• Tidak ada hasil yang ditemukan

Frankfurt Okulu Tom Bottomore

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Membagikan "Frankfurt Okulu Tom Bottomore"

Copied!
105
0
0

Teks penuh

(1)

FRANKFURT OKULU

Tom Bottomore

İngilizce’den Çeviren: Ahmet Çiğdem

(2)

Felsefe Dizisi: 15 Tom Bottomore Frankfurt Okulu İngilizce’den Çeviren Ahmet Çiğdem Yayıma Hazırlayan Yasin Aktay © Vadi Yayınları, 1994

1. Basım: Ara Yayınları, 1990

Vadi Yayınlarında Düzeltilmiş, Gözden Geçirilmiş 2. Basım Eylül, 1997

Kapak Tasarımı Fidancı Grafik

417 98 51 Dizgi, Sayfa düzeni

ESAM Montaj, Baskı ve Cilt

Feryal Matbaacılık 229 36 96 ISBN 975.7726.56.7 91.06Y.215.58 VADİ YAYINLARI

Meşrutiyet C. Bayındır II, 60/5 Kızılay/ANKARA Tel: (312) 435 64 89 Fax: 425 63 45 Çizgi Kitabevi, Zafer Meydanı Kitapçılar Çarşısı KONYA Tel: (0-332) 353 10 22

(3)

TO M S . BOTTOMORE Uzun yılar Simon Fraser University'de (Vancover) Siyaset Bilim i, Sosyoloji ve Antropoloji bölüm başkanlığı yaptı. Daha önceleri (1953-1959) London Schooî of E conom y'de ders verm iş ve In tern atio n al S osyological Association'm sekreterliğini yapmıştır. 1952'den 1962'ye kadar Current Sociology'yi; 1960'tan itibaren de European Journal of Sociolgy'nin İngilizce editörlüğünü yaptı.

Profesör Bottom ore geniş ölçüde sosyolojik teori üzerine, toplumsal tabakalaşma üzerine, Marx ve marksizm üzerine kitap ve yazılar yazmıştır. Bu konuda yazdığı veya derlediği eserlerinden bazılalı şunlardır: Classes in Modern Sciety (1955; 1966); Kari Marx: Seleceted Writings in Sociology and Social Philosophy (M. Rubel ile —der.— 1956; 1979); Sociology: A Guide to Problems and Literatüre (1962); Kari Marx: Early Writings (1963); The History o f Sociological Analysis (R. Nisbet ile —der.— Türkçe’ye Mete Tunçay'm yönetmenliğinde bir heyetçe çevrildi, Sosyolojik Çözümlemenin Tarihi, Verso, 1989]; Elites and Society (Penguin, 1964-1973; Türkçe'ye Elitler ve Toplum olarak çevrildi, Verso, 1990); M a rxist S o cio lo g y (M ac m illan , 1975); Modern Interpretations o f Marx (Basil Blackwell, 1981); A Dictionary o f Marxist Thought (Basil Blackwell, 1983, 1991; Türkçe'ye Mete Tunçay'm yönetmenliğinde bir heyetçe çevrildi, Marxist Düşünce Sözlüğü, İletişim, 1993).

(4)

CIKAN_KİTAEİAR

Bilim Dedikleri

ALAN CHALMERS Çev: H üsam ettin Arslan

B ilim sel B ilginin Sosyolojisi

BARRY BARNES Çev: H üsam ettin Arslan

Çağdaş Temel K uram lar

QUENTIN SKINNER Çev: A hm et Demirhan

Felsefeye Giriş

AHMET ARSLAN

Tarih Felsefesi Yazıları

ŞAHİN UÇAR

Sosyal Bilim D üşüncesi v e Felsefe

PETER W INCH Çev: Ö m er Demir

E .H usserl Felsefesinde M a n tık

AHMET İNAM

D İY A L E K T İĞ İN S O N U gelm ekte olan insan için

A bdülkadir El-Murabıt Çeviren: Ersin B ala

Ö N C E S Ö Z V A R D I

Yorum sam acıltk Ü zerine Bir D eneme

EROL GÖKA

A. TOPÇUOĞLU & YASİN AKTAY

John Locke'da Tanrı A n la yışı

İSMAİL ÇETİN D il ve A hlak HAKAN POYRAZ İnsan H ü rriyeti in sa n H ü rriyeti NECATİ ÖNER P sikiyatri v e

D üşünce D ün yası Arasında Geçişler

EROL GÖKA

M a rtin Heidegger

GEORGE STEINER Çev: Süleyman Kalkan

Postm odern D urum

J. F. LYOTARD Çev. Ahm et Çiğdem

Bilim Felsefesi

ÖMER DEMİR

K ötülük v e Teodise

CAFER SADIK YARAN

İdeal D evlet El-M edinetü 'l-Fâzıla

FÂRÂBÎ Çev: Ahm et Arslan

İbni H aldun 'un İlim v e Fikir D ün yası

AHMET ARSLAN

Varoluşun P sikiyatrisi Yorumsamacı bir Yaklaşım

EROLGÖKA

Frankfurt Okulu

Tom BOTTOMORE Çev. Ahm et Çiğdem HAZIRLANMAKTA OLANLAR

Bilimin Binbir Yü zü

AHMET İNAM

İki Adalet: Raıols ve M c ln tv rc ■ Ü zerine

SOLMAZ ZELYUT HUNLER

K işiliğ in Doğası Bilinçlerin Karşılıklı ilişkileri

VELİ URHAN

K u r ‘an Yorumlarında H erm enötik Bağlam

YASIN AKTAY Yorum ve.Hakikat ALI HARB Felsefecilerin M aksatları GAZZALÎ VADİ YAYINLARI

Bilim, Felsefe, E debiyat ve K ültür V ad ilerin d en D erledikleriyle Sizinle Olmaya Devam Ediyor!

(5)

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ / 7

1. FRANKFURT OKULU’NUN OLUŞUMU / 13

2. ELEŞTİREL TEORİ’NİN GELİŞMESİ / 27

3. ÇCKÜŞ VE YENİLENME / 63

4. SONUÇ: ELEŞTİRİLERE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ / 83

FRANKFURT OKULU’NUN ÖNDE GELEN ÜYELERİ HAKKINDA BAZI NOTLAR

(6)
(7)

GİRİŞ

FRANKFURT

Okulu ve esas olarak Okul’la birlikte anı­ lan, bir çok biçimde yorumlanmakta ve açıklanmakta olan toplumsal düşünce üslûbu -yâni eleştirel teori, karmaşık bir fenomendir. Okul’un geliştiği teorik tem el, Eğitim Bakanlığı-’nın bir kararnamesiyle 3 Şubat 1923’te resmî olarak kurulan ve Frankfurt Üniversitesi’ne bağlanan Toplumsal Araştırma Enstitüsü’ydü, ancak Enstitü’nün kendisi, zengin bir tahıl tüc­ carının oğlu olan Felix Weil tarafından 1920’li yılların başla­ rında gerçekleştirilen çeşitli radikal projelerin büyük ve sü­ rekli bir sonucuydu sadece. Weil bu suretle 1922 yazında ‘Birinci Marksist Çalışma Haftası’nı düzenlemişti. Katılanlar arasında Lukâcs, Korsch, Pollock ve Wittfogel vardı; tartışma­ ların çoğu Korsch’un yakında yayınlanacak kitabı M arxism und Philosophie’ye (M arazm ve Felsefe) adanmıştı. Weil bu 7

(8)

tür toplantıları daha ileri düzeylerde örgütlemeye yönelmişti. Ancak marksist çalışmalara ilişkin kalıcı bir merkez oluşturul­ ması fikri ortaya çıkınca, çabalarını ve malî kaynaklarını bu projeye ayırdı.1

Enstitü’nün kuruluşu Rusya’da Bolşevik devrimin zaferi ve özellikle Almanya’da olmak üzere, merkezi Avrupa dev-rimlerinin yenilgisiyle üretilen özel şartlarda yer aldı. Bu ku­ ruluş, oluşan yeni şartlarda özellikle kuram ve pratik arasın­ daki ilişki ve Marksist kuramı yeniden canlandıracak sol kanat entellektüeller tarafından hissedilen ihtiyaca bir karşılık olarak görülebilir. Bir anlamda Enstitü bir taraftan ileri kapitalist toplumlara ilişkili olarak, Marksist teorisinin farklı, baskın ola­ rak Marksist teorinin Hegelci yorumlamalarıyla diğer taraftan Sovyetler Birliği’ndeki devlet ve toplum gelişiminin eleştirel görüşüyle belirlenen ve ‘Batı Marksizmi’ olarak bilinecek geniş bir düşünce hareketinin bir kısmını teşkil etmekteydi.2 Bununla birlikte başlangıcında Enstitü ayrışmış bir okul kim­ liğinde değildi. Jay’m söylediği gibi, ‘... özgül bir okul

dü-1. Enstitü’nün kuruluşunun tam bir açıklaması için bkz., Martin Jay, The Dialectical Imaginaiton (Boston, Litle-Brovvn and Co., 1973), Bölüm 1. (Türkçesi: Diyalektik İmgelem, Çev. Ünsal Oskay, Ara Yayıncılık, İstanbul 1989).

2. ‘Batı Marksizmi’ genel olarak, 1920’lerde ortaya çıkan, ‘60’larda en bü­ yük etkiye sahip olan Korsch, Lukâcs, Gramsci ve Frankfurt Okulu’nun bazı üyelerinin m etinlerde kaynağını bulan (özellikle 1950’den günümüze Horkheimer, Adorno ve Marcuse aracılığıyla gelen) bir düşünceler demeti olarak kabul edilmektedir. Çeşitli yorumlar için bkz., Andrevv Arato ve Paul Breines, The Young Lukâcs and the Origins o f Western Marxism (New York, Seabury Press, 1979) ve Perry Anderson, Considerations on Western M arxism (Londra, New Left books, 1976. Türkçe çevirisi, B atı’da Sol Dü­ şünce Tarihi, Birikim Yayınları, İstanbul, 1982). Çok daha kapsayıcı bir şekilde ele alındığında, Batı Marksizmi yeniden dikkat çeken ve yüzyılın dönüşünden 1934’e gelinceye değin biçimlenen Austro-Marksist Okul başta olmak üzere başka ve çok farklı Marksist düşünce biçimlerini de içermekte­ dir. Bkz., Tom Bottomore ve Patrick Goode (eds.), A u stro -M a rx is m ,

(9)

şüncesi, Enstitü’nün Frankfurt’tan ayrılmaya mecbur edilişin­ den sonrasına kadar henüz gelişm em işti. Terimin kendisi, Enstitü 1950’de A lm anya’ya dönünceye kadar kullanıl­ m adı.’3

Gerçekte Enstitü ve Frankfurt Okulu’nun tarihinde dört ayrı dönemi belirlemek mümkündür. İlk dönem 1923 ve 1933 arasında Enstitü’deki araştırmanın değiştiği ve sonraları eleştirel teoride biçimlendiği gibi tekil bir Marksist düşünce kavramı tarafından yönlendirilmedi ği dönemdir. Nitekim ilk yöneticisi Cari Grünberg (aynı zamanda bir iktisat ve toplum tarihçisiydi) zamanında Enstitü çalışmalarının büyük bir kısmı Austro-Marksistlerin bakış açılarıyla yakından ilişkili olarak güçlü bir ampirik karaktere sahipti.4 Grünberg açılış bildiri­ sinde (1924) toplumsal bir bilim olarak Marksizm düşünce­ sini ortaya koymuştu. Burada Grünberg, ‘materyalist tarih kavramının ne bir felsefi sistem olduğunu ne de olmayı am aç­ ladığını... n e s n e s i n i n soyutlamalar olmayıp, gelişme ve de­ ğişme sürecindeki verili somut dünya olduğunu’ ileri sürmüş­ tür. Grünberg’in yöneticiliği sırasında ve 1929’da geçirdiği felce kadar, bu Enstitü araştırmacıları tarafından benimsenen bir tavır olmuştur. Böylelikle Wittfogel 1931’de basılan Ç in­ ’de Ekonomi ve Toplum’un bir parçası olan Asya tipi üretim tarzı çalışmasını gerçekleştirmiş, Grossman 1929’da K apitalist Sistemde Birikim ve Çöküş Yasası olarak basılan, kapitalizmin ekonomi yönelimlerine ilişkin çözümlemelerini geliştirmiş, Pollock Sovyetler Birliği’nde pazardan planlı bir ekonomiye geçiş çalışmasını (Sovyetler B irliği’nde İktisadi Planlama D e­ neyleri, 1917-1927 [1929]) yapmıştı:

İkinci dönem, Enstitü’nün etkinliklerini yöneten bir ilke olarak yeni-H egelci eleştirel teorinin ayırdedici fikirlerinin

Giriş

3. Jay, op. cit., s. xv.

4. Kısa bir Grünberg değerlendirmesi için bkz., Bottomore ve Goode op. cit.\ Giriş, s. 9-10.

(10)

açıkça ortaya konulduğu Kuzey Amerika’daki 1933 ve 1950 arasındaki sürgün dönemiydi. Fikir ve araştırma istemlerinin bu yeniden yönlendirimi, gerçekte bir kaç yıl önceden Hazi­ ran 1930’da Horkheimer’m Enstitü yöneticisi olarak atanma­ sından özellikle etkilenerek başlamıştı. Jay’m, Horkheimer’m ‘Bir Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nün Görevleri ve Top­ lumsal Felsefenin Bugünkü Durumu’ (1931) üzerine sun­ duğu açılış bildirisine gönderme yaparak belirttiği gibi, ‘... kendisinin ve öncülünün yaklaşımı arasındaki fark dolaysız bir biçimde gözükm ekteydi’.5 Tarih ve ekonomiden çok, şimdi, felsefe Enstitü’nün çalışmasında önde gelen bir yer işgal et­ mekteydi ve bu eğilim Marcuse’nin 1932’de, Adorno’nun da (1931’den itibaren Enstitü’yle gevşek bir birliktelikten sonra) 1938’de üye olmalarıyla pekiştirildi. Enstitü aynı zamanda psikanalize karşı güçlü bir ilgi duymaya başladı ve bu sonraki çalışmalarında başat bir öge olarak kaldı.6 Sürgün sırasında Horkheimer’in yönetimi altındaki Enstitü’nün esas üyeleri te­ orik görüşlerini çok sistematik bir biçimde geliştirmeye baş­ ladılar ve Enstitü giderek ayrı bir düşünce okulu biçimini aldı.

1950’de Enstitü’nün Frankfurt’a dönm esiyle birlikte ‘eleştirel teorinin’ esas fikirleri açıkça birçok temel metinde ortaya konuldu ve ‘Frankfurt Okulu’ Alman Toplumsal Dü­ şüncesi üzerinde önemli bir etki yaratmaya başladı. Sonraları, özellikle 1956’dan sonra, ‘Yeni S ol’un ortaya çıkışıyla Avru­ pa’nın büyük bir kısmında ve Enstitü’nün birçok üyelerinin (özellikle M arcuse’nin A lm anya’ya dönmeyerek) kaldığı Amerika’da Okul’un etkisi yayılmaya başladı. Bu dönem Frankfurt Okulu’nun düşünsel ve siyasal en büyük etkiye sa­

3. Jay, op. cit., s. 25.

6. Erich Fromm böylece erken 1930’larda yakın ortak bir çalışmacı olmuş, ancak Freudcu teoriye ilişkin artan eleştirel brkışı ve psikanalize çok daha sosyolojik bir boyut katmaya teşebbüs etmesi anlaşmazlıklara yol açmış ve Fromm Enstitü’yle olan bağını 1939’da koparmıştır.

(11)

Giriş

hip olduğu dönemdir ve geç 1960’1 arda radikal öğrenci ha­ reketinin hızlı büyümesiyle zirvesine ulaşmıştır. Ancak bu dö­ nemde em ekliye ayrılarak İsviçre’ye yerleşen Horkheimer veya.savaş-sonrası Almanya’sının değişen şartlarında ve Kuzey Amerika’daki sürgünlüğü sırasında hatırı sayılır ölçüde daha az radikalleşen Adorno’dan çok Marcuse Marksist eleştirel düşüncenin yeni biçiminin başta gelen temsilcisi olarak gö­ zükmektedir.

1970’lerden başlayarak Enstitü’nün dördüncü dönemi olarak kabul edilebilecek bir dönem başlamış, Frankfurt Okulu’nun etkisi yavaşça çökmeye yüz tutmuş ve gerçekte Horkheimer’in 1973, A dorno’nun 1969’daki ölüm leriyle birlikte artık bir okul olarak varolmaktan hükmen uzaklaşmış­ tır. Son yıllarında köken olarak kendisini etkileyen Marksizm-den öyle radikal bir biçimde kopmuştur ki, Jay’m kelim ele­ riyle, ‘... Marksizmin dalları arasında sayılma hakkına ihanet etm iş’ ,7 ve toplumsal teoriye bütün yaklaşımı artan bir bi­ çimde Marksist düşüncenin yeni ya da revaç bulan biçim le­ riyle karşılık (muhalefet) görmüştür. Buna rağmen Frankfurt Okulu’nun bazı merkezî kavramları birçok (Marksist olan ya da olmayan) sosyal bilimcinin yapıtlarına girmiş, Marx’ın ta­ rih ve modem kapitalizm teorilerinin yeniden ortaya konulan biçimlerinde ve toplumsal bilginin mümkünlüğünün şartları­ nın yeniden eleştirisinde, özgün bir şekilde Jürgen Habermas tarafından da geliştirilmiştir.

Bundan sonraki bölümlerde, ilkin köken olarak Frankfurt Okulu’nu kuran düşünceler toplamını, sonra da O kul’un etkili günlerindeki fikirlerin gelişimi ve yayılmasını, sonunda post-Frankfurt dönemdeki düşüncelerin kaderini inceleyerek, bu dört dönemden son üçüyle ilgileneceğim . Bu da bizi Frankfurt Okulu ve onun türevlerinin bugünün sosyoloji teorisi ve gelecekteki muhtemel her Marksist sosyolojiye

7. Jay, op. cit., s. 296.

(12)

ilişk in anlamı üzerine bazı son u çlayıcı düşüncelere götürecektir.

(13)

1

. FRANKFURT OKULU "NÜN

OLUŞUMU

HORKHEİMER,

Ocak 1931’de Enstitü’nün yöneticisi olarak resmen atanması nedeniyle sunduğu bildiride, öncülü­ nün çalışmalarına da dikkat çekerek, Enstitü’nün artık yeni bir yönelim e gireceğini belirtti. ‘Toplumsal Felsefe’ onun esas meşguliyeti olarak ortaya çıkmaktaydı -yalnızca toplumsal ha­ yatın anlamına yönelik derin bir içgörü sunacak felsefi bir de­ ğer teorisi anlamında ya da özelleşm iş sosyal bilimlerin sonuçlarının bir tür sentezi olmak anlamında değil, ‘evrensel olanın gözden kaçırılmayacağı’8 bir çerçeve ve bu bilimlerin araştıracağı önemli sorunların kaynağı olarak. 1930’lu yıllarda yazdığı makalelerde Horkheimer, özelde Viyana Çevresi’nin

8. ‘Die gegenvvârlige Lage der Sozialphilosophie und die Aufgaben eines Instituts für Sozialforschung.’

(14)

değiştirilebilir şekilde kullanılmaktadır) eleştirisi aracılığıyla felsefenin rolü kavramını geliştirdiği, ‘Metafiziğe Son Saldırı’ (1937) adlı önemli bir denemesindeki savı iki düzeyde ilerler: Birincisinde, bilgi sosyolojisinden türetilen düşüncelerle olu­ şan bir çerçevede Kari Mannheim’a benzememekle birlikte, bir toplumsal grubun konumuyla bir düşünce üslubu arasında bir bağın olduğunu savunur; ancak Horkheimer düşünce ve tarihsel-toplumsal şartlar arasındaki açık yakınlıkları çözümle­ meye girişmemiştir. Böylelikle de açıkça ‘neo-romantik me­ tafizik ve radikal pozitivizmin orta sınıfın varolan mahzun ko­ numunda benzeri köklere sahip olduğunu’ iddia etmiş {C ritical Theory, 1972, s. 140) ve yine ‘modern ampirizmin bütün düşünce sisteminin liberalizmin kaybolan dünyasına ait olduğunu’ (ibid, s. 147) belirtmiştir.

Başka bir düzeyde Horkheimer üç noktada özellikle sos­ yal. bilimlerle ilişkili olarak bir bilim felsefesi ya da bilgi te­ orisi olarak bir pozitivizm eleştirisi ortaya koydu: (i) Poziti­ vizm etkin insan varlığına mekanik bir belirlen im cilik -(determinizm) şeması içersin de, çıplak olgular ve nesneler olarak yaklaşır, (ii) Dünyayı yalnızca deneyde dolaysız olarak verilen biçimiyle algılayarak, öz ve görünüş arasında bir ayrım yapmaz, (iii) Olgu ve değer arasında mutlak bir ayrım koya­ rak bilgiyi insan istemlerinden ayırır. Horkheimer pozitivizmi, ‘gerçekliği kendi bütünlüğünde kavrama peşinde olan’ ve ‘tikel olguların her zaman tanımlı bir bağlantı içinde gözüktü­ ğü’ diyalektik teoriyle karşılaştırır. Diyalektik düşünce ‘... kendisinin bağlı olduğu tarihsel istemler için önemli olan de­ ney yapıları içerisine ampirik kurucular yerleştirir. Sağduyu sahibi etken bir bfrey dünyanın iğrenç durumunu kavradı­ ğında, bunu değiştirmeye yönelen tutku, bireyin verili olguları örgütlediği ve onları bir teori içerisinde biçimlendirdiği yol gösterici bir ilke olmaktadır... Doğru istemenin doğru düşün­ meye bağlı olduğu kadar doğru düşünme de aynı şekilde

(15)

F rankfurt O kulu ’nun O luşum u

doğru istemeye bağlıdır’ (ibid, s.2).'9

Horkheimer bu tezini 1930’larda en iyi bilinen denemesi ‘Geleneksel ve Eleştirel Teori’de (1937) ortaya koydu. De­ neme, belki de Frankfurt Okulu’nun kurucu belgesi ya da imtiyazı olarak değerlendirilmeli. Burada ‘geleneksel teori’ pozitivizm/ampirizm biçiminde modem felsefede ifade edilen modern doğal bilimlerin açık ya da örtük dünya görüşü ola­ rak yorumlanmıştır. Herşeyin ötesinde Horkheimer, bu teori kavramının ‘doğal bilimlerin yönlendirmesini takip etmeye çalışan insan ve toplum bilimlerindeki yayılım ıyla’ (ib id , s .190) ilgilidir. Buna karşıt toplumsal düşünce biçimi, eleştirel teori, salt dışsal bir bakışla kavramsal sistemlerin aracılığıyla nesnel olguları belirleme işlemini reddeder ve ‘toplumun üre­ timinden kaynaklandıkça, olguların, toplumun üzerine temel­ lendiği emek -süreci ilişkileri, ve bireyin amaçlılığı, kendili-ğindenliği ve ussallığı arasındaki gerilimi gerçek olarak aşmak ve karşıtlığı ortadan kaldırmak çabasıyla harekete geçirilen eleştirel düşünce için aynı derecede dışsal değildir’ düşünce­ sini savunur (s. 209-210). Peki bu durumda eleştirel düşün­ cenin deneyle ilişkisi nasıl olmaktadır? ‘Zihinsel durumların güçsüz bir ifadesi’ veya ‘kavramsal bir şiir’den daha çok bir şey midir? Marx ve Engel s zorunlu olarak özgürleşim için mücadele eden proletaryanın konumunda eleştirel teorileri tem ellendirm işlerdi. Ancak Horkheimer tıpkı Lukâcs gibi proletaryanın konumunun bile, ‘proletaryaya dünyanın ger­ çekte olduğundan daha yüzeysel olarak farklı gözükmesinden dolayı doğru bilgiyi garanti etm ediğini’ iddia eder (s. 213-214). Bu aşamada Horkheimer siyasal yaşama etkin bir bi­ çimde katılan Lukâcs’m vardığı sonucuna varmaz: Devrimci bir parti dışarıdan işçi sınıfına doğru bir sınıf bilinci (yâni doğru bilgi) getirmelidir. Buna rağmen Horkheimer’in tartış­

9. Horkheimer’in pozitivizm eleştirileri ve alternatif bir teori formüle et­ mesi köklü eleştirilere açıktır. Bunları bu açıdan sonraki bölümlerde ince­ leyeceğim .

(16)

masından türetilebilecek belirli bir sonuç itibariyle bu iki dü­ şünürün bazı benzerlikleri vardır. Bu da dışsal başka bir aracı­ nın, eleştirel düşünce ya da eleştirel bir düşünce okulunun, böyle bir bilinci işçi sınıfına taşıma görevine sahip olmasıdır.

Üçüncü bölümde çok daha derinden incelenecek olmakla birlikte, bu aşamada eleştirel teorinin Horkheimer tarafından formüle edilmesinin iki boyutu özellikle not edilmelidir: B i­ rincisi, işçi sınıfının rolünün biraz şüpheci ve aceleci bir şekilde değerlendirmesinin, Horkheimer’in modem toplumda gerçek bir özgürleşimci gücün varlığı konusunda sonraki köklü kötümserliği için işaret vermesi, İkincisi de eleştirel entelektüellerin yapıtlarına atfettiği siyasal anlamın, Marx’m 1 Kutsal A ile’de alay ettiği10 geç 1830’lar ve erken 1840’ların g e n ç -H e g elc ile rin i, eleştirel eleştirm enlerini yakından çağrıştıran toplumsal değişm e sürecinin pre-Marxçı bir kavramsallaştırımına geri dönüş olması. Benzer özellikler oluşum döneminde eleştirel teorinin diğer büyük düşünürü H erbert M a rcu se’nin yapıtların da da aranm alıdır. 193O’lardaki çeşitli denemelerinde, özellikle Reason and Revolution" da (Akil ve Devrim) (1941), Marcuse pozitivist bir toplum sal düşünceye m uhalefetle ‘diyalektik bir toplumsal düşünce’ imkânı aramış ve pozitvist toplumsal düşünce hakkında Horkheimer’in yaptığı eleştirileri yapmıştır. ‘Pozitif (Olumlayıcı) felsefe doğa incelem esiyle toplumsal incelem eyi eşitlem eye yönelm iştir. Toplumsal incelem e fiziksel yasaların geçerliğine benzer bir geçerliğe sahip toplumsal kuralları araştıran bir bilim olmalıdır. Toplumsal pratik, özellikle toplumsal sistemi değiştirme konusu, böyle­ likle amansızca ortadan kaldırılmaktadır’ (o p .c it., s. 343). Marcuse’nin Horkheimer’den ayrıldığı yer, bütün bağlamının çekirdeğini oluşturan diyalektik teorinin doğrudan H egel’in felsefesinde temellendirilmesi konusuyla, Marx’m düşüncesi­ 10. George Lichtheim’ın not ettiği gibi, From Marx to Hegel (London, Or- back and Chambers, 1971).

(17)

F rankfurt O kulu ’nun O luşum u

nin bütünüyle radikal bir Hegelciliğe dönüştürülmesi ve çağ­ daş toplum bilimleri kadar, pozitivizmin modern biçimleri ve ilgili bilim felsefelerini görmezlikten gelerek, dikkatini ondo-kuzuncu yüzyılın birinci yarısında, Comte, Stahl ve von Stein-’ın yapıtlarındaki sosyal bilim ve pozitivist felsefenin kökle­ rine adamasıydı.

A dom o’nun eleştirel teorinin oluşmasına katkısı çok daha belirsiz ve karanlıktır. 1938’e gelinceye kadar Okul’la ilişkisi resmi bir nitelik taşımıyordu. Önde gelen ilgileri kültür (özellikle müzik), psikanaliz ve Walter Benjamin’den derin­ lem esine etkilendiği estetik teori alanıydı.11 Bu zaman sırasında geliştirdiği bakış açısı ‘diyalektik bir toplumsal teori’ değil, sonraları ‘negatif diyalektik’ olarak adlandırdığı şeydi. Bu bütün fe lse fi durum ve toplumsal teorilerin bir eleştirisiydi. Adorno bu sonuçtan kaçınmasına rağm en/2 bu tavır insan düşüncesi için kesin bir temel ya da herhangi bir mutlak başlangıç noktası (‘özdeşlik-iîkesi’) imkanını yadsıyan kuşkuculuk ve güreciliğin bir biçimi olarak gözükmektedir. Bütün bu aşamalarda Adom o’nun felsefi konumu Hegelci bir ‘akıl’ kavramı temelinde pozitif bir toplumsal teori formüle etm eye çalışan H orkheim er ve M arcuse’nin fe ls e fi konumundan çok farklıdır. Adorno çalışma arkadaşlarından çok daha Marxizm’den uzaktı. Frankfurt Üniversitesi’ndeki başlama bildirisi, ‘Felsefenin G üncelliği’nde (1931) hem ‘diyalektik’ hem de ‘materyalist’ olma iddiasında felsefi bir görüş açıkladı. Ancak, Susan Buck-Morrs’un yorumladığı gibi, ‘ ... bu herhangi bir ortodoks anlamda diyalektik materyalizm değildi... Felsefesinin hiç bir zaman siyasal bir

11. Bkz., Susan Buck-Morss’un çalışması, The Origin o f Negative Dialec-tics. Theodor W. Adorno and the Frankfiırt School, (Brington, Hamester Press, 1977).

12. A dorno’nun felsefî metinlerinin güçlü bir eleştirisi için bkz., Leszek Kolakovvski, Ma in Cıırrents o f Marxism, (Oxford, Oxford University Press, 1978), vol: 3, s. 2357-69.

(18)

eylem teorisi içermemesi anlamında bütün hayatı boyunca M arx’dan köklü bir şekilde farklılaşacaktı.’13 Dahası, Horkheimer ve Marcuse’nin aksine -ki yalnızca giderek işçi sınıfının devrimci gizilgücüne duydukları nitelendirilmiş inançlarından vazgeçmişlerdi- Adomo hiç bir zaman Marx’ın ekonomik çözümlemelerine ya da sın ıf teorisine ciddi bir şekilde eğilmemiş gözükmekte, Marx’ın düşüncesinin temel öğelerinden biri olan ‘tarih b ilim i’ veya tarih teorisi düşüncesini de bütünüyle reddetm ektedir. L u kâcs’ın yazılarıyla ilk ilişkisinden, Adorno, sadece Ideologiekritik’i, burjuva sınıf bilinci eleştirisinin olumsuzlayıcı düzeyini14 almıştır -tarihin Marksist- Hegelci bir yorumlaması üzerine temellenen siyasal eylem programını değil.

Kültürel eleştiri, Adorno’nun eleştirel teoriye, D ialektik der Aufklarung (Aydınlanmanın Diyalektiği) olarak basılan ve Horkheimer’la birlikte yazdığı kitapta açığa çıktığı gibi esas k atkısıydı.15 Kitabın önde gelen teması girişte ifade edilen ‘Aydınlanmanın kendini imha etm esi’dir, yâni, olguların, eleştirel, olumsuzlayım bir şekilde ele alınması olarak alman aklın, pozitivist bilim felsefesi ve bilimsel düşünceyle ulaşılan ‘yanlış bedahât’ yoluyla yok edilmesi. Bu modern, bilimsel bilinç, insanlığın ‘hakikaten insanal bir duruma gelme yerine, yeni bir tür barbarlığa batmasının’ bir sonucu olarak kültürel çöküşün esas kaynağı şeklinde ele alınmalıydı. Böylece kitabın ilk kısmında pozitivizm eleştirisine gidilmişti ve bu eleştiri, bu­ rada bir bilim ve teknoloji eleştirisiyle ilişkilendirildi ki, bu da, bunların ‘ideolojiler’ olarak (yeni egemenlik biçimlerinin ku­ rulmasını mümkün kılan ve yardımcı olan ideolojiler) ele alın­ masını öndelemektedir. Sanat tarafından bilimsel düşünceyle oluşturulan karşıtlık ‘bütünlüğün bir ifadesi olarak, muti akın saygınlığına yönelik bir iddia barındırmaktadır’ {op.cit, s. 19).

13. Buck-Morss,'o/?. cit., s. 24. 14. IbicL, s. 26.

15. İngilizce baskı, Herder and Herder 1972. 18

(19)

F rankfurt O kulu ’nun O luşum u

Kitabın ikinci büyük teması Frankfurt Okulu’nun baş meş­ guliyetlerinden birisi olan ‘kültür endüstrisi’ ya da ‘kitle al-danımı olarak aydınlanma’ konusuna ayrılmıştır. Buradaki sav, Marx’ın ‘her çağdaki egemen fikirlerin egemen sınıfın fikirleri’ olduğu ve modem teknolojinin, geniş olarak top­ lumda (bu varsayım da ampirik çalışmalarla test edilecektir) bu fikirlerin yerleşmesinde çoğalan bir etkinlik sahibi olarak değerlendirilebileceği tezi değildir; teknoloji ve teknolojik bi­ lincin kendisi eleştiriyi dilsizleştiren ve başarısız kılan birbi-çimli ve köksüzleştirilmiş ‘kitle kültürü’ şeklinde yeni bir gö­ rüngü üretmiştir, tezidir. A dom o’nun bu kitle kavramı, estetik teorisini daha erken bir aşamada derinlemesine etkileyen Benjamin’in görüşüyle çarpıcı bir karşıtlık oluşturur. Çünkü Benjamin ‘sanatın seçkinci’ havasını ortadan kaldırmaya ve ‘geleneğin korkunç bir şekilde parçalanmasına yöneldikçe’, ‘mekanik yeniden-üretimin’ devrimci boyutları olduğunu düşünmüştür. Adomo ve^Benjamin arasında 1930’larda geli­

şen anlaşm azlığın kökü Buck-Morss’un gösterdiği gibi56 siya­ saldı. Brecht’in etkisi altındaki Benjamin ‘işçi sınıfı ve Ko­ münist Parti’yle kollektif devrimci bir özne kavramını olum-layarak bir dayanışma ifade etmişti.’ Bu kavram A dom o’nun o zamanlar ve sonraları bütünüyle reddettiği bir kavramdı.

Frankfurt Okulu’nun kültürel olaylarla, yâni insan bilin­ cinin ürünleri ve açığa vurumlarıyla en uygun olan ilişkisi, dü­ şünce ve eylemin çekirdeği olarak bireyde oluşan özel bir il­ giyi de içermekteydi. Aynı şey psikolojide özellikle psikanaliz biçiminde de sözkonusuydu. Jay’e göre, Horkheimer Kant üzerine yaptığı ilk çalışmalardan ‘bütünlüğün talebleri altında bir değer olarak tamamiyle asla bastırılamayacak bireyliğin değerine karşı bir duyarlık’ türetti. Horkheimer yine, ‘Nietzsche ve Dilthey’in yapıtlarındaki birey üzerindeki vur­

16. Buck-Morss, op. cit., 9. ve 10. bölümler. Yine Frankfurt Okulu’na iliş­ kin olarak Benjamin’in tartışılması için bkz., Dave. Laing, The M arxist Theory o f Art (Brington, Harvester Press, 1978). Özellikle 6. bölüm.

(20)

guya nitelikli bir değer verdi.’17 Çok daha genel olarak A l­ manya’da adlandırıl dığt şekliyle Lebensphilosophie’nm bazı yönlerine sempati duydu. Bu felsefe sonraları varoluşçuluk olarak bilinen akımın bir biçimi olarak, bu zamanda özellikle Jean-Paul Sartre’ın felsefesinde bireye yönelik eşit derecede güçlü bir vurguyla şekillenmekteydi. Modem kapitalist top­ lumda18 bireyin kaderiyle ilgili olarak Max Weber’le olan il­ gisinde de kaydadeğer bir yakınlık vardı. Ancak, şüphesiz We-ber’in yapıtlarından etkilenmekle birlikte 1960’lar öncesinde Okul’un diğer üyelerinin ya da Horkheimer’ın bunlara ay­ rıntılı bir dikkat ayırdığı da söylenemez.19

Enstitü’nün dergisinin ilk sayısında tarih ve psikoloji üze­ rine yayımlanan bir denemesinde Horkheimer, tarihin anlaşıl­ ması için bireysel psikolojinin büyük bir önemi olduğunu vurguladı;20 aynı sayının diğer bir denemesinde Erich Fromm, Freud'un açıklamalarını, silenin sınıfsal yerini ve toplumsal sı­ nıfların tarihsel konumunu içerecek bireysel bir tarih çerçeve­ sine uzatarak Marksizm ve psikanaliz arasında bir ilişki kur­ mayı denedi 21 Sonraki yapıtlarında Fromm, The Fear o f Fre-edom 'ın22 ekinde formüle edilen ‘toplumsal karakter’ mode­ linde gözden geçirilmiş bir Freudcu teoride birleştirilebilecek

17. Martin Jay, The Dialectical Imagination (Boston, Little, Brown and Co., 1973), s. 4649.

18. Bkz., Kari Lövvith, Max Weber and Kari Marx (London, Ailen and Un- win, 1982).

19. Bütünüyle farklı bir boyuttan Weber’in ilkesel ve esas bir tartışılması M arcuse ta ra fın d a n y ap ılm ıştır. M a rc u se ’un denem esi (1964) ‘Industrializaiton and Capitalism’, Otto Stammer (ed.), Max Weber and So-ciology Today (Oxford, Blacwell, 1971).

20. Fİorkheimer, ‘Geschchte und Psychologie’, Zeitschrift fü r Sozialfor-hung, 1, 1/2 (1932).

21. ‘The Method and Function of an Analytic Social Psychology: Notes on Psychoanalysis and Historical M aterialism’, Erich Fromm, The Crisis o f Psychoanalysis (New York, Holt, Rinehart and Winston, 1970) içinde. 22. Erich Fromm, The Fear o f Freedom (London, Routledge and Kegan Paul,

1942) s. 239-53. 20

(21)

Frankfuı t O kulu ’nun O luşum u

Marksist bir toplumsal psikoloji kurma yolunda bu amacı gö­ zetti. Bununla birlikte aynı dönemde, Enstitü’yle herhangi bağa sahip olmaktan uzaklaşmış, giderek sosyolojik (aynı za­ manda daha ampirik ve daha Marksist) psikanaliz yorum, Adorno ve Marcuse’den eleştiriler gelmesine yol açmıştır.23

Frankfurt Okulu’nun başta gelen ilgisi bireysel psikoloji alanında kaldı ve Almanya’da Nationalsozialismm'ms. yükse­ lişiyle birlikte iki özgül sorun üzerinde yoğunlaştı: Otorite ve anti-semitizme ilişkin kişilik özellikleri. İlk alanda Enstitü za­ ten erken 1930’larda işçilerin tavırlarına yönelik bir araştır­ manın (Fromm araştırmanın yöneticisiydi) ilk adımlarını at­ mıştı, ancak bu hiç bir zaman yayınlanmadı. ‘Otoriteryen ka­ rakter’ konusu üzerinde ilk basılan çalışma ortak bir çalış­ maydı: Studien über A utoritat und Fam ilie. Horkheimer, Fromm ve Marcuse tarafından yazılan uzun teorik denemeleri içeren birinci bölüme karşılık, ikinci bölüm kısmî ampirik ça­ lışmalardan ibaretti. Üç deneme arasında hatırı sayılır farklılık­ lar vardı. Marcuse’nin denemesi (bu dönem de M arcuse5ün

psikanalizle çok az bir yakınlığı vardı) özgünlük ve otorite fi­ kirlerinin felsefî-tarihsel bir tartışmasıyla sınırlıydı. Kitabın ge­ nel yaklaşımı, girişte ve kendi denemesinde, Horkheimer tara­ fından açıkça ifade edildi. Burada Horkheimer, ‘otoriteryen bir kişilik’in yaratılmasında çok daha çağdaş olarak diğer toplumsal kurumlar ve ailenin özel rolü, ve düşünce veya tavırların biçim lenm esinde etkili olan, modern toplum un

kültürel boyutları üzerinde yoğunlaşm asının nedenlerini ortaya koymaktaydı.

Sürgünlük döneminde Enstitü’nün çalışmalarının bundan sonraki aşaması olan bu otoriteryanizm çözümlemeleri, birbi-23. Adorno, ‘Social Science and Socioiogical Tendencies in Psychoanaly- sis’ (1946, basılmamış bildiri, Almanca versiyonu için bkz., Sociologia II; Reden und Vortrâge, ed. Max Horkheimer and Theodor W. Adorno, Frankfurt, Euuropaische Verlagsanstalt, 1962); Eros and Civilization: A Philosophical Inquiry into Freud (Boston, Beacoıı Press, 1955).

(22)

riyle ilgili beş çalışmanın -aralarında en iyi bilinen The Aut-horitarian Personality'1dir24- basılmasıyla sonuçlanan anti-semitizmle ilgili (Studies in Prejııdice) olanı esas olmak üzere geniş ölçekli bir araştırma projesiyle birleşmişti. Baskıcı kişi­ likle ilgili çalışma önemli sayılabilecek bir etkide bulunmuş, bununla birlikte az ya da eleştirel teoriyle hiç bir ilişkisi bu­ lunmayan daha ileri çalışmalara yol açmıştı.25 Bu çalışmaların kaydedilecek özelliklerinden birisi önyargıların psikolojik ve öznel açıklanımıyla hemen hemen tüketici bir ilgidir ki The A uthoritarian P e rso n a lity ’ye ilişkin iki eleştiri, yazarların ‘irrasyonaliteyi toplumsal düzenin dışında almaları ve karşılı­ ğına istinad etmelerine’26 itirazda bulunacaktı. Bu türlü eleş­ tirilere karşı Horkheimer ve Adomo başka yerlerde, özellikle D iallektik der Aufklarung’daki ‘Anti-sem itizm in Ö ğeleri’ başlıklı denemede çok daha sosyolojik bir anti-semitizm eleş­ tirisi yapmıştır denilebilir. 'Burada Adom o ve Horkheimer, sözgelim i, ‘burjuva anti-sem itizm inin özgül İktisadî bir nedeni (üretimdeki egem enliğin gizlen ilm esi)’ olduğunu yazdılar; ancak konuyu derinlemesine araştırmadılar ve bu deneme psikanalitik bir çerçevede yorumlanabilecek tavır ve algıların -ki bunlar paranoyak ve marazîdir- oluşumuyla geniş ölçüde ilgilidir.

Hepsinden daha çarpıcı olan, faşizm çözümlemesinde (özellikle Alm anya’daki N a tio n a l s ozialismus"1 da) faşizmi anti-semitizmle hükmen özdeşleştirmişler, en azından faşizmi oldukça tüketici bir şekilde bu dar çerçeveden görmüşlerdir. Onların çalışmasıyla karşılaştırıldığında, bu bakımdan National-24. Theodor W. Adomo, Else Frenkel Brunsvvik ve diğerleri, The Authorita­ rian Personality (New York, Harper and Row, 1950).

25. Özgün çalışma üzerine bazı eleştirel yorumlar kadar, araştırmanın bir kısmının bir değerlendirmesi için bkz., Richard Christine and Marie Jahoda (eds.), Studies in the Scope and Method o f 'The Authoritarian Personality’

(Glencoe, Free, Press, 1954).

26. Herbert H. Hyman and Paul B. Sheatsley, 'The Authoritarian Persona­ lity -a Methodological Critique- Christie and Jahoda içinde, op. cit.

(23)

F rankfurt O kulu ’nun O luşum u

sozialism us'a ait klasik Marksist bir çalışma olan Franz Ne­ umann’ın Behem oth’u ‘Alman ekonomisinin tekelci bir eko­ nomi ve bir komuta ekonomisi, totalitaryen bir devlet tarafın­ dan disiplin altında tutulan kapitalist bir ekonomi olduğu ve onu betim leyecek en iyi ad olarak ‘Totalitaryen Tekelci Kapitalizm’in seçildiği’27 sonucuna vardı. Bazen Neumann’m faşizm in in celen ilm esi yolunda Frankfurt O kulu’nun içerisinde ikinci bir yaklaşımı temsil ettiği belirtilmektedir, fakat bu yanıltıcıdır, çünkü Neumann 1936’dan 1942’ye kadar kısa bir süre Enstitü üyesiydi ve teorik yönelimi -iktisadın etkisinin önceliğini, sınıf yapısı ve mücadelelerini vurgulayan klasik Marksizm’den daha geniş bir yönelimdi-eleştirel teorinin düşüncelerinden uzaktı. B e h e m o th 'da, Frankfurt Okulu‘nun iç çevresine dahil olan ve faşizmi güç itkisinin kâr itkisini aştığı bir ‘devlet kapitalizm i’28 diye tanımlayarak, bu rejimde teknolojik rasyonalitenin toplumun y ö n e tic i ilk e s i o ld u ğu ‘yeni bir d ü z e n ’ olarak d eğerlen d iren 29 Pollock’un N a tio n a ls o z ia lis m u s ’a ilişkin çözüm lem esini açıkça eleştirdi. B öylelik le geniş olarak Marxist, hiç olmazsa Marksizm’den türetilen bir düşünce zem ininde N a t i o n a ls o z i a li s m u s’un çok farklı iki kav-ramsallaştırımı formüle edilmekteydi: Franz Neumann’m yaklaşımı, totalitaryen rejimi, kapitalizmin gelişmesinde özel bir aşamasına (kapitalizmin tekelci aşaması) karşılık gelen bir oluşum olarak değerlendiriyordu. Diğer taraftan Horkheimer ve Pollock, totaliter rejimi iktisat üzerine ‘siyasetin önceliği’, ‘teknolojik rasyonalite’ tarafından işler kılınan egemenlik ve halk kitleleri arasında irrasyonel tavır ve duyguların (örneğin anti-semitizm) sömürülmesi aracılığıyla nitelendirilen yeni bir

27. Franz Neumann, Behemoth: The Structure and Practice o f National Soci-alism (New York, Oxford University Press, 1942) s. 261.

28. F ried rick P ollock, ‘State C apitalism : İts P o ssib ilitie s and Limitations’, Studies in Philosophy and Social Science, IX, 2 (1941). 29. İdem, ‘Is National Socialism a Nevv Order?’, Studies in Philosophy and Social Science, IX, 2 (1941).

(24)

toplum tipi olarak ele alıyorlardı.30

Studies in Prejudice ampirik soruşturmalardan ibaretti. Daha önce de görüldüğü gibi Horkheimer Enstitü’nün yöne­ ticisi oluşuyla birlikte Almanya’da işçilerin tutumlarıyla ilgili ampirik bir çalışma başlamıştı. Sürgünlük döneminde ampirik araştırma ve eleştirel teori arasındaki ilişki sorunu çok daha açık bir biçimde ortaya çıktı. Çünkü pozitivizm/ampirizme düşman ayırdedici bir toplumsal teori okulunun gelişm esi, toplumsal bilimlerin öncelikle ampirik soruşturmalara yönel­ diği bir çevrede yer almıştı. Enstitü’nün önde gelen üyeleri, bağımsız mâli kaynaklarının elverdiği ölçüde, büyük oranda Amerikan toplum bilimi geleneğinin dışında kaldılar. Böylece sözgelimi dergileri Zeitschrift fü r Socialforschung 1939’a ge­ linceye kadar Almanca olarak yayınlanmaya devam etti -bu tarihte dergi Studies in Philosophy and Social Science oldu. Şartlar elverdiğince özellikle Almanya ve Avrupa’yla yakın bağlarını korudular. Bununla birlikte Enstitü üyeleri giderek m uhtelif biçim lerde -özel olarak Paul L azarsfeld’le kurdukları ilişki ve Studies in Prejudice projesi aracılığıyla31-ampirik araştırmalara katıldılar. Teorinin önceliğini iddia eden bir düşünce şeması çerçevesinde teori ve araştırma arasındaki ilişkiyi doğrudan kurmakla yükümlüydüler.

Bu sorunun sistematik bir biçimde ya da ayrıntılı olarak Okul’un üyeleri tarafından oluşum döneminde açıklanıldığı söylenemez. ‘Tikelin içerisinde evrenseli araması gereken’32 eleştirel teoriye uygun yöntem ve ‘geleneksel tümevarımcı yöntem ’ arasında Horkheimer tarafından konulan kısa ve

30. Faşizm ’in yükselişindeki diğer öğelere dikkat çeken, faşizm ’e ilişkin başka M arksist çözümlemeler de vardır. Meselâ, Otto Bauer, ‘F ascism '

(1938) ve Leon Trostky, The Struggle Against Fascism in Germany (1930- 1933 makaleleri: New York, Pathfinder, 1971).

31. Tam bir değerlendirme için bkz., Jay, op. cit., s. 189-93 ve 7. bölüm. 32. Horkheimer, ‘Notes on Institute Activities’, Studies in Philosophy and Social Science, IX, 1 (1941).

(25)

F rankfurt O kulu ’nun O luşum u

özellikle aydınlatıcı olmayan karşıtlıktan uzakta, gerçekte Di-alektik der Aufklarung’da açımlanan toplum teorisini, ayrı bir alana adanmış gözüken Enstitü’nün ampirik araştırmasına bağlamak için çok az bir girişim vardı. Zaten ampirik araş­ tırma kısmen anti-semitizmle bir ilgileniş sayesinde ortaya çıkmış, kısmen de eğer Enstitü yaşayacaksa bir kaynak bul­ mayı zorlayıcı kılan mali krizden kaynaklanmıştı.33 The Aut­ horitarian P ersonality’yo katkıları önemli teorik sorunlar or­ taya çıkarmayan Adorno’nun sonradan yaptıkları, yalnızca çok daha tam bir şekilde ampirik araştırmayla ilişkisinin du­ rumunu, özellikle Avrupalı bir bilim adamı olarak Amerika’­ daki34 tecrübeleri hakkındaki düşüncelerinde ve ‘pozitivizm tartışması’na katkılarında olmak üzere açığa çıkmaktadır.35 Bununla birlikte bu çalışmalar izleyen döneme aittir, yâni Frankfurt Okulu’nun ‘altın ça ğ ı’ıia ve bu nedenle gelecek bölümde daha geniş bir bağlamda değerlendirilecektir.

1940’larm sonuna doğru yeni toplumsal teorinin ya da toplumsal felsefenin çizgileri iki büyük metinde sunulmak­ taydı: D ialektik der Aufklarung ve Marcuse’nin Reason and R e v o l u ti o n ’ı. Bir çok denem ede de oluşumun poziti­ vizm/ampirizmin, daha geniş olarak herhangi bir ‘toplum bi­ lim i’ kavramının reddi ve eleştirisine ayrılmıştı. Felsefî bir ‘akıl’ düşüncesi, ‘görünüşler’ ya da sadece olgusallığa karşıt olarak olayların özünü keşfedebilecek bir biçimde, bunlara muhalefet etm ekteydi. Akıl genel ve Hegelci bir anlamda doğrudan özgürlükle bağıntılı olarak algılanmaktaydı. Buna göre, dünyanın bilgisi ve özgün değerlerin belirlenmesi birbiriyle uzlaşan etkinliklerdir, ya da Horkheimer’in ifade 33. Bkz., Jay, op. cit., s. 220-1.

34. Adorno, ‘Scientific Experiences of a European Scholar in America’, The Intellectual Emigration: Europe and America 1930-1960, Donald Fleming and Bernard Bailyn (eds.), (Cambridge, Mass. Harvard University Press, 1969).

35. Adorno, et. al., The Fositivist Dispııte in German Sociology (London, Heinemann, 1976).

(26)

ettiği gibi, ‘doğru düşünme’ ve ‘doğru istem e’ karşılıklı desteğe bağlı bir ilişkiler ağında birlikte hareket etmektedir.

P o zitiv izm e le ştir isi, (ya daha iy i bir deyim le ‘bilim ciliğin’), yeni bir egemenlik biçimi, geçdcapitalist ya da daha geniş olarak, yirminci yüzyılın ileri endüstriyel toplum-1 arının niteliği olarak ‘bilimsel ve teknolojik rasyonalitenin’ eleştirel bir belirlenimiyle karışmıştı. Bu Frankfurt Okulu’nun egemenliği sağlıyan esas güç olmamakla birlikte ideoloji, do­ layısıyla özgürleşim sürecinde temel bir etken olarak ideoloji eleştirisi üzerine büyüyen vurgusunun bir yanıydı. Diğer yan ise, modem toplumda özellikle anti-semitizm biçiminde varo­ lan ‘irrasyonel’ inanç ve tavırların eleştiri ve çözümlenme-siydi. Bu sorunlarla oluşan ilgi Okul’un -toplumsal hareketler ve toplumsal şartlar arasındaki ilişkiyi araştıran her inceleme için zorunlu bir öge olarak- psikanalitik teori ve bireysel psi­ kolojideki ilgisini de pekiştirdi; yâni, çok özel olarak da hem devrimci bir güç olacak işçi sınıfının başarısızlığını hem de fa­ şist hareketlerin yükselişini değeriendirmedeki ilgisini.

Oluşum ve sonraki dönemlerinde daha çok olmak üzere Frankfurt Okulu kendisini giderek Marx’m teorisinden ve klasik Marksizmden, bu teorinin geniş bir kısmını ortadan kaldırarak ve bu teoriyle sistematik ve eleştirel herhangi bir karşılaşm aya girm ek sizin ayırdı. Sad ece sonraları, Habermas’m yapıtlarındaki herşey bir tarafa, Marx’ın kişisel teorisi tutarlı bir eleştirel inceleme ve yeniden inşaya uğradı. Ancak bu hareket ayrı bir post-Marksist, eleştirel teorinin post-Frankfurt Okulu dönemine aittir. Bu konu gelecek bölümün konusu olacaktır.

(27)

2. ELEŞTİREL TEORİNİN GELİŞMESİ

1950’

de Frankfurt’a dönüşünden hemen sonra Enstitü, bü­ tünüyle Horkheimer ve Adorno’nun, Horkheimer’in 1954 ve 1959 yılları arasında Chicago Üniversitesi’ne ziyaretçi profe­ sör olarak gitmesiyle sık sık vuku bulan yokluğu ve 1959 y ı­ lında emekliye ayrılmasından dolayı da özellikle Adorno’nun düşünceleri tarafından belirlendi. Bu yeni formunda Enstitü iyi tanımlanmış bir düşünce, öncelikle de Adorno’nun kişisel önsel ilgileri olan bir estetik teori ve felsefe okulu karakteri kazandı. Enstitü’nün bu ayırdedici yönelim i, en önde gelen­ lerinin hepsinin felsefeci olduğu (Jürgen Habermas, Alfred Schmidt, Albrech Wellmer) ikinci kuşak (gerçekte üçüncü ku-şak-çev.) düşünürlerin yapıtlarında da açıktı. Amerika’da ka­ lan yaşlı üyeler arasında hiç olmazsa Marcuse, Avrupalı ve Amerika’lı taraftarları arasında özellikle siyasal eyleme ilişkin 27

(28)

farklılıklar doğmasına rağmen benzeri şekilde bu yeni Okul-’da yönlendirici bir figür olarak düşünülebilir.

Okul’un felsefî karakteri, Adorno’nun Alm anya’ya ilk dönüşünde teorileri test etmek amacıyla olmamakla birlikte ampirik yöntemlerin kullanılmasını savunması ve sosyolojinin artık bir G eistesw issenschaften ( ‘anlamın’ yorumlamasıyla araştırılacak bir kültürel bilim)36 olarak değerlendirilmemesi gerektiğini iddia etmesine rağmen, 1950’ler ve 6 0 ’lar bo­ yunca çok daha sağlam bir surette telaffuz edilmekteydi. Bu sırada Adom o, 1959’daki Dördüncü Sosyoloji Kongresi’nde, ‘felsefî-olm ayan’ (ve bu özgül anlamda teorik de olmayan) sosyoloji eleştirisini yeniden ele alan bir tebliğ sundu. Bu sos­ yoloji ‘kategorileri bağlamında varolanın yalın bir yeniden üretimini bir ideal olana yükseltmektedir... Pozitivizm verili olana yaln ızca bağlanm akla kalm az, onun hakkında olum(lu)layıcı bir görüş de taşır.’37 Bundan sonra pozitivizm eleştirisi A dom o’nun çalışmalarında bir sürükleyici motif ol­ muştur.

Pozitivizm ve ampirizm eleştirisi toplumsal teori için alter­ natif bir epistemoloji ve metodoloji geliştirme girişimi, Hork­ heimer’in 1937’deki geleneksel ve eleştirel teori üzerine de­ nemesinden, 1969’daki pozitivizm tartışmasına kadar, yalnızca bir temel sunmakla kalmayıp, Frankfurt Okulu’nun otuz yıllık toplum(sal) teorisinin geniş bir parçasını da oluşturur. Frank­ furt Okulu’nun öğretisinin bu merkezi öğesi çok daha ayrıntılı bir biçimde incelenilmelidir. Geniş bir özetlemeyle, Okul’un eleştirisi sırayla belirlemeye çalışacağım üç ayrı boyuta sahipti: İlkin pozitivizm toplumsal hayatın doğru bir şekilde kavramsallaştırılması ve anlaşılmasını sağlamayan ve sağlayamayan, yetersiz ve yanlış yönlendirici bir yaklaşımdır. 36. Adomo, ‘Zur Gegenvvârtigen Stelde empirischen Sozialforschung in De- üstchland’ , Empirische Sozialforschung (Frankfurt, 1952).

37. Transactions o f the Fourth World Congress o f Sociology (Londra, In­ ternational Sociological Association, 1959), Cilt 1, s. 38-9.

(29)

E leştirel Teori ’nin G elişm esi

İkincisi, pozitivizm yalnızca varolana katılmakla varolan siyasal düzeni kutsallaştırır, radikal herhangi bir değişikliği engeller ve siyasal bir dinginciliğe (quietism ) sürükler. Üçüncüsü pozitivizm içsel olarak yeni bir egemenlik biçimini, yâni ‘teknotratik eg em en liğ i’ desteklem e ve üretmeye bağımlıdır ve bu süreçlerde temel bir etmen olmaktadır.

Pozitivizmi bir bilgi teorisi ve bir bilim felsefesi olarak eleştirirken, Frankfurt Okulu düşünürleri belirsiz ve değişken bir eleştiri nesnesi düşüncesiyle hareket ettiler.38 Marcuse böylece Reason and Revolution'da dikkatini ‘Fransız ve A l­ man rasyonalizminin eleştirel ve yıkıcı eğilimlerine karşı bi­ linçli bir tepki, kısaca karşı-durucu bir öğreti olarak gördüğü Comte pozitivizmi (ve onun Alman kaışılığı olan F.J. Stahl ve Lorenz Von Stein’m yapıtları) üzerinde topladı.39 Horkheimer 1937’de basılan iki temel denemesinde40 pozitivizmi çok daha kapsamlı bir biçimde eleştirdi. Horkheimer’in eleştirisi genel olarak ‘bilim ciliğe’ (scientism) ve ‘bir birleşik bilim ’ tasarısı şeklinde Viyana Çevresi üyelerince ifade edilen doğal ve toplumsal bilimlere ortak evrensel ve bilimsel bir yöntem düşüncesi, özel olarak da pozitivizmin, bilimin ‘(tek) bilgi ve (tek) teori’ olduğu iddiası ve felsefenin ‘... yâni bilime yöne­ lik her eleştirel tavrın’ alçaltılmasma karşı yöneltilmiştir.41 38. Russel Keat’m gözlemlediği gibi: ‘Eleştirel teorisyenler tarafından po­ zitivizm eleştirisine bağlanan büyük öneme rağmen, bu konu hakkındaki çalışmalarından açıkça ortaya çıkan bir kaç şeyden biri de pozitivizmin neyi içerdiğinin açık bir kavramsal yapıyla verilmeyişidir’. The Politics o f Social Theory (Öxford, Basil Blackwell, 1981), s. 2.

39. Marcuse, Reason and Revolution: Hegel and the Rise o f Social Theory

(New York: Oxford University Press, 1941), s. 325.

40. Horkheimer, ‘The Latest Attack on Metaphysics’ ve ‘Traditional and Critical Theory’ , Critical Theory: Selected Essays (Nevv York, Herder and Herder, 1972) içinde.

41. Bkz., Otto Neurath, ‘Unified Science an Encyclopedic Integration’ Fo-undations o f the Unity o f Science içinde Otto Neurath, Rudolf Camap ve Charles Morris (edsj, (Chicago, University of Chicago Press, 1969), Cilt 1, s. 1-27.

(30)

Horkheimer açık olarak belirli bilimsel görüşlerle uzlaşmaz olan her konunun yanlış olarak değerlendirilmemesi gerekir... (ancak) yapıcı düşünce çeşitli disiplinlerin kavramlarını bir araya getirir, bunları verili konumun gerçek örüntüsüne yer­ leştirir. Bilimle kurulan bu olgusal bağ, bilim dilinin tam ve doğru bir bilgi biçimi olduğu anlamına gelmez... Yalnızca bi­ limin dilinde düşünmek ve konuşmak, çocuksu ve yobazca­ dır’42 diyerek eleştirisini sürdürür. Horkheimer’in geleneksel ve eleştirel teori arasına koyduğu karşıtlık toplumsal bir etkin­ lik olarak bilim kavramından başlar. Geleneksel teori düşün­ cesi, ‘toplumun diğer bütün etkinliklerinin yanında yer alan ancak dolaysız bir biçimde onlarla hiç bir bağı bulunmayan (ve) bilimin gerçek işlevi açık kılınmayan’ işbölümü içerisin­ deki bilim adamının bilimsel etkinliği düşüncesine karşı gel­ mektedir. Bu ‘liberal dönemdeki burjuva bilim adamının yan­ lış bilinci ’ özellikle Marburg Okulu’nun yeni-Kantçılığında olmak üzere farklı bilim felsefelerinde ifade edilmiştir.43 Diğer taraftan eleştirel tavra sahip düşünürler ‘varolan biçim inde’ toplumsal bütünlüğün iki-taraflı karakterini; çelişkilerini, özellikle toplumsal bütünlük içerisindeki sınıf çatışmalarını, kendilerini bu bütünlükle özdeşleştirip onu istem ve akıl olarak algılarken, tanımlarlar; ‘kültürel formlar savaş ve baskı tarafından desteklendikleri ve birleşik, kendi-bilincinde bir iradenin yaratıları olmadıklarından toplumun İnsanî olmayan doğal süreçlere ve yalın mekanizmalara üstünlüğü olgusunu’ deneyimlerler.44 Dolayısıyla ‘toplumsal hayatı yöneten kategorilerin eleştirel kabülü aynı zamanda onların yargılanmasını da’ içerir.45 Eleştirel teorinin amacı toplumun dönüşümü ve insanın özgürleşimi olarak açığa çıkar. Bilgi ve h edefi, teorik ve pratik aklı bir senteze götürmeye yönelik bu girişim, Frankfurt Okulu‘nun köklü 42. Horkheimer, op. cit., s. 183.

43. ibid , s. 197-8. 44. ibid, s. 207-8. 45. ibid, s. 208. 30

(31)

E leştirel Teori ’nin G elişm esi

felsefî bir konumunun ve ‘olgu ile değer’in pozitivist ayrımı eleştirmesinin temeli olarak kalmıştır.

Horkheimer başka bir boyuttan geleneksel ve eleştirel te­ ori arasındaki ilişkiyi düşünmeye devam eder: ‘Eğer bu teorik işlem [eleştirel teori] en basit ve çok farklılaştırılmış hazır kav­ ramsal sistemler yardımıyla nesnel olguları belirleyici bir bi­ çim almazsa, yarısı düşünsel yorumların güçsüz bir ifadesi ya­ rısı da kavramsal bir şiir olan amaçsız entellektüel bir oyundan başka ne olabilir?’46 Horkheimer’in bu sorunu çözüş şekli Lukâcs’ınkiyle özdeştir (Lukâcs’m Tarih ve Sınıf Bilinci kita­ bının derin etkisi baştanbaşa denemenin bu kısmında açıktır) ve eleştirel teorinin özgürleşimci ilgisinin temelini, modern toplumdaki proletaryanın konumunda bulduğunu iddia etm ekted ir. H ork heim er’in getirdiği n itelem e yâni proletaryanın konumunun bile doğru bilgiyi garanti etmediği görüşü de, dışarıdan getirilm esi zorunlu ‘doğru sın ıf bilinci’yle, yanlış olabilen ‘ampirik sınıf bilinci’ni birbirinden ayıran L ukâcs’ınkinden ayrı değildir. Horkheimer, bu düşünceyi, eleştirel bir teorisyenin gerçek toplumsal işlevinin, ‘bu teorisyen ve yapıtının, teori sy en tarafından topluma ilişkin çelişkilerin ortaya konulmasının somut tarihsel konumun yalnızca bir açıklaması olmayıp, aynı zamanda bu tarihsel konumda değişm eyi uyaracak bir güç olacak şekilde, bastırılan sınıfla dinamik bir birlik oluşturacak biçim de’ görüldüğünde ortaya çıktığını söyleyerek ifade etmiştir.47 Lukâcs ve Horkheimer arasındaki temel farklılık, Lukâcs’m devrimci bir partide (herkesçe bilinen ve Lukâcs’m üye olduğu Bolşevik Parti’yle güçlü bir karşıtlığı bulunan ‘ideal’ bir parti) bu dinamik birlik için açık bir toplumsal yerleştirmeyi özgülleştirirken, Horkheimer’ın hiç bir şekilde düşünür ve sınıf arasındaki etkileşimin nerede yer alacağına (kesinlikle Üniversite ve araştırma enstitülerinde değil?) ilişkin 46. Ibid, s. 209.

47. Ibid, s. 210.

(32)

hiç bir işaret vermemesidir. 1950’lerde diğer Frankfurt Okulu üyeleri gibi, Horkheimer işçi sınıfının devrimci gizilgücüne eski inancını bütünüyle kaybettiğinde, eleştirel teori gerçek toplum sal yaşamdaki herhangi bir tem elden yoksun görünmektedir. Horkheimer da, giderek toplumsal yaşamın dinsel bir haklılaştırımma yönelecektir.

Bu denemelerde Horkheimer mantıkî pozitivizmin özgül bir yığın eleştirisini de formüle etmiş, bunlarda Frankfurt Okulu’nun genel olarak tutulan ilkeleri olmuştur:48 İlkin algı­ lama yoluyla doğrulama, yâni ‘ampirizmin alfa ve om egası’ yetersiz bir ilkedir ve ‘burjuva düşüncesinin artan sığlığını’ gösterir. Pozitivizm ‘tikel olguların’ bir birikimini içermek­ tedir -az ya da çok keyfî olarak kendilerini dışa vuran sonsuz olguların; pozitivizm şeylerin yüzeysel görünümü ve onların ‘özleri’ arasında ayrım yapmaz. Horkheimer söylediklerini ‘bilim(e ilişkin) olgular ve bilimin veya olguların anlamını kavramak için tarihsel durumu açıklayabilecek bir anahtara, doğru toplumsal teoriye sahip olunmalıdır.’ diyerek sonuç­ landırır.49 Dahası bu ‘doğru toplumsal teori’ hayati bir bi­ çimde ‘doğru bir istem e’ bağımlıdır. Horkheimer tarafından ortaya konulan modern pozitivizm eleştirilerinden bazıları daha bütün ve sistematik bir biçimde başka bir bilim felsefe­ sinde, Popperci bilim felsefesinde ve yenilerde de yapısalcılar ve realistler tarafından ele alınmıştır. Ancak Frankfurt Okulu’-nun bu sonraki tartışmalara katkısı Habermas’m yapıtları or­ taya çıkıncaya kadar olr ıkça azdır.

48. ibid, ss. 140-89. Özelde Otto Neurath’ın Empirical Sociology (1931) monografisini eleştirmektedir. Neurath, ‘Mark: izmi maddi bir temel üzerin­ deki sosyoloji’ olarak koymuş, ve benim görüşüme göre inandırıcı olma­ yan bir şekilde bu açıklamanın ötesine gidilerek, ‘fizikalist sosyoloji’ ola­ rak adlandırılan şeye varılmıştı.

49. Horkheimer, op. cit., s. 159. 32

(33)

E leştirel Teori ’nin G elişm esi

Adorno 1950 ve 6 0 ’lardaki denemelerinde50 önceden Horkheimer tarafından formüle edilmiş pozitivizm eleştirile­ rini geniş bir biçimde tekrarlamıştır -özelde pozitivizmin ‘olgularla’ (yâni yapay görüngülerle) önsel ilgilenim i ve toplumun varolan durumunu ‘olumlayım ’ değerlendirimine karşı eleştirileri. Bununla birlikte Adorno, sonraki bir met­ ninde, ‘pozitivizm tartışması’na yazdığı girişte51 eleştirel te­ oriye bazı yeni öğeler sokmuştur. Bu tartışma köken olarak Popper ve Adorno arasında sayılmaktadır.52 Popper’in iyi te­ mellendirilmiş itirazına karşılık olarak (Popper hiç bir zaman pozitivist olmadığım, gerçekçi bir açıdan Viyana Çevresi pozi­ tivizminin bir eleştirmeni olduğunu söylem iştir), Adorno, Popper’in kavramsallaştırımının ‘bilim selci’ olarak belirlen­ mesini önermiş, ancak ‘bilim cilik’in değişik biçimlerini ince­ lem eye yanaşm am ış, kanıtlar gösterm em iştir. Gerçekte Adorno, Popper’m teorik toplumsal bilimlerin görevleri hak-kmdaki savlarına çok az dikkat etmiştir. Bunun yerine, meto­ doloji ya da bilim felsefesinden çok ‘negatif (oiumsuzlayıcı) diyalektik’ kavramı açısından bir ontoloji ve epistemoloji tar­ tışması getirmiştir.53 Adorno’nun görüşlerinin felsefî açıdan tartışılması bu kitabın alanı dışındadır54, bu nedenle bu görüş­

50. Bkz., özellikle Dördüncü Dünya Sosyoloji K ongresi’ndeki tebliği, ‘ Contemporary German Sociology’ ve ‘Scientific Experiences of a Euro- pean Scholar in America’, Donald Fleming ve Bernard Bailyn (eds), The In-tellectual Migration: Europe and America, 1930-1960 içinde (Cambridge, Mass, Harvard University Press, 1969).

51. Adorno, Introduction to The Positivist D is put e in German Sociology

1969 (London, Heinemann, 1976).

52. Popper’m sonradan işaret ettiği gibi tartışma yoktu ve onun tebliği ne konferansta ne de basılan kitaba ardıl olarak ciddi olarak tartışılmamıştı. Bkz., Kari R. Popper, ‘Reason and Revolution’ European Journal o f Soci­ ology, XI, 2 (1970).

53. Adorno, Negative Dialectics (Nevv York, Seabury Press, 1973).

54. İngilizce’deki önemli çalışmalar için Kolakovvski’nin yüksek eleştirel değerlendirmesi, Main Currents o f Marxism (Oxford, Oxford University Press, 1978), cilt III, s. 357-69 ve Gillian Rose, The Melancholy Science:

(34)

lere eleştirel bir toplum teorisi düşüncesiyle ilgili olduklarında değinilecektir. Bu açıdan bakıldığında, Adom o’nun düşüncesi, Horkheimer’ın açıkladığı gibi, Frankfurt Okulü’nun teorisine çeşitli ve önemli düzenlemeler katmıştır. İlk elde, bu türden her formülü bir ‘özdeşlik-düşüncesi’ içerdiğinden, eleştirel teori artık salt eleştirel, herhangi bir olgusal (positive) kavram-sallaştırımı formüle etmeye (örneğin varolan topluma olgusal bir alternatif getirme) yetersiz olarak tasarımlanmaktadır. Öz-deşiik-düşüncesi çok özel biçimde epistemolojiye ilişkin ola­ rak, felsefe için mutlak bir başlangıç noktasının konulması ve uygun kavramlar aracılığıyla yeterli olarak kavranılabilecek ampirik nesnelerin bir toplamı olarak dünya kavramına dayalı bir düşüncedir. İkincisi, Horkheimer’in düşüncesinde de ha­ yati ve onun pozitivizm eleştirilerinden biri (-pozitivizmin, eleştirel teorinin yaptığı gibi, tikel olguları bir bütünlük içeri­ sine yerleştirmemesi-) olan ‘bütünlük’ düşüncesi, burada öz-d e şlik -öz-d ü şü n c e sin in başka bir se rg ilen im i olarak reddedilmektedir. Adorno’nun savsözüyie ‘bütün, doğru d eğ ild ir’ . A d orn o’nun felse fe sin in k en d isiy le çelişip çelişmediği burada araştırılacak bir sorun değildir.55 Bütün uğraklarda açık olan, bu düşüncenin şüpheciliğe yöneldiği ve yalnız M arksizm’le değil (Marx inkar edilem eyecek bir biçimde olgusal bir tarih ve kapitalist bir toplum teorisi formüle ettiğinden -Marx bu teorilerin iyi temellendirildiğine inanmaktaydı- dolayı) fakat sistematik herhangi türden bir toplumsal teoriyle de bütünüyle uyuşamaz. A dom o’nun geç felsefesi Frankfurt O kulu’nun çöküşünün' başlangıcının sinyalini verir.

Frankfurt Okulu’nun pozitivizm eleştirisindeki ikinci konu pozitivist bir bilim felsefesi (ya da çok geniş olarak pozitivist bir ‘dünya görüşü’) ve statükonun kabülü

arasm-Introduction to the Thoııght o f Theodor W. Adorno (bir bütün olarak Ador­ no’nun yapıtına sempatik bakmakla birlikte eleştirel bir inceleme). 55. Bkz., Kalokovvski, loc. cit.

Referensi

Dokumen terkait