ve irşadlar • İlmî risaleler, ilmi kitaplar ve evrâd ile çalışma-larını sürdürdüler.
Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, Hocamız Mehmed Efendi (ks) Hazretleri’nin derecâtını ulyâ eyleyip, biz aciz-ü nâcizleri de füyûzat ve şefaatından feyizyab-u nasibdâr bu-yursun...
Âmin, bihürmeti Seyyidil-Mürselîn ve alihî ve sahbihî ve men tebiahüm biihsânin ilâ yevmid-dîn, vel-hamdü lillâhi rabbil-àlemîn.
Bu dünyaya gelen herkesin vakti gelince gitmesi mukar-rerdir. Dünya; ahiretin bir yoludur. Cennete de, Cehenne-me de yol buradan geçer. Âhiret denilen âlemde bu dünyada yaptıklarımızın hesabı görülünce, kara yüzlü günahkârlardan olup Cehenneme sürüklenmek ne kadar acıdır. Bunun se-bebi de Allah’u Teâlânın emirlerine uymamak, yasakların-dan kaçmamaktır.
Malûmdur ki, birçok kusur ve günahlar bilinmediğin-den yapılmaktadır. Bunlar bilinirse, her halde insanoğlu yap-mamaya çalışacaktır.
Bilindiği halde yapılan günahın cezası bir ise, bilinme-den yapılan günahın cezası iki misli olacaktır. Birisi öğren-mediği için, birisi de günah işlediği içindir. Onun için her halde hayırları, şerleri, günahları öğrenmek kendi menfaati-mizin iktizasıdır.
42
İşte öğrenilmesi menfaatimiz icabı olan hayırlardan bi-risi de ana ve babaya daima iyilik, ihsan, ikram ile birlikte; öldükten sonra da onları unutmayıp daima hayırla yâd et-mek ve onlar için hayırlar yapmak. Meselâ onların namı-na sadakalar vermek, Kur’an okumak, tevhid çekmek, hac ve umre yapıvermek veya yaptırmak, nafile namazlar kı-lıp onların ruhlarına hediye etmek suretiyle de onları se-vindirmek bizlere düşen vazifelerin başında gelmektedir. Cenâb-ı Hakk’tan cümlemize Tevfik ve hidayetler diler, ol-gun, kâmil müslüman olmamızı yine Hakk Sübhânehû ve Teâlâdan dilerim.
İmam-ı Buhâri’nin, Abdullah b. Amr b. El-Âs (R.A.)’dan bu hususta rivayet ettiği hadîsi sizlere de duyurmayı vazife saymaktayız. Çünkü duyulmasında çok, hem de çok faide-ler vardır.
Hadîs-i şerif meâlen şöyledir:
Büyük günah olarak Allah’a şirk koşmak, vâlideyne asi olmak, adam öldürmek, bir de yalan yere yemin etmek, diye dört büyük günah sayılmıştır. Burada valideyne asi olmanın, Allah Teâlâ’ya şirk koşmak, adam öldürmek ve yalan yere ye-min edip başkalarının hakkına tecavüz edenlerle beraber zik-redilmesi de tabiî çok manalıdır. Adam öldürmek cinayetle-rin en büyüğü olduğu gibi bunu işleyenlecinayetle-rin de Cehennemlik olacağını bilmeyen yoktur zannederim. Nisa sûresinin 93. âyetini iyi oku. Bir mümini kasten, bile bile öldürmek kolay, alt tarafı bir kurşuna dayanır. Fakat sonra ebediyen Cehen-nemde yanmak kolay mı? Bir de üstelik Hakk’ın gadâbına ve lânetine müstehâk olmak, nihayet büyük bir azapla kar-şılaşmak acaba ne demektir. İşte bunları düşünmeden aklı-na düşeni hemen yapıvermek, şuursuzluğun yani akılsızlığın
43
alâmetlerindendir. İnsan her halde kâfir de olsa bir cana ko-layca kıyamaz.
Binâenaleyh ana ve babaya asi olmak ve onları incitmek, rahatsız etmek, dinsiz müşrikle, adam öldüren katilin arasına sokulmuş ve bu suretle ana ve babaya isyan edenlerin katiller gibi ağır cezaya çarptırılacakları hissi verilmiştir.
Öyleyse ey aziz ve muhterem kardeşim! Sen onların kadr ü kıymetlerini iyi bil de sakın onları darıltma. Ne onlara küs, ne de onları küstür. Eğer dünyada ve âhirette rahat etmek istiyorsan bundan başka çare yoktur. İnsana yaraşan daima büyüklerinin sözlerini ve nasihatlerini dinlemek ve Hakk’ın emir ve fermanlarına boyun bükmektir.
İslâm âdet ve an’anesine, emir ve nehiylerine itaat etmeye ve Peygamberimizin sünnetlerine riayetkâr olarak yaşamamı-za vesile olan eserleri yadigâr bırakan ulemamıyaşamamı-za karşı ne gibi bir hizmet edebiliyoruz? Hiç olmazsa onların ruhlarına Fati-halar hediye ederek ve onların bıraktıkları, o canım ve güzel eserlerin yanına, bizler de güzel ve kıymetli eserler ekleyerek, gelecek nesle yadigâr bırakmamız lâzım gelmez mi dersiniz?
Bugün genç yavrularımızdan hem ricâ, hem de onlara ufak bir hediye olarak hazırlanan bu kitabı güzelce okuyarak, ana ve babalarına karşı hürmetkâr ve mutî olmalarını tavsiye eder ve Cenâb-ı Hakk’tan da muvaffakiyetler ihsân buyur-masını fazl-u kereminden dileriz.
Üzerimizdeki hakları şöyle sıralamak mümkündür: 1- Evvelâ bizi yaratan ve bizi ilim ve irfan ile techiz eden
Allah’ü Teâlâ’nın hakkına riayet etmek, emirlerini dinle-yip, yasaklarından kaçınmak en birinci vazifemizdir. 2- Peygamberimizin hakkıdır. O’nun da emirleri ve
yasak-ları vardır. Emirleri sünnetleri öğrenip işlemek, yasakyasak-ları da sünnetlerini terk etmektir. Bundan kaçınmak şarttır. 3- Kıyamete kadar gelecek olan Ümmet-i Muhammed’e,
Allah’ın emirlerini, Peygamberimizin sünnetlerini tanı-tan ve öğreten ulemamızın hakkıdır ki, onlara hürmet, saygı ve ikram başlıca borçlarımızdandır.
4- Ana ve babalarımızın hakkıdır ki, dünya evine gelmemi-ze bizim hayatımıza başlıca sebeptirler. Onlarında sözle-rini dinleyip gönüllesözle-rini kırmamak ve onların rızalarını kazanmakda en belli başlı vazifelerimizdendir.
46
5- Çocukların anne ve babalardaki hakları.
6- Karı koca haklarıdır ki, cemiyetlerin rahat ve huzuruna sebeptirler.
7- Komşu haklarıdır ki, pek mühimdir. Bazen akrabalardan daha ziyade komşulara muhtaç olunmaktadır.
8- Akrabayı taallukata sıla-i rahim hakkıdır.
9- Hayvanatın hakkıdır ki, evde bulunan kedi, köpek de bu hakka dahildirler.
10- Devlet, millet, memleket haklarıdır ki, cemiyet hayatı ya-şayan ve hürriyet isteyen fertlerin bu hakka da riayetleri şarttır.
Hülâsa:
1- Allah’ü Teala’nın hakkı, 2- Peygamberimizin hakkı, 3- Ulemâmızın hakkı, 4- Ana ve babaların hakkı, 5- Karı-koca hakları, 6- Çocukların ebeveyndeki hakları, 7- Komşu hakları, 8- Akrabayı taallukata sılâ-i rahim hakkı, 9- Hayva-natın hakkı, 10- Millet hakkı. Bunlara ilâveten birçok hak-lar sayılabilir.
HAKKINA RİAYET
Şimdi sizlere ve bizlere Allah Teâlâ hazretlerinin Kur’an-ı azimüşşânda yazıp bildirdiği vasiyeti yazmak istiyorum ki, bu vasiyeti Cenâb-ı Peygamber Efendimiz de ashabı kiramına vasiyet etmişlerdi. Vasiyetin başı şu ayet-i kerime ile başlar:
اًئْي َش ِهِب اوُكِر ْشُت َّلاَا ْمُكْيَلَع ْمُكُّبَر َمَّرَح اَم ُلْتَا اْوَلاَعَت ْلُق
ُن ْحَن ٍقَلاْمِا ْنِم ْمُكَدَلا ْوَا اوُلُتْقَت َلاَو اًنا َس ْحِا ِنْيَدِلاَوْلاِبَو
اَمَو اَهْنِم َرَهَظ اَم َشِحاَوَفْلا اوُبَرْقَت َلاَو ْمُهاَّيِاَو ْمُكُقُزْرَن
ْمُكِلٰذ ِّقَحْلاِب َّلاِا َُّللا َمَّرَح ىِتَّلا َسْفَّنلا اوُلُتْقَت َلاَو َنَطَب
َنوُلِقْعَت ْمُكَّلَعَل ِهِب ْمُكاي َّصَو
(En'am suresi 151. âyet)48
Bu vasiyetler on tanedir. Şimdi bunu anlamaya çalışa-lım. Cenâb-ı Hakk’ın kullarına haram kıldığı şeylerin başın-da şirk gelmektedir. Şirk günahların en büyüğüdür. Cenâb-ı Hakk’a şerik koşmak; ikidir, üçtür gibi söz söylemek; sev-gisini, korkusunu Allah’tan gayriye yapmak yani asıl sevile-cek Allah iken onu bırakıp başka birisini sevmek; korkulma-sı lazım gelen Allah iken başkalarının kuvvetinden korkmak gibi. Halbuki riyânın da en ufağı bir nevî şirktir, buyrulmuş-tur. Onun için müslümana lazım olan Allah Teâlâ hazretle-rine hâlisâne kulluk etmek iken, riyakâr adam, insanları al-datmak için riyakârlık yapıp, kendini iyi bir müslüman gibi göstermeye çalışır. Bilmez ki Allah Teâla kullarının her hali-ni iyi bilir. Hem görür, hem de işitir. Ondan gizli hiçbir şey olmaz. Her şeye de vakıftır. İçinden geçen en gizli hatırala-rı, vesveseleri, kuruntulahatırala-rı, düşünceleri senden daha iyi bilir. Binaenaleyh, riyakârın yaptığını da, yapacağını da pekiyi ve güzel bilir. Ondan saklı ve gizli hiçbir şey olmaz. Öyle ise, ihlastan kat’iyyen ayrılma. Riyakârın işi dünyada da berbat-tır, âhirette de. Riyakârane yaptığı amellerden hiçbir suretle faydalanması mümkün değildir.
Haramların, günahların, isyânın en büyüğü şirk oldu-ğu halde, hâlâ zamanımızda Allah’tan gayriye tapanlar, hattâ münevverler arasında bile pek çok kimseler, cemiyetler, ka-bileler buluna gelmektedir. Peygamberimizden evvelki devir-de yaşayan insanların halini tarih bize pek açık bir şekildevir-de göstermektedir. Mekke-i Mükerreme zapt olunduğu vakit 360 putun nasıl kırılıp atıldığı herkesçe malûmdur. Hat-ta bunların içinde meşhur olanları vardır ki, isimleri şöyle zikredilmektedir: Hübel, Lât, Uzzâ, Menât gibi. Hele İb-rahim Aleyhisselâm Hazretlerinin zamanında putlara
tap-49
mak pek meşhur idi. İbrahim Aleyhisselâm onları bir gün kırıp parçaladıktan sonra, baltayı da büyük putun boynuna astı. Bu çok ustaca yapılmış bir tertip idi. Bu putların kırıl-masını İbrahim Aleyhisselâm’a isnat ettiler. Sorguya çekil-di. O da, balta kimin boynunda ise ona sorun diye cevap verdi. O zaman tam bir şaşkınlık içinde ne yapacaklarını bilemediler de onun canı mı var ki, bu işleri yapabilsin de-mek mecburiyetinde kaldılar. O zaman tam fırsat İbrahim Aleyhisselâm’ın eline geçti. Onları mağlûp eden, perişan eden şu cümleleri deyiverdi: “Öyle ise, siz bu cansız, işe
yaramayan faydası ve zararı olmayan; kendi ellerinizle ağaçtan, taştan, demirden vesâireden yaptığınız şeylere tapmaktan sıkılmayan akılsız bir güruhsunuz.”* Onlar
da aczlerini anlayınca İbrahim Aleyhisselâm’ı ateşe atma-ğa karar vermişler ve yapmışlar. Lâkin mülkün sahibi olan Allah Teâlâ Hazretleri, hepimizin malûmu olduğu veçhile ateşin olduğu yeri
اًمَلا َسَو اًدْرَب
(Berden ve Selemen) fer-manıyla, İbrahim Aleyhisselâm için güllük gülistanlık yap-mış ve böylece hiçbir zarar görmemiştir. Şimdi hepimizin bilmesi gereken şeylerden birisi de şudur ki, ateş yakıcı bir maddedir. Herkesi yakarken İbrahim Aleyhisselâm’ı ne için yakmıyor? Bunu iyice düşündüğümüz zaman anlarız ki, eş-yaya tasarruf eden bir varlık sahibi var. O da şüphesiz Al-lah Teâlâ Hazretleridir. Ateş yakmaz, bıçak kesmez, su da akmaz ve boğmaz. Hiçbir şey O’nun emrinden dışarı ha-reket edemez. İkiyüz bin defa büyütüldüğü halde ancak görülebilen, o ufacık mikrop denilen canlıyı yaratıp,50
lerde uçan, akıllara hayret verecek derecede makineler icad eden insan, iyi dikkat eyle ki, bu ufacık, gözle bile görüle-meyen mikrobun karşısında âciz kalıp en nihayet yatakla-ra düşer ve sonyatakla-ra da bu dünyaya bir daha gelmemek üzere vedâ edip gözlerini yumar. Ne yazık o insana ki, bu mülke gelmiş de mülkün sahibini tanımadan ve O’na kulluk vazi-felerini yapmadan göçüp gitmiştir. Asıl ağlanacak ve acına-cak zat işte bu ve buna benzeyenlerdir. Zira Hazreti Allah bizleri ancak kendisini bilsinler ve emrolundukları kulluk vazifesini yapsınlar diye yaratmıştır. Hazret-i Allah’ı bilmek de öyle laf ile olmaz. Ancak O’nun gönderdiği peygambe-rinin yolunda gitmek ve sünnet-i seniyesine lâyıkı veçhile uymakla ve Kur’an’dan kat’iyyen ve zerre miktarı dahi olsa ayrılmamakla mümkündür. Bu da ilme veya ilim sahibi, ameli yerinde, kâmil ve olgun bir zatın sohbet meclislerine devam ve nasihatlerini dikkatle dinleyip amel etmekle olur.
1- gizli putlar
Peygamberler de hep
ىنوُعِبَّتَف
۪
(Bana tabi olunuz) diye ümmetlerini, kavimlerini, cemaatlerini kendilerine tamamen ittibâı yani kendilerine uymayı tavsiye etmektedirler. Zira on-lar şirkten ve riyadan beridirler. Onon-lara uyanon-lar da tabiatıyla şirkten ve şirkin nev’ilerinden ,riyadan ve riyanın nev’ilerinden böylece kurtulmuş olurlar. Bakınız ki, Kur’an-ı Âzimüşşanın 13. cüzünde ve 261. sahifesinde İbrahim Aleyhisselâm’ın şöy-le bir duası vardır:ىِنْبُنْجاَو اًنِمآ َدَلَبْلا اَذٰه ْلَعْجا ِّبَر ُميِهاَرْبِا َلاَق ْذِاَو
َماَن ْصَلاْا َدُبْعَن ْنَا َّى
ِنَبَو
51
“Ya Rabbi bu beldeyi emin bir belde kıl, beni ve ço-cuklarımı putlara tapmaktan uzak eyle.”*Bazı müfessirin-i
kirâm burada gerek peygamberlerin ve gerekse onların ço-cuklarının putlara tapması mümkün değildir. Öyle ise mana:
“Ya Rabbi, beni ve çocuklarımı paralara tapmaktan mu-hafaza eyle ve uzak eyle” demektir, demişler. Hakikaten para insanın ve insanlığın miyârıdır, dense hata edilmiş ol-masa gerektir. Çünkü insanı Cennet’e sokan da o paralar-dır; Cehennem’e sokan da hiç şüphesiz o paralardır. Zira paranın ekseriyetle insanları tuğyâna sevketmekte olduğu-nu söylemeğe bile lüzum yoktur. Çünkü bunlar bugün he-pimizin gözleri önünde aşikâr bir surette görüle gelmekte-dir. İnkâra ve te’vile hiç de lüzum yoktur. Lâkin bu arada o paraları israftan koruyup hayır-hasenâta ve cihad yolları-na harcayıp Cennetleri kazayolları-nan bahtiyarlar da mevcuttur ve az değildir.
İbrahim Aleyhisselâmın (Ya Rabbi, beni ve
çocukla-rını esnâma tapanlardan uzak eyle) duasındaki (Esnam), malûmdur ki, putların adlarıdır. Bu putları bazen zenginler altın, gümüş, yakut gibi kıymetli şeylerden yaparlar ve bazen de kıymetli taşlardan, ağaçtan yaparlar ve bunlara da mabud deyip taparlardı. İbrahim Aleyhisselâm bu mücadelesinden sonra kendinin ve çocuklarının böyle bir hataya, şirke, güna-ha, isyana düşmemeleri için Cenâb-ı Hakk’a tazarru’ ve ni-yaz eylemiş ve duası da makbul olmuştur. Kendisi peygam-ber olmakla peygam-berapeygam-ber hıfz u himaye-i ilâhiyede olduğu halde hem bizlere örnek olmak ve hem de son nefeste bütün bü-yükler imanlarının tehlikeye düşmesinden korktukları için Hz. Allah’a tazarru ve niyaz eylemişlerdir. Sonra bazı büyük
52
mütefekkirler bu putu incelemişler. Taşlara, altın ve gümü-şe tapanları da bu puta tapanlardan saymışlar, daha sonra en büyük putun insanın kendi nefsi olduğunu da zikretmişlerdir. Zira nefsin bütün gayesi, arzusu hep fenalığa meyil ve varlık dâvâsında çok inatkâr ve azimkâr olmasıdır. Sûre-i Yusuf’ta da Cenâb-ı Hakk, nefsin emmârelik devresindeki hali kötü-lük ve fenalıktır buyuruyor. Zira nefsin yedi devresi vardır. En fenası emmarelik sıfatıdır. Eğer bu nefsin sahibi nefsini ıslaha çalışmazsa bu hal ve sıfat üzere ölüp gider. Bu devre-de küfür, şirk, riyâ, kibir, hased, gadab haramları irtikâp, gü-nahları işlemekten zevk almak hep bu nefs-i emmarenin işi-dir. Gerek ilmiyle amil olan kâmil kimselerin sohbetlerine ve hizmetlerine devam ile Ashâb-ı Kirâm Resulullah Efendimiz’e hizmetleri neticesinde nasıl tekemmül edip olgunlaşmışlar ise bugünün insanı da nefs-i emmaresinin elinden kurtulmak is-tiyorsa aynı hizmeti yapması gerekir. Yoksa işin sonu felaket-tir. İşte bugün gözlerimizin önünde cereyan eden çirkinlik-ler, fenalıklar, adam öldürmeler ev ve banka soymalar hep bu nefs-i emmarenin hüneridir. Binaenaleyh, taşa, ağaca, altın ve gümüşten mamul putlara tapanlar ola ki, bir gün uyanıp bu çirkin hareketlerinden vazgeçer; iman ve İslam’la müşer-ref olup iyi ve faydalı bir insan olurlar. Zaten müslümanla-rın sayılamüslümanla-rının artması da bu Hıristiyan ve müşriklerin tevbe edip İslâm’a gelmeleriyle olmadı mı?
Hele Ebu Zerri’l-Gıffâri hepimize büyük bir örnek. Bakı-nız: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) İslâmın henüz ilk devirlerinde müslümanlığı gizli olarak telkin ediyordu. Gıffâr kabilesinden Ebu Zer duydu ve Mekke’ye gelip gizlice Efendimiz (S.A.V)’i buldu, dinledi, hakkı anladı ve kabul edip müslümanlığını Resul-i Ekrem Efendimize bildirdi. O da haydi öyleyse sen de