• Tidak ada hasil yang ditemukan

4 ANTİK TER.YÖNT.HAST.SAĞ..pdf

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Membagikan "4 ANTİK TER.YÖNT.HAST.SAĞ..pdf"

Copied!
119
0
0

Teks penuh

(1)

ANTİK TERAPİ

YÖNTEMLERİ

H A S TA L I K L A R I N

S A Ğ A LT I L M A S I

Cemal BENCAN

BETA YAŞAM KİTAPLARI DİZİSİ- 4

(2)

Kapak Resmi Yazısı :

Delphoi’daki Siphnoslu’ların Hazine Binası’nda bulunan frizden ayrıntı.

3000 yıl önce bir “rukye”, şimdiki adıyla bir reiki şifa seansı muhtemelen.

(3)

ANTİK TERAPİ YÖNTEMLERİ

ile

HASTALIKLARIN SAĞALTILMASI

1.Baskı Ocak 2007 Dizgi Kapak Tasarım Büge AKKANIM Çizimler Mustafa BENCAN Baskı

Temiz İş Matbaası Tic. Ltd. Şti. ISBN :

Cemal BENCAN

(4)

Eski uygarlıkların kalıntılarında

madde bedenler ölmüştür. Ancak; orada yaşanan olaylar ve yaşayan insanların niyetleri, düşünce replikleri halen o bölgenin taşına toprağına sirayet

edip, siklonlanmışlardır. Onlar, o kayıtlar canlıdırlar.

Orada, düşünce ve enerji boyutunda bulunmakta ve yaşamaktadırlar.

Bizim iyi ayarlanmış bir düşünce Serekans’ı ile onları yakalayıp, kripto eytmemiz, hatta onlardan

da öte başka boyut ve frekanslara ulaşabilmemiz mümkündür.

Böyle yerlerde yapılan her meditasyon ve dip çalışması bir yerleşik anıyı ya da yaşanmış olay ve

düşünceleri uyandırıp, onu aktif hale getirebilir.

Frekans : Dalga boyu Serekans : Zamanda sıçrama Dip çalışması : Derin çözümleme

(5)

ÖNSÖZ

Modern insan kavminin henüz tarih sahnesine çıkmadığı dönemlerde modern tıp ve onun yöntemlerinin, para kazanma ve biriktirme hırsına hizmet eden bölümleri gelişmeden önce insanlar kendi hallerinde yaşarlarken, hâl konusunda epeyce uzmanlaşmışlardı. Halinde bir değişiklik olanı hemen anlar, onu hâl ehline götürürlerdi. O zamanlarda iyilik halini kaybeden insanın, hiç halim yok, halim hal değil yada halimi beğenmiyorum şikayetleri bugün bile günlük hayatta hepimizin dilindedir. Her toplulukta bir hâlden anlayan bulunurdu. Allah gece gündüz, bir günlük yürüyüş mesafesinde her köye veya her topluluğa mutlaka kendi ilminden

yetiştirdiği Rukyeci bir kırık çıkıkçı, bir ebe, bir efsuncu (şifacı), her meslek dalından bir usta zanaatkar, bir müzisyen, v.b. Allah vergisi ilimle donatılıp rotasyon yaparak dağıtmıştır. Bu yetenekler toplulukların ihtiyaçlarına göre gerekli bilgilerle donatılarak ilgili coğrafyaya bir-iki günlük yürüyüş mesafelerinde bulunacak şekilde enkarne edilirlerdi. Fakat bu düzen artık yerini; çoğu zaman saf olmayan, para hırsı ile donanmış, gönüle ve vicdana hizmet etmeyip sadece parası olana, akıla ve nefs’e hizmet eden modern bilime ve onu yönetenlere bırakmıştır. Milyarlarca insan da bu nefsani düzende oradan oraya yaprak gibi savrulmaktadırlar. Kendi kendini detay denizinde boğan bu sisteme ne söylense işitecek durumda olmadığından onlara artık bir sözümüz yok. Ancak bu yazıları okuyan insanlara antik çağlardan beri, günümüze kadar gelen unutulmuş fakat dimdik ayakta duran, mermer sütunlar gibi sapasağlam ve geçerli olan Antik arınma ve sağaltma yöntemlerini hatırlatmaya ve anlatmaya çalışacağım.

Bu yöntemler Allah’ın bilgi hazinesinden insanlara sunulan can simidi niteliğindedir. Hiçbir zararı ve yan etkisi bulunmayan, vücuda yabancı bir madde girmeyen son derece basit, ücretsiz yöntemlerdir. Sebilullah’tır, İnsan bu yöntemleri uygulamakla hiç bir şey kaybetmez tersine çok şey kazanabilir. Dünyasal ve Manevi araştırmalar ve içsel

(6)

sorularla ilham ve sezgilerle ulaştığım bu yöntemleri bu kitapta sizlerle paylaşacağım. Yöntemlerdeki tüm eksik ve kusurlar bana, tüm başarı, güzellik ve olumlu sonuçlar yüce yaradanıma aittir.

Beta yaşam el kitapları dizisinin bu dördüncü kitabında madde yaşamdan enerji yaşama geçiş yapıp enerji kimliğine sahip çıkan canlar için enerji yaşamın yasaları ve bu yaşam platformunda nasıl arınıp korunacakları konusunda antik çağlardan bu yana süzülüp gelen bazı bilgileri yeniden hatırlatmaya çalıştım.

Yaşadığımız bu boyutda madde alemin yasalarını da göz önüne almamız gerektiğinden

şunu önemle belirtmem gerekiyor ki bu kitaplar ve içindeki bilgiler tedavi kitabı ve bilgileri değillerdir. Bunlar sağaltma bilgileridir. Eğer önemli bir hastalığınız varsa ilk başvuracağınız kişi doktorunuz olacaktır. Modern tıp ve onun tecrübe ve birikimleri kesinlikle küçümsenemez. Ancak doktorunuzun da gözetiminde doğal yöntemleri kendi tercihiniz nispetinde hayatınıza geçirebilirsiniz.

Bu kitaplardaki tüm bilgiler tedavi değil sağaltma bilgileridir. Sağaltma sonucu birçok kişi sağlığına kavuşabilir ancak bu sonuç her zaman herkes için gerçekleşmeyebilmektedir. Böyle bir iyileşememe durumundan yazan sorumlu değildir.

“İyileşme ve şifalanma inanç ve nasip işidir”

Antik terapi ve sağaltma yöntemlerine Bergama ve orada bulunan Asklepion’dan bahsetmeden geçemeyeceğim.Burası tarih boyunca Ege ve Akdeniz etrafında kurulan 200 kadar Asklepion (Sağaltımhane)’ den en önemlisidir diye bilinir. Aslepion’lar çok tanrılı dönemde sağlık ve şifa tanrısı Asklepios adına kurulmuş tam teşekküllü sağaltımhanelerdir. Günümüzden 2500 yıl önce kurulan Bergama Asklepion’unda bir zaman 7-8 yüzyıl boyunca hiçbir ölüm vakası olmamıştır. Yani bu kadar

(7)

sürede bu hastaneden hiç cenaze çıkmamıştır. Antik terapi ve sağaltma yöntemlerinin kullanıldığı bu yer bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir. Bu nedenle o zamanda Aslepion’un giriş kapısına “Tüm Tanrılar için yaratılmış olan bu kutsal yere yalnızca ölüm Tanrısı Hades giremez!..”diye tabela bile asmışlardır.

Dünyada yaratılan her varlık elbette ki ölümü tadacaktır. Ancak 7-8 yüzyıl üst üste sağlık ve şifada bu denli başarılı olan başka bir kurum gösterebilmek mümkün müdür? O halde bu antik yöntemlere asla sırt çevirmemeliyiz. Bunlar masrafsız ve yan etkisiz doğal yöntemlerdir.

O zaman nasıl çalıştıysa şimdi de aynı şekilde çalışmaktadır.

Bugün hastanelerin durumu ortadadır. İnsanlar kitleler halinde oradan oraya savrularak derman aramaktadırlar. Bu kitaplar, herhangi bir hastalığa veya derde yakalanmış, çözümsüz kalmış, yalnız ve kendini naçar hisseden bir insana belkide son çare olup onu hayata bağlayacaktır.

Umarım ki bu sağaltım yöntemlerini her insan öğrenir ve kendi evlerinde, bahçelerinde

uygulayarak huzur içinde, uzun ve sağlıklı yaşama kavuşabilirler. Tabii kapılarına tabela asmasalar da olur.

(8)

Tedavi; hastalıkla mücadeledir, Onunla savaşmaktır.

Vücut coğrafyasında tıbbi ilaçlar, serumlar, Cerrahi yöntemler gibi bir sürü teknik

kullanılarak savaşılır ama

Bazen kazanılıp, bazen kaybedilen bu savaşta İki taraftan da çok kayıp verilir.

Sağaltma ise ;

Hastalığın çıkış yolunu göstermek ve sessizce onu dışarı göndermektir.

(9)

İÇİNDEKİLER Önsöz

Doğal Tedavi Hastanesi Hastalıkların Sağaltılması Ay

ı

Ayağ

ı

Toprağın Sağaltma Potansiyeli Yere (Toprağa) Gömme

Sağaltma ve Radyoaktif serpinti hissi Her Hastalığın Bir Frekansı ( Ruhu)Vardır Sağaltma Nasıl Uygulanacak

Eller

Elleri Kullanarak İyileştirme Hastanın Başı Üstünde Ateş Çevirmek Dağlama

Vücudu Çizmek Sülük yapıştırma Kupa Çekme Tokat Atma

Soğuk Su Terapisi (Şoklama) Kurşun Dökmek

Zeytin Yaprağı

Bağırıp Çağırma Terapisi Bir Demet Ot İle Süpürme Beyti Dost’dan Bir Tavsiye Yüksek Tavanlı Yerler Antik Öncesi Çağa Yolculuk Hayvanlardan esinlenilen hareketler Parmaklarla ve tırnaklarla yapılan terapiler Tırnaklama ve kaşıma

Göğse vurma (döşünü dövme) Kulak çekme

(10)

Dua ve Zikir

Toprakla yapılan terapiler Ağaçlarla yapılan terapiler Hayvanlarla yapılan terapiler Minerallerle yapılan terapiler Seslerle yapılan terapiler Su ile yapılan terapiler Rüya terapileri Kurşun dökme Çarpıntım var Yürek oynatması Yüreğim ağzıma geldi Bağrıma taş bastım

Termal kaynakların bulunması Antik terapi araç gereçleri

Çan terapisi-PEK Diyapozon’u-256 ANKH

Radyastezi çubuğu Mudra yüzükleri Kuran okuma tekniği Esma çalışmaları Bazı özel yerler Tevbe kapısı Dört kitapta namaz

(11)

insanlar da bunları hayatlarında kullanıyorlar ve mutlular.

Hastalıkların sağaltılma yöntemlerinin teknolojisini kısaca şöyle izah edebilirim. Her hastalığın bir frekansı vardır. Bununla birlikte bir enerjisi ve diyebiliriz ki bir “can”ı vardır. Enerjisini kaybeden hastalık bir süre sonra formunu da kaybedecektir. Yani ölen bir canlı gibi. Bir örnek verecek olursak, mesela yol kenarında ölü bir köpek gördük. Altı ay sonra o köpekten eser bulamazsınız. Çünkü doğa, yağmuru, rüzgarı, kuşu, karıncası, kurdu, v.s. ile canı çıkan, yani enerjisi çıkan o köpeğin formunu temizleyip yok edecektir. Hastalık da böyledir. Enerjisi akıp giden hastalık, formunu da kaybetmek zorundadır.

(12)

DOĞAL TEDAVİ HASTANELERİ

(13)

Şifası etkisini gösteriyor. Öyle değil mi?”

HASTALIKLARIN SAĞALTILMASI

Sağlıklı bir insan vücudunda tüm hücreler ahenkli bir iletişim ve akort halindedir. Her hücre işini yapmaktadır ve ortamda denge ve huzur hakimdir. Tıpkı bir stadyumda 23 Nisan şenlikleri yapan tören kıtaları gibi her şey düzenli ve ritim içindedir.

Hastalık ise bu stadyuma ansızın giren üç dört azgın boğa gibidir. Etrafa saldırır ve çocukların arasına dalar. Karma-şa, kaos ve korku başlar. Bunun üzerine hemen polis-jandarma kolluk güçleri saha içerisine girip boğaları etkisiz hale getirmeye çalışır. Sırasıyla elindeki güçleri kullanmaya başlar. Bu TEDAVİ’dir. Yani vücuda ilaç,serum verilir. Amaç onu vücuttan dışarı atmaktır. Yani boğaları sahadan çıkarmaktır. Ölü ya da diri. Fakat bu esnada, bu savaş sırasında birçok çocuk ve seyirci de zarar görebilir.

Hastalıkların sağaltılması tekniklerinde ise boğalara hemen bir koridor açılır. Bu koridorun ucu dış kapıya bağlanır. Sonra bu boğalar koridora, koridorun içerideki ucu da boğalara yaklaştırılarak boğaların koridora girmesi sağlanır ve koridorun içerideki kapağı kapatılır. Böylece azgın boğalar çevreye zarar vermeden koridordan çıkarılıp atılırlar. Bu SAĞALTMA’dır. Vücuda bir şey alınmaz, yan etkisizdir, çevreye hasar verilmez. Kayıp en azdır, ucuzdur, neredeyse hiç ücret ödenmez. Hastalık ne olursa olsun onun hakkında her şeyi bilmek gerekmez.

Sağalma yöntemlerini bil yeter.

Bu yöntemler değişik hastalıklarda çok iyi sonuçlar vermiştir.Yani boğanın rengi, türü, cinsiyeti önemli değil tünele girmesini sağla yeter. Bu kadar basit olabilir mi? Evet bu kadar basit. Ben bunu 1998 yılından beri kendime ve yakın çevreme uyguluyorum. Birçok kronik hastalı

(14)

Asırlar önce modern tıp yokken türümüz bu eski ve basit ama

(15)

kısaca hastalanırdı. O zaman hastalıklar bu kadar çeşitlenmemiş, bu kadar “oloji” ler ortaya çıkmamıştı. Antik insanın anlayışına göre

hastalanan kişinin içine kötü ruh girmişti. Bende bunu bugün şöyle izah ediyorum: insanın vücut uzayına yabancı parazit enerjiler girer. Bu enerjiler dejenere aktif bir programa sahiptirler. Evrende serbest halde bulunup ışık hızından daha hızlı hareket edebilirler. Düşünceye duyarlıdırlar ve insanın varlıklarla ilişkilerinde düşünce ve amelinin kutbiyetine göre kendi kendine yarattığı istihkak oranında çekilim duyup onun vücut uzayına girerler.

“Biz onlara zulmetmeyiz. Onlar kendi kendilerine zulmederler”

Ku’ran-ı Kerim

Yani insanı bir yazılım gibi düşünürsek bu negatif parazit enerjilerde (kötü ruh) bir çeşit virüs yazılımıdır. Virüs kapmış bir insânîyi düzeltmek için en kestirme yol ona format atmaktır. Format için gezegende malzeme çok boldur. Günahsız, yani kötü düşünce ve eylem (kötü derken hak yasasını çiğneyeni, varlığın varlığa saygısı yasasını göz önüne almayanı, hırs, kin ve ego’ya, nefse hizmet edeni kastediyorum) üretmeyen her varlıkta Allahın mayası bozulmadan cevher olarak bulunduğundan bu mayayla hemen bir tören ve akabinde format atılabilir. Bu yerdeki bir taş, dışarıdaki bir ağaç, kaynağından çıkan bir su olabilir. Bütün bu unsurlar ehil bir insanın, bir üstadın rehberliğiyle muhteşem bir ilaç ve sağaltma aracı haline dönüşebilir.

Genelde bu çeşit hâl ehli insanlar köyün biraz kıyısında bir külubede yada kendilerine özgün bir çadırda yaşarlar, kalabalıktan biraz uzak dururlar. Odalarında tütsü, buhurdanlık yada kokulu ot veya yaprak yakarlar, dört temel elementi yaşamlarında hep yakınlarında tutarlar. Toprak, Hava, Ateş, Su. Çünkü sağaltma anında bu dört temel elementi kullanmaktaydılar.

(16)

Hastaların, yani hâli bozulan kişinin yakınları “bu ferdimize bir hal oldu, şuna bir bakın” diye, üstada getirirler. Hâl ehli üstad odasındaki ateşe birkaç odun daha atar. Hasta kişiyi inceler, temâşâ eder, sonra getirenleri dışarı çıkararak onunla yalnız kalır. Ona üzerinde yalnız çamaşırı kalacak

şekilde elbiselerinden soyunmasını söyler.

Soyunan kişi yüzü koyun yere uzanır. Oda sıcaklığı iyice artmış, hasta boncuk boncuk terlemektedir. Hastalığının türü, branşı burada önemli değildir. Onu oluşturan enerji vücut uzayını terk ettiğinde o hastalık da kişiyi terk edecektir. Hasta artık sıcak ortama dayanmakta zorluk çekmeye ve çıkmak istediğini belirtmeye başladığında, hâl ehli dışarı çıkar ve üç kg ile

onbeş-yirmi kg arasında ağırlıkları değişen, çeşitli büyüklükte ve ağırlıktaki beyaz yuvarlak mermer taş blokları soğuk oldukları halde birer birer kişinin vücut yapısına göre taşıyabileceği bölgelere omuzdan itibaren üzerine dizerek

koymaya başlar. Soğuk ve ağır taşlar kişinin üzerine ansızın konulduğunda kişi irkilir, ürperir ve bağırır. İşte bu ürperme ve bağırma anında ve sonrasında taşlar ısınıncaya, vücut ısısı ile homojen oluncaya kadar vücuda giren, sıcak ortamdan ve hal ehlinin varlığından rahatsız olan parazit enerjiler ısı transferini sörf gibi kullanarak soğuk ve serin olan ayı ayağı taşlara doğru akışa geçerler. Böylece beş-on dakikada bir terleyen vücuda dizilen dört-beş adet ayı ayağı taş değiştirilir. Her defasında yeni ve soğuk taşlar dizilir. Böylece yirmi dakika sonra hasta parazit enerjilerden kurtulmuş, parazit enerjilerde, yani hastalıklarda taşlara geçmiştir. O taşlar. Toprağa gömülür veya akan suda bir gece bekletilir. Böylece yeniden kullanılmaya hazır hale gelir.

Bu yöntemler daha kırk yıl öncesine kadar kullanılıyordu. Annem ve babam ağrıyan yerlerine sobada ısıtılmış taşları koyarlardı. Tabii ben o zaman çocuktum ve idrak edemiyordum. Ama

(17)

olmayan mirasını kullanıyorlarmış.

Biz unuttuk ama, Toprak; Anabilgisayardır. Bir müşgülünüz varsa, o’na gidin.

O halleder

TOPRAĞIN SAĞALTMA POTANSİYELİ

İnanılmaz güzelliklerle gökyüzünden yere doğru süzülen kar eğer havada iken birbirlerine yapışıyor olsalardı kar tanecikleri yağışı buz kütlelerine dönüşür ve insanlık için bir felaket haline gelirdi. Evet, trilyonlarca kar tanesi yüzlerce metre yükseklikten süzülerek ama hiç biri diğerine değmeden, dokunmadan iner. Bunları birbirine değdirmeyen kuvvet nedir? Hiç düşündünüz mü?

Her varlığın bir enerjisi ve bir enerji bedeni vardır. Buna kısaca aurası diyelim. Kar tanelerinin bile auraları vardır. Havada süzülürken bu auralar birbirlerini iterler. Bu sayede onca yolu birbirlerini ite ite katederler. Ta ki toprakla temas edinceye kadar. Toprağa dokunduğu anda ise enerjilerini toprağa akıtır, oraya da yapışır kalırlar, sonra arkadan gelen aynı olayı yaşar, arkadan gelen ve arkadan gelen. Toprağa enerjisini bırakan tüm kar taneleri bu defa birbirlerine öyle sıkı yapışırlar ki onları ayırmak mümkün değildir. Bunların kütlesini ve ağırlığını kar küremek zorunda

(18)

kalanlar çok iyi bilirler.

Burada toprağın sağaltma gücüne dikkatinizi çekmek istiyorum. Kar tanesi toprağa temas ettiği anda toprak onun enerjisini çekip sağaltıyor. Demek ki enerji bakımından sağaltım için toprağı rahatlıkla kullanabiliriz. Çünkü o yaratılırken öyle bir hizmet için yaratılmıştır. Nitekim tüm binalardaki kaçak ve zararlı enerjileri toprağa akıtmak için daha inşaat halinde iken üç metrelik galvanizli bir demir ile binalara toprak hattı çekilir. Yüksek binalara bundan ayrı olarak beklenmeyen sürpriz (Şimşek ve yıldırım gibi) enerjiler için de yine paratoner denilen çubuklar yardımıyla topraklama yapılmaktadır.

O halde durum böyle iken hastalıklarımızın enerjilerini niçin toprağa sağaltmıyoruz.

Toprağa yüzükoyun yatarız. Avuç içi ve parmaklarımızı toprağa koyarız. Başımızı yan çevirip şöyle söylemeliyiz. “ Şimdi üzerimde bulunan ve bana ait olmayan, hastalık yapan tüm parazit enerjiler toprağa aksın gitsin.Hamdolsun Allah’ım.’’ Bu olumlama cümlesiyle birlikte ilk beş dakika içinde ellerimizden nabız atışına benzeyen bir atış toprağa doğru hissedilmeye başlar. Yaklaşık 20 dakika bekledikten sonra sırtüstü döner ve yine aynı olumlama cümlesini söyleriz. Sonra sağ tarafımızı, sonra sol tarafımızı. Nasıl rahatladığınıza siz de şaşıracaksınız.

YERE (TOPRAĞA) GÖMME TERAPİSİ

Antik insanlar bunu biliyorlardı. Şimdi hâl ehli üstadın çadırına gelelim. Üstadın çadırı kendisine bir hâl olanlar için hazırdır. Hâli değişip de hasta olanı getirirler. Yere kazılan ve gelen hastayı içine alacak kadar olan çukura hasta kişi yatırılır. Üzeri ince bir kat toprakla kapatılır. Sonra yetişkin bir ceviz ağacından toplanan ceviz yaprakları ve ince dalları dizilir. Bir çarşaf gibi örtü halinde kapatılır. Onun üzerine yine ince bir

(19)

toprak, yine ceviz yaprakları, yine ince bir toprak ve yine ceviz yaprakları. Üç kat ceviz yaprağı dizilmiş olur. En üste yine ince bir toprak tabakası dökülerek kaplanır. Yalnız kafa dışarıda kalmıştır. Alının üstüne yedi adet ceviz yaprağı üst üste konularak onunda üstüne ıslak ağır bir bez konulur. Böylece hasta bir gece orada yatırılır.

(20)

Sabaha kadar ceviz yaprakları ve toprak, o vücuttan fazlalıkları çıkartıp, gerekenleri koyarak gerekli formatı yüklerler.

Sabah olduğunda hasta yavaşça çıkartılır. Eğer vaka çok inatçı yada eski ise bu yöntem bir hafta arayla 2 yada 3 defa tekrarlanır.

SAĞALTMA ESNASINDA RADYOAKTİF SERPİNTİ HİSSİ

Vücut uzayında bulunan ve hastalık yapan negatif enerjileri sağaltmak niyetiyle Toprağa veya evde halının üzerine uzandığınızda sistemin çalışması için hemen olumlama cümlesini kullanmanız gerekir. Bu cümleyi daha önce muayyen defalar tekrarladım. Olumlamayı kullanmanızla birlikte vücudunuzdan yere doğru bir akış hissedersiniz. Bu akış parmak uçlarında, avuç içlerinde, dirseklerde, göbekte yada ayak parmaklarında hissedilir. Bazen ince ince, bazen oluk oluk akış hissedilebilir. Bu sizin doluluk oranınıza bağlıdır.

Bu sağaltma tekniğine yeni başlayanlar böyle hissederler. Ancak bir süre bu tekniği çalışıp vücudunun her noktasını akışkan hale getirenlerin hissettikleri biraz daha farklıdır. Artık onların vücudunun her santimetre karesi geçirgenlik kazanmıştır ve yere uzanır uzanmaz bütün satıhtan sağaltma başlar. Bu şöyle hissedilir. Siz bir dolu bulut gibisinizdir ve bedeninizden aşağı doğru kar yada yağmur yağar gibi partiküller serpinti halinde dökülmektedir. Bu dökülüş gayet yavaş ve cazibeyle gerçekleşir. Bütün bunlar görülemez ancak gözler kapalı halde hissedilirler.

Siz komut verdiğiniz anda negatif enerjiler bulundukları yerden ayrılarak kar yağar gibi sizi

(21)

terk ederler. Zaten girer iken de tıpkı radyoaktivite gibi girdiklerinden, vücudu terk ederlerken de bu terk ediş biçimlerini ben radyoaktif serpintiye benzetirim.

Serpinti bittiğinde diğer yönünüzü döne

-bilirsiniz.

KUNDALİNİ TIKANIKLIĞI

“Onlar günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler ki! Dünya’da iyi amelleri terk etmemizden dolayı vah bize! Dikkat edin yüklendikleri şey ne kötüdür.”

En-am-31

Yaradanın cenin halindeki bir et parçası iken bize üfleyerek verdiği can’ın vücuttaki ikametgah yeri bedenimizin kuyruk sokumu bölgesine denk gelen yerindedir. Buna doğu dinleri kundalini der. Bu, Kur-an’ı Kerimde “Size nefesimden üfledim

dediği; Allahın bize yük-lediği nefestir. Can’dır, bizi insan yapan özgün bir programdır. Tabi imtihan boyutunda olduğumuz için birde bu programın bir karşıt programı vardır. Bu karşıt programın görevi bu can programının her an kuyruk sokumundan, bey-ne kadar omurga üzerin

-den çıkmasını engellemek ve onun fonksiyonlarını elinden geldiğince kesin-tiye uğratmaktır. Bu karşıt programın adı nefistir. Blokajları yapanlar ise nefs’e duyarlı porlardır.

Kundalini enerjisi eğer beyne veya tepe çakrasına omurgadan direkt çıkarsa bir piston gibi çıkıp inişler yaparak vücudun ve enerji bedenin mükemmel bir şekilde tam kapasite çalışmasını sağlar. Hastalıklar ve dejenerasyon vs. o bedende asla barınamaz. Çünkü kuyruk sokumundan beyne

(22)

kadar bir silindir şeklinde Allah’ın hediye ettiği ışık can özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden tüm gücü ile devrededir. Yukarıdan kozmik bağlantısı sağlam aşağıdan ise yerle bağlantısı sağlamdır. Kirlenmemiş ve zayıflamamıştır. Tüm bedeni sarmalamıştır.

Nefsani duygu, düşünce ve amellerden dolayı oluşan hak edişlerle bu sırt ve omurga bölgesini hedef alan zulmani enerjiler buralara gelip yerleşirlerse bu akışı keserler. Böylece kundalini sıkışır kalır.

Beyne ve üst çakralara çıkmak için yol arar. Ancak omurgada set ve blokajlar vardır.

yol arar. Ancak omurgada set ve blokajlar vardır. Buradan çıkamayınca karın bölgesinden öne geçerek göğüs kısmından yukarı çıkmaya çalışır. Ancak bu çıkış omurgada olduğu gibi güçlü, temiz ve sağlıklı değil, sızıntı halindedir. İşte tanıdığın bin insandan dokuz yüz doksan dokuzu bu haldedir. Böylece hastalık, dejenerasyon, yaşlanma, korku, depresyon herkesi sarmış bir haldedir.

Tanıdığım bir çok şifacıyı bile yakından incelediğimde kundalini enerjisinin sırtta kapalı olup önden akmaya çalıştığını gördüm. Bu kişi o halde bile şifacılık yapabilmektedir; birde sırt bölgesini temizleyebilse kim bilir neler yapabilir.

Başın arka kısmı, sırt bölgesi ve iki kürek kemiğinin arasından kuyruk sokumuna kadar olan bölge zulmanilerin insani bir prototipte yerleşik düzen halinde bulunmayı en çok sevdikleri bölgedir. Çünkü insanı yere seren bölge burasıdır. Bir kere burayı ele geçirmekle omurgayı ele geçirmiş olurlar. Bundan sonra kuyruk sokumuna sıkışıp kalan yukarı çıkamayan kundalini durgun bir hale gelir. Durgun enerji çabuk kirlenir ve bel ağrısı, bel fıtığı gibi dejenerasyonlar başlar. Bunu omurga hastalıkları, ankolizon vs. daha ileride böbrek üstü bezleri ele geçirilir ve adrenalin dengesi bozularak kişi; korkak, cesaretsiz, miskin

(23)

bir hale getirilir. Kalp çakrası arka sırt bölgesinden kapatılarak kalp sıkıştırılır. Erken yaşlarda kalp ve damar hastalıkları başlar. Hedef kişiyi devirip kaleyi ele geçirmek ve negatif evrim yapmaktır. Çoğu zamanda bunları başarırlar. Boyunda boyun fıtığı ve boğaz hastalıkları baş kısmında ise bir çok hastalığa sebebiyet verirler.

Bunlar en fazla kuyruk sokumu ve bel kemiğinin alt kısmında yuvalandıklarında o bölgede tabak gibi bir manyetik alan oluşturarak cinsel bölgeyi etkileri altına alırlar. Burada her i k i c i n s i n d e c i n s e l ç a k r a l a r ı v e ü r e m e o r g a n l a r ı v a r d ı r . Dolayısıyla buralarda bulunan sperm ve yumurta hücrelerine de dejenere aktif tesirler gönderirler. Bu tesirler o bölgede bulunan parazit enerjilerin galaktik kimlikleri ve fonksiyonları ile paralel o l d u ğ u n d a n d o ğ a c a k çocukların fiziğine hatta kişiliğine kadar tesir ederler. O halde temiz bir n e s i l i ç i n c i n s e l birleşmeden önce ibadet v e y a m e d i t a s y o n i l e arınmak oldukça faydalı o l a c a k t ı r. Ta b i i b u d o ğ a c a k ç o c u k l a r ı n özelliklerini etkileyen binlerce faktörden biridir.

Y a l n ı z d o ğ a c a k çocuklar için değil, kendi sağlığımız, dengemiz, huzur ve mutluluğumuz için hergün bir yarım saatimizi arınma ve korunma ritüellerine ayırmamız gerekmektedir. Bundan

Blokajlar

Sırtı tıkayan zulmaniler

(24)

1400 yıl önce bile dünyamız daha bu kadar endüstriyel kirlilikle tanışmamış iken kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim bize günde beş defa arınmak için zaman ayırmamızı farz kılmıştır. Bunda iyice düşünenler için önemli mesajlar vardır.

HER HASTALIĞIN BİR FREKANSI (RUHU) VARDIR

Varoluş boyutunda vücut bulan her birimin bir frekansı (titreşimi) vardır. Bunu bir marketteki ürünlerin barkotu gibi düşünebilirsiniz. Dünyayı bir hiperhiper market gibi düşünürseniz, yaratılan her çöpün bile bir barkotu yani bir frekansı ve kimliği vardır. Bir hastalığa gelince, hastalık: bir vücutta başlayan veya yerleşen bir dejenerasyon ve bu dejenerasyonun o varlık üzerinde bıraktığı tesirin hissediliş halidir. Binlerce, milyarlarca türevi vardır. Bazen bir tür bazen de bir kombinasyon olarak vücutlarda hasıl olurlar. Her hastalığın da kendine göre habis karakterli bir titreşimi yani bir frekansı vardır. İşte bu frekans onun yaşam fonksiyonu ve can’ıdır. Bu habis karakterli dejenere aktif titreşim yerleşmiş olduğu vücuttan bir şekilde çıkartılır veya sağaltılırsa o hastalık vücudu terk etmiş olur ve şifa gerçekleşir. Tıp modern bilimi henüz yok iken on binlerce yıl önce ve daha da önceleri Adem soyu bu sağaltma yöntemleri ile şifalanıp hayatlarını ve nesillerini sürdürebilmişlerdir.

(25)

Siz,

komut verdiğiniz anda,

negatif enerjiler vücudunuzda bulundukları yerden ayrılarak

sizi terk ederler. Bu terk ediş, yağmur veya kar yağışı hissi

ya da

nabız atışı veya radyoaktif bir serpinti hissi gibidir.

SAĞALTMA NASIL UYGULANACAK

Bu sade, masrafsız, basit ve son derece etkili yöntemi bize sunduğu için yaradana şükür ve hamd ederek, saygıyla toprağa yüzükoyun uzanın. Eller dirsekten kırık ve baş hizasında, avuç içleri ve parmak uçları yere değecek şekilde başınızı bir yana çevirmiş olarak yatış pozisyonunuzu alın. Parmak araları hafif açık olsun. Uzandıktan sonra tüm hücrelerimizin tamamen rahat ve relaks olduğunu kontrol edin; değilse relaks hale getirin. Şimdi artık olumlama cümlesini söyleyebilirsiniz. “Şimdi üzerimde bulunan ve bana ait olmayan tüm

(26)

parazit enerjiler toprağa aksın gitsin; hamdolsun Allah’ım.” Bu cümleyi söyledikten sonra parmak uçlarından, avuç içinden veya dirseklerden nabız atışı halinde bir akış başlar. Bu nabız atışı gibi hissedilir ama nabız değildir, sizin vücut uzayınızı terk eden mülteci enerjilerdir. Akış giderek artabilir, oluk oluk aktığını bile hissedebilirsiniz. İzin verin aksın. Bir süre sonra bu akış hissi yerini yavaş yavaş toprakla akort haline bırakır. Bu süre 5-20 dakika sürebilir (sizin doluluk miktarınıza göre). Sonra sırt üstü dönersiniz; eller bu defa yanda uzanır ve eller avuç içleri yine yere değecek şekilde olmalıdır. Aynı olumlama cümlesi yine söylenerek akışa izin verilir.Genellikle en fazla sağaltma sırt bölgesinden yapılır.

“Onlar günahlarını sırtlarına yüklenerek”

En-am 31

Sırt bölgesi toprakla akort olduğunda bu defa sağ yana dönülür. Sol el kalça üzerinde iki diz kırılarak ve ayaklar çekilir. Bu sırada sağ el de vücudumuzla 90°’lik açı yapacak şekilde uzanmış olarak yine eller avuç içleri yere değecek biçimde durmalıdır. Bu pozisyonda baş altına bir yastık konulabilir. Sonra sol yana dönülerek dört yön tamamlanır. Her gün ya da iki günde bir bu sağaltma ritüeli uygulanırsa bir süre sonra hiçbir hastalık kalmadığı gibi yenileri de vücuda alınmaz.

Bu uygulamayı sık sık yapan vücutta enerji kanalları hep temiz ve açık kalır. Böylesi bir insan teflon tava gibidir ona bir hastalık kolay kolay tutunamaz. Tutunsa bile ilk sağaltma uygulama

-sında vücudu terk etmek zorunda kalır. Burada işin bir de vahdet yönü vardır. Kişi toprakla vahdeti yani birliği yaşamaktadır. Allah’ın her an her yerde olduğunu ve ayrıca topraktan yaratıldığımızı, sonunda toprak olacağımızı düşünürsek yaptığımız şeyin esastan hiç de uzak olmadığını fark etmiş oluruz.

(27)
(28)

ELLER

“Geleceğin senin ellerinde” ya da “Kaderim senin ellerinde” sözünü pek sık duyarız. Evet bu da bir prensiptir ve eskilerden bugüne kadar gelen insani beden teknolojisinin sözlü mirasının eksik ve kıt anlaşılmış halidir.

İnsanlar bu sözlerden esinlenerek, elleri içindeki çizgilere bakarak kişinin yaşamı, geleceği, kaç evlilik yapacağı, ve ne zaman hastalanacağı, v.s. gibi çeşitli varsayım ve kehanetleri tahmin etmeye çalışırlar. Oysa burada anlatılmak istenen ellerinizi ve parmaklarınızı kullanarak enerji bedeninizin temizlenmesidir.

Eller ile duygularımızı ve düşüncelerimizi de dış dünyaya transfer ederiz, mesela konuşma ve sözler hayatımıza girmeden önce insanlar el ve parmak işaretleri ile anlaşıyorlardı.

Şimdi bile konuşma ve duyma özürlüler aynı şekilde haberleşmeye devam etmektedirler.

Ayrıca öfkelendiğimizde yumruğumuzu sıkmamız, duvarı ya da herhangi bir nesneyi yumruklamamız vücut uzayımızda biriken öfke enerjisinin ellerden dışarıya aktarımından başka bir şey değildir.

Aynı şekilde sevgimizi de ellerle dışarıya aktarırız;, bir çocuğu elimizle severken ya da

(29)

sevdiğimizin saçlarını okşarken sevgimizi dokunarak ifade etmezsek rahat edemeyiz.

Tüm sevişmeler dokunma ile başlamaz mı? Korktuğumuzda da durum farklı değildir. Bu defa eller titremeye, güçsüzleşmeye başlar. Bir yumurtayı bile tutamaz, taşıyamaz. “Elim ayağım çözüldü.” deriz.

Utandığımızda eller yine ön plandadır, hemen yüzümüzü kapatırız.Eller enerji transferinde çok önemlidir.

Ürettiğimiz her türlü titreşimi ve enerjiyi transfer eden bir anten gibidir. Nereye yönlendirilirse orayı tahrip ya da tamir edebilir.

“Ellerimi senin üzerine koymamla, tanrının sana verdiği armağanı alevlendirmem gerektiğini hatırlıyorum. Çünkü tanrı bize korkaklık ruhu değil, güç-sevgi ve özdenetim ruhu vermiştir.”

(30)

ELLERİ KULLANARAK İYİLEŞTİRME ÜSTTEN EL TUTMAK

3000 yıl önce bir “rukye”, şimdiki adıyla bir reiki şifa seansı muhtemelen.

Eski Mısır-Yunan ve Hint uygarlıklarında

(31)

tekniktir. İslamiyet’te de yaygın kullanılmıştır. Adına Rukye denir. Peygamber Efendimiz (sav) tarafından içinde şirk olmamak şartı ile yapılması uygun görülmüştür. Eller direkt olarak tene dokunarak ya da 5-10-20 cm uzaklıktan tutulur. El tutmanın çeşitli şekilleri vardır; şimdi bunları kısaca anlatalım:

El Ayası Ve Avuç İçi Çalışması:

Avuç içi enerji akış merkezleri hastaya dönüktür. Buradan akan enerji kuvvetle tesir eder. Tek elle yapılabileceği gibi iki elle de çalışılabilir. İki el ile çalışırken temizlenmek istenen çakralar veya hasta bölgeler iki el arasına alınmalıdır.

Çift el çalışmalarında bir dağı iki ayrı bölgeden kazan madenciler gibi düşünebiliriz. Her elden akan enerji ayrı bir tünel açar ve bu iki tünel birleşinceye kadar, yani iki elden birbirine enerji topu gidip gelinceye keder o bölge temizlenmiş sayılmaz.

Parmaklarla Çalışma:

Beş parmağınızı bir vana başını açıyor pozisyonuna getirin. Sonra çalışacağınız bölgeye 5-10 santim yaklaştırarak parmaklar bu bölgeye dik bakacak şekilde tutarak çalışmaya başlanır. Burada parmakların arası hafifçe açık olmalıdır. Daha kuvvetli bir tesir elde etmek istiyorsanız parmakları birleştirin. Parmak uçlarını bir araya getirin ve hasta bölge üzerinde bilek hareketleri ile küçük daireler çizin. Dairenin merkezine hafif vuruşlar yapın.

Daire Çizmek:

Parmak uçları aynı şekilde ama bu defa daireler bilekten değil omuzdan hareket alır. Yani tüm kol daire çizmeye başlar.

(32)

Bilek ve el sabit durumdadır. Hareket sadace omuzdan idare edilir ve daire merkezden başlayıp döne döne, yavaş yavaş genişletilerek çapı 30 cm’ye kadar çıkartılabilir.

Delici Burgu Çalışması:

Orta parmak dairenin merkezine, hedefe, yani hastalığın olduğu yere doğru yöneltilir ve orada sabit tutulur. Diğer parmakların arası biraz açık haldedir. Küçük parmak yukarı, gökyüzüne bakarken baş parmak ise tam aşağıya, yere doğru bakacaktır. Elinizi yavaş yavaş saat yönünde çevirdikçe avuç içiniz aşağıya bakar. Sonra çalışmaya devam edilir ve baş ve küçük parmakların pozisyonları bu defa yer değiştirilir. Birinci hareket tamamlanmıştır. El çekilir, silkelenir ve kapatılır. Daha sonra açılarak tekrar uzatılır ve ikinci burgu hareketi yapılır. Çalışmaya bu şekilde devam edilir.

Delphoi’daki Siphnoslu’ların Hazine Binası’nda bulunan frizden ayrıntı.

(33)

Antik yöntemler zaman üstü yöntemlerdir. Basit ve sadedirler ama her zaman

çalışırlar.

Allah’ın ilâhî teknolojisinden, hikmetlerindendirler.

“Hikmet müminin kayıp malıdır;

Nerede bulursa alsın”

Hadis

ANTİK TERAPİ YÖNTEMLERİNDEN BAZILARI

HASTANIN BAŞI ÜSTÜNDE ATEŞ ÇEVİRME

(34)

ortasına oturtulur, oda boşaltılır. Üstad ile hali bozulan kişi yalnız kalır. Ya diz çökerek oturur ya da hali yoksa sırt üstü uzanır. Mümkünse yerden yüksek bir zemine, sedire veya taş bir lahit üzerine uzanır. Meşalesini yakan üstat hastanın etrafında saat yönünde dönmeye başlar. Elindeki ateş bir meşale ya da yağ çırasıdır, bu da yoksa bir masa kandili olabilir. Burada önemli olan sönmeden yanan bir ateş kaynağı olmasıdır.

Üstad dönerken ilk 5-10 dakika konsantre olmak ve hastalık yapan enerjiyle irtibat kurmakla geçer. Daha sonra o enerji ile irtibat kuran üstad hastanın vücudunda biriken parazit enerjileri vücut içinden ateşe yönlendirerek yanmalarını sağlar. Bu işlem sırasında hasta kişi terler, kramplar geçirir, ağlama ve gülme krizleri geçirebilir, uyuyup kalabilir, sürekli esneyebilir, v.s. gibi bir çok değişik tepkiler verebilir.

Dünya ilaç tüketimine baktığımızda antidepre

-sanların oranı hep ilk sıralarda görülmektedir. Öyleyse şunu kabul edelim ki hastalıkların yüzde doksanı stres ve psikolojik kökenlidir, yani enerjik vakalardır. Bir enerji grubuyla madde boyutunda mücadele başarı getiremez. Bu üstün silahlara taş ve sopa ile karşılık vermek gibi bir şeydir. Enerji grubuna düşünce silahı ile ya da yine kendisi gibi enerji ile karşılık vermek gerekir.

Bu yöntem diğer tüm antik yöntemler gibi dışarıdan bakıldığında batıl gibi görünse de ehil üstadlar tarafından yapıldığında çok iyi çalışan bir tekniktir ve bilinen teknolojinin de çok ilersinde bir düşünsel teknolojinin vuku bulma halidir.

Yaklaşık bir saat süren bu çalışma sonrası hasta kişi tamamen rahatlamış olarak kalkar. Antik çağlarda insanlar bu ve benzeri şekillerle iyileşme yolları aramışlardır.

DAĞLAMA

Fonksiyonları çeşitli korkular, vesvese ve tiksinme gibi olan enerjiler vücuda girdiğinde oldukça etkili olan bir yöntemdir. İnsanlar trafik

(35)

kazaları geçirdiğinde ya da bir korku filmi izlediklerinde ya da önlerinde bir kötü olay yaşandığında korku enerjileri vücutlarına girer. Fiziksel olarak tamir edilseler bile yıllarca bu korku enerjilerini üzerlerinden atamazlar. Genelde modern tıp biliminde de bu durumun karşılığı çoğu zaman bulunamamaktadır.

B ö y l e d u r u m l a r d a e s k i d e n d a ğ l a m a yaparlardı. Korku veya tiksinti veren olayın büyüklüğüne göre bir iğne ya da çivi hasta kişinin gözleri önünde ısıtılarak kızartılır ve kor haline

(36)

getirilir. Hasta bu ısınmış çubuğu görünce yeniden korkuya kapılır. Fakat bu defa korkan o kişi değil içindeki korku veren enerji gurubudur. Açığa çıkan bu korku o enerji gurubu ile iletişimin başladığını gösterir. Artık savaş veya talimatlar için her iki taraf da hazırdır.

Bir şekilde vücuda yerleşen ve yaşam fonksiyonları yalnızca korku ve türevleri olan bu enerji grubu üstadın düşünce gücü ve etkinliğiyle o kızarmış iğneye transfer olacağını ve yanacağını bilerek büyük bir korkuyla kendisini açığa çıkarır. Bu onun son ifadesidir ve üstadın talimatıyla vücudu terk edip gider. Bu arada üstad kızarmış iğneyi hafifçe hastanın anlına, ensesine, bileklerine değdirerek vücudunun ürpermesini sağlar. Burada amaç hastaya zarar vermek değil,

sadece vücudu ürpertecek kadar ısı uygulamaktır. Hafifçe değdirilip çekilir, asla vücuda zarar verilmez. Çivi çiviyi söker prensibiyle açığa çıkan korku enerjisi de bu ürpermelerle vücudu terk edip gider.

VÜCUDU ÇİZMEK

Burada amaç insana en çok zara veren kundalini enerjisinin önünü kesen ve blokaj yapan enerjileri akan kan ile sırt bölgesinden tahliye etmektir. Hastalanan kişinin sırtına jilet gibi keskin bir aletle çok ince çizikler atılır. Bu işi yapan üstad burada biriken kirli enerjiyi akan kana transfer ederek marazın o bölgeden temizlenmesini sağlar Bir süre bekledikten sonra pansuman yapılarak işlem tamamlanır. Keskin alet yerine sülük yaratılmıştır. Bıçağın olmadığı dönemlerde sülük kullanılmıştır.

SÜLÜK YAPIŞTIRMAK

Sülük de Allah’ın insanlara hizmet için yarattığı emsalsiz hayvanlardan biridir. Buna benzer başka hayvanlar da vardır. Bugün koruma altına alınan ve dünyada benzeri bulunmayan Sivas Kangal balıkları gibi. Bu balıklar mucizevi bir şekilde sedef hastalığını temizleyip

(37)

iyileştirmektedirler. Çok zor iyileşen bu hastalık bu küçük hayvanlar tarafından bir yemek yer gibi ziyafete dönüştürülür bir halde insan vücudundan küçük ısırıklarla yenilip temizlenerek iyileşme sağlanmaktadır. Bu balıklar dünyanın dört bir yanından gelen insanlara hizmet etmektedirler.

Sülük de aynı şekilde hasta bölgeye yerleşmiş olan kirli enerjiyi emdiği kana transfer ederek insanı o marazdan kurtarmaktadır. İyileşmeyen bir hastalığınız baş gösterdiğinde siz yine tüm tıbbi çözümlere başvurun ama vücuda zarar vermeyecek şekilde antik yöntemleri de deneyebilirsiniz.

KUPA VEYA BARDAK ÇEKME

Bu yöntem de insanlık tarihinde çömleğin ve camın bulunmasından beri kullanılagelmektedir. Burada da amaç vakum yoluyla hasta bölgeye yerleşen parazit enerjiler tahliye edilirken o bölgedeki kılcal damarların genişleyip kan sirkülasyonu-nun artmasıyla bir iyileşme sağlanmaktadır.

TOKAT ATMA

Şoka girme durumlarında enerji bedenin akordu bozulur. Böyle durumlarda enerji bedene katlanabilieceği yeni bir şok yaratılır. Bunun en kolay şekli de bir tokat atmak şeklinde yaratılmaktadır. Böylece ikinci bir küçük ama katlanılabilir bir şok ile enerji bedendeki akort bozukluğu düzeltilir.

SOĞUK SU TERAPİSİ

Yüksek ateşli hastalıklarda hastalığın enerjisinin vücudu terk etmesi için sıkı bir veya birkaç ürpermeye ihtiyaç vardır. Antik çağlarda yüksek ateşi olan bir hasta uyurken bir kenarda soğuk buzlu su bulunan bir kazana battaniye benzeri bir çuha daldırılır ve tahtadan yapılmış uzun bir maşa veya sopa ile çıkarılıp hastanın karnının altındaki kasık bölgesine bir anda

(38)

bırakılır. Yaratılan şok ile oluşan ürperme çok güçlü olacağından bu yöntem başka her türlü yöntem kullanıldığı halde iyileşmeyen hastalara son çare olarak kullanılırdı.

KURŞUN DÖKMEK

Hasta odanın ortasına oturtulup başının üzerine bir çarşaf örtülür. Metal veya toprak bir kaşık içerisinde eritilen kurşun hastanın bir karış üstündeyken bir tas soğuk suya dökülür. Dökülmeden önce hastadaki maraz enerjiler üstad tarafından erimiş kurşuna transfer edilir. Bu işlem de diğerlerinde olduğu gibi herkes tarafından yapılmamalıdır. Bu işi bilen kişilere bırakılmalıdır.

ZEYTİN YAPRAĞI

Kimya fabrikalarının ve laboratuarların olmadığı antik çağlarda insanlar bitki ekstrelerini bizzat bitkinin kendisini çiğneyerek ya da bir kapta döverek çıkarmaya çalışmışlardır. Birçok bitkinin çiğneyerek özsuyunu vücutlarına almış ve şifasından yararlanmışlardır. Mesela insanlığa miras kalan sigara tütün çiğnemenin sonrasındaki bağımlılıktan öğrenilerek alışıla gelmiştir. İnsanlık için çok hayırlı bir bitki olan zeytinin ise yaprağı çiğnenirse ağız içi hatalıklarına çok iyi gelmektedir. Onun yüksek enerjisi ağız içindeki zararlı enerjileri etkisiz hale getirmektedir.

BAĞIRIP ÇAĞIRMA TERAPİSİ

Şehir hayatında konuşurken hep dikkat ederiz, komşularımız ve etrafdakiler rahatsız olmasınlar diye. Bir çok insan vardır ki belki onlarca yıldır sesini yükselterek bile konuşmamıştır. Oysa bazı enerjiler özellikle de boyun ve boğaz çevresin

-dekiler vücuttan bağırıp çağırılarak çıkartılırlar. Ara sıra şehir dışına ıssız yerlere gidin ve avazınız çıktığı kadar bağırın. Yoruluncaya kadar bağırıp çağırın. İçinizden ne söylemek geliyorsa söyleyin, hiç kasmadan bağırın bağırın. Seansın sonunda size ne kadar iyi geldiğine şaşıracaksınız.

(39)

Eline bir demet sap al da Onunla vur

Sâd Suresi-44

BİR DEMET OT İLE SÜPÜRME

Daha önce de belirtmiştim. Dünyadaki her şeyin her olayın ve fenomenin bir mikrosu, birde makrosu vardır. Mikro oluşum zahirde olan makro oluşum ise enerji boyutunda, yani batında olandır. Süpürme olayında da bu böyledir. Mesela bir evi süpürüp temizlemeye niyet edip süpürgeyi alırsınız, başlarsınız süpürmeye o iş yapılırken evin bütün tozu, çöpü gider ancak bu anda enerjik olarak da o ev temizleniyordur. Temizlik bittiğinde hem maddi hem de manevi temizlik yapılmıştır. Söz konusu insan vücudu olduğunda da durum aynıdır. Nitekim bu 1400 yıl önce yüce beyan Kur’an-ı Kerimde de anlayana, düşünene iyi bir yöntem olarak açıklamıştır.

“Eline bir demet sap alda onunla vur”

Sâd Suresi- 44

Burada yapılacak işlem şöyledir. Yeni yeşermiş bir tutam 50-60 cm uzunluğunda herhangi bir yeşil bitki kullanılabilir. Yeşil, henüz sararmamış bir tutam buğday filizi olabilir. Küçük kargı yaprakları yada söğüt dalları, ceviz yaprakları, çınar yaprakları kullanılabilir. Bu toplanan ot veya dal parçacıkları (yaprakları ile birlikte) hastanın sırtına, başına, karın ve göğüs

(40)

bölgelerine, ayaklarına kısaca rahatsızlık olan bölgelerden başlanarak giderek vücudun tümüne kısa ararlıklarla hafifçe vurulur. Hastalığın şiddetine göre dalların çok kısa veya kısa sürede ısındığına şahit olursunuz. Bu ısı vuran kişinin avucunun içine kadar geldiğinde ve dalları tutamayacak kadar rahatsızlık hissettiğinde o dalları çöpe atıp odadan çıkarmalı ve taze yeni dallar ile devam etmelidir. On dakikalık bir seans yeterlidir. Günde üç seans yapılabilir.

Bir keresinde mevsim kıştı ve yeşil dal bulmakta zorlandım. Bu uygulamayı yedi-sekiz hastada peşpeşe aynı dallar ile denedim. Dallar son kişide sanki üç günlük kurumuş gibi oldular. O yeşil yapraklar hızla yaşlanmış ve kurumuştu. Oysa dalından kopalı daha birkaç saat olmuştu. Yapraklar açısından üzülüyor insan ancak dalından kopan bir yaprak zaten kuruyup ölecektir. Bunlarsa ölürken bile bir insana hizmet ederek ölmektedirler. O bakımdan insan teselli oluyor. Ancak dikkati çeken şu ki o yapraklardaki saf program ve üzerindeki rahmet enerjisi kendini insana bırakıyor, insandaki hastalık yapan o kirli, iğrenç programı da kendi üzerine alıyor. Bu nedenle birkaç saatte 3-4 günlük kurumuş gibi bir hale gelebiliyorlar.

Burada çalışan sistem şudur. Yeşil bitkiler ve yapraklar saf, günahsız varlıklardır. Bu nedenle tertemiz bir yaşam programıyla donanmışlardır. Bunlar o halde iken bitkiden ve yaradandan izin alınarak, şifa niyeti ile koparılıp vücutta süpürge niyetiyle kullanıldığında o vücutta bulunan parazit enerjileri süpürürler. Yani kendi yaşam programlarını vücuda bırakıp, vücuttaki ölüm programını üstlerine alırlar. Doğada her şeyin bir karşılığı vardır. Üstüne basıp geçtiğimiz o yeşil ot ve bitkiler aslında makro düzeyde dertlerimizin devasıdırlar. Bunu bilseler, o orman yakanlar aslında kendi kendilerini yaktıklarını fark ederler mi acaba, ne dersiniz.

(41)

tutunda tıbben umut kesilen en ağır hastalığa kadar tüm hastalıklarda uygulanabilir.

(42)

BEYTİ DOST’DAN BİR TAVSİYE

İçinizde, tâ en içerinizde taş gibi oturan bir şey var. Onu çıkartıp atmadıkça bizden size hayır yok. Onu söküp atmadıkça, sizden de hiç kimseye hayır yok. İçinizde bir burkuntu var. Onu çöze çöze boşaltmadıkça siz, sizliğinizden çok uzaksınız. Onu çıkarmak için uğraştığınız zaman bilin ki size yakınız. Bunu anlayınız.

İstenileni yapmak için daha beklemeyiniz. Onu söküp atmak o kadar kolay ki, elinizde. Ona çok yakınsınız, çok yaklaştınız. Yalnız hafif bir perde var gözlerinizin üzerinde. Yüzünüzü yıkayınız. Gözünüzü yıkayınız. Yok ediniz perdeyi tertemiz, berrak su ile yıkayınız. O zaman kurtulacaksınız. Kurtulacaklar, sevineceğiz.

(43)

YÜKSEK TAVANLI YERLER

Namaz kılabilirsiniz, ya da kılmazsınız,

Kılmasanız bile haftada bir gün bir ibadethaneye, mesela bir camiye gidip biraz zaman geçirinabdest alarak camiye girin ve bir kenarda oturun, birkaç saat tefekküre dalın. Size iyi gelecektir. Ayrıca haftada bir gün yüksek tavanlı bir mekanda birkaç saat zaman geçirin.

İnsanın fizik bedeni üzerinde yedi adet enerji merkezi bulunur. Ancak bu yedi enerji merkezinin bulunmasıyla iş bitmiyor. Ayakların 50-60 cm altında başın 50-60 cm üstünde de birer enerji merkezi mevcuttur. Tepe çakrasından sonra yukarıya doğru 8., 9., 10. ve daha bilmediğimiz belki de kaçıncı enerji merkezleri mevcuttur. Bunları bir kısa dalga vericinin mevceleri (dalga boyları)gibi düşünün.

Yüksek tavanlı mekanlarda bu enerji merkezleri rahat bir şekilde fonksiyonel hale gelebilirsiniz. Akortsuz ve tıkanmışsa bilebir süre müdavim olursanız, yavaş yavaş temizlenip akortluhale gelebilirsiniz. Bu nedenle Allah’ın evi diye adlandırılan mabet yerleri, camiler, kliseler, sinagoglar ve her dinde ve ulusta yapılan tapınaklar hep yüksek tavanlı ve kubbeli yapılmıştır. Mesela bir camiye girerseniz ve eğer cami sakin ise mümkünse kubbeyi bulun ve tam merkezinin altında oturun. Orası mabedin en yüksek yeridir ve aynı zamanda çanak antenin merkezidir. Göreceksiniz farkındalığınızı açık

(44)

tutarsanız orada kıldığınız namaz bir başka olacaktır.

Antik çağlarda da kahinlerin ve şifacı rahiplerin bulunduğu kutsal tapınaklar hep yüksek mermer sütunlardan inşa edilmiştir. Bir adam boyunun yaklaşık 12 misli yüksekliliğinde inşa edilenler vardır. Büyük belediye saraylarının, adliyeler ve hükümet konaklarının, başkanlık ve kraliyet saylarının ve buna benzer yerlerin inşasında uygulanan aynı mantık ve model günümüzde de dikkat çekmektedir. Bu model antik çağda bilerek, bilinçli bir şekilde insana ve onun gelişimine, aydınlanmasına hizmet için uygulanırken bu günün bilinçsizce yaşayan modern insanına bir miras olarak süregelmiştir.

Enerji kimliğine kavuşup ona sahip çıkmak isteyen aydınlanmış insan adayına tavsiyem bir ev yapacaksa yaşayacağı yapı bir kulübe bile olsa yüksek tavanlı ve kubbeli olmalıdır. Demir veya hasır bulunmamalıdır.

(45)

ANTİK ÖNCESİ ÇAĞA YOLCULUK (Bir Astral seyehat)

Antik dönemde yaşanan herhangi bir konuyu araştırmak isteyenler genellikle arkeolojik bulguları, kayıtları ve yazılı belgeleri takip ederler. Ancak bu onları beş bin yıl öncesine kadar götürür. Oradan ileriye yol bulamazlar. Çünkü ne kayıt kalmıştır ne de bir belge. Çok cılız ipuçları ve zayıf ışıklar takip edilip kanıtlar bulunmaya çalışılır. Bunlara örnek; Nuh’ un Gemisi araştırmaları ya da Hazreti Âdem’ in yaşadığı yerler gibi gösterilebilinir. Ancak bu araştırmalar da henüz bir sonuç vermiş değildir.

Ben antik terapi yöntemleri araştırmalarımı yaparken bilimin takip etiği yolu değil de enerji âleminin kayıtlarını incelemeyi tercih ettim. Zamanımıza ulaşan yazılı tarihten önce yaşanan ve karanlık dönem diye adlandırılan o zamanlara muayyen defalar astral bazı seyahatler yaptım. Yaptığım bazı seyahatler başarılı oldu ve o zamanın yaşamına ulaşabildim.

6-10 metre boyunda bir insan kavmi yaşamış o zamanlarda. Sade bir yaşam sürüyorlar. Beni de çok iyi karşıladılar. Ben yanlarında neredeyse dizlerine kadar ulaşabilen cüce bir varlık olarak kalakaldım.

Hayvan kürklerini giysi olarak kullanıyorlar. Şimdiki teknoloji o zaman yok ancak çok az konuşuyorlar. İletişim şekilleri yüzde yetmiş telepati yüzde otuz konuşma şeklinde ve cümleleri

(46)

çok kısa. Sanki kelime yerine hece, cümle yerinede kelime kullanıyorlar, yani az ve özlü konuşuyorlar. Benimle olan tüm sohbet kısa ve telepati yoluyla hiç ağızlarımızı açmadan oldu.

Erkekler ve kadınlar her iki tür de uzun saç kullanıyor, yüzleri bize çok benziyor ama çok sade ve güzeller. Altlarında deveye benzeyen ama deve olmayan, şimdiki zamanda türü tükenmiş olan bir hayvan var. Bu hayvan at ile deve karışımı bir hayvan ve o da kendileri gibi iri ve güçlü. Etrafta dolaşan köpekler var fakat türleri şimdikilere benzemiyor. Bu insanlar bu hayvanlardan şimdiki bizlerin yararlandığı gibi yararlanıyorlar.

O zamanda dünyanın biyosfer tabakası ve atmosfer tabakası da şimdikinden çok farklı. Yeşil çok az, her şey sarı veya sarı ile kahverengi arasında bir tonda, ağaçların rengi bile aynı. İlk bakışta hiç ağaç göremiyorum fakat dikkatimi çekiyor. Bu insanlar bir şeylere yaslanmışlar. Bunlar kendi iri vücutlarının iki katı kalınlığında yuvarlak sütunlar. Başımı kaldırıp yukarıya baktığımda 100–200 metre uzunluğunda ağaçlar görüyorum. Bunlar dev ağaçlar ve gövdeleri düz koyu kahverengi renginde. Yerler kum, sarı renkli, insanlar buğday benizli. Hiç küçük ağaç yok etrafta çok yüksek dev ağaçlar. Bunları palmiyenin on katı büyüklüğünde düşünebilirsiniz. Boru gibi yükseliyorlar, yaprak ve meyveler en üstte, arada düz gövdeden başka hiçbir şey yok. Gökyüzü sarı renkte, mavilik hiç göremedim. Yeryüzü sarı ile kahve tonlarında taş, toprak ve maki şeklinde otsu bitkilerle kaplı. Ya dünyada o zaman böyle bir düzen var ya da benim gittiğim coğrafyada böyle bir mekâna gitmiş olmalıyım. Sarı bir atmosfer var tozlu ve kesif. Sanırım ağaçlar güneş ışığını biraz olsun alabilmek için boylarını o kadar yukarı uzatıyorlar.

Hastalığı sordum bilmiyorlar. Hiç kimse hastalanmamış, çok uzun yaşıyorlar ve yaşlılıktan ölüyorlar. Hiç korkuları yok çok sakin yaratılışlı insanlar. Kendilerine Âdemoğulları diyorlar. Beni

(47)

çok meraklı buldular. Oysa onlar bana hiçbir şey sormadılar, hiç merak ve kaygıları yok. Muhtemelen her biri binlerce yıldır yaşamakta. D ü n y a h e n ü z s o n

ş e k l i n i a l m a m ı ş , Mars’ın şimdiki haline benziyor, kızıl gezegen değil de sarı gezegen gibi. Her yer toz toprak i ç i n d e , t o p r a k altlarında yaşıyorlar, fırtına veya kuvvetli r ü z g â r ç ı k t ı ğ ı n d a h e m e n e v l e r i n e giriyorlar. Evlerinin üzerine yüksek, sivri t a ş l a r k o y m u ş l a r, ü s t ü n ü k u m v e y a t o p r a k k a p a t ı r s a yeniden bulabilsinler diye. E v e t , h i ç

kimselerin bilemediği birkaç milyon yıl öncesine ait o gizemli zamanlardan birkaç bilgi aktarmaya çalıştım. Dünya üzerinde çok az insan bu bilgilere ulaşabilmektedir. Bunu bana nasip kıldığı için ulu Rahman’a binlerce hamd ediyorum.

Antik öncesi karanlık dönemden kısaca biraz bilgi aldıktan sonra şimdi antik çağa dönelim ve son üç bin yılda insanlarımız nerelere gelmişler bir bakalım.

Saf kendi halinde yaşayan Âdemoğlu’nun içinden bazı birimler akıllarının ve mantıklarının sınırlarını zorlayarak yeni fikirler geliştirmeyi başarmış, ateşi, tekerleği, suyun kaldırma gücünü, barutu, elektriği, televizyonu, bilgisayarı keşfederek ve evrim yaparak “modern insanoğlu’’ diye yeni bir türü ortaya çıkarmıştır. Modern insanoğlu bu yolculuğunda fazla merakı olmayan, akılla değil de gönülle yaşayan, insiyaki yaşayarak kendisini ağırlaştırıp ayak bağı olan Âdemoğlunu

(48)

ya asimile edip kendine benzetmiş ya da ortadan kaldırarak bugünlere kadar gelmiştir. İşte bu kavim şimdiki “Homo Modern İnsan” kavmidir. Kafasına taktığı şeyi her şeye rağmen.(Bu, gezegenin imhası bile olabilir) gerçekleştiren, Egosu ve hırsı uğruna fitursuzca her şeyi göze alabilen bu habis karakterli modern insan kavmi maddede ve eşyada fetih üzerine fetih yaparken, maneviyatda çok şeyler kaybederek bu günlere gelebilmişlerdir. Sezgilerini ve telepat özelliğini kaybetmiştir. Dostluk ve vefa kavramlarını kaybetmiştir. Vermeyi unutarak enerji akışını tıkamaya başlamıştır. Fiziksel gücünü ve ölçülerini kaybederek neredeyse boyu’nu 150 cm. yaş ortalamasını 55–60 yıla düşürmüştür. Daha iki yüz yıl önce hastalıkların sayısı bir elin parmaklarını geçmez iken (Dolama, yılancık, tavukkarası,ince ağrı gibi) şimdi hastanelerde loji’lerden insanın başı dönmektedir.

Şimdi, bu kaybolan cevherlerden gelen zayıf ışıklarda sönüp yok olmadan onları yakalayıp çözümleyerek insanlığımıza ve arkadan gelenlere biraz olsun birşeyler bırakmayı umarak antik dönemdeki terapilere bir göz atalım.

Antik dönemde yapılan terapileri birkaç başlık altında toplayabiliriz. Kendi kendine yapılan terapiler :

Toprakla yapılan terapilerAğaçlarla yapılan terapilerHayvanlarla yapılan terapilerMinerallerle yapılan terapilerSu ile yapılan terapilerRüya terapileriSes ile yapılan terapiler

Astral seyahatler ile yapılan terapilerSembollerle yapılan terapiler

(49)

KENDİ KENDİNE YAPILAN TERAPİLER

PARMAKLARLA VE TIRNAKLARLA YAPILAN TERAPİLER

İnsan başlı başına bir yazılımdır ve yaradan bu vücudu yaratırken ona acil durumlarda başvur

-ması için çeşitli pratik programlar yerleştir-miştir. Mesela; başımızı veya dirseğimizi bir yere vurduğumuzda elimizle hemen orayı tutarız. Çünkü avuç içi ve parmaklarımızdan oraya hemen enerji yani can akar. Şimdi gelelim parmaklara. Her iki elimizin başparmak ucu ile işaret parmak ucunu halka şeklinde birleştirdiğimizde bu insan vücudunda bir kapalı devre oluşturur ve enerji bedeni kapatarak kendi içinde bir devinim başlatır. Böylece dışarıdan gelen zararlı parazit enerjilerden yüzde yetmiş oranında korunuruz.

Örneğin bir tv filmi izliyoruz, bir baktık ki korku ve gerilim sahneleri çıkmaya başladı. Hemen parmak uçlarımızı birleştirelim. O esnada tv den yayılan korku sahnesine siklonlanmış olan parazit enerjilerden yüzde yetmiş oranında

(50)

korunuruz.

Bir aile toplantısında sohbet ediyoruz, giderek sohbet tartışma ve gerginliğe dönüşmekte, hemen bu iki parmak uçlarını birleştirerek oturmaya devam edelim ve en kısa zamanda da ortamı ya düzeltelim ya da terk edelim. Parmak uçlarını birleştirerek korunuruz. Bir kalabalık alış veriş merkezinde ya da çarşı, pazarda dolaşırken de aynı uygulamayı yapmalıyız.

Bu korunma programıdır. Bir de vücudun negatif enerjilerden arınma programı vardır ki bu da üçüncü yani orta parmağın da devreye girmesiyle yaşanır.

Baş, işaret ve orta parmak uçları birleşti-

ğinde ise vücut içerisinde bir enerjik arınma programı devreye girer. Bu uygulamayı genellikle bütün günlük işlerinizi bitirip de yatağınıza uzandığınızda yapmanızı öneririm. Çünkü relax olmanız ve kafanızın meşgul olmaması gerekmektedir.

Yatağınıza uzanın ve her iki elinizdeki üç parmak ucunu birleştirin. Birkaç dakika sonra vücutta bir sistemin harekete geçtiğini hissedersiniz. Seğirmeler başlar, karın içinden sesler gelebilir, esneme başlayabilir, vb. Bu uygulamayı bir saat yapmalısınız. Böylece tüm vücudu arındırabilirsiniz. Ancak uygulamaya başladıktan kısa süre sonra uykumuz gelip uyuduğumuzdan parmaklar uykuda ayrılmaktadır. Bunu önlemek için arınma yüzüğü adıyla birleşik üç alyanstan oluşan bir yüzük sistemi geliştirdim. Bu yüzüğü parmaklarınıza takıp yatağa yattığınızda siz uyusanız dahi parmak uçlarınız bitişik kaldığından sistem çalışmaya devam etmekte ve saatlerce mükemmel bir temizlik uyku anındaki zaman da değerlendirilerek gerçek

-leştirilmektedir. Bu yüzükle ilgili bilgi kitapta ayrıca Beta Yaşam Araç Gereçleri bölümünde etraflıca anlatılmaktadır. Yüzüğe sahip olamayanlar parmaklarını bir arada tutmak için herhangi bir lastik takabilirler.

(51)

HAYVANLARA BAKILARAK

YAPILAN HAREKETLER

MESTİKLEME

Kimi yıldızları inceler, kimi de doğadaki tespih böceklerinin hareketlerini. Biri birinden üstün değildir. Her ikisinde de insanların hayrına nice mesajlar vardır. İnsanlar hayvanlardan çok şey öğrendiler. Bu konuyu daha önceki kitaplarda detaylı anlatmıştım. Şimdi onlara ek olacak bazı şeylerden bahsedeceğim. Mesela sakız çiğnemek insanı hem ruhen hem de sindirim sistemini rahatlatan bir şeydir. İneğin geviş getirmesi modeli, insana sakız çiğneme olarak sirayet etmiştir. Günümüzde yapılan ve insan sağlığına birebir faydalı olan Uzakdoğu sporları, Tai chi Çigong vb. birçok sporların beden ve duruş hareketleri yılan, maymun, pars, köpek, kartal vb. gibi birçok havyandan esinlenerek insan hayatına girmiştir. Birçok yoga hareketi hayvan hareketlerini örnek alır ve enerji tıkanıklıklarını açarak insanı çok rahatlatır.

Eskiden uyuyamayan ve sürekli ağlayan bebekleri mestiklerlerdi. “Mestikleme” bebek için kolay olsa da yetişkin bir insan için zorlu bir harekettir. Ağlamakta olan bir bebek yüzükoyun yatırılır. Ayağının birisi ile çaprazındaki kolu sırt üzerinde birleştirilerek el ve ayak bileği yan yana getirilir ve sırta doğru bastırılır. Sonra diğer ayak ve el aynı şekilde. Neye uğradığını şaşıran bebek hemen susuverirdi. Burada yapılan şey enerji bedendeki tıkanıklığı çok özel bir hareketle açıp enerji akışını normal hale getirmekti, antik dünya insanı bunu biliyordu. Bizlerde hep böyle

Korunma programı devreye girer

Arınma programı devreye girer

(52)

büyüdük. Ama şimdi kim bunu çocuğuna yapar. Çünkü dışarıdan bakıldığında işkence gibi gözükmektedir.

TIRNAKLAMA VE KAŞIMA

Hiçbir şey de olmadığı gibi insan vücudundaki tırnaklarda parmak uçlarına tesadüfen yerleştiril

-memiştir. Tırnaklar her zaman kullanılmaz, acil durumlarda acil enerji akışı için kullanılır. Tırnaklar parmaklardan akan enerjiyi onlarca defa yükseltici özelliğe sahiptir. Mesela bir düşünceye kapılıp bir sorun karşısında acil bir çözüm bulmamız gerektiğinde insiyaki olarak kafamızı veya yüzümüzü kaşırız. Evet ya parmak uçlarımızı şakağımıza koyar düşünceye dalarız ya da daha sıkışık durumda isek kafamızın çeşitli bölgelerini kaşır dururuz. İşte o anda oraya acil yüksek enerji akışına ihtiyaç var demektir. Mesela iyileşmeye yüz tutan yaralar çok kaşınırlar. Sırtımız çok kaşınır. Çünkü kundalini enerjisinin yolu üzerindedir. Bir yere enerjiyi daha bol ve etkin vermek istiyorsanız tırnaklarınızla bastırınız. Kafaya tırnaklarımızla fazlaca bastırmak ve kaşımak düş ve hayal gücünü arttırır.

(53)

GÖĞSE VURMA (DÖŞÜNÜ DÖVME)

Eski insanlar, bir yakınını kaybettiğinde, çok üzüntü duyduğunda, kalp çakrasının kapandığını fark ederler ve ağıtlar yaparak avuç içleri ile veya ellerini yumruk yaparak göğüslerine vururlardı. Bu sayede bilmeden kendi yaşamlarının devamı için çok önemli olan kalp çakrasını yeniden faaliyete geçirirlerdi. Nitekim bazı cenaze olaylarında üzüntüsünü içine atıp böyle davranamayan bazı cenaze yakınları kısa süre sonra kendileri de kalp krizi veya benzer sebeplerden terk’i dünya ederler. Örneğin “ annem ölünce babam dayanamadı, 20 gün sonra o da arkasından gitti.”gibi çok duyulmuştur.

Buradan öğrenmemiz gereken şudur: Zaman zaman çeşitli sebeplerden dolayı göğüs bölgemizde sıkıntı hissettiğimizde hemen sağ elimizi yarım yumruk yapıp timüs bezi yani kalp çakrası üzerine 25–30 defa vurmalıyız. Böylece hem bölgeyi temizlemiş oluruz hem de timüs bezimizi biraz desteklemiş oluruz.

KULAK ÇEKME

Binlerce yıl öncesinden günümüze kadar gelen bir uygulamadır. Akupunktur ilmini tanıyanlar kulağın bir insan için ne kadar önemli olduğunu bilirler. Kulak üzerinde vücudumuzun neredeyse her bölümünü uyaran noktalar vardır. Bir noktaya iğne batırarak açlık hissini yok edip kilo kontrolü yaptırabildikleri gibi bir başka noktadan sigarayı bıraktırabilmektedirler. Bir noktadan diş ağrısını kesebilirken, bir başka noktaya tesir göndererek narkozsuz ameliyat bile yaptırabilmektedirler. Fakat bizim toplumumuzda kulak üzerine iki-üç şey söylenebilir.

(54)

 Kulak, yedek sigara koymak için yaratılmış ya da marangozların kalemini koyacakları bir destektir.

 Bak bu sözlerim kulağına küpe olsun. (hatırlanması gereken şeyler için)

 Çok güzel küpeler takmak için

 Yaramazlık yapan çocukların kulağı çekilir. İşte burası önemlidir. Burada uyarı ve ihtar yapılan bir çocuk veya yetişkin kulağı çekildiğinde kızarır ve kendine gelir. Çünkü kulağın üstünde insanı canlandırıcı ve çok uyarıcı noktalar vardır. Antik insan bunu keşfetmiş ve insanın uyanık olması gerektiği durumlarda kulaklarının üst kısımlarını ovarak hafif sıkarak tüm vücut sistemini bir anda birkaç kat etkin hale getirmeyi başarmayı bilmiştir. Kulağı çekilen çocuk kızarır, biraz daha çekin morarır. Bunu bilinçli olarak uzun yolda araba kullanırken kullanabiliriz. Mesela

direksiyonda uykusu gelen eşinizin kulağını çekin hemen canlandığını göreceksiniz. Sınava girecek çocuğunuzun sınavdan birkaç dakika önce kapıdan girerken kulağını üst tarafından tutarak çekin hemen kendine geldiğini ve aktifleştiğini hissedeceksiniz. Birine bir sorumluluk verildiğinde göreve giderken kulağı çekilirdi. Ancak kulağın alt memesi değil tam üst kısmının çekilmesi kişiyi uyarmaktadır.

(55)

NAMAZ

Namaz Hazreti Muhammed (SAV) Efendi

-miz’in Miraç’a çıktığında yüce Allah tarafından kendisine, Ümmeti’nin arınması ve kurtuluşa ulaşması için öğretip hediye ettiği muhteşem bir ritüeldir. Herkesin namaz konusunu çok ciddiye alması ve mutlaka bir yerden başlamasını önemle tavsiye ederim. Bu konuya ilerde geniş olarak değinilecektir.

DUA VE ZİKİR

Yaptığınız her dua Allah’ın yarattığı kuantum okyanusuna bir ok gibi girer ve istekleriniz büyük bir hızla orada oluşmaya başlar. Bunun sistem ve nizamını da Allah’ın izniyle yüreğime ilham olduğu kadarıyla kitabın diğer bölümlerinde geniş bir şekilde açmaya çalışacağım. Şimdi kısaca zikir konusuna gireceğim.

Allah’ın isimleri ve bu isimlerden oluşan terkipler çok yoğun bir enerji yüklüdür. Her bir isim kendi fonksiyonlarında enerji ve cevher yüklüdür. Bu isimler inanan birisi tarafından peş peşe söylenerek çekildiğinde bir süre sonra yoğun bir manyetik alan oluşturur. Bu manyetik alan çeken insanın kendi manyetik alanından daha güçlü ilahi bir manyetik alandır. Titreşim yükseldikçe o ortamda bulunan negatif enerjiler bu yoğun titreşimi kaldıramaz hale gelirler ve ortamı terk ederler. Hele hele bu zikri çeken kişinin frekansı yüksek ise o zaman bu işin tadına doyum olmaz. İnsan bir anda ummadığı yüksek manevi boyutlara çıkabilir.

Kimilerine göre şu kadar sayı şundan, bu kadar sayı bundan çekilir gibi şeyler duyuyorum. Bana

Referensi

Dokumen terkait

Bu nedenle, daha önce devlet terörüyle susturulan ve aşağı- lananlar şimdi -kanatlarını çırparak uçm aya çalışan özgürlük yan lıları olarak- konuşm aya

Sabancı Üniversitesi ve Packard Humanities Institute (PH!) desteği ile sürdürülen bu projenin "Şer'iyye Sicilieri'ne Göre Istanbul Tarihi" kapsamında ilk kitabı

esnaf sorunlarının yerel basın tarafından ilgi göstermemesinde il bulunan Esnaf ve Sanatkarlar Odasının bu konuda yaptı ğ ı nitelikli çalı ş maların azlı

Netice olumluydu ve ona göre bu çok kolay ve basit bir ş ekilde yap ı labilirdi ve hiçbir tereddüde yer yoktu; kendisi için çocuk oyunca ğ ı yd ı.. Sonuç

Bugün stajımın dördüncü günü şantiye şefimiz ve stajer arkadaşlarla beraber 26918 parselinde bulunan yapıya çıktık.4.katı tamamlanmış olan bu yapının 5.katın

"Tüm bu gerçekler ve bunlarla ilgili başkaları, yetkililerce kamuoyundan gizlenmeye çalışıldığı için, yıllardır artan bir yoğunlukla tehlikeli boyutlara

Kürt dili ve edebiyatının tüm özelliklerini yansıtmak, Kürt dilini öğretmek gibi bir iddia taşımayan bu kitap, söz konusu dilin ve edebiyatın belli başlı

Sade karbonlu çelikler ucuz ve kolay şekillendirilebilirler. Mekanik özellikleri yapılarında bulunan karbon oranına bağlı olarak değişir. Bu gün için demir çelik