Carlos Castaneda Gunlukler

Loading....

Loading....

Loading....

Loading....

Loading....

Teks penuh

(1)

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır.

Felsefi ve Pratik bir örnek olarak - Savaşçının Yolu Bölüm 1

Her bölümde Savaşçının Yolu ile ilgili bir önermeyi tartışacağız .

BİZ ALGILAYANIZ. Bu, don Juan Matus’un öğretisindeki, Savaşçının yolunun ilk önermesidir. Gereksiz tekrarlanan bir ifade gibidir, açıkça olanın bir tekrarı olduğu

besbellidir; kel bir adama saçları olmayan biri olarak bahsetmek gibidir, ancak burdaki bir tekrarlama değildir. Büyücünün yolunda, basit yönelimi algı olan organizmalar

olduğumuzdur. Biz algılayanız, ve bu, büyücünün yoluna göre, dünyadaki istikrarımızı ve yönümüzü sağlayan tek kaynaktır.

Don Juan Matus öğretisinde, büyücülerin, insanların müthiş bir taktik uyguladığını, fakat maalesef algının yanlış yönelmesine sebep olduklarını, saf enerji akışını alıp bunu duyusal verilere çevirdiklerini, bu yoruma da insan formu dediklerini söylemektedir. Saf enerjinin yorumlanması sihirli bir davranıştır ve yanlış sonuçlar doğurabilir: bizim inancımız, var olan herşeyin bizim yorumumuzdan ibaret olduğudur. Ağaç olarak bildiğimiz şeyin

algıladığımızdan çok yorumumuz olduğunu, ihtiyacımızın ise, hemen hemen hiç bir yorum eklemeyen üstünkörü bir bakış olduğunu söyler don Juan. Gerisi niyetin çağrısı olarak nitelediği bir olgudur: niyet ağaçtır, yorumumuz ise duyusal verilerin ağaç dediğimiz özel olaydır.

Bu örnekte olduğu gibi, bütün dünyamız, içinde algımızın çok küçük çapta yer aldığı, yorumlarımızdan oluşturduğumuz sonsuz bir birikimdir. Başka bir deyişle, evrende olan enerjiyi yalnız görsel olarak algılarız ki bu yalnızca algılarımızın çok küçük bölümüdür. Büyücüler, sezgisel etkinliğimizin büyük kısmının yorumlama olduğunu; insanlar öyle varlıklardır ki, dünyalarını yaratmak için çok az saf algıya ihtiyaçlarının olduğunu, veya yorumlarını yapmak için az algının yeterli olduğunu ileri sürmekteler. Algılayan olduğumuzu ileri sürmek, büyücülerin, bizi kendi özümüze geri getirmek için yaptıkları bir girişimdir; algılama; olmamız gereken özgün durumdur ve oraya dönmemiz için bizi itmektedirler. ... arkası yarın :-) ...

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.

Sevgiler & Selamlar, Aki

Bölüm 2

Günlüğün bir önceki bölümünde Savaşçının ilk önermesinin : Algılıyanlar, olarak beyan edildi. Algılayan, sezen kelimesinin yerine kullanıldı. Bu bir hata değildi, fakat,

İspanyolcadaki çok yaygın olan, algılayan, kelimesini tercih etmek, İngilizcedeki, sezen, kelimesindeki zorunluluk anlamından dolayıdır. Bu günlükteki Yorumlama Bilimi tatbikatında, bir tanımlamanın anlamını yabancı fakat aynı kökten gelen bir kelimeyle

(2)

değiştirmek sıkça görülür; bazen yeni bir tanım yaratma durumunda bile; züppelik olarak değil, daha önce hiç tanımlanmamış bir his veya tecrübe veya algılamayı yapısal olarak tasvir etme ihtiyacı nedeniyle, veya bilgi birikimimizde bulunmaması nedeniyle bile, bu sorun yaşanır. Burdan çıkardığımız, bilgi birikimimizin kısıtlı olduğudur, ne kadar yeterli olduğu önemli bile değil. Savaşçının yolundaki ikinci önerme: HAYATA BAŞLANGICIMIZ NEYSE BİZ OYUZ. Bu savaşçının yolundaki en zor önermelerden biridir; binlerce yıldır büyücülerin farkında olduğu bu durum, karmaşıklığından veya nadir oluşundan değil, fakat herhangi birimiz için bu durumu kabul etmenin nerdeyse imkansız olduğundandır.

Don Juan bu önermeyi ilk olarak bana açıklamaya başladığında, şaka yaptığını veya beni şok etmek için söylediğini sanmıştım. Hayatta sevgiyi bulmayı amaçladığım zamanlarldaki düşüncelerimle alay etmişti. Hayattaki amaçlarımın ne olduğunu sormuştu bana bir ara. Anlaşılır bir cevap bulamadığımdan, yarı şaka olarak sevgiyi bulmak istediğimi söyledim. “Takip ettiğin kişilerde, sevgiyi aramak dediğin şey, sex yapmaktır.” dedi don Juan. “Niye sikiş – sikiş diye bağırmıyorsun? Senin aradığın cinsel tatmindir, yalan mi?”

Tabi ki kabul etmedim. Fakat don Juan’ın benimle alay ettiği bir konu olarak kaldı. Her sefer onunla karşılaştığımda, sevgi aramamı yani cinsel tatmin olayını bana soracak bir durum yarattı.

Savaşçının yolundaki ikinci önermeyi ilk tartışmaya başladığımızda benimle alay etmeye başlamıştı, ancak bir anda ciddileşti.

“Mekan değiştirmeni öneriyorum,” dedi,” ve aramalarına devam etmekten kesinlikle kaçınmalısın. Seni iyi bir yere götürmeyecek; en kötüsü, seni uçuruma götürecek.” “Niye sexten vazgeçmeliyim, don Juan?” diye sordum yakınan bir sesle.

“Çünki sen gönülsüz bir sikişin çocuğusun,” dedi. “Bu nedir, don Juan, gönülsüz sikiş çocuğu ne demek?”

“Savaşçıların yaptığı en ciddi şeylerden biri,” diye açıkladı don Juan, “doğalarının özünü aramak, onaylamak ve anlamaktır. Savaşçı, ebeveynlerinin ona hamile kaldığı cinsel ilişkiyi, ya ne kadar azdıklarını için veya sadece ailevi bir görevmiş gibi yaptıklarını, mümkün olduğu kadar kesin olarak, bilmeleri gerekir. Görevmiş gibi yapılan bir cinsel ilişki eşler için çok sıkıcıdır. Savaşçılar herhangi bir şüpheye ver bırakmadan inanırlar ki, görev olarak yapılan bir cinsel ilişki hamilelikle sonçlandığında, çocuk gönülsüz bir şikişin ürünüdür. Başka nasıl söyliyeceğimi bilemiyorum. Başka bir kelime kullanacaksam, bu üstü kapalı bir kelime olacaktır ve vurgusu kaybolacaktır..”

Bu konu devamlı olarak konuşulduktan sonra, ne söylemek istediğine dair kafa yormaya başladım. Onu anladığımı sanmıştım. Kendimi her an bu soruyu sorarken buldum: “Gönülsüz sikiş ne demek don Juan?” Bilinçsiz olarak, şimdiye kadar onlarca kez söylediğini,

tekrarlamasını istiyordum.

“Devamlı tekrarlatma,” diyordu don Juan her seferinde. “Senin gönülsüz sikiş çocuğu olduğunu kabul etmen yıllar alacak. Öyleyse, tekrar edeyim: Eğer gebe kalma anında bir heyecan yoksa, böyle bir durumda meydana getirilen çocuk, büyücülerin dediği gibi, doğası gereği hamile kalınan andaki gibi olacaktır. Eşler arasında gerçek bir heyecan yoksa, belki yalnızca ruhsal bir arzu varsa, çocuk bu davranışlarının sonuçlarını taşıyacak. Büyücüler, bu türden çocukların, garip, zayıf, dengesiz ve bağımlı olacağını ileri sürüyor. Bunlar, hiçbir zaman evlerini terkedemeyecek olan çocuklardır; yaşamları boyunca oldukları yerde kalacaklar. Bu tür insanların avantajı, zayıflıklarına karşı aşırı uyumlu olmalarıdır. Tüm yaşamları boyunca herhangi bir değişiklik yapmaya ihtiyaç hissetmeden aynı işi yapabilirler. Eğer çocukluklarında güzel ve karalı bir şekilde yetiştirilmişlerse, ileride çok etkili olabilirler, aksi durumda, yaşamlarındaki istırap, karmaşa ve dengesizliklerinin sonu olmayacaktır. “Büyücüler, büyük bir üzüntüyle, insanlığın büyük bir bölümünün bu şekilde üretildiğini söyler. Sonsuz olarak, olmayan bir şeyi arama dürtüsünü duymamıza sebep olan budur. Büyücülere göre, tüm yaşamımız boyunca, mahrum kaldığımız heyecanı arıyoruz. Sana

(3)

gönülsüz bir sikişin çocuğu olduğunu bunun için söyledim. Her yanında ıstırap ve hosnutsuzluğu görüyorum. Ama kötü hissetme kendini. Bende gönülsüz bir sikişin çocuğuyum. Benim bildiğime göre tersi olan pek az insan var.”

“Benim için bu ne demek, don Juan?” diye sordum, teleşa kapılarak.

Bir şekilde don Juan, bu kelimelerle içimdeki öze doğrudan bir vuruş yaptı. Kötü bir şekilde yetiştirilmiş gönülsüz bir sikişin çocuğu olarak tasvir ettiğinin tamamiyle aynısıydım.

Sonunda bir gün, can alıcı bir ifade ile sorumu özetledim.

“Gönülsüz bir sikişin çocuğu olduğumu itiraf ediyorum. Bu durumda ne yapabilirim?” diye sordum.

Don Juan gözlerinden yaşlar gelene dek kahkahalar attı. “Biliyorum, biliyorum,” dedi, rahatlatmak için sırtıma vururken, bence “kendine, gönülsüz bir sikişin çocuğu olarak bahsetmemekle başlıyabilirsin.” Öyle ciddi ve ilgili bir ifade ile baktı ki, hemen not almaya başladım.

“Herşeyi yaz,” dedi yüreklendirerek. “Olumlu ve ilk adım yalnızca başharfleri kullanmaktır: G.S.”

Bu şakayı anlamadan yazmaya başladım. Durdum ve ona baktım. Gerçekten de bir tarafını yırtarcakmış gibi gülüyordu.İspanyolca gönülsüz sikiş “cojida aburrida” demekti, C.A., benim gerçek isminin başharfleri gibi, Carlos Aranha.

Gülmesi geçtikten sonra, don Juan özümle ilgili negatif koşulları dengelemek için ciddi bir şekilde bir harekat plan tasvir etmeye başladı. Yalnızca ortalama bir G.S. olmadığımı, fakat aynı zamanda yüksek miktarda asabiyetle de yüklü olduğumu anlatırken gülmekten

katılıyordu.

“Savaşçının yolunda,” dedi, “hiç bir şey bitmemiştir. Hiç bir şey sonsuza kadar devam etmez. Eğer ebeveynlerin seni olması gerektiği şekilde yapmamışlarsa sen kendini yeniden

yapılandırabilirsin.”

Savaşçının ilk işi, enerjisini cimri kullanan biri olmak olduğunu açıkladı. G.S. nin pek de enerjisi olmadığı için, zaten yeterli miktarda olmayan enerjiyi harcamak faydasızdır. Don Juan, zaten olmayan enerjimi talep eden davranışlara bağlamaktan kaçınmam gerektiğini tavsiye etti. Cevap kaçınmadır, yalnız ahlaken doğru ve istenen birşey olduğundan değil, aynı zamanda, büyük heyecanlı koşullar altında tasarlanmış bazıları ile, başabaş duruma gelmem için yeterli enerjiyi depolamayı kavramak benim için tek yoldur.

Bahsettiği davranış şekilleri, ayakkabılarımı bağlama veya yemek şeklinden, kendimi tanıtma şekline kadar, veya günlük aktivitelerimi uygulama şekline ve özellikle kur yapma yöntemime kadar. Do Juan sexüel ilişkiden kaçınmam gerektiğine israr etti, çünki onun için yeterli

enerjim yokmuş.

“Sexüel çapulculukların,” diye açıkladı, “seni derin bir susuzluğa girmene sebep oluyor. Gözlerinin altında halkalar oluştu; saçların döküldü; tırnaklarında lekeler oluştu; dişlerin sarardı; ve her zaman gözlerinin feri sönük. Kadınlarla ilişki seni o kadar asabi yapmaktadır ki, yemeğini çiğnemeden yuttuğundan her zaman tıkanmış gibisin.

Don Juan bunları bana söylemekle kendi kendine keyiflendi, buda benim sıkıntımı büyük oranda artırdı. Son sözü, bir cankurtaran simidini bana atması gibiydi.

“Büyücüler diyor ki,” diye devam etti, “bir G.S. yi akılalmaz bir şeye çevirebilmek

mümkündür. Bu yalnızca bir niyet meselesidir; demek istediğim, niyet akılalmaz birşeydir. Bunu yapmak, akılalmaz bir şeye niyet etmek için, birinin mümkün olan her şeyi kullanmasını gerektirir, olabilecek herhangi bir şey.”

“Herhangi bir şey nedir don Juan?” diye sordum, gerçekten kafayı oynatmış bir şekilde. “Herhangi bir şey, herhangi bir şeydir. Bir his, bir hatıra, bir istek, bir dürtü; belki korku, umutsuzluk, ümit, belki de merak.”

Son kısmı tam anlamadım. Fakat yeterli bir şekilde anladım ki, gönülsüz bir sikişten hamile kalma durumundan kurtulmak için mücadeleye başlamam gerekli.

(4)

... arkası yarın :-) ...

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.

Sevgiler & Selamlar, Aki

Bölüm 3

Savaşçının yolundaki üçüncü önerme: ALGININ NİYETİ EKSİKSİZ OLMALIDIR. Don Juan algının algı olduğunu söyledi, ve bu erdem veya şerden kaçınmaktır. Bu önermeyi savaşçının yolundaki en önemli unsur olarak takdim etti, savaşçının yolundaki en basit önerme olan algılayıcı olduğumuzdur, pozitif veya negatif her hangi bir şey eklemeden, algıladığımız her şeyin kendiliğinden bir algı olarak listelemesi gerekir.

Benim doğal eğilimim, iyi veya kötü’nün evrenin özünden olduğuna isrardır; bunlar nitelik değil özdür. Bu konudaki iddialarımı kendisine söylediğimde, istemeyerek de olsa karşıgörüş olmasına rağmen, iddiamın eksik kapsamlı olduğuna işaret etti, sırf idrakımın kaprisleri tarafından dikte ettirilmiş sözdizimsel düzenlemeler olduklarını söyledi.

“Söylediklerin yalnız kelimelerdir,” dedi, “kelimelerin sevimli bir düzenlenişidir; senin zamanının görüşüne uyan düzenlemeler. Sana söylediklerin yalnız kelimeler değil, yol gösteren kitabımın kesin referanslardır.” Yol gösteren kitabından ilk defa bahsettiğinde, bunun bir metafor olduğunu zannettim, ve bu konuda daha çok bilgi edinmek istedim. Don Juan’ın o günlerde söylediği her şeyi bir metafor zannediyordum. Metaforlarını şiirsel buluyor ve yorum getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyordum.

“Yol gösteren kitap! Ne güzel bir metafor don Juan,” dedim fırsatını bulup.

“Metofor! benim gözümde” dedi. “Büyücünün Yol gösteren kitabı, senin kelimelerinin düzenlenişi gibi bir şey değildir.”

“O halde nedir, don Juan?”

“Bir kayıt defteridir. Büyücülerin, sonsuza yaptıkları yolculuklarda algıladıkları her şeyin kayıtlarıdır.”

“Senin silsilendeki bütün büyücülerin algıladıklarının kayıtları mı, don Juan?” “Tabi ki! Başka ne olabilir ki?”

“Yalnızca hafızanda mı tutuyorsun?”

Bu soruyu sorduğumda, doğal olarak sözlü tarihi veya hikaye şeklinde geçmişi anlatan, özellikle yazıdan önceki çağlardaki insanları düşündüm birden. Don Juan’ın durumunda bu kayıtlar muazzam bir büyüklükte olacaktı.

Don Juan bu düşüncemin farkına varmış gibiydi. Bana cevap vermeden kıkırdadı. “Bir ansiklopedi boyutunda değil!” dedi. “Kısa ve kesin kayıtlardır. Her yönüyle sana bilgi verecekler, ve göreceksin ki, senin veya başkalarının ilave edebileceği çok az şey var, o da eğer varsa.”

“Eğer ki senin tüm silsilendeki bilgilerinin toplamı ise, kısa kayıtlar olduklarını hayal edemiyorum, don Juan,” diye direttim.

“Sonsuzda, büyücüler birkaç temel nokta buldu. Bu temel noktaların değişimi sonsuzdur, fakat bir gün bulacağını ümit ediyorum, bu bu değişimler çok da önemli değil. Enerji son derece kesindir.”

(5)

“Büyücüler, değişimleri asıl noktalardan nasıl ayırabildiler, don Juan?”

“Büyücüler, değişimlere odaklanmazlar. Sonsuzda seyahat etmeye hazır oldukları gibi, evrende akan enejiyi de algılamaya hazırlar, ve herşeyden daha önemli olan, zihinlerinden herhangi bir şey katmadan enerjinin akışını yorumlama yeteniğine sahipler. “

Don Juan, zihinden herhangi bir şey katmadan hisleri yorumlama ihtimalini ilk defa dile gitirdiğinde, bunu kavramamın mümkün olmadığına karar verdim.

“Bütün bunları senin tanımlarınla anlamaya çalışıyorsun,” dedi, “bu imkansız bir işlemdir. Algı, algıdır önermesini kabul et, karmaşıklıktan ve çelişkilerden kaçın. Sana söylediğim Yol Gösteren kitap, büyücülerin tam olarak içsel sessizlik anında algıladıklarından ibarettir.” “Büyücülerin içsel sessizlikte algıladıkları görme’dir, değil mi?” diye sordum.

“Hayır,” dedi sakince, gözlerim içine bakarak. “Görmek evrendeki akan enerjiyi algılamaktır, bu da büyücülüğün başlangıcıdır tabi ki, fakat büyücüler tükenme pahasına ilgilendikleri algılamadır. Sana söylediğim gibi, bir büyücü için algılama, zihni karıştırmadan doğrudan akan enerjinin yorumlanmasıdır. Bunun için Yol Gösteren kitap bu kadar küçüktür.” Hiç bir şey anlamadığımı bilmesine rağmen, don Juan bunu büyücülüğün bütün bir başlığı olarak düzenledi. Şimdi söylediklerini anlamak, benim için bir yaşam boyu sürecekti: “Biri zihinin dışında ise,” dedi – benim için anlaşılamazdan da öte olan birşey – “duyusal verilerin yorumlanması artık onaylanmış bir olay değildir. Bütün beden buna katkıda bulunur; enerji alanlarırının bir kümesi olarak beden. Bu yorumlamanın en önemli kısmı, enerji

bedeninin katkıda bulunmasıdır, enerji olan bedenin ikizi; parlak bir küre şeklindeki bir enerji konfigürasyonu olan bedenin bir yansımasıdır. İki beden arasındaki karşılıklı etkileme,

sonsuza seyahat edenler için bölünmez bir birim olarak değer taşır, yoksa iyi veya kötü, doğru veya yanlış gibi yorumlanmamalıdır.

“Niye günlük yaşamımızda herhangi bir değeri yok, don Juan?” diye sordum.

“Çünki, insanın iki tarafı, fizik ile enerji bedeni birleştirildiğinde, özgürlük mucizesi gerçekleşir. Büyücüler o anda, bizim ile ilgisi olmayan nedenlerden dolayı, farkındalık seyahatimizden alıkonduğumuzu söyler. Bu bölünmüş seyahatimiz, birleşme anında tekrar başlar.

“Savaşçının yolundaki temel öncül, algıdaki niyetin eksiksiz olmasıdır; yani, evrende akan enerjinin yeniden yorumlaması insanın iki temel parçası ile yapılır; beden ve enerji bedeni. Büyücüler için bu yorumlama eksiksizdir ve bir gün anlayacağın gibi, niyet edilmelidir. ... devamı yarın ...

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.

Sevgiler & Selamlar, Aki

Bölüm 4

Savaşçının yolundaki dördüncü öğe, ENERJİ BEDENİ’dir. Çok eski çağlardan beri, büyücüler, her insana ait fakat farklı bir yapılanmada olan özel bir enerjiye, enerji bedeni adını verdiler, diye anlattı don Juan. Bu yapılanma, düş bedeni, çift veya diğeri olarak da adlandırıldı. Onun tercihi, büyücülerin üstünde anlaştıkları ve soyut şeyleri ifade ederken kullanmayı tercih ettikleri, enerji bedeni demekti. Fakat bir de enerji bedeni için söylenen

(6)

komik bir isimden de bahsetti, bir lakap, anlaşılmaz bir şeye arkadaşça bir laf: que ni te jodan, İngilizce anlamı, “sana yük olmayan enerji bedeni, veya başka birşey.”

Don Juan, enerji bedenini, doğrudan enerji olarak görülen insan bedeninin, enerji alanlarının yansıması olan, enerji alanları kümesi olarak açıkladı. Don Juan, büyücüler için, fizik bedenin ve enerji bedeninin tek bir birim olduğunu söyledi.Büyücüler, fizik bedenin, bildiğimiz anlamda beden ile zihini gerektirdiğini, ve insanlık diyarında, fizik beden ile enerji bedeninin dengelenmiş enerji yapılanması olduğuna inandıklarını ilave etti. Bunun beden ile zihin arasındaki bir dualizm olmadığını, tek olası dualizmin fizik ile enerji bedenleri arasında var olduğunu açıkladı.

Büyücülerin iddiası, sezginin duyusal verileri yorumlayan bir işlem oluşudur, fakat, her insanda yorumlama işlemine gerek duymadan enerjiyi doğrudan algılama kapasitesi de vardır. Eğer insanlar bahsedilen bu durumdaysalar, o zaman parlak bir küre şeklinde algılanırlar. Büyücüler, bu ışıklı kürenin, gizemli bir bağlayıcı güç tarafından bir arada tutulan enerji alanları kümesi olduğunu iddia etmektedir.

İlk olarak bunu bana anlattığında “Enerji alanları kümesi, ile neyi ifade etmek istiyorsun, don Juan?” diye sordum.

“ Enerji alanları bilinmez bir kümeleşme gücü ile sıkıştırılıyor,” diye yanıtladı. “Savaşçıların bir diğer sanatı da, eşi olan fizik bedenden çok uzakta bulunan enerji bedenine işaret etmektir, onu yakına getirir, böylece fizik bedenin yaptığı her şeyi enerjik olarak o yönetmeye başlar. “Eğer kesin olmak istiyorsan,” don Juan devam etti, “enerji ile fizik bedenin çok yakın olduğu zaman, büyücü, nerdeyse birbirleri üstüne bindirilmiş iki parlak küre görür. Enerji ikizimizin yakın olması, doğal durumumuzdandır, yoksa, doğum anında bir şeyin enerji bedenimizi fizik bedenden uzaklaştırmak için ittiğinden değil.”

Do Juanın silsilesindeki büyücüler, enerji bedenini fizik bedene yaklaştırmak için gereken disipline müthiş bir vurgu yapmışlardır. Don Juan, her bir insanda farklı olmasına rağmen, enerji bedenin uygun bir yakınlıkta olduğunda, bu yakınlığın büyücülere enerji bedenlerini, diğer veya çifti: başka bir varlık, katı ve üç boyutlu, tamamen kendilerinin aynısı olana dünüştürme imkanı verdiğini açıkladı.

Aynı uygulamayı yaparak, büyücüler katı, üç boyutlu fizik bedenlerinin, tamamen kopyası olan, bir enerji bedenine dönüştürebilirler: yani, normal bir gözle görülebilecek saf enerji alanları kümesi olan; duvardan geçebilecek bir eterik enerji bedenine.

Bu ifadeyi duyduğumda hayrete düşmüş ve şaşkın bir halde, “Bedeni bu kapsamda değiştirmek mümkün mü, don Juan? Yoksa sadece sadece uydurma bir şeyi mi tanımlıyorsun?” diye sordum.

“Büyücüler hakkında uydurma olan bir şey yok,” diye cevapladı. “Büyücüler gerçek varlıklardı, ve tanımladıkları her zaman ciddi ve mantıklı şeylerdir. Bizim açmazımız, doğrusallıktan sapmaya isteksiz olmamızdır. Bu bizi birinin düşleyebileceği en lanet şeye inanmak için kendini öldüren inançsızlar yapar.”

“Bu şekilde konuştuğunda, don Juan, ne demek istiyorsun” dedim, “neye inanmak için kendimi öldürüyorum?”

“Örneğin, antropolojinin anlamlı ve var olan birşey olduğuna inanmak için öldürüyorsun kendini. Dindar bir kimsenin, Tanrının cennette yaşayan, Şeytanın kötülük yapan ve cehennemde yaşıyan biri olduğuna inanmak için, kendini öldürmesi gibi.”

Benim için iğneleyici fakat hayret verici kesinlikte laflar söylemek don Juan’ın stiliydi. Söyledikleri ne kadar çok iğneleyici ise benim üzerimdeki etkisi o kadar güçlü oluyordu. Onun diğer bir eğitim yöntemi, büyücüler hakkında maksada uygun bilgiler vermekti, bu bilgiler hafif, fakat beni ikna eden çok kritik doğrusal açıklamalardı. Enerji bedenini tartışırken, dolambaçlı bir soru sordum:

“Büyücüler, hangi süreçlerle eterik enerji bedenlerini katı ve üç boyutlu bedene veya fizik bedenlerini duvardan geçebilecek eterik enerjiye dönüştürebiliyorlar?”

(7)

Don Juan profesyonel bir ciddilik takınarak, parmağını uzatıp dedi ki: “Hepsi bizim irademizde var olan – ancak her zaman bilinçli ve kullanılmaya hazır olmayan –

yeteneklerimizdeki, iki enerji alanı kümesi gibi olan fiziksel ve enerji bedenlerini birbirine bağlayan, güçü kullanır.

Açıklamalarıi iğneleyici olmakla beraber, gizli enerji kaynaklarımızca sürekli başarılan, fakat doğrusal zihnimiz tarafından inanılmaz olan, son derece doğru olaybilimsel süreçlerin

tariflerdir. Büyücüler, fizik ve enerji bedenler arasındaki bağlantının, farkına dahi varmadan kullandığımız, gizemli bir kümeleşme güçü olduğunu ileri sürüyor.

Büyücülerin, bedeni kümelenmiş bir ışıklı enerji alanı olarak tanımladıklarıda, iki elin

yanlamasına ve yukarıya doğru uzatılması ile oluşan bir küre boyutunda olduğunu algıladılar. Aynı zamanda kürede birleşim noktası denilen bir şeyin varlığını da algıladılar; sırttaki kürek kemiğinin yüksekliğinde, fakat bir el boyu uzakta ve bir tenis topu büyüklüğünde olan daha parlak bir nokta. Büyücüler, birleşim noktasını, doğrudan akan enerjinin duyusal veri olarak çevrildiği, ve günlük hayat için yorumlandığı, bir bölge olduğuna karar verdiler. Don Juan, birleşim noktasının, bu işlevinin dışında aynı zamanda çok önemli bir ikinci görevi olduğunu: fizik ile enerji bedenler arasındaki bağlantıyı sağladığını söyledi. Bu bağlantıyı, niyetin gücü ile etkilenen, her biri tenis topu büyüklüğündeki, iki manyetik dairenin birbirine paralel bağlantısı, olarak tanımladı.

Ayrıca, fizik ile enerji bedenlerin birbirlerine yapışık olmadıkları zamanlarda, aralarındaki bağlantının eterik bir iplikçik olduğunu ve bazen bu iplikçiğin varlığının bile belli olmayacak kadar ince olduğunu, söyledi. Don Juan, enerji bedenin yaşlandıkça daha da uzağa doğru itildiğini, ve ölümün bu ince bağlantının kopması sonucunda olduğunu açıkladı.

Figur

Memperbarui...

Referensi

Memperbarui...

Related subjects :