• Tidak ada hasil yang ditemukan

İmam Gazali - Ledun Ve Tevhid Risaleleri_text.pdf

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Membagikan "İmam Gazali - Ledun Ve Tevhid Risaleleri_text.pdf"

Copied!
102
0
0

Teks penuh

(1)

TEUHID

ue

LEDUN

RSALELER

(2)

Furkan

Basn

Yayn

: 12

Düünce

Dizisi : 6

Özgün

ad:

-Risâletu't-Tecrîdi

Kelimeti't-Tevhîd

-er-Risaletü

'

1-Ledunniye

ISBN

975-7969-02-8 Dizgi : F.G.Vakf

Kapak

ve

Tasarm

: Furkan

Bask

: Fatih Gençlik

Vakf

Matbaas

Cilt : Bayrak

(3)

mam

GflZlî

TEVHID

Serkan

OZBURUN

Yusuf

Özkan

ÖZBURUN

FURKAN

Basm

Yayn

&

Organizasyon

Selam

Ali Efendi Cad. No: 34/51 Eser

Çars

Üsküdar/

STANBUL

Tel: (0216) 341 08 65 - 310 71 61

Faks: 334 61 48

(4)

imam

gazali

slâm

âleminin

en

büyük

âlimlerinden olan Gazâlî Hicrî

450-Miladî

1058

ylnda

Horasan

yöresinin

Tûs ehrinde

domutur.'

lk

tahsil

hayatna

Tûs'da

balam,

ilk

fkh

bilgilerini burada

ho-cas

er-Radegânî'den

almtr.

Daha

sonra

Cürcan'a

ve oradan

da

tahsilini ilerletmek için

Niabur'a

gitmitir.

Cürcan'da

zamann

âlimlerinden

tmamü'l-Harameyn

el-Cüveynî'den ders

almtr.

Buradaki tahsilini

de

tamamladktan

sonra ilmî noktada

temayüz

eden

Gazâlî ünlü vezir

Nizamülmülk'ün

yanna

gidip bir

müddet

kaldktan

sonra 1091 'de

Badad'daki

Nizamiye

Medresesi'nin

bamüderrisliine

tayin edilmitir.

Burada

gerek Selçuklu devlet büyüklerinin

ve

gerekse genel halk kitlelerinin teveccühüne

maz-har olan Gazâlî

geni

öhretine ve

maddî

imkanlara

ramen

bu

ha-linden derin bir rahatszlkla

ve

ruh hâleti üzerinde

meydana

gelen

dalgalanmalarla derslerini

brakt,

talebelerle iliiini kesti.

Elde

ettii bilgiler ve

dünyevî

makamlar

kendi

ruhunun

ve kalbinin

aç-l

doyurmaya

yetmedi.

Kendi

ifadelerinden

örendiimize

göre

Badad'daki bu

dört

yllk

müderrislik

hayatndan

sonra

am'da,

Kudüs'te,

Mekke'de,

Medine'de ve Tûs'da geçen

onbir senelik bir

inziva

hayat vardr

ki Gazâlî'yi Gazâlî

yapan

da

asl

bu

yllardr.

Hicrî 499-Miladî 1105-6

ylnda

Niabur'da

tekrar tedris

ha-yatna

balad.

Bu

ikinci tedris

dönemi

de

uzun

sürmedi.

Tûs'da

evinin

yanna

bir

medrese

ve bir tekke

yaptrd.

Hicrî 505-Miladî 1111

ylnda

vefat edinceye kadar hakikat ilimlerinin

örenim

ve

öretimiyle

urat.

Geriye bir insan

ömrüne

smas

güç

sayda

pekçok

eser

brakt

ve

yüzyllardr

manevî

iradn

devam

ettirip

bütün

slâm

âlmenin

muhabbet

ve

duasna

nail oldu.

Bu

sebeple

(5)

ÇNDEKLER

1.

Bölüm

Tevhîd

Risâlesi 2.

Bölüm

Ledün

Risâlesi.

Mukaddime..

lmin

Üstünlüü

Nefis

ve

nsan Ruhu

lmin

Ksmlar.

Tasavvuf

lmi

lim

Tahsilinin Yollan.

limlerin Tahsilinde

Ruhlarn

Mertebeleri

Ledünî

lmin

Hakikati

ve

Lüzumu

M41MMIM** 11

66

67

I

70

73

81

89

97

101

(6)

ÖNSÖZ NV€TN€

BRKAÇ

SÖZ

Sevgili

Okuyucu!

Önsöz

niyetine

kaleme

alman

ve senin dikkatine sunulan

bu

yaz,

etraflca

düünüldüü

ve

uzunca

yazlmas

tasarland

halde

buna muvaffak

olunamamtr.

Hem

içinde

bulunduumuz

zaman

ve zeminin,

hem

de hâlet-i nahiyemizin

bu

türden meseleleri (ilm-i

ledün, tevhîd v.s.) ifade

etmeye

müsait

olmay

bir sebep olarak

gösterilebilir.

Bununla

birlikte

bu

kadar önemli ve

yanl

anlal-mas

(ya

da

hiç

anlalmamas)

sebebiyle kimi

zaman

istismara

maruz

kalan

bu

önemli konulara dair hiçbir

ey

yazmamak

bizim

için

doru

deildi.

Ksaca

söylemek

gerekirse, üzerinde bir süredir

düünme

ve notlar

alma

ihtiyac

duyduumuz

bir

konuda

ahsî

ka-naatlerimizin bir

ksmn

yine

de

seninle

paylamadan

edemedik.

Belki bizim

baaramadmz

sen

baarrsn,

bizde

"uyanmayan"

hakikatler sende

"uyanr"

diye elinde

tuttuun kitabn

konulannn

ruhuna dair birkaç hususu ksaca, birer anekdot

eklinde

kaydedi-yoruz...

Özel

anlamyla

deil

de

genel

anlamyla

"ledün ilmi"

hayat-mzn

her

safhasnda

ve her

annda

hâl, harekât,

düünü

v.s. gibi

bütün insanî

durumlarmz

içine almaktadr.

Hava,

k

veya

su gi-bi

aslnda

her yere, her

eye

sirayet

etmi

durumdadr.

Çünkü

"âlem-i

ehadefte herey

"âlem-i

gayb"

ile irtibatldr ve âlem-i

(7)

nsan

içinde

bulunduu

sebepler âleminde ilim tahsil

etmede

(ilimden

ne anlyor

ise) üzerine

düen

"kesb" ve "talep" vazifesini

yapmak

bakmndan

muhtelifvesilelere müracaat edip

ahsî

teeb-büste

bulunduunda;

yani kitaplara

bavurmak,

kainat ve

kanun-i*»

larn

inceleyip

aratran

bilimleri (fen)

örenmek

v.s gibi

maddî

artlar

altnda

bir sebep-sonuç ilikisi içerisinde

eyann

ilk elde

sadece ""malumat, veri,

doküman

ya

da

bilgisi"ne

ular,

eyaya

kar

sadece hayal ve

akl

düzeyinde bir muhatabiyet ya$ar.

Ama

sonuçta

bütün

elde edilenlerin "marifet" (Allah'

eyann

ehade-tiyle

tanma),

"hakikat", "nur" ve

"hikmet"

haline

dönüüp

insan-da

kalbî

ve

ruhîbir

"uyana"

vesile

oluu

ancak

ikinci bir

muame-le ile

mümkün

olmaktadr:

Akldan

kalbe bir

köprü

atp

bütün

bil-gi,

doküman,

malumat

ve verileri eritmek,

effaflatrmak,

yak-mak....

Böylece hikmet ve

marifet nimetine

mazhar

klnmak.

-te ilm-i bâtn, ilm-i gayb, ilm-i ledün

eklinde

tabir edilen hakikati

zannmzca

bu

meyanda

düünmek

daha

isabetli olacaktr.

lm-i

ledün denilen, ismi var cismi

yok

bir

zümrüd-ü anka

ka-bilinden olan

bu

hakikati akla

stramamaktaki

temel

problem-lerden birisi "kesb-vehb" meselesini

anlayamamak

ve

ikisini

birbi-rinden külliyyen

ayrmakla

ilgili. Halbuki her "kesb"

ayn

zaman-da

"vehb"tir.

Herey

"sebebler dairesi"nden

bakldnda

"kesb",

ama

"itikad

ve

kudret dairesi"nden

bakldnda

"vehb"tir.

Herey

her

an

bir

"Vehhab-ü Zü'l-kram"

tarafndan

"verilmektedir.

Kesb'in içinde vehb'i

görememek

ilmin sadece

kat

sebep-sonuç

zinciri içinde kalnarak, sadece

snrl

artlar içinde elde edilen

bil-gi

ve

kültür

ynlarndan

ibaret

olduu

zehabn

uyandryor.

nsa-nn

mahiyetinin ne kadar

geni

ve engin

olduunu

anlayamayp

in-san

sadece bir

"akl

varl"

olarak

görmekten

kaynaklanyor.

(8)

olarak

düünmek

de

bal

bana

bir fecaat arzediyor. Halbuki

in-#

san kalp, ruh, akl, hayal,

sr

v.s. gibi ve

daha

pekçok manevî

azâ

ve lâtife denilen ince, hassas hislerden

mürekkep

bir mahluktur.

Bu

çerçevede

düünüldüünde

ise, ilm-i ledün; cüz'î iradenin sarfedilmesinden

sonra

ruha

ilka edilen bir

nurdur,

diyebiliriz.

Pratik

hayatmzdaki

i, faaliyet ve düüncelerimizi kendi es-babperest (nedenselci) zihin

kurgumuz

ve

anlay

biçimimizle

dorudan doruya

kendimize maledip

kendi

ahsmzn

bir eseri

bildiimizden

dolaydr

ki

çalma,

gayret ve

örenmelerimizin

tek

failinin

kendimiz

olduunu

varsayyor

ve sonuçta kendi

"aln

teri-mizle" elde ettiimiz eyleri hesaba katp, sadece kendi

"ürettikle-rimizi" dikkate

ayan

buluyoruz.

Bu

tasavvurumuzun

haricinde bir

"ilm-i

iman",

bir "ilm-i tevhîd" olabileceini hiç

mi

hiç

düün-müyoruz.

Once

pratik

hayatmz

ve içinde

müahede

edilenler (cüz'iy-yat) Allah'tan

koparlp

(haa!)

sebeplere isnad ediliyor.

Bunun

dolayl bir tezahürü olarak

da

ilmi sadece

fkh,

tefsir, kelam, fizik,

kimya, biyoloji kitaplarnda yazlanlardan ibaret sayabiliyoruz.

Halbuki

gerçek

ilim, insan

ruhunun

eyann

hakikatlarn

(sa-dece

eyann

kendisini

veya

tasvirini

deil)

blmesidir.

Eyann

mülkünü

deil melekutunu

bilmektir hakikî ilin .

)

mam

Gazâlî Hazretleri Risale-i

Ledün

niye ;inin

daha

ilk

cümlelerinde

aslnda

ilm-i ledün'nün

(dolaysyla

î!m-i

iman

ve

ilm-i tevhîd'in) artlan

n

ortaya

koymaktadr:

"Hamd,

has

kullarnn

(havas) kalplerini velayet nuruyla

tez-yin eden, nefislerini inayetin

en

güzeliyle terbiye eyleyen, irfan

sa-hibi âlimlere dirayet anahtarlaryla tevhîd

kapsn

açan

Allah'a

mahsustur."

(9)

tez-yin

eden"

demekle;

hem

kalplerin

ancak

iman, takva

ve

amel-i

a-lin

esasna

dayanan

"velayet nuruyla" ziynetleneceini,

hem

kal-bin velayet nuruyla süslenmesinin has kul (havas) olmaya, yani

Mabud

olarak her hareket, itikad ve amelinde sadece bütün esma-i

hüsna'nn

sahibi Allah-u

Teala'y

tanmaya

bal

olduunu

söyle-mektedir.

Aynca

"tezyin

eden"

ibaresinde kalbin

ziynetlendirilme-si iini

Zât- Akdes'e

raci

klmakla

kiinin

kendi

bana

kesb'i

sa'y'i

ve

gayretiyle, peyderpey

öreniiyle

(taallüm) kalbini

aydn-latp, teyzin

edemeyeceini,

bunun

bir "fazl, ikram ve atâ"

olduu-nu

belirtiyor.

nsana

düen

vazife ise, kendi nefsinde

bu

fazl,

ik-ram

ve

atâ'y kabule müsait bir

zemin

hazrlamas,

yani sürekli bir acz, fakr,

efkat

ve

tefekkür

uuruyla

nefsinin terbiyesine

çalma-sdr.

Sebeplere tevessül

ve

iradenin sarfyla birlikte

dergâh-ilâhiye'ye bir tür

duada

bulunmasdr.

Devamnda,

"...nefislerini inayetin en güzeliyle terbiye

eyle-yen"

demekle; nefislerin terbiyesinin

ancak

"inayet"le

mümkün

ol-duunu,

terbiyeye talib olan

kiinin

kainatta

ve

kendi

ftratnda

dercedilmi

olan kanunlara

uygun

davranmakla

inayeti

celbedece-ini

ve

böylece Rabb-i Rahîm'i tarafndan "inayetle" terbiye

olu-nacan

zmnen

söylemektedir.

"...irfan sahibi âlimlere dirayet anahtarlanyla tevhîd

kapsnn

açlmas"

iki temel

arta

balanmaktadr.

Birincisi, "irfan sahibi

âlim

olmak"

(sadece âlim

olmak

deil); ikincisi ise "dirayet

anah-tarlarn"

kullanmaktr.

"rfan

sahibi âlim"

olmak

meselesinde

"akl

ve kalbin ittifak"n

anlamak

ve ikisini birden kullanp "dira-yetle (yani akleden kalbin

eyann

melekutuna

âinâ

bir keskin

görü

ve

fetanet sahibi

oluuna)

mazhariyeti

anlamak

mümkündür

kanaatindeyiz.

Vesselam...

YûsufÖzkan

ÖZBURUN

(10)

TEVHÎD

RSÂLES

(11)
(12)

TEVHÎD

RSALES

MUKADDME

Hamd,

an

yüce

olan Allah'a mahsustur. Salât

ve

selâm

Pey-gamberimiz

Hz.

Muhammed

(s.a.v)'e,

onun

âl

ve

ashabnn

üzeri-ne olsun.

slâm

âleminin

mümtaz

simalarndan

olan

mam

Gazâlî,

Pey-gamberimiz

Muhammed

Mustafa

(s.a.v)'dan vârid olan;

"La

ilahe

illallah

benim

kalemdir.

Bu

kaleye giren

kimse

azabmdan

kurtu-lur"^ mealindeki kudsî hadîsi

u

ekilde

izah ediyor:

La

ilahe illallah,

büyük

bir kale ve tevhidin

bayradr.

Bu

ka-leye

snanlar

ebedî saadet ve sonsuz nimeti;

bu

kaleye girmeyip de

darda

kalanlar ebedî

ekavet

ve

azab

hak

ederler.

Eer

bu

kelime [kelime-i tevhid] senin kalbini çepeçevre

ku-atan

bir sur

olmazsa ve

bu

kelimenin ruhu,

bu

dairenin

merkezin-deki

noktay

tekil edip; tevhidin saltanat, nefsini,

heva ve

heves-ten

korumayp,

eytanlar

kalbine girerse, kalenin

dnda

kalm-sn

demektir.

Sadece

dilinle la ilahe illallah

demen

sivrisinek

kanad

arl-nca

ve

zerrece

kymete

sahip deildir.

O

halde

bu kelimeden

nasibinin

ne

kadar

olduunu

iyice

dü-ün.

ayet

tevhidin

mânâsn

kavram,

ruhuna

nüfûz

etmisen;

"Allah

onlarn

kalplerine

iman

yazm

ve onlan

kendisinden bir

ruhla [nur] desteklemitir.'*2* mealindeki âyet-i

kerîmede

ifadesini

-•

(1) Ebu Nuaym, bn-iNeccarve bn-iAsâkirrivayet etmitir.

(13)

TEVHÎD

RSALES

bulan,

mahlukatm

efendisi Hz.

Muhammed

(s.a.v)

ve

yüzyirmibin

küsür nebinin nasibi olan nimete

kavumusun

demektir.

Böylece

dünya

ve

âhiret

mahsulatn

elde eder, her iki cihanda saadete erer, veliler defterine

yazlr

ve "âlem-i fazl"dan

(3)

saylrsn.

Zira

Allah-u

Teala

bu

hususa

dikkat çekerek;

"Kim

Allah'a ve

peygambere

itaat ederse,

ite

onlar,

Allah'n

nimet

verdii

peygamberler,

sddîkler, ehidler

ve

sâlihlerle beraberdir.

Onlar

ne güzel

dosttur-lar.

Bu

büyük

nimet

Allah'tandr.

Hereyi

laykyla

bilen olarak

Allah yeter"

buyurmutur.

(4)

ayet

tevhtdden nasibin

bu

kelimeyi sadece dille söylemekten ibaretse; "Bedevîler

iman

ettik dediler.

De

ki; siz

iman

etmediniz.

Fakat

slâm'a

girdik deyin.

man

henüz

kalblerinize

yerlemedi.

Eer

Allah'a

ve

resulüne itaat ederseniz Allah

yaptnz

güzel

amellerden hiçbirinin

sevabn

size eksik vermez. Allah Gafûr'dur,

Rahîmdir'^

âyet-i kerimesinde

açkland

gibi böyle bir hal,

mü-nafklarn

reisi

Abdullah

bin

Ûbey

bin

Kâ'b

bin Selül

ve

yüzbin

münafn

nasibidir ki

Kur'ân-

Kerîm'de

bu

duruma

iaret

edilmi

ve:

"Ey

Muhammed!

Münafklar

sana gelince 'Senin

üphesiz

Al-lah'n

resûlü

olduuna

ehadet

ederiz' derler. Allah, senin

kendisi-nin

peygamberi

olduunu,

bunun

yannda

münafklarn

yalanc

olduklarn

bilir"

buyrulmutur.

(6)

te

bu

durumda

sen,

dünya

ve

âhirette hüsrana

uram

kimselerden olursun ki

bu

hal

apaçk

bir

(3) Âicm-i Fazl: AMah-uTeala'

nn

fazl- keremiylemuamele edip hidayete

erdir-dii kimselere denir.

Zdd

âlem-i adl'dir. Gerçekte bu kavramlar insanlarn

iyi ve kötü taraflarn sembolize etmekte olup, kitabn ileriki sayfalarnda

ko-nuylailgili geniaçklamalarmevcuttur.(Çev.)

(4) Nisâ Sûresi, âyet: 69-70

(5) Hucurât Sûresi, âyet, âyet 13

(14)

TEVHÎD

RSALES

ziyandr.

Bununla

birlikte âlem-i adl'in,™ Allah

dümanlarnn

def-terine kaydedilirsin. Nitekim,

Kur'ân-

Kerîm

'de;

"üphesiz

müna-fklar

cehennemin

en alt

tabakas

ndadrlar. Onlara bir

yardmc

da

bulamayacaksn"

buyurulmutur.

(8)

La

ilahe illallah, bir kaledir. Fakat

münafklar ona

kar

iftira

ve

yalan

inancn

kurarak tahrip gülleleri

atmlar,

ekavet

ve

ni-fak balyozlanyla

onu

ykmaya

yeltenmilerdir.

Bu

gibi kimselerin içine

düman

girip tevhidin izlerini

yok etmi,

fiillere

yansyan

ak-sini

karartm,

mesken

mülkiyetlerini [vücutlarn] ihlal ederek

on-lardan kelime-i tevhidin

mânâsn

alm

ve

onlar

kupkuru

suretle

babaa

brakmtr.

n

[Buna

ramen],

"Dorusu

Allah sizin suret-lerinize

deil

sadece kalplerinize bakar"

buyurulmutur.

(9)

La

ilahe illallah'

n

mânâs

gitmi

sadece

birtakm

harfler

ve

lakrdlar

kalm

ise bu, kelime-i tevhid kalesinin

mânâdan

yoksun

bir

ekilde

yalnzca

dille

anlmasdr.

Nasl

ki atei

anmak

dili

yak-myor,

suyu

anmak bomuyor,

ekmei

anmak

doyurmuyor,

klc

anmak

kesmiyorsa

ayn

ekilde

kelime-i tevhid kalesini sadece dil-le

anmak

da

kiiyi kötülüklerden (Allah'n

rzas

dahilinde

olma-(7) Âlem-i Adi: Allah-u Teala'nn adaletiyle muamele edip terkettii, haktan

uzaklatrd

kimselere denir. (Çev.)

(8)

Niâ

Sûresi, âyet: 145

(*) Müellif-i muhterem bu son cümlede tevhidin hem mânâ, hem de hal ve

tavr-lardaki yansmalar

bakmndan

bir kiiden uzaklamasnn beraberinde

geti-recei manevîve maddî yoksunluk,çoraklk halini ifade etmekistiyor. (Çev.)

(15)

TEVHÎD

RSÂIyES

Halk

arasnda

söylenilegelen bir söz vardr:

"Ate

demekle

hiçbir

kimsenin

dili

yanmayaca

gibi, bin dinar

demekle

de

hiç

kimse

zengin olmaz."

Söz

kabuk,

mânâ

özdür.

Söz

sedef ise,

mânâ

incidir.

Öz

ol-maynca

kabuu

neylersin. ncisi

olmayan

sedef neye yarar.

Kelime-i tevhidin sözcükleri

ve

mânâs,

ceset ile ruh gibidir.

Ruhsuz

ceset bir

ie

yaramad

gibi,

bu

ifade de [kelime-i tevhid]

mânâs

olmakszn

hiçbir fayda

salamaz.

Âlem-i

fazl, kelime-i tevhid'in

hem

suretini,

hem

de

mânâsn

alp, suretiyle

dlarn,

manâsyla

içlerini süslediler.

Böylece

dünya

ve ahiret nimetlerini elde ettiler.

Ve

Kelâm-Kadîm

[Kur*ân- Kerîm]

onlara

ehadet

ederek

aadaki

âyetlerle

onlar

tasdik etti: "Allah, melekler

ve

adaleti yerine getiren ilim

sa-hipleri

O'ndan

baka

ilah

olmadna

ahitlik etmilerdir.

O'ndan

baka

ilah yoktur.

O

azîzdir, hakimdir.'*"» .

Âlem-i

adi ise kelime-i tevhîdin

mânâsn

deil, suretini

ald-lar.

Onlar

dlarm

bu

sözle süsleyip, içlerini küfre boyadlar.

Bu

sebeple kalpleri simsiyah

ve

kapkaranlktr. Onlar, zahiren iyi

gö-rünerek,

birtakm

dünyevî

emellerine ulatlar.

Oysa

ki

yarn

kud-ret-i ilahiye'den bir rüzgâr esip,

onlarn

zayf

n

söndürerek,

onlar

küfürlerinin

karanlnda

brakverecektir. Nitekim; "Onlar

çevresini

aydnlatmak

için

ate

yakan kimseye

benzerler ki Allah

klarn

karartnca

onlar

karanlklar içinde kör bir halde

brak-mtr.

Sardrlar,

dilsizdirler, kördürler,

bu

yüzden

doru

yola

dönmezler"

buyrulmu,

(l,)

dier

bir âyette; "Allah

münafklarn

ya-lanc

olduklarn

bilir" ifadesiyle

onlarn

yalanc

olduu

belirgin

(10) Âl-i îrarânSûresi, âyet:, âyet 1

8

(16)

TEVHÎD

RSALES

klnmtr.'

Heva

ve hevesine, altn

ve

gümüüne

kulluk edip duruyorken,

La

ilahe illallah

demen

herhangi bir

mânâ

ifade eder

mi?

Sana;

"Ey

inananlar!

Yapmadnz

birey

hakknda

niçin

yaptnz

söylersiniz.

Yapmadnz

eyi

yaptnz

söylemeniz Allah

katn-da

büyük

bir suçtur"

eklinde

hitap edilir ve

yalancln

yüzüne

Kur'ân-

Kerîm'

deki

u

âyetten ders

almak

lazmdr: "Heva

ve hevesini ilah edinen, bilgisi

olduu

halde

Allah'n

artt,

ku-lan

ve

kalbini

mühürledii,

gözünü

perdeledii kimseyi

gördün

mü? Onu

Allah'tan

baka

kim

doru

yola eritirebilir.

Düünmez

(tezekkür) misiniz!"(14)

Sen

hevana, altn ve

gümüe

peresti etrrtektesin.

üphesiz

altna,

gümüe

ve güzel elbiselere peresti

eden

kimse

helak

ol-mutur.

Bütün

ilgini ailene ve evine

yöneltmi,

mal

ve

çoluk-çocuu-na

meyletmiken

tam

anlamyla

"La

ilahe illallah"

demi

saylmaz-sn. Zirafiiliyatn

yalanlad

her söz merduttur.

Lisan-

hâl,

ko-numa

dilinden

daha

fasihtir.

Her daim "La

ilahe illallah" diyerek

eer

kalbinde

mânâ

mey-vesi

olumusa,

Allah'tan

baka

birisine

snman,

bakasndan

korkman

ve

yardm

istemen gerekmez.

(12) Münafkûn Sûresi, âyet: 1

(13) SafSûresi, âyet: 2-3

(17)

TEVHÎD

RSÂLES

Allah-u Teala:

"Sen

'La ilahe illallah' der ve bizden

bakasy-la Cinsiyet

peyda

edersen,

ne

biz senin için oluruz, ne

de

sen bizim için...

kim

Allah içinse, Allah

da

onun

içindir.

Kim

O'na

kar

huû

duyarsa Allah

o

kimseyi korur.

Kulum!

Niçin

benden

baka-sna

snrsn!

Halbuki

hereyin

dizgini

benim

elimdedir.

Ben

mülkün

gerçek sahibiyim

ve

mülkümde

dilediim

gibi tasarruf

ederim.

Bu

âlemde

ancak

benim dilediim

olur ve

herey

ancak

benim

irademle

vukû

bulur.

O

halde

benden

bakasna

snma,

benim

rahmetimden

ümidini

kesme!

Zira

ancak

kafirler

benim

rah-metimden

ümidi keser.

Cezamdan,

sadece gönlü beni arzulayanlar

kurtulabilir" buyurarak;

"Allah'n

rahmetinden ümidinizi

kesme-yin,

dorusu

kafirlerden

bakas

Allah'n

rahmetinden ümidini

kes-mez"

âyetiyle

bunu

teyid etmitir.(l5)

"La

ilahe illallah"

lafzn

sadece dilinle söylüyor

ve

bu

sözün

kalbinde hiçbir semeresi

olmuyorsa

sen

münafksn.

Eer

kelime-i

tevhidin

mânâs

kalbinde ise

mümin,

ruhunda

ise

âk,

"srr"nda

[kalbteki

vedia-y

ilahî

ve

lâtife] ise

mükâifsin.

Birinci nevî

iman

avama,

ikincisi havâssa,

üçüncüsü havâss-

havâssa aittir.

Bu

iti-barla ilki

mânâdan

yoksun, mücerret bir haber-i

sâdkn;

ikincisi

kalbin

inirahnn

ve

basiretin;

üçüncüsü

mükaefe

ve

müahede-nin meyvesidir.

Kalbin

tasdiinden

yoksun,

yalnzca

dille

iman

ettiini

söyle-yen

bir

kimse olmaktan sakn.

Çünkü,

kelime-i tevhîd

kyamet

gü-nü

senin aleyhinde ahitlik edip;

"Ey

Allahm!

Ben

bu

kiiyle

(18)

TEVHÎD

RSALES

ca

yl

arkadalk

ettim bir kere dahi

bana

hürmet

etmedi,

hakkm

ödemedi"

diyecek.

Demek

ki

bu

kelime senin lehinde

veya

aleyhinde ahitlik edecektir.

Âlem-i

fazl'dan isen lehinde; alem-i adi'den isen

aley-hinde ahitlik edecek.

O,

âlem-i fazl cennete girene kadar

onlarn

lehinde; âlem-i adi

cehenneme

gidene

dek

onlarn

aleyhinde

a-hitlik eder. ite;

"nsanlarn

bir

ksm

cennete, bir

ksm

da

çlgn

alevlerin

bulunduu

cehenneme

girer" âyet-i kerimesi

bu

noktaya

iaret eder.(I6)

Kelime-i Tevhîd'in evveli küfür, âhiri

imandr. Alem-i

adi

sa-dece

"La

ilahe" diyerek küfre dütüler.

Oysa

ki onlara;

"Kapda

durmayn,

içeriye geçin" denilmiti.

Kur'ân- Kerîm

'de bulunan;

"Ey

iman

edenler! Allah'a, pey-gamberine,

ona

indirdii kitaba ve

daha

önce

indirmi

olduu

ki-taplara inann.

Kim

Allah', meleklerini, kitaplarn,

peygamberle-rini ve ahiret

gününü

inkâr ederse,

üphesiz

koyu

bir

sapkla

dal-mtr"

âyeti

bu

minval üzere ele

alnmaldr.

(17)

Âlem-i

fazl, aslî vatana (vatan- aslî)

ulam,

yani "illallah" menziline

varm

kimselerdir ki onlar:

"Peygamberler

ve

müminler

ona

rabbinden indirilene inandlar. Hepsi Allah'a, meleklerine,

ki-taplarna, peygamberlerine

iman

ettiler"

eklinde

tavsif

edilmiler-dir.™

«

(16)

Ûrâ

Sûresi, âyet: 7

(17) Nisâ Sûresi, âyet: 136

(19)

TEVHÎD

RSALES

"La

ilahe" diyerek âlem-i adl'den

saylanlarn

ilki lanetlenmi

ve

kovulmu

eytandr.

"llallah" kelimesini telaffuz ederek

iman

bahçesine giren

ve

âlem-i fazl

snfna

dahil olan ilk

kimse

ise Hz.

Âdem'dir.

Bu

nedenle âlem-i adi listesinin

en

banda

eytann,

âlem-i fazlnkinde ise

Âdem

(a.s)'in ismi

yazldr.

imdi

"La

ilahe" menzilinde

durup

da

küfre

düen

eytana

m,

yoksa

"illallah"-diyerek

imana

eren

Âdem

(a.s)'e

mi

iltihak

et-tiini iyice

düün.

Sakn

eytana uyma.

Eer

eytann

yolundan

gi-dersen

Âdem'in

yolundan

sapm

olursun, onunla olan

ban

kop-mu

olur ki

o

vakit

eytanî

vasflarla

muttasf

olursun.

Ve

sana:

"Allah, iblise; 'Haydi git, onlardan sana

kim

uyarsa bil ki

cehen-nemde

hepiniz

tam

bir ceza ile

cezalandrlrsnz.

Vesveselerinle

gücünün

yettiini yerinden oynat, onlara

kar

yaya

ve atl askerle-rinle

haykrarak

yürü,

onlarn mallarna

ve

çocuklarna

ortak ol,

onlara vaadlerde bulun' dedi.

Ama

eytan

sadece onlan aldatmak için

vaadde

bulunur" âyet-i kerîmesiyle nida olunur.

(,9)

ayet

Al-lah-u Teala sana adaletiyle

muamele

edecek

olursa seni âlem-i adle

ait listenin

bana

kaydedip

iblisin

ordusuna

dahil eder.

Yok eer

fazl-u keremiyle davranacak olursa seni âlem-i fazln defterine

ya-zp

Âdem'in

safna

katar.

"La

ilahe" lafz "illallah" lafzna

bal

olup, ikisi, birbirinden

ayrlmamas

gereken tek bir sözdür.

"La

ilahe" zehir ise, "illallah"

panzehirdir. Panzehiri

olmayan

zehri içen

kimse

nasl helak olursa,

ayn

ekilde

"La

ilahe" deyip "illallah"

demeyen

kimse de

helak olur.

Kukusuz

zehirden sonra panzehir içen

kimse

nefsini

dizgin-lemitir. Nefsine sahip olan

kimse

ile, nefsini helak

eden

kimse

birbirinden

çok

farkldr.

(20)

TEVHÎD

RSALES

'La ilahe'yi 'illallah' çizgisine

kavuturmadkça,

sen,

kelime-i tevhid kalesinin harabelerinden birinde

kalrsn.

'La ilahe'

kale-nin

yans

olduu

için

dier

yans olmakszn

kale

tamamlanm

ol-maz.

Nitekim

Allah-u Teala,

"La

ilahe illallah

benim

kalemdir"

buyurmutur.

O

halde sen 'La ilahe'yi 'illallah'a

baladnda,

bu

kale

tüm

rükün ve

ksmlaryla

tamamlanm

olur. Zira her kalenin

dört

rüknü

vardr.

Ayn

ekilde

'La ilahe illallah' dört kelime olup,

herbir kelime tevhid kalesinin bir rüknüdür. Suret itibariyle

durum

böyle

olduu

gibi,

mânâ

yönüyle

de

böyledir.

Tevhid

kalesinin rükünlerini

öylece sralamak

mümkündür:

Namaz,

oruç, hac, zekât, (bir

de

kale olarak nitelendirdiimiz)

ke-lime-i ehadet.

slâmiyet

bu

be

esas üzerine kurulmutur.

Ey kardeim

bilmi

ol ki, insanlk

ehrindeki

tevhid kalesi

kalbin

korumasndadr.

Bu

ehrin

sakinlerinden olan kulak, göz, el

ve

ayak

kalbin kölesi

ve

hizmetçisi olup istemeseler

de

kalbin

emirlerine

uymak

mecburiyetindedirler. Evet,

bu

uzuvlar kalbin

is-teklerini yerine getirmek,

ona

muhalefet

etmemek

üzere

yaratl-mlardr.

Kalbin

emretmesi

üzerine

göz

bakar, kulak duyar, el

tu-tar,

ayak

yürür.

Eer

kalp

bu

uzuvlara

bu

hareketlerin aksini

emre-derse yine yaparlar.

Ksaca,

bunlar kalbe itaat

etmek

zorundadrlar.'

ayet

kalb

mülkünde

zulmediyorsa emrindeki

uzuvlar

zu-lüm, fesad, muhalefet

ve

inat gibi kötü ilerin

yaplmasnda

kulla-nr. Mesela,

göze

haram eylere

bakmasn, kulaa

kötü sözleri

dinlemesini; el ve

ayaa

haramla

meguliyeti emreder

ki böylece

(21)

TEVHÎD

RSÂLES

kördürler.

Bu

sebeple

doru

yola

dönmezle^"

(20, ve;

"Andolsun

ki,

cehennem

için de birçok cin ve insan yarattk,

onlann

kalpleri

var-dr ama

anlamazlar, gözleri

vardr

ama

görmezler, kulaklar

vardr

ama

iitmezler. Bunlar hayvanlar gibidirler, hatta

daha

da

aadr-lar.

te

gafil olanlar bunlardr" âyetleri

bu

noktaya

temas

etmekte-dirler.^

Kalb

kendi

memleketinde

adaletle

hükmederse,

bu

uzuvlar

taat

ve

ibadet etmekte kullanr. Yani,

göze

iyiye, güzele

bakmasn;

kulaa

faydal eyleri dinlemesini,

dier

uzuvlara

da

hayr

ileme-lerini

emreder

ki

bunun

neticesinde bereket balar, kalbin

meydan

temizlenir, saflar. Bunlara iareten

Peygamber

Efendimiz

(s.a.v.):

"Bedende

bir parça et

vardr

ki

o

iyileince bedenin hepsi iyileir,

o

hastalanrsa bedenin hepsi hastalanr.

te

o

kalptir"

buyurmu-tur(22)

Kelime-i tevhid;

kaps,

kapcs

ve

bekçisi olan

salam

bir

kale olup,

kapcnn

hakkn

vermeden

içeri

girmek

mümkün

deil-dir.

Yani

'Lâ'nn

srrndan

geçmeden

'illa'nn isbatna

varamazsn.

Gerçekte sen, bireyi

menfî

veya

müsbet

klamazsn.

Çünkü,

meaO

olan

ey

zaten menfîdir ki nefyedilemez.

Hakeza

müsbet

bir-cyin

de

isbata ihtiyac yoktur.

Menfî

menfîdir,

müsbet de

müsbet-'tir.

'Lâ ilahe illallah' dört kelime, oniki harf gibi

görünmesine

karn

gerçekte birkelime ve dört harften ibarettir.

(20) Bakara Sûresi,âyet: 18 (21) A'rafSûresi,âyet: 179

(22)

TEVHÎD

RSALES

Allah lafz

mutlak

bir

doru

olup,

inkân ve

nefyi

mümkün

deildir. 'Lâ ilahe' ifadesi

de mutlak

mânâda

bir nefiydir. Zira bir

eyin

sükutu ve

vücudu

tasavvur edilmedikçe nefyedilemez.

Nite-kim

harfi, sübutu ve

vücudu

tasavvur edilebilen bireyi

nefyet-mek

için

kullanlr.

Yani

bu,

baka

tanrlarn

mevcudiyeti

mânâsnda

olmayp;

ei

ve

benzeri,

orta

ye

zdd

olmayan

Al-lah'n

varln

tekid

ve

tesbit için

kullanlmtr.

Bunun

aksini

vehmeden

kimse

müriktir. 'Lâ ilahe illallah', gerek ilahî

srlarn

ve gerekse

O'nun

varlnn

üzerinde bulunan haricî tozlan temiz-leyen bir süpürgedir.

Bu

süpürge, kalb

ar'n

temizleyerek

Cenab-Hakk'n

tecellisine mazhar,

nazarna mahal

olur.

Bu

itibarla Al-lah-u Teaia

Dâvûd

(a.s)'a:

"Ey

Dâvûd!

Bana

bir ev temizle de

ora-da

kalaym.

Gökler ve

yer beni içine

alamazken

mümin

kulumun

tertemiz kalbi beni içine

ald" buyurmutur.

Masivaya

nazar edip kirlendiin, ilim

ve

derece

üstünlüüne

güvendiin

ve varlk

âleminde Allah'tan

bakasn

gördüün

süre-ce

"Lâ

ilahe" nefyi senin içindir.

Ne

zaman

eyay

hereyin

sahibi

olan

Allah'n

birliine (tevhîd) delil

klp,

onlarda

hakk

görürsen ite

o an

'Lâ'dan kurtulur 'illa'ya

ularsn.

"Allah de, sonra

da

onlan brak,

daldklar

bataklkta

oynaya-dursunlar."*23*

Bu

âyette belirtildii gibi sen

ne

zaman

fânî eyleri

anmay

brakr,

bâkî olan

Allah'n

zikriyle

megul

olursan

(23)

TEVHÎD

RSALES

. "Allah" kelimesini oluturan elif,

lam

ve

ha

harflerinden

biri-si olan elif;

Allah'n

kendi zâtyla

kaim olduuna,

mahluklarla

herhangi

bir

alakasnn

olmadna

iarettir.

Lam;

Cenab-Hakk'n

tüm

mahlukatn

gerçek sahibi

olduuna

delalet eder.

Ha

harfi ise göklerde ve yerde olanlarn hepsinin Hâdî'sinin Allah

ol-duunu

belirtir.

Nitekim

Kur'ân-

Kerîm

'de "Allah göklerin ve

ye-rin nurudur"

buyurulmutur.

(24)

Bunlar

öyle

arlamak

da

mümkündür:

Elif,

Cenab-

Hakk'n

kendi nimetini her tarafa

yaymak

suretiyle halk ile ülfet ettiine;

Lam

halkn

Hak'tan

yüz

çevirdiine;

Ha,

Allah

dostlarnn

ak

ve

mohabbet

içinde

kaldklarna

iarettir.

airin

biri

bu

nükteleri

u

ekilde

m'sralara

aktarmtr:

Elif, halkla ülfet

etmek

Lam,

knamaktr

eytan

Ha,

O'nun

akyla

comak

~

Ve...

Uyarmaktr

insan

m.

Basiret

gözünü

aç!

Âlemdeki

herey

'Lâ ilahe illallah' der.

"Yedi

gök, yer ve

bunlarn

arasnda

bulunanlar

O'nu

tebih

eder,

O'nu

hamd

ile

tebih

etmeyen

yoktur. Fakat siz onlarn tebihlerini

anlamazsnz.

O

Gafur

ve Halîm'dir."*25*

Bu

hakikat airin

msrala-rnda öyle

dile gelmitir:

(24) NûrSûresi, âyet: 35

(24)

TEVHÎD

RSÂLES

Her

ey

de

vardr

apaçk

birâyet

O'nun

birliine eder delalet

Tevhid

güneinin

sadece senin üzerine

doduunu

mu

sanr-sn.

Bu

i

senin bildiin gibi

olmayp, kular

dahi

O'nun

için saf saf

olmu,

O'na

dua

ve

tebih

etmektedirler. Sizin

dier

mahlukla-ra

kyasla daha

üstün,

daha

azametli ve faziletli

oluunuz

mükellef

olmantzdandr.

Yoksa

size ihtiyaca binaen

bu

özellikler

verilmi

deildir. yilik ve üstünlük Allah tarafndan

verilmi

bir nimet olup

Kur'ân-

Kerîm

'de

buna

temas

edilerek:

"And

olsun ki, biz

insa-nolunu

erefli

kldk,

onlarn

karada ve denizde gezmesini

sala-dk,

temiz eylerle

onlar

rzkl

andrdk,

yarattklarmzn

pek

ço-undan

üstün

kldk"

buyrulmutur.

(26)

-Allah-u Teala sizi ademiyet

srrndan

varlk sahasna getirmi

ve size kulluk vazifenizi yerine getirerek,

Allah'n

birtek

olduunu

anlamanz

emretmitir. Sizlere vücut

verilmi

olmas

herhangi bir ihtiyaç sebebiyle

veya

ilahî sfatlarn size

muhtaç

olduundan

ve vahdaniyet

sfatnn

sizin ehadetinize

bal

bulunduundan

dolay

deildir. Zira

O'nun

sfatlan hiçbir

ahidin ehadetine

bal

(25)

TEVHÎD

RSALES

Yarasalar dahi

günein

varln

bilirler. Fakat gözlerinin

ku-surlu

olmas

sebebiyle

onu

göremezler.

Güne

dounca

yerlerine

çekilip uyurlar. Onlar gecenin

varlnn

da

farkna

varrlar.

Yara-salarn

güne

n

görememesi

güne

klarndan

deil,

onlarn

gözlerinin

bu

klan

görebilme kabiliyetinin

olmayndandr.

Allah-u Teala ezelî

ve

ebidîdir. ster

ehadet

edin, ister inkar

edin; yani isteseniz

de

istemeseniz

de

bu

böyledir.

Eer

ehadet

ederseniz

bu

O'nun

ezeliyet

sfatndan

hasl

olan nasibinizdir.

Yok

eer

inkâr ederseniz,

bu

hiçbir

ey

ifade etmez.

Çünkü

ezelî

ve

ebedî olan bireyin

varl,

hâdis olan

bireye

bal

deildir.

Bila-kis hâdis olan

bireyin

mevcudiyeti

kadîm

olan

bireye

baldr.

Bu

muhtaç

olu

Kur'ân-

Kerîm'de

öylece

ifade edilmitir:

"Ey

insanlar! Siz fakîrsiniz. Allah ise Ganî'dir, Hamîd'dir. Dilerse sizi

yok

eder, yeniden yaratr [Halku'n-CedîdJ.

Bu

Allah'a zor

deil-dir."™

Eer

sen fakîr isen,

Allah'n huzuruna

zenginler gibi; zelil

isen azizler gibi;

zayf

isen güçlüler gibi gelme.

Allah'n

divanna

aczini,

fakrn

itiraf ederek gelirsen

bilmi

ol ki sabreden fakirler

CVnun

yannda

olurlar. Zelil

ve

kalbi

krk

bir vaziyette

varrsan

üphesiz

O,

kalbi

knk

olan kimselerle beraberdir.

O'nu

anarak

git-tinse

O

senin

yanbamda

olur. Nitekim:

"Beni

ann

ki

ben de

sizi

anaym"

buyrulmutur.

O'na

muhabbetin

varsa; "Allah

onlan

se-ver, onlar

da Allah'

severler",

O'na

yaknlk

peyda

ederek

geldin-se;

"Kim

bana

bir

kar

yaklarsa,

ben

ona

bir kulaç

yaklarm,

(26)

T E

V

H

I

D

RSALES

kim

bana

yürüyerek gelirse,

ben ona

koarak

gelirim.

Kulum

nafile ibadetlerle

bana

yaklar, ben

de

onu

severim.

Sevdiim

zaman

onun

gören gözü,

duyan

kula,

tutan eli ve

yürüyen

aya

olurum.

Kulum

artk

benimle

görür, benimle duyar, benimle tutar,

benimle

yürür"

srrna

mazhar

olursun.*28* Hatta öyle ki

"Kulum,

kaldm

beni

doyurmadn,

hasta

oldum

halimi

sormadn"

denir.

Bunun

üze-rine kul:

"Sen

nasl

ackrsn,

sen âlemlerin rabbisin" der.

O

da:

"Benim

kullarmdan

biri hastaland, sen

onun

hal ve

hatrn

sor-madn.

zzet ve

celâlime andolsun ki,

onun

hal

ve

hatrn sormu

olsaydn

beni

onun

yannda

bulurdun" der.

Tevhidi

sermaye

yap.

Lüzumsuz

eylerden

arn. Zenginliini

fakirlik, azizliini zelillik olarak telakki,et. Zikrullah

iar

edin. lahî

muhabbet,

kaftann; takva,

gömlein

olsun.

Aza,

binee

ve

emniyete ihtiyacn varsa, fakirlii

azk,

kalb

krkln

binek, zikri

emniyet

edin.

Muhabbetullah

-yegane dost bil.

Yolculuunun

mak-sat

ve

gayesi

O'na

yaklamak

olsun.

Eer

yaptn

bu

ticarette kâr ettinse bil ki

hereyi

kazanm;

zarar ettinse

hereyi kaybetmisin

demektir.

Yapm

olduun

bu

ticarette

alc

m,

yoksa

satc

m

olduu-nu

bir

düün.

ayet

alc

isen zarar

etmisin

demektir ki:

"te

onlar

doruluk

yerine

sapkl

aldlar

da alverileri

kâr getirmedi.

Za-ten

doru

yolu

bulamamlard"*

29* âyet-i kerîmesine;

yok

eer

sat-c

isen kâr

etmisin

demektir ki; "Allah

üphesiz

Allah yolunda

sa-(28) Buhari, Kitab- Rikak 7/190, b.38; Tabcrânî, Hz.

Ümamc

(r.a.)'den rivayet

etmitir.

(27)

TEVHÎD

RSÂLESt

vap,

öldüren ve öldürülen

müminlerin

canlarn

ve

mallarn

Tevrat, ncil

ve Kur'ân'da

söz

verilmi hak

olarak

cennete

karlk

satn

almtr.

Verdii

sözü Allah'tan

daha

çok

tutan

kim

vardr.

Öyleyse

yaptnz

al-verie

sevinin,

bu

büyük

bir kazanç-tr" ilahî

kelamna

muhatap

olursun.(30)

Hangi

gruba

dahil

olduunu

anlamak

istersen

u

âyeti oku:

"Müminler,

Allah

anld

zaman

kalbleri titreyen,

O'nun

âyetleri

okunduunda

imanlar

artan, rablerine güvenen,

namaz

klan, ken-dilerine

verdiimiz

nzktan

yerli yerince sarfedenlerdir."(31)

Eer,

O anldnda

kalbin titriyor, azalarn ürperiyorsa:

"Onlarn

cildleri

ve

kalbleri

Allah'n

zikrine

yumuar"

âyetinin

srrna

mazhar

ol-musundur.

(32)

Bu

durumda

sen satclar

güruhuna

dâhil olan

kim-selerdensindir.

Yok

eer

senden

bu

gibi haller

sadr

olmaz,

ilahe illallah

sözü

duvar

veya

tavan gibi herhangi bir sözden farksz olursa bil ki sen

alclar grubundansn.

u

âyet sana veyl

okumaktadr:

"Kalble-ri

Allah'

anmak

hususunda

katlam

olanlara yazklar olsun.

te

bunlar

apaçk

dalalettedirler.

*

Allah'n

âyetlerinden nasibi

olmayan

kimsenin 'La ilahe

illal-lah'

demesi

ona

fayda

salamaz.

Zira kalbi

mânâdan

yoksun

olan, âyetlerden nasibi

olmayan

kimsenin, puta ve

haça

tapan kimseden,

(30) Tevbe Sûresi, âyet: 1 1

1

(31) Enfai Sûresi, âyet: 2-3

(32) Zümer Sûresi, âyet: 23

(28)

TEVHÎD

RSÂLES

tatan veya

kumdan

hiçbir fark yoktur.

"Sonra

kainleriniz yine

ka-tlat,

ta

gibi hatta

daha

kat

oldu. Nitekim talar

arasnda

içinden

rmaklar

çaldayan,

yanlp

su çkanlar vardr. Allah

korkusundan

yuvarlananlar vardr. Allah

yaptklarnz

bilmez

deildir" âyet-i kerimesi

bu

noktalara dikkat

çekmesi

bakmndan

çok

mühim-dir.04»

Müslümann

kalbi, âyette belirtildii üzere

ta

gibi

kaskat

olursa kafirin kalbi nice olur.

Tevhid

ehli ve

O'nun

zikriyle

megul

olan

kimse

bu

durumda

olursa kafirlerin ve gafillerin halini artk

sen

düün.

O

Gaflet

uykusundan

uyandn,

sarholuk

batandan

kurtuldu-un

anda

anlattn

anlar, söylediini bilebilirsin.

üphesiz

ki sen önce

anlayp

sonra anlatmakla ve ilkin bilip sonra bildirmekle

em-rolundun.

O

halde

bilmediin

eyi

söyleme,

anlamadn

eyi

an(lat)ma.

Kelime-i Tevhîdi, iyice anlamadan, kalbinde

özümlemeden

söylüyorsan hakikatte

onu

söylemi

olmazsn. Nitekim

Kur'ân-Kerîm'de:

"Vay

o

namaz

klanlarn

haline ki onlar

kldklar

na-mazdan

gafildirler"

buyrulmutur.

(35)

Öyleyse,

Allah'

zikrettiinde heryerin kalb kesilmeli;

O'nun

için

konutuun

vakit her

yann

dil Olmal,

O'nu

her tarafn kulak

kesilmi

bir vaziyette dinlemelisin ki

souk

demire

çekiç

vurmu

olmayasn.

Bir

air

demi

ki:

(34) Bakara Sûresi, âyet: 74

(29)

TEVHÎD

RSÂLES

Ölürüm

aknla

seni herzikrediimde

Gafletinle

düerim

mahrumiyet

ve

hüzne

Kalb

kesilirim

gönlümün

her titreyiinde

Ne

ac

kalr, ne elem,

yanar âteinde

-"

'Lâ ilahe illallah' sultan insanlk

ehrine

hâkim

olduu

za-man

senin evinin içerisinde

yegane

hükümran

o

olur. Hiçbir

ya-banc

evine giremez.

Kendi

evinde

hükmün

geçmez.

Orada kalp

kalmama

hürriyetin elinden alnr.

Malum

olduu

üzere

hükümdar

bir

ehri

ele geçirdii

zaman orann altn

üstüne getirir,

orann

azizlerini zelil klar.

Ayn

ekilde, senin

de

kibrin tevazuya, çokluk gururun azla kanaat etmeye,

varln

yoklua,

bâkî

olma

hevesin fânî olmaya,

tüm

kötü sfatlarn iyiye

inklab

eder. Zahirî

üstünlü-ün

hakikî

üstünlüe

döner. Çirkin sfatlarn

aac

kökünden

kesi-lir, küfür

ve

atalet dikenleri ezilir,

tebih

ve temsil

yongalar

temiz-lenir;

iman

ve tevhid fesleeni oraya dikilir.

Orada

Allah'

tenzih

ve

tefrîd fidanlar yeerir.

Böylece

senin güzel sfatlarn

çoalr?

"Verimli toprak rabbinin izniyle iyi ürün verir.

Çorak

toprak kötü

ürün verir.

te

biz

ükreden

millet için âyetleri böylece yerli yerin-ce

açklarz"

âyeti

bu

meseleyi veciz

ekilde açklamaktadr.

(36)

Her

sultann saltanat ve

hükümranl

belli bir

müddet

de-vam

eder.

Lakin

"La

ilahe illallah"

bu

kuraldan

müstesna

olup,

onun

saltanat ilelebet

devam

edecektir.

Hükmü

öncekilerin

ve

(30)

TEVHÎD

RSALES

sonrakilerin isteine

baklmakszn

herkesi

kuatm,

göklerde

ve yerde olanlarn hepsini

kaplamtr.

Kur'ân-

Kerîm

'de

buna

iaretle:

"Göklerde ve

yerde bulunan herkes

Rahman

'a kul olarak

gelecektir"

buyrulmutur.

(37)

Bunlarn

bazs

ak-u

evkle,

ve itaat

etmi

bir halde;

bazs

da istemeyerek, zoraki bir

ekilde

O'nun

huzuruna

gelirler.

"Gök-lerde ve yerde olanlarn hepsi ister istemez Allah'a secde ederler.

Gölgelen

de

uzayp

ksalarak

O'na

secde etmektedir" âyet-i

kerîmesi

bu

konuda

söylenenlere delalet eder.(38)

"Rabbin

ademolunun

belinden zürriyetlerini

alm

ve:

'Ben

sizin rabbiniz

deil miyim'

diye onlar kendilerine

ahit tutmutu.

'Evet

buna

ahidiz' dediler. Bu,

kyamet

günü

'Biz

bundan

haber-sizdik'

dememeniz

içindi."(39)

Bu

âyeti

u

ekilde

tefsir

etmek

mümkündür.

Âlem-i fazl isteyerek, âlem-i adi istemeyerek; 'Evet, sen

bi-zim

rabbimizsin' dediler. Allah-u Teala, onlar Âdem(a.s)'in

belin-den

çkardktan

sonra iki

frkaya

ayrd.

Âlem-i

fazl Âdem(a.s)'in

sanda,

âlem-i adi solunda yer ald.

Bunun

akabinde

AHah-u

Tea-la her iki gruba

da

anlama,

iitme

ve

konuma

melekesi verdi.

Da-ha sonra onlara hitap etti

ve onlar

kendilerine

ahit

tuttu.

Onlarn

hepsi

Allah'n

birtek

olduunu

ikrar ettiler

ve dc

"Evet, sen bizim

rabbimizsin" dediler.

Bu

iki

grubun

ikrarlar

arasnda çok

ince bir i

k

vard.

öyle

ki; Âlem-i fazl isteyerek,

hemencecik o

ânda;

Âlen

-i adi ise

iste-meyerek,

gevek

bir

eda

ile 'Evet' dedi.

Onlardan du ekilde

söz

«lnmas kyamet

günü

'Bizim

bundan

haberimiz yoktu'

dememe-leri içindi.

(37) Meryem Sûresi, âyet: 93

(38) Ra'd Sûresi, âyet 15 (39) A'rafSûresi, âyet: 172

(31)

TEVHÎD

RSÂLES

Bu

frkalarn âlem-i kudretten âlem-i hikmete geçmesiyle bir-likte kendilerinde gizli bir

ekilde bulunan

'Allah'n

varl

ve

birlii' fikri kendiliinden ortaya

çkmtr.

Âlem-i fazl içlerindeki

bu

sese kulak vererek

tam

bir inançla 'Evet'

demek

suretiyle

sözle-rini tutmular; Alem-i adi ise

doruluuna

tam

olarak

inanmam

bir halde 'Evet'

dedii

için verdikleri

ahde

vefa

gösterememi,

mîsak

bozmulardr.

te

bu

sebeple Allah-u Teala âlem-i fazl

medh-u

senâ ile

an-m

ve; "Onlar

Allah'n

ahdini yerine getirirler ve

andlamay

boz-mazlar"

buyurmutur.

(40)

Alem-i

adle ise onlar

knayarak:

"Allah'a söz verdikten

son-ra

ondan

cayanlar,

Allah'n

bititirilmesini emrettiini ayranlar ve

yeryüzünde bozgunculuk

yapanlar

yok

mu.

te

lanet

ve

cehennem

onlar içindir"

eklinde

hitap etmitir.(41)

Allah'a

kar

verilen

bu

'Evet' sözü,

kyamet

meydannda,

âlem-i fazlin

emanete

riayet etmeleri sebebiyle lehlerinde; âlem-i

adlin

emanete

hyanet

etmeleri nedeniyle aleyhlerinde ahidlik

ya-par.

Daha

sonra herkesin amellerinin

yazl

olduu,

herkesin üze-rine

ehadet

edecek olan bir kitap gönderilir.

Bu

hakikat

Kur'ân-Kerîm

'de

u

ekilde

belirtilmitir:

"Her

insann

amelini

boynuna

dolarz

ve

kyamet

günü onun

için

açlm

bir kitap

çkarrz.

'Kita-bn

oku!

Bugün

hesap görücü olarak senin nefsin sana yeter'

de-riz."<42)

(40) Ra'd Sûresi,âyet: 20

(41) Ra'd Sûresi,âyet: 25

(32)

TEVHÎD

RSALES

Allah-u Teala, seni nefsin üzerine

ahid

tutarak,

verdiin

sözü

unuttuunu,

zâlim

ve

câhil

olduunu

sana hatrlatr.

Böylece

sen

ikrardan inkâra

dütüünü

kabul edersin.

——"Allah üphesiz

Allah

yolunda

savaarak

öldüren

ve

öldürü-len

müminlerin

nefislerini

ve

mallarn

Tevrat,

ncil

ve

Kur'ân'da söz

verilmi

bir

hak

olarak

cennete

karlk

satn

al-mtr.

Verdii

sözü Allah'tan

daha çok

tutan

kim

vardr.

Öyleyse

yaptnz

al-verie

sevinin,

bu

büyük

bir

kazançtr"

âyetinde 'kalbin'

deil

de

'nefsin*

satn

alnmas

dikkati

ayandr.

(43) Zira

'kalb'

yaratlm

olan hiçbir

eye

köle olmaz.

Mevcudattan

hiçbir

ey

onu

çalamaz.

Çünkü

kalb

Hak'dan

gaynsyla

ünsiyet kurmaz,

Allah'n

zikrinden

baka

bireyle tatmin olmaz.

Kalb bu

konumu

itibariyle

alnp

satlamayan, Allah'tan

bakasna

boyun

emeyen

hür bir

kimseye

benzer.

Nefis ise böyle deildir.

O,

ehvanî

eylerle tatmin olur.

Zevk

ve lezzetlere olan meyli sebebiyle

onlarn

esiri olur. Esirin ise

alm-satm

caizdir.

Bu

anlatlanlar eriat

kabnn

zahirinden

taan

birkaç damla,

zahirî ilmin

baz

krntlardr.

Bilindii üzere,

sözün

ak

vaktine göredir:

Sen

arndn

zaman

sözün

de

arnr,

sen

bulandn

an

o

da bulanr.

'Nefis'

ve

'kalb' meselesine

u

ekilde

de yaklalabilir:

Kalb

halkla

deil

Hak'la; nefis ise Hak'la

deil

halkla

megul olduu

için, kalb yerine nefis

satn

alnmtr.

(43) Tevbe Sûresi, âyet: 11 1

(33)

TEVHÎD

RSALES

Nefis kötü sfatlar ve

baya

hasletler üzere

yaratlm

olduu

için afet bölgesi, muhalefet yurdudur.

Kalb

ise güzel sfatlar ve iyi

huylar üzere

yaratlm

olduundan

itaat ve ibadet beldesi

hüviye-tindedir.

te

nefsin kötü

vasflarnn

iyi vasflara, kalbî özelliklere

inklab etmesi için nefis

satn

alnmtr.

O

Nefis

alm-satm

kefesine konulup, teslim ilemleri

yapln-ca, Allah-u Teala nefsi hayra

çarmakla

görevli bir

melei

ona

gönderir.

Melek

onu

daimî

surette hayra davet edip

erden

men

eder.

Bu

hal aralarnda bir dostluk kurulana

dek

devam

eder. Nefis

arbal,

boyun

eecek

bir vaziyete gelince,

melek

ondan

tüm

kö-tü sfatlan alr

ve onu

güzel sfatlarla donatr.

Böylece

o, küfür

ka-ranlndan

iman

aydnlna,

tüm

kötü sfatlarn zulmetinden iyi

sfatlarn

nuruna

ular.

Nefis, küfür

karanl

ve

onun

vasflarndan

kurtulup,

muha-lefet ve

inadndan

vazgeçince

emre boyun

eer.

Allah-u Teala

da

ondan raz

olur.

Nefis

bu

arbal

ve

mutmain

tavrlaryla

Allah'n

kullan

arasna

girer ve:

"Ey

nefs-i

mutmainne!

Rabbini

raz edecek

bir halde ve sen

de

rabbinden

raz

olacak bir vaziyette

O'na

dön.

Kul-lanmn

arasna ve

cennetime gir" âyetine

mazhar

olur.(44)

Âlem-i

adlin, âlem-i kudret

hakknda

nifaka tutulup,

âlem

i

hikmeti inkâr etmesi sebebiyle

onlann

nefsleri satn

alnmaya

layk

görülmemitir. Allah-u Teala

onlann

nefislerini

muhafaza

etmeyip,

onlan

eytann

vesveseleriyle

babaa

brakmtr.

Böylece

eytan

(34)

TEVHÎD

RSÂLES

-onlar

daima

erre,

kötülüe

çarr,

pisliklerle

onlan

aldatr;

ma-yalarndaki

bozuk

eylere,

ehvete,

isyana,

Allah'n bayraklarna

kar

çkmaya

davet eder.

Bunlarn

neticesinde nefis âdeta

eytan-lar,

kötülüü

emredip, iyilii

nehyeden

bir hale gelir.

Nitekim

"üphesiz

nefis

kötülüü

emreder"

âyeti tecelli eder.

eytan

böyle-ce

o

nefislerin

en

kuvvetli

yardmcs

ve

en vefal dostu olur.

Bu

husus

Kur'ân-

Kerîm'de:

"Kim

Rahman'n

zikrine

kar

kör olur-sa,

ona

eytan

arkada

ederiz" âyetiyle

beyan olunmutur.

(45)

Allah-u Teala, âlem-i fazl kendi nefislerine

ahid

tutup,

onla-ra tevhîd

ve

takvay

ilham etti.

Ayn

ekilde

âlem-i adli

de

kendi

nefislerine

ahid

tuttu. Fakat onlara fücur

ve

masiyeti ilham etti.

Zira, "Nefse ve

onu

biçimlendirene,

ona isyan

ve itaati ilham

ede-ne

and

olsun" âyeti

buna

iaret eder.(46)

Demek

ki, Allah-u

Teala'nn

fazl- keremiyle

muamele

edip

hidayete erdirdii kimselere âlem-ifail; adaletiyle

muamele

edip terkettii, haktan

uzaklatrd

kimselere âlem-i adidenir.

Korku, akbetin kötüye

gitmesinden

deil

daha çok ilenen

kötülüklerden kaynaklanr.

Allah-u Teala insanlar karanlkta yaratp,

onlarn

üzerlerine

ZuhrufSûresi,

(35)

fazilet

nurundan

serpti.

O

nurun

isabet ettii kimseler hidayet

bul-du, isabet

etmedii

kimseler dalalette kald.

üphesiz

Allah-u Teala insanlar adaletli bir

ekilde

yarattk-tan sonra

onlarn

üzerine fazilet

nurunu

saçmtr.

te

bu nurun

dokunmu

olduu

kimseler âlem-i fazl;

dokunmad

kimseler

âlem-i adi oldu.

Bu

nur suret

ve

kalplarda

yan

bir

k

olmayp,

insanlarn

kalblerine

ve

ruhlarna

yaylan

hidayet nurudur. Nitekim: "Allah

göklerin

ve

yerin nurudur.

O'nun

nuru,

müminlerin

kalplerinde-ki

içinde

lamba

bulunan

bir kandile benzer.

O

lamba

cam

için-dedir,

cam

ise sanki inci gibi parlayan bir

yldzdr.

Ne

douya,

ne

batya

mensup

olmayan

mübarek

bir zeytin

aacnn

yandan

ya-klr.

Ate demese

bile neredeyse

yan

kendisi aydnlatacak bir

durumdadr.

O

nur üstüne nurdur. Allah dilediini

nuruna

kavutu-rur. Allah insanlara misaller verir.

O

her

eyi

bilendir"

buyrulmu-tur.(47)

Kandil, senin beeriyetin; lamba, tevhîd nurun,

cam

ise kalbin

mesabesindedir. Kandilin beeriyete benzetilmesi

younluk

ve

ka-pallk

sebebiyledir ki,

kapal

yer

karanlk

olur. Karanlktaki

lamba

daha

fazla

k

verir,

aydnl

daha çok

kendini gösterir.

Tevhîd

nurunun,

lambann

na

benzetilmesi içeriyi ve

d-ary

aydnlatmas

nedeniyledir. Kalbin ise

cama

tebihi

camn

effaf

ve latîf

olmasndandr.

Nasl

ki

o

her yeri

aydnlatyorsa

ayn

ekilde

kalb

de

tevhîd nuruyla sair uzuvlar iitir. Resûlullah Efen*

dimiz (s.a.v.)

buna

iaretle:

"Kalbinde

huu

olan

kimsenin

tüm

uzuvlar

hayet

içinde olur"

buyurmutur.

Yine

camn

inci gibi bir

yldza

benzetilmesi

onun

k

(36)

TEVHÎD

RSALES

masna

ve

parldamasna; bu

yldzn

inci gibi

oluu

cevherinin safr

lna,

parlaklnn

ziyadeliine iarettir.

Douya

ve

batya

nisbet

edilemeyen

zeytin

aacndan

bahse-dilmesi

onun

üstün nitelikli saf

yaa

sahip

oluu

ve

iyi

yanmasn-dan

ötürüdür.

Tevhîd

aac

da

böyle olup

douya

ve

batya

nispet

edilemez.

Yani

o, putperestlie,

Yahudilie,

Hristiyanl'a,

Deh-riyye,

Müebbihe,

Kaderiyye, Mu'tezile,

Cebriyye

gibi

birtakm

frkalara ait

birey

olmayp,

yüce

slâm

dinine

özgü

bireydir.

Zeytin

aacnn

douda

-ve

batda

bulunmamas

demek,

tevhîd

aacnn

semavî, arzî, arî, ferî, ulvî

veya

süflî

olmamas

demektir ki o, halktan

ayrlp,

büyük

bir istekle

Hakk'a

doru

uç-maktadr.

Bu

da

onun

halktan ayn,

Hak

ile beraber

olduu

mâ-nâsm

tar.

Yine bu

aacn

[tevhîd

aac] douda

veya

batda

olmamas,

onun

dünyay

ve

dünyevî

eyleri

ve

de ahiret ve

onun

nimetlerini

istemeyip sadece

vechullah

arzulad

anlamna

gelir.

Sen

bunu;

"O

cenneti arzulamaz,

cehennemden korkmaz"

ya

da

"Korku ona

galip

gelmedii

için

Allah'n

rahmetinden ümidini

kesmez.

Ümit

ona

üstün

gelmedii

için

Allah'n

mekrinden

(hile)

emin

olmaz.

Yani

o,

korku

ile ümit

arasndadr.

Bu bakmdan

mü-min

bir kimsenin

korku

veya

ümidi

tartld

takdirde, her ikisinin

de birbirine

eit

olduu

görülür"

eklinde

de anlayabilirsin.

"Ate

demese

bile neredeyse

yan

kendisi

aydnlatacak"

ayeti

bu

yan

safln

ve

parlakln;

"Nur

üstüne nurdur" ifadesi

de

yan

nurunun

kandilin nuruna, kandilin

nurunun da

camn

nu-runa eklendiini belirtir.

üphesiz

Allah-u Teala dilediini nuruna

kavuturur.

(37)

TEVHÎD

RSÂLES

Tevhîd

günei

tefrid

semasndan

senin kalb topraklarna

par-laynca

nefsanî arzularn söner,

beerî

karanlklarn yrtlr.

Nite-kim:

"Yeryüzü

rabbinin nuruyla

aydnlanr"

buyrulmutur.

(48)

Muhlis

kullarn ve sair peygamberlerin kendilerine tâbi olan

topluluklarla beraber 'La ilahe illallah'

bayra

altnda

yürüdükle-rini görürsün. Allah için söyle, senin onlar

arasnda

yerin var

m?

Veya

onlar

arasnda

atlm

bir

admn

mevcut

mu?

Elbette hayr.

Sen

onlara

uymak

için bir

adm

dahi

atmadn,

kendi nefsini hiç

kontrol etmedin. Bilakis ibadetlerinden nefsanî nazlarn

kokusu

ya-ylmaktadr.

Halvetin kin ve garaz doludur. Zikrin nice gafletlerle

karmtr.

Duru

ve

hareketin edepsizlik

kokmaktadr.

Bilmem

farknda

msn,

namaz

klarken;

"Ben

yüzümü

gökleri ve yeri yara-tan Allah'a çevirdim"

dediin

halde,

O'ndan

bakasna

iltifat

et-mektesin.

Bu

halinle

O'na

m

yönelmi

oluyorsun?

badet

maksa-dyla deil

de, âdet

olduu

üzere

yeme

ve

içmeden

elini çektiin vakit,

bu

halin Allah için midir? Elbette ki

deil. Nitekim

bir hadîs-i erifte:

"Nice

oruç tutan

kimse

vardr

ki,

onun

orucu

ona

açlk

ve susuzluktan

baka

birey salamaz.

Ve

nice

namaz

klan-lar

vardr

ki

onlarn

namaz

onlara sadece ayakta

durmak

ve

yor-gunluk

kazandrmtr"

buyrulmutur.

(49)

Allah'a

yemin

ederim

ki,

yalnzca

ekil ve söz kâfi deildir.

Kur'ân- Kerîm'de

"Münafklar

sana gelince; 'Senin

Allah'n

pey-gamberi

olduuna

ehadet

ederiz"' derler. Allah, senin kendisinin

peygamberi

olduunu,

bunun

yannda münafklarn

yalanc

oldu-unu

bilir"

buyrulmas

bu hususu

açklar.

(50)

(48) ZümerSûresi, âyet: 69

(49) Buharî

Referensi

Dokumen terkait

Abstrak: Dampak Teori Domino di Negara-Negara Afrika Utara. Penelitian ini bertujuan untuk mengungkap keterkaitan revolusi di negara-negara Afrika Utara, terutama yang terjadi

Alhamdulillah, segala puji dan syukur hanya milik Allah SWT yang telah memberikan rahmat dan hidayah-Nya sehingga penulis dapat menyelesaikan skripsi yang berjudul

Dengan terbitnya Peraturan Menteri Pendidikan Nasional Nomor 22 Tahun 2006 tentang Standar Isi untuk Satuan Pendidikan Dasar dan Menengah, Nomor 23 Tahun 2006 tentang

Untuk membantu optimalisasi pendidikan anak-anak usia sekolah suku Bajo, maka diprogramkan belajar melalui Perpustakaan Amfibi Mobile (PAM) yang beroperasi di darat dan

 Pelayanan penunjang medis merupakan peralatan yang dimiliki Rumah Sakit dimana harus memenuhi standar sesuai dengan ketentuan peraturan perundang-undangan  Pedoman sesuai

Leukimia adalah keganasan pada organ pembuat sel darah, berupa proliferasi patologis sel hemapoetik muda yang ditandai oleh adanya kegagalan sum-sum tulang dalam

Karakteristik data spasial adalah heterogenitas spasial yang menyebabkan pengaruh variabel prediktor terhadap respon pada setiap lokasi berbeda-beda, sehingga

Serangkaian penelitian yang telah dilakukan mulai berlangsung selama 24 bulan dimulai pada bulan Juli 2007 sampai Juli 2009. Penelitian ini dilakukan dalam dua tahap. Tahap