H E R M E T İ Z M
M. Halûk AKÇAM
Ruh ve Madde dergisi, sayõ 241-254 – 1980 Şubat – 1981 Mart
1. Kõsõm
Giriş
Bundan binlerce yõl önce dünya bir başka türlüymüş. Dağlar, taşlar, ovalar, nehirler, göller, denizler yine varmõş ama, göklerin parõltõsõ değişikmiş. Bu õşõğõn altõnda yaşayanlar da dünyayõ bir başka görürlermiş. Şimdi yine aynõ dünya var üzerinde yaşadõğõmõz. Gökler de değişmedi. Ancak, bizi bir başka türlü aydõnlatõyor artõk. Bu yüzden de dünyayõ eskilerin gözü ile göremiyoruz. Görmemize imkân da yok. Zira, õşõğõn kaynağõ değişmese bile rengi değişti. Değişen rengin özelliğine göre biz de farklõyõz eskilerden. Bu değişikliği farkedenler ona bir isim takmõşlar sembolik olarak: Tufan oldu, demişler. Gökler yarõldõ ve ardõndaki sular boşaldõ, yer yarõldõ ve altõndaki toprak fõşkõrdõ. Su ve toprak karõştõ; çamur oldu. Çamur şekillendi; insanõn bedeni oldu. İçine nefes kattõlar; yaşayan can oldu. İsmine Adem derler. Gökler kapanõp ardõndaki sularõ sakladõktan ve Yer durulup toprağõ sakinleştikten sonra, Adem toprağõ işlerken önünü görsün diye göğün kubbesine õşõk yerleştirildi. Adem'in günleri tamam olunca nefesi geldiği yere gitti, bedeni toprağa karõştõ, üzerini sular kapladõ. Ardõndan yine gökler yarõldõ ve sular boşaldõ. Yer açõldõ ve toprak fõşkõrdõ.
Böylece Adem'in işlediği toprak Yer'in yüzünden silindi gitti. Fakat o toprakta Adem'in işleri olduğundan ve Adem'in soyundan olanlarõn o toprağõ işlemesi bitmediğinden, içlerinden işleri bitmeyenler sularõn çekilmesine kadar bekletildi ve tekrardan durulan Yer'e inip toprağõ işlemeye başladõlar. Önlerini görsünler diye yine göğün kubbesine õşõklar yerleştirildi. Onlarõn da günleri tamam olunca, ardõndan yine aynõ şeyler oldu. Toprağõ işlemesi bitmeyenler sular çekilene kadar bekletildi. Yer durulunca inip toprağõ işlemeye başladõlar... Ve bu böylece sürüp gitti. Dedelerimizin dedelerinden bize kalan masallarda
böyle anlatõlõyor. Çocukluk devremiz sona erene kadar bu masallarõ yine böyle anlatacaklar. Elbet bir gün gelecek, yine günler tamam olacak. Toprağõ işlemeyi bitirenler geldikleri yere gidecekler, işleri yarõm kalanlar da bir süre bekleyip sular çekildikten sonra tekrar devam edecekler. Bazõ masallarõn sonuna da şunu eklemişler: Toprağõ işlemek sona erse bile işler yine bitmiyor. Toprağõn yerini başka şey alõyor ve işler devam ediyor.
Biz, hâlâ toprağõ işlemeyi bitiremeyenlerdeniz, üstelik kaçõncõ Tufan'dan arta kaldõğõmõzõ da bilmiyoruz. Ama, son Tufan ile birlikte toprağõ işlemesini bitirenler, arta kalanlara birşeyler bõrakõyorlar daima. Bizim son Tufan'dan öncekiler de aynõ şeyi yapmõşlar. Eski Mõsõr'da yaşayanlar “aa aa Tehuti” (en büyük Yol gösterici) diye anarak tanrõsal bir kişilik vermişler onlara, önceleri yalnõz Tehuti (Yol gösteren) diye isimlendirmişler. Sonra bu isme "aa aa" (büyük büyük) derecesini vermişler. Eski Mõsõr kaynaklarõnõ değerlendiren Grek'ler bu ismi Thoth şeklinde okumuşlar. Thoth'un özelliklerine bakarak, kendi inançlarõnda Hermes ismini verdikleri tanrõsal kişi ile aynõ olduğunu görmüşler. Eski Yunanlõlar da onun yüce olduğuna hükmetmişler ki, "aa aa" karşõlõğõ olarak Trismegistos sõfatõnõ eklemişler ona. Böylece Hermes Trismegistos deyimi günümüze kadar gelebilmiş. Bu isim değişik medeniyetlerde birbirine benzemeyen sõfatlara bürünse bile, aynõ özellikteki kişileri anlatmaktadõr.
Aslõnda bu isimler belirli bir soyun, artõk aramõzda olmayan ama bizim geçmekte olduğumuz yoldan asõrlar önce geçmiş, bir toplumun bilge kişilerini simgelemek için her bir dilin özelliğine göre seçilen sõfatlar olarak ele alõnmalõdõr. Efsanevi ve tanrõsal olmalarõna sebep, bizden daha bilgili olmalarõna karşõ duyulan eski bir saygõ ifadesidir. Bugün bile aramõzdan ayrõlmõş bazõ bilgili kişileri anarken aynõ saygõ duygusu içinde onlarõ bilinçaltõmõzda tanrõsal bir havaya bürünmüş olarak sembolize etmekteyiz. Eski Mõsõr'da Tehuti, Eski Yunan'da Hermes diye anõlan bu bilgelerin diğer yerlerde de bilinmesi ve onlardan kalan bilgi kõrõntõlarõndaki benzerlik ile, tek tek yarõ-tanrõ kişiler yerine belirli seviyeden bir varlõk grubunun belirtilmek istendiği anlaşõlõyor. Bu varlõklarõn insan olduklarõ da aktarõlan efsane şeklindeki hayat hikâyelerinden kolaylõkla çõkarõlabilir.
Mitolojinin en büyük özelliği olan alegorik anlatõm şekline eğer bir de biz kendi alegorimizi katmadan bu efsaneleri çözersek mesele kalmaz. Fakat bazõ yorumcular bu kendilerinden birşey katma özelliğinden sõyrõlamayõp efsanelerden efsaneler yaratarak sözü geçen kişilerin uzayõn falanca planetinden geldiğini veya insanlarõn kulağõna fõsõldayan ilâhî melekler olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddialar da birer efsanedir ve modern bir alegori ile süslenmiştir. Herhalde zamanõ gelince bu modern efsanelerin ardõnda yatan gerçekler ortaya çõkacak. Ancak, bugün böylesine efsaneler yaratmak, işi güçleştirmekten öte bir fayda sağlamõyor. Eski Yunan'da Olimpos tanrõlarõ deyimi ile ne anlatõlmak istenmiş ise, biz de bugün uzaylõ kozmonotlar veya ilahi melekler ile aynõ şeyi anlatmaya çalõşõyoruz. Bu gibi alegorik anlatõmlarla fantastik bir görünüm kazandõrmak belki de insanoğlunun ihtiyacõ olan birşeydir. Bütün çõplaklõğõyla gerçeği görmek genellikle hislerinden arõnmõş bir varlõğõn yapabileceği şey. Böylesine bir durumu ise biz hazmedemeyiz. Belki de aynõ hazõmsõzlõğõ çektiğimden bu yazõ serisine başlamõş bulunuyorum.
Tehuti veya Hermes, İbranilerde Hanok ("Yol"da yürüyen) ismini alõr. Eski Ahit'in
Tekvin kitabõna göre Hanok, "O"nun yolunda yürüyüp kaybolmuş, görünmez olmuş. Kur'an da bile İdris (Gizli Yol'u öğreten) ismiyle geçer. Doğru birisiymiş. Yüce bir yere yükseltip rahmetin içine almõşlar. Kabalistlerin “Adam Kadmon” deyimi belki de tam karşõlõğõ olmaktadõr: “İlk İnsan” demektir. İlkel olmaktan çok insan olma özelliğine erişebilmiş “İlk Varlõk” anlamõna. Bu sõfatlarõ çeşitli dillerden örnekler vererek çoğaltmak mümkün. Sözü fazla uzatmamak için bu bilgelerin özelliklerinden bahsettikten sonra onlardan bize kalanlarõ
anlatmak istiyorum. Bunlarõn insanlara yazõ yazmasõnõ öğrettiği söylenir. Daha sonra da bilim öğretmişler. Dolayõsõ ile alfabenin bu insanlardan bize aktarõlmõş olduğunu söylüyorlar. Alfabe genel anlamda yazõ yazmak için kullanõlan birtakõm sembollerden ibarettir. Biz bugün tarihsel bir süreç içinde gelişen ilkel resimlerden sembollere doğru gidişi, alfabenin başlangõcõ olarak kabul etmekteyiz. Bilimsel ilerlemeleri de buna benzer bir sürece bağlamaktayõz. Fakat, dikkatli bir araştõrma - belki de belgelerin yetersiz oluşundan - basmakalõp tarihsel gelişim hipotezinin yeterli bir açõklama olmadõğõnõ gösteriyor.
Akademik otoriteler yazõnõn ilkel resimlerle başladõğõnõ söyledikleri halde, resimlerden sesleri gösteren işaretlere nasõl geçildiğini bir türlü izah edememektedirler. İlk yazõ örneklerini veren Sümerlerde böyle bir geçiş dönemine dair izler yoktur. Yine iddiaya göre,
Sümer çivi yazõsõ doğuya doğru sõrasõyla Proto-Elam, Proto-Hint, Çin yazõsõnõn doğmasõna;
batõda da Eski Mõsõr, Ege ve Girit, Hitit yazõsõnõn oluşmasõna yol açmõş, deniyor. Zorla kabul edilen bu hipotezi desteklesin diye birçok örnekler gösterilmiştir, ancak hiçbiri yeterli ölçüde değil. Otoriteler de bu yetersizliği gördükleri halde başka bir hipotez kurmak açõkça işlerine gelmemektedir. Halbuki çivi yazõsõ ile dolu tabletlerin çoğunda yazõyõ Sümerlere öğretenin
“Nabo” isminde biri olduğu belirtilmektedir. Nabo kelimesi “parõldayan” anlamõna gelir.
Nabo'yu sembolize ederken de çivi yazõsõnda kullanõlan sivri uçlu aleti seçmişler.
Yazõdan başka bilim öğretmişler, demiştik. Bu bilim nasõl bir şeymiş, asõl bunu incelemek gerekir. Zira, kimin nasõl öğrettiğinden ziyade neyi öğrettiği daha önemlidir. Araştõrõcõnõn dikkat etmesi gereken en önemli nokta bu olduğu halde çoğunlukla unutuluyor. Kim tarafõndan öğretildiğini ve nasõl yapõldõğõnõ araştõrõp bulmak muhakkak ki insana heyecan verir. Hele bu gelişimin tarihini ortaya koyabilmek kadar gurur verici bir şey olamaz, araştõrõcõ için. Fakat konunun özüne inildiğinde görülür ki, asõrlarca önce bir takõm kişiler insanlara bazõ şeyleri öğretmeye çalõşõrken, amaçlarõ ilerde tanrõlaştõrõlmak veya öğrettikleri şeyin saçma-sapan birtakõm sözler haline gelerek fantazi yaratmasõ değildi. Bugün ne yazõk ki bu durumdadõr anlatõlanlar. İnsanlarõn çoğu da sõrf bu fantastik özelliğinden dolayõ konuya eğilmektedir.
Hermetizm başlõğõ altõnda toplanan bu konulara çoğu zaman ezoterik, okült, mistik,
gnostik, teozofik vs. gibi sõfatlar takõlmõştõr. Geleneksel olarak Hermetizm kelimesi daha
uygun oluyor, çünkü bu konularõn öğreticisi olarak Hermes tanõnmaktadõr mitolojide. Böylece Hermetizm denilince; Hermes veya bir başka sõfatla anõlan bilge kişilerin öğretisi anlaşõlacaktõr. Halbuki, ezoterik; batõnî, içsel anlamõna, okült; gaybî, gizli anlamõna, mistik; sõrrî, açõklanmayan anlamõna, gnostik; hikmî, üstünbilimsel anlamõna, teozofik; ledünî, tanrõsalbilimsel anlamõna gelir. Hermetizm, anlayõş ölçüsüne göre bütün bu sõfatlarõ taşõyabilir, ama yalnõz biri veya birkaçõ ile isimlendirmek eksik olur. Kimine göre şöyledir, kimine göre böyle. Anlayõş ölçüsü o derece önemlidir ki, tarihte bunun iki garip örneğini görüyoruz: İlki, teknolojideki hermetik deyimidir: Hava, su geçirmeyecek şekilde yapõlan lehimler için kullanõlõr. İkincisi de, bilhassa italyan edebiyatõnda, ermetismo akõmõdõr: Şiirde, anlaşõlmaz ve kapalõ sözler kullanarak okuyucuyu düşündürmeyi amaçlar. Bir diğer tuhaflõk da tarih yazarlarõnda görülmektedir: Hermetizmi tek bir cümle ile geçiştirirken, simyacõlarõn büyüyle ilgili öğrettikleri diye anlatõrlar.
Hermetik öğretinin yazõldõğõ kitaplarõn çoğu çeşitli sebeplerle yakõlmõş, yasaklanmõş ve gizlenmiştir tarih boyunca. Bu özelliğinden dolayõ da sayõsõz şarlatan ortaya çõkõp birtakõm uydurma elyazmalarõnõ orijinaldir diye reklam etmiş, çoğunlukla çevresinde inandõrõcõ olmuş ve ardõndan yüzlerce zavallõyõ sürüklemeyi başarmõştõr. Bu yüzden, günümüzde hermetik konular halk arasõnda boş inanç, büyücülük, zõrvalõk, sapõklõk olarak bilinir. Amacõm okuyucuyu kandõrõp bu konularõn aslõnda büyük sõrlar sakladõğõnõ iddia etmek değil.
Kõsa bir tarihsel gelişimini vererek ve tarih boyunca yazõlanlardan bölümler aktararak bu konularla uğraşan kişilerin hangi sonuçlara vardõklarõnõ ve nelerle karşõlaştõklarõnõ anlatmak istiyorum. Eski yazmalardan aktaracağõm sözleri yorumlamak okuyucuya kalmõş bir iştir. Başõnda da söylediğim gibi, aslõnda konunun en önemli tarafõ da bu: Kimin söylediği ve nereden duyduğu ilginç olsa bile, ne demek istediğini anlamaya çalõşmak daha faydalõ oluyor.
Eğer geniş çapta bir Hermetizm tarihinden bahsetmek gerekirse çağlar boyunca çeşitli medeniyetlerdeki bilimsel aşamalardan ve bunlarõn kaynaklarõndan sözetmek lazõm. Fakat, böylesine geniş bir konu hem çok uzun bir yazõ serisini gerektirir hem de çoğu kimsenin canõnõ sõkabilir düşüncesiyle, ancak ilginç sayõlabilecek noktalarõ belirtip ardõndan Ortaçağ'õn efsanevi bilimleri olan Alşimi, Astroloji, Maji, Kabala ve benzeri konularõ ve bunlara kaynak olan elyazmalarõnõ örneklerle vermek istiyorum.
Tarihte eski yüksek medeniyetler diye bilinen kültür merkezleri, Amerika kõtasõndaki Aztek ve İnka'lar dõşõnda, coğrafî bir kuşak üzerinde yayõlmõştõr. Bu kuşak doğuda Çinlilerle başlar ve batõya doğru Hint, İran, Mezopotamya, Anadolu, Mõsõr, Akdeniz bölgesiyle İspanya'ya kadar gelir.
Amerika Kõtasõ
Amerika kõtasõnda 16. asrõn başõndan Avrupa'dan gelen yağmacõ kâşiflerin boy göstermesi ile eski medeniyet sona erdi ve silindi gitti. Çoğunlukla böyle kabul edilir. Halbuki Aztek-Maya-Inka medeniyeti incelendiğinde görülür ki, bu halk beş asõrdan beri beyaz adamõn gelmesini beklemiştir. Bütün dikkatlerini kendilerine miras kalan takvime ve zaman hesaplarõna vererek, kurban olacaklarõ günü beklemişlerdir. Bu zaman zarfõnda hiçbir ilerleme kaydetmeden, geçmişlerini unutmanõn verdiği korku içinde, devamlõ bir bekleyiş bu halkõn manen ölmesine yol açmõştõ. Eski atalarõnõn bõraktõğõ mirasõ korumaya çalõşan, fakat bu mirasõ bir türlü değerlendiremeyen şaşkõn bir toplum.
Ne Aztekler, ne Mayalar, ne de İnkalar geçmişlerini hatõrlamaktadõr. Mayalarõn bir kolu olan Quiche halkõnõn son zamanlarda yazarak kaybolmamasõnõ sağladõğõ Popol-Vuh destanõ bunu ortaya koyuyor. Mitolojilerinde Kvetzal-koatl (Aztek), Kukulkan (Maya),
Virakoça (İnka) ismini verdikleri bir adamõn (daha sonra tanrõ oluyor) halka yazõyõ,
kanunlarõ, bilim ve sanatõ öğrettiği anlatõlõyorsa da pek fazla birşey öğrenmek mümkün olma-mõştõr bunlar hakkõnda. Amerika'yõ keşfeden gözü dönmüş yağmacõlar altõn bulma hõrsõ ile herşeyi parçaladõktan sonra, Hõristiyanlõğõ yaymak bahanesi ile saldõran misyonerler, şeytanõn eseri saydõklarõ bütün kültürü yõkõp üzerine kiliseler kurunca, ortada incelenecek bir şey kalmamõş oldu. Bugün bildiğimiz tek şey mükemmel bir takvim ve astronomik period hesaplarõdõr onlardan kalan. İnkalarõn Quipu sistemi, anlatõldõğõna göre sözleri kaydetmek ve hesap yapmak için kullanõlan oldukça gelişmiş bir sistemmiş. Pizarro sayesinde kõlõçtan geçirilmedik birtek Quipu-kamayok kalmadõğõ için bu sistemi öğrenmemize imkân yok artõk. Astronomideki bilgileri kendilerine miras bõrakanlar herhalde tam olarak herşeyi anlatmamõş olacaklar ki, bunlarõ doğru dürüst değerlendirecekleri yerde dinsel birer figür, ritüel bir gaye uğruna kullanmõşlar.
Yukarõda isimlerini verdiğim mitolojik bilgeler birtakõm şeyleri öğrettikten sonra kaçõp gitmişler, bir müddet sonra tekrar geleceklerini vaad ederek. Ne öğrettiklerini halk bilmemektedir. Zira, kendilerinden önceki toplum ile aralarõnda tarihsel bir kopukluk vardõr, hatõrlamazlar. Aztekler “Aztlan” (beyaz ülke) denilen yerden geldiklerini söylerler ama kendilerini “Tenoça” diye diğer başkalarõndan ayõrõrlar. Tenoça, Tolteklerin kuzeyden gelen
saldõrgan vahşilere verdikleri isimdir. Toltekler bir bakõma Anadolu'daki Proto-Hititlere benzer; geçmişten kalan bir medeniyetlerl vardõr, saldõrganlarõn hücumuna uğrayõp kültürlerini gelen vahşilere aktarõrlar. Ancak, Toltekler hakkõnda birşey bilinmiyor.
Mayalara gelince; bunlar topluca Yukatan yarõmadasõna doğru göçmüşler asõl memleketlerinden. Sebebi bilinmiyor, geçmişlerinden de hiç bahsetmiyorlar. Göçten önceki devre ait bütün tarihlerini hatõrlamaktan korkarcasõna unutmaya çalõşmõşlar. Peru'ya gelen İnkalar burada “Queçua” (sõcak vadi halkõ) denilen insanlardan birtakõm şeyler öğrenmişler. Daha sonra da bunlar İnkalara karõşarak unutulmuş. Bugün Peru'da Queçua olduğu sanõlan yerliler geçmişe dair hiçbirşey hatõrlamõyorlar. Zaten Quipu kullanmasõnõ bilenler de katliam-da öldüklerinden geriye birşey kalmamõş.
İnkalarõn Quipu sistemi dõşõnda ilgi çekici tek şey, Maya ve Aztek takvim sistemidir. Bizim bugün kullandõğõmõz ondalõk sayõ sistemi yerine yirmilik (vigesimal) sayõ sistemini kullanõyorlardõ. Yirmilik sistemi Aztek-Maya dõşõnda hiçbir yerde görmek mümkün değildir. Bu düzene göre; son derece hassas bir biçimde hesaplanmõş güneş yõlõ olan 365.242199 günü şöyle yazõyorlardõ: 1.0.5.16.9.17.6.10. Burada yirmiye kadar olan her rakam ayrõ bir sembol ile belirtilmektedir. Takvimlerine de esas olarak aldõklarõ bu yirmi sayõsõ insanõ sembolize etmektedir: Yirmi tane uzantõsõ olan bir bütün (parmaklar ve baş). 20 gün bir ay olmaktadõr; 20 ay bir yõl; 20 yõl bir devir... böylece uzayõp giden periodik sisteme 400 günlük period denilmekte ve sembolik takvimi belirlemiş oluyor. Kollar ve bacaklarõ simgelemek için beşer günlük dört hafta vardõr bir ayda. Seneyi de beşer aylõk dört mevsime ayõrmõşlar.
Buna ek olarak kullandõklarõ ikinci sistem 260 günlük takvimdir. 260 günlük period, takvimden ziyade ölçek niteliği taşõr. 13 gün sayõsõ ve 20 gün isminden ibarettir. Ay-Güneş-Venüs periodlarõ ile yakõndan ilgili olan bu devreyi geleceği belirlemek için kullanmõşlar. Bir çeşit kehanet yöntemi denebilir. Ancak, falcõlõk ile hiç ilgisi yok. Tamamõyle astronomik birtakõm orantõlardan faydalanõlmaktadõr. Ayrõca, güneşin periodundan faydalanarak 360
günlük (18x20) bir devre bulmuşlar; daha doğrusu, bu onlara miras kalmõş. Zira, bir güneş
yõlõnõn 360 günden fazla olduğunu ellerindeki hesaplama yöntemi ile hassas bir biçimde öğrendikten sonra bu ek günleri “uğursuz” olarak nitelemişler. Ortalama 4 yõlda 21 gün hataya yol açan bu günlerin kesinlikle ismi yoktur, gün olarak sayõlmaz ve zoraki bir boşluk gibi görülür. Ellerindeki cetvellerde 360 olarak belirtilen bir devrenin aslõnda daha uzun olduğunu görmek onlarõ korkunç bir şaşkõnlõğa sürüklemiş olmalõ. Bu duyguyu bizim anlamamõz çok zor. Şöyle düşünelim: Bir yerden birtakõm bilgiler alõyorsunuz, öyle ki, bunlar sayesinde oldukça hassas hesaplar ve gözlemler yapmanõz mümkün. Ancak, yine aynõ yerde bu hesaplarla yapõlmõş gözlemlerin cetvelleri, sizin bulduğunuz değerlerden daima biraz farklõ çõkõyor. İşte bu şaşkõnlõk Aztek-Maya medeniyetinin dinsel inançlarõnõn temeline çöreklenmiştir. Ellerindeki bilgi onlar için başkalarõndan aktarma bir nitelik taşõyordu. Hafõzalarõ kuvvetliydi, kullandõklarõ bilgiler son derece mükemmeldi, fakat bunu değerlendirecek yeterli kapasiteden yoksundular.
Astronomi yanõnda tõb ile ilgili birtakõm şeyler de öğrenmişlerdi. İnsan bedeni ve özellikle kanla ilgili bilgiler, eski kozmik düzeni tekrardan geri getirecek zannettiler. Kan, bilhassa canlõ insan bedeninde büyük önem taşõr. Biz bugün bunun önemini yalnõz tõbbi açõdan ele alõyoruz. Kanõn dolaşõmõ fizik bedenin işlemesini sağlõyan bir ortam yaratmaktadõr. Fakat bu özellikten yararlanarak başka sistemlerin harekete geçmesini sağlayacak ortamlar da yaratmak mümkündür. İspanyollarõn gelmesine iki asõr kala, bu bilgiyi garip bir gaye uğruna kullanmaya başlamõşlar: Kullanõlacak malzeme bulmak için etrafa saldõrarak insan avõna çõkmõşlar. Yakaladõklarõnõ da, artõk birer mabed haline gelen bilim merkezlerinde canlõ canlõ keserek, kanlarõnõ tanrõ diye kabullendikleri güçlerin hizmetine sunmuşlar. Kanõn önemini ve
hangi işlerde kullanõldõğõnõ biliyorlardõ. Ancak, bunu anlamaktan acizdiler. Birtakõm kozmik güçlerin varlõğõnõ öğrenmek onlarda korku yaratmõştõ. Bu güçleri kullanabilecek duruma gelmek oldukça yüksek bir şuur seviyesini gerektirir. O da bunlarda yoktu. Ellerindeki hesaplama yöntemi ile ilerde başlarõna bir felaket geleceğini biliyorlardõ. Ama bu felaketten kurtulmak için ne yapacaklarõnõ, nasõl kurtulacaklarõnõ anlayamadan tabiat kanunlarõnõn dõşõnda hareket etmeye başladõlar. Kanunlarõn acõmasõ veya kayõrmasõ yoktur. Nitekim, şuursuzca kullandõklarõ birtakõm güçler bazõ kanunlarõ harekete geçirdi ve İspanyollar tarafõndan yok edildiler. Hem öylesine bir yok oluş ki, kendileri ile birlikte bir türlü anlayamadõklarõ bilgiler de silindi gitti.
Hermetik olarak nitelediğimiz bu bilgilerin insan için hayatî önem taşõdõğõna ilerde değineceğim. Burada güzel bir örnekle karşõlaştõğõmõz için belirtmek gereğini duydum: Anlamadan ezberlemek ve bunu pratik olarak kullanmaya kalkmak, işin önemini acõ bir şekilde ortaya koyuyor. Aztek, Maya ve İnka isimleri ile tanõdõğõmõz bu insanlar hazõra konmuş bir toplumu oluşturur. Hazõr bulunduklarõ şey bilgiydi. Önce zevkle ve heyecanla sarõldõklarõ bu nimet; daha sonra onlar için korku, dehşet ve õstõrap kaynağõ oldu. Bu duruma sebep olan şey de, ruhsal seviyelerinin bu bilgiyi hazmedemeyecek bir ölçüde oluşudur. Anlayabilmek için gerekli birikimden yoksundular. Elimizde kalan birkaç parça yazmadan öğrendiğimize göre; gökyüzündeki ürkütücü boşluk, tabiatõn esrarlõ güçleri ile kendilerine miras kalan bilgi arasõnda ezilmenin õstõrabõnõ ilâhîler ve ağõtlarla dile getirmişlerdir daima:
“Eskilerin anlattõğõ gibi değil. Onlar da yok artõk aramõzda,
Tanrõlar kaybolup karanlõk çöktüğünde. Göğün boşluğuyla yerin altõndan,
Ölüm bizi içine çekiyor. Geri gelin, ey gidenler! Ne yapmamõzõ söyleyin bize. Korkuyoruz, korkuyoruz.”
Birkaç el yazmasõ dõşõnda, elimizdeki tek eser Mayalarõn bir kolu olan Quişe halkõnõn tarihsel geçmişini yansõtan Popol Vuh ismindeki derlemedir. Popol Vuh, 16. asõrda yazõlmõş olmasõna rağmen, nesilden nesile aktarõlan birtakõm hikayelerle, efsaneleşmiş başlangõcõ ve unutulmuş tarihi yansõtmasõ bakõmõndan önemli bir kaynak. Ne var ki, alegorik anlatõmõn içinden hermetik bilgileri çõkarabilmek oldukça zor.
Beyaz adamõn istilasõndan önceki Amerika halkõnõn karmaşõk ruh dünyasõnõ katledildikleri yerde bõrakarak, Pasifik Okyanusunun öbür tarafõna; Çin sahillerine geçebiliriz artõk.
Fakat, bu geçiş esnasõnda dikkatimizi çeken bir şey yok mu? Bir sürü irili ufaklõ adalarõn yer aldõğõ Pasifik Okyanusu halkõnõn da kendisine ait bir geçmişi var elbet hermetik açõdan. Ancak, bu öğretiler bize yeterince ulaşmamõş olduğundan, onlar hakkõnda bir fikre sahip olmamõz güçleşiyor. Ayrõca, bugün orada yaşayan yerli halkõn geçmişi Amerika ve Asya kõtalarõndaki atalarõna dayanmaktadõr. Atalarõ adalara göçettikleri zaman, karşõlaştõklarõ asõl yerli halk zaten yõpranmõş ve tükenmişti. Kõsa zamanda da kaybolup gittiler yeni gelenlerin arasõnda. İşte bu iki sebep yüzünden sistematik bir hermetizmin izlerine rastlamak kabil olmamõştõr.
Japonya
Çin sahillerindeki Japon ve Kore halkõ için de aynõ şeyleri söylemek mümkündür. Ancak, Japonya'da Çinlilerin etkisi görülmeden önce sistematik bir hermetizmin izlerine rastlanmõştõr. 2. Dünya Savaşõna kadar, Japon adetleri gereğince dõşarõya bilgi verilmediği için, zannediliyordu ki Çinlilerle ilişki kuruncaya kadar Japonlar iptidaî bir seviyedeydiler. Halbuki M.S. 5. asõrda Çinlilerin etkisi görülmeden çok önceleri “Şinto” ismi altõnda hermetik bir sistemin varlõğõ ortaya çõkarõlmõştõr.
Şinto sisteminin temelinde “kami” kavramõ yatar. Kami kelimesi ruh, benlik, üstün varlõk anlamõna gelir. Var olan herşeyin bir kami'si vardõr. Diğer bir deyişle; tabiat kami'lerle kaplõdõr. Ölüm ötesi hayat da tabiatõn bir parçasõ sayõldõğõndan, kami'ler orada da mevcuttur. İlginç olan, Şinto sistemi ahlâkî hiçbir öğreti getirmemektedir: “Kalbinin gerçek sesini takip
et” der. Kami'lerin sõrrõna varabilmek için tek yol budur. Kalbin atõşlarõ nasõl insanõn hayatta
kalmasõnõ sağlõyorsa, onun sesini dinlemek de asõl benliğe (kami) ulaştõrmaktadõr insanõ. “Kalbin Gerçek Sesi” bir bakõma vicdan sesi ile eşdeğerlidir.
Kami'lerin öğretisi veya yolu anlamõna gelen Şinto sisteminin kurucusu bilinmediği gibi, doğmalardan da uzak olan bu öğretinin yazõlõ bir kaynağõ yoktur. Bedensiz varlõklar ile bedenliler arasõndaki hiyerarşik düzen, sahip olduklarõ kami'nin niteliğine bağlõdõr. Bu bakõmdan, insan kendi kami'sini yücelterek birçok bedensiz varlõktan daha üstün bir seviyeye gelebilir. Fakat buradaki “kami” kavramõ ile spiritüalist anlayõşõn “ruh” terimini karõştõrmamak gerekir. Hernekadar batõ dillerine yapõlan tercümelerde bu kelimenin ruh veya üstün varlõk anlamõna geldiğini söylemişlerse de, esasõnda “tasarruf kuvveti”ni belirlediğini görüyoruz. Eğer ruhu “tasarruf kuvvetine sahip şuur” olarak tarif edersek; kami, ruhun melekesi olmaktadõr. Esasõnda, herşeyde bir kami olduğunu söylerken bunu kasdediyorlar. Kami bir potansiyeldir. Bunu harekete geçirmek için “kalbin sesini” dinlemek gerekiyor. Fakat, bu sesi duyabilmek kolay değil. Daha önce insanõn kendisini tasfiye etmesi gerekmektedir. Bu tasfiye işlemini, isterseniz Japonlarõn mitolojik anlatõmõndan öğrenelim:
Şinto öğretisinin yazõlõ bir kaynağõ yoktur. Kuşaktan kuşağa anlatõlagelen mitolojik tasvirlerle, imparator Temmu devrine kadar gelebilmiştir. Temmu, gelecek kuşaklarõn geçmişini unutmamasõ için bu anlatõlanlarõn yazõlmasõnõ emretmiş. Kojiki ve Nihongi (Kadim Tarih ve Japon Tarihi) ismi altõnda iki eser meydana gelmiş böylece, M.S. 8. asrõn başõnda. Kojiki'nin birinci kõsmõnda Yaratõlõş'dan bahsedilir. Başlangõçta kaos varmõş. Boşlukta yüzen şekilsiz bir yağ veya yumurta olarak niteliyorlar bu kaos halini. Ancak, içinde hayat taşõyan canlõ bir şey varmõş ve bu aniden belirivermiş. Kamõş sürgünü olarak sembolize edilen bu şey, kami'si sayesinde bir çift şey yaratõyor. Bunlarõn belirli bir ismi olmadõğõ için şey diye anlatõyoruz. Birbiri ardõndan yedi çift ve bunlarõn nesilleri gelmektedir. Erkek ve dişi kardeş olarak doğan her çift birleşerek kendi neslini oluşturuyor. Bu yedi nesil hakkõnda fazla bir bilgi yoktur. Sekizinci çift sonuncularõdõr: İzanagi (Erkek davetçi) ve İzanami (Kadõn davetçi). Kendilerinden evvelki çiftin isteği üzerine ilk kara parçasõnõ yaratõp buraya inerler. İndikleri adanõn ismi Onogoro'dur (kendiliğinden põhtõlaşan şey).
Bu çift, indikleri adanõn üzerinde çiftleşerek her biri kendi kami'sine sahip unsurlarõ doğururlar. Son olarak Ateş kalmõştõr doğurulacak. İzanami Ateşi doğururken bunda saklõ olan kami'ye dayanamaz ve yanarak ölür. Karõsõnõn ölümüne çok üzülen İzanagi ağlar ve gözyaşlarõndan bazõ kami'ler daha vücud bulurlar. Öldükten sonra Yomi'ye {Karanlõk, kasvetli dünya) giden İzanami'yi ziyaret eden kocasõ geri gelmesi için ona yalvarõr. Yaratma işlemini henüz bitirmediklerini söyler ona. Fakat İzanami “o dünyanõn meyvasõnõ yediği için”
artõk geri dönemeyeceğini anlatarak karanlõğa gömülür. İzanagi bir õşõk bulup daha derinlere dalarak onu görmeye çalõşõr. Karşõsõnda dehşet verici, çürümüş, kurtlanmõş birisi vardõr. Kadõn bu durumda kocasõ tarafõndan görülmesine tahammül edemez ve onun peşine karanlõğõn cadõlarõnõ salar. Karanlõk dünyadan kaçan İzanagi kurtulur ve çõkõş kapõsõna büyük bir kaya yerleştirir. Ölüler âlemine inen İzanagi tekrar geri döndüğünde kirlenmiş olduğunu görür ve temizlenmesi gerektiğini anlar. Nehirde yõkandõktan sonra, sol gözünden Amaterasu (Göğün Işõğõ) ve sağ gözünden Tsukiyomi (Gecenin Parõltõsõ) ve burnundan da Susanowo (Coşkunluk) kami'leri çõkar. Daha sonra İzanagi tarafõndan doğurulan başka kami'lerle yaratõlõş tamamlanõr ve bunlarla ilgili mitlerin anlatõmõna geçilir.
İzanagi örneği bize “kalbin sesini dinlemek” için önce ne yapõlmasõ gerektiğini anlatmaktadõr: Ateşi doğuran fakat ona tahammül edemeyip yanan İzanami sembolü, arzu ile ortaya çõkarõlan bilginin karşõsõnda hissiyatõn yanõşõ ve karanlõğõ seçmesini belirlemektedir. Karanlõkta kalan hisler yozlaşmakta ve kötülük kami'lerini oluşturmaktadõr. Eğer İzanagi gibi insan bu karanlõğa girerse, oradaki kami'ler çevresini kuşatacaktõr. İzanagi'nin kurtuluşu, iradesini kullanõp arzuladõğõ karõsõndan kaçõşõ ile mümkün olmuştur. Fakat, ateşten aldõğõ õşõk olmadan onun gerçek yüzünü göremezdi. Nitekim onu gördükten sonra kaçmõş ve çõkõş kapõsõna bir engel koymuştur. Karanlõktan kurtulduktan sonra yõkanmasõ da, orada üstüne bulaşan kami'lerden sõyrõlmasõnõ simgeliyor.
Böylece ortaya şu gerçek çõkmaktadõr. Başlangõçta, irade ve hisler birlikte çalõşarak bazõ güçlerin elde edilmesini sağlar. Ancak hissiyat, bilgi karşõsõnda dejenere olur ve ondan uzaklaşõr. Eğer insan hislerinin peşinden giderse karanlõğa gömülecek ve başõna çeşitli belalar gelecektir. Bu karanlõğa iniş halini insan yaşamak zorundadõr, zira gerçeği görmeden hislerin çekiminden kurtulamaz. Bunu anlayabilmesi için rehberi bilginin õşõğõ olacaktõr. Karanlõğõn dehşetini yaşadõktan sonra artõk tekrar oraya dönmemek üzere o yolu kapatmasõ gerekir. Ardõndan da temizlenmesi ve hislerin bõraktõğõ karanlõk tesirleri yõkamasõ lâzõmdõr. Ancak bundan sonra tek başõna yeni güçleri kazanmasõ mümkün oluyor.
Şinto sistemi pratikte basit fakat geçerli bir öğretiyi esas alõr. Teorik açõdan fazla gelişmemiştir. Belki de bu sebepten, batõsõnda yeşermiş diğer güçlü öğretilerin gölgesinde kalarak tesirli olamamõş. Kami'lerin yanõsõra, bunlarõ dengeleyen bir güç olarak “Musubi”, gerçekçi ve doğru yaşama ilkesi “Makoto”, tasfiye ve temizlenme gereği olarak “Harai” dõşõnda başka bir kavrama pek önem vermez. Diğer hususlarõ kişinin kendisine bõrakmõştõr:
“Yaşa ve gör” prensibini benimsetir. Eski bir Japon şiirinden şu mõsralarla Şinto yolcusunu
anlamak zor olmasa gerek:
“Haberim olmadan burada oturmuşum. Değersizliğimi görünce,
Şükran duygusu ile dolan gözlerimden, Yaşlar boşanõyor.”
Şinto öğretisinin basit fakat pratik metodu yanõnda, batõya yöneldiğimizde, teorik bakõmdan anlaşõlmasõ güç fakat o ölçüde de etkili bir dizi öğretiler beklemektedir bizi. Bunlarõn ilki olarak Çin hermetizmini ele alacağõz.
H E R M E T İ Z M
M. Halûk AKÇAM
Ruh ve Madde dergisi, sayõ 241-254 – 1980 Şubat – 1981 Mart
2. Kõsõm
Çin
M.Ö. 213 yõlõnda, Li Szu ismindeki şeriatçõ devlet adamõ zamanõn imparatoru olan Shih Huang Ti ile başbaşa verip, Çin'in bütünlüğünü korumak için, teknik el-kitaplarõ dõşõnda
memlekette ne kadar fikir eseri varsa yakõp yoketmiş. Bu karara karşõ çõkõp eski eserleri saklamaya çalõşan beşyüze yakõn ilim adamõnõ da yine Çin'in selameti uğruna öldürüvermişler. Li Szu ölümsüz imparatoruna yazdõğõ muhtõrasõnda bu meseleyi öylesine dramatik bir üslupla anlatmaktadõr ki; sanki yakõlan kitaplar şeytanlar tarafõndan yazõlmõş, saklayanlar da insanlõk düşmanõ canavarlar!
Çin sülalesi zamanõnda siyasî açõdan gerçek ilk Çin imparatorluğu kurulmuştu. Zaten
bugünkü ismini de o sülaleden almaktadõr. Ancak, bu imparatorluk kurulurken az önce belirttiğimiz gibi geçmişi ile olan bağlantõsõnõ silmek için inanõlmaz bir gayret göstermiştir. Ardõndan gelen Han sülalesi bu stratejinin garabetini fark edince, eski eserleri yeniden toparlamaya çalõşmõşlar. Fakat artõk ortada toparlanacak birşey kalmamõştõ. Hafõzalarda kalanlar ise Konfuçius'un öğretisinden oldukça etkilenmiş bazõ eski metinlerdi. Bunlarõn derlenmesi ile oluşturulan kitaplarda bu etki açõkça görülmektedir. Böylelikle, Li Szu efendinin devreye sokulmasõ sonunda, insanlõk açõsõndan önem taşõyan bir başka ortam meydana gelmiş oldu. Konfuçius hermetik bilginin özüne varamamõş bir filozoftur. Bu yüzden, yeniden derlenen eski metinlerde, kalõn bir tabaka oluşturmuş. Konfuçius etkisini silemedikçe, anlatõlmak istenilenin özüne varabilmek imkansõzdõr.
Kitaplar yakõlana kadar Çin'de yüz tane öğretinin olduğundan bahsedilmektedir. Bunlarõn hepsini anlatmaya imkân yok. Buddha'nõn öğretisini Hindistan kaynaklõ olduğundan daha ilerde ele alacağõz. Çin'in özünden doğan öğretilerin içinde altõsõ önem taşõmaktadõr. Bunlarõn en önemlisi olarak Konfuçius'unkini öne sürmek adet halini almõştõr. Mo Ti'nin öğretisi biraz gölgede kalõr. Mantõk ve dialektiğe önem verenler ayrõ bir grubu oluşturur. Şeriatçõlar ise oldukça yenidir. Bizim için önemli olan Tao öğretisi ve Yin-Yang ekolü ise, menşei bilinmeyecek kadar eskilere dayanmaktadõr.
Hernekadar hermetik bir tarafõ olmasa da Konfuçius'un öğretisinden bahsetmek gerek, zira diğer öğretileri yorumlayanlar üzerindeki etkisi büyüktür. Asõl ismi Kung Fu-Tzu (Üstad Kung) olan bu filozof M.Ö. 551-479 arasõnda yaşamõş. Kendisi yazõlõ bir eser bõrakmamõştõr. Talebelerinin derlemelerinden felsefesinin özünü şöyle okuyoruz: “Fazilet, insanlarõ
sevmektir. Bilgi, insanlarõ anlamaktõr. Gerçekten fazilet sahibi biri eğer kendisini kabul ettirmek istiyorsa, başkalarõnõ anlamaya çalõşmalõdõr. Başarõya ulaşmak istiyorsa, başkalarõnõn başarõya uğraşmasõ için gayret göstermelidir. Gerçekten faziletli olmanõn yolu, insanõn kalben başkalarõna karşõ iyi davranma arzusunu prensip edinmesiyle olur. İnsanõ anlayõşa götüren yol şudur: Herşeyi dile, ama içinden iyi olanõnõ seç. Herşeyi gör, ama bunlarõ sakõn unutmadan aklõnda tut.”
Talebelerine öğretirken de dogmatik ve katõ olmaktan çekinmiştir: “Eğer bir konuyu
anlatõrken ele aldõğõm bakõş açõsõ karşõmdakinde konuya başka açõlardan bakma imkânõnõ sağlamõyorsa, anlatmayõ bõrakõrõm.” Öğretisinin esasõ “jen” kavramõna dayanõr.
Jen, insanõ diğer varlõklardan ayõrdeden özelliktir; merhamet, sevgi anlamõna geliyor. Jen sahibi bir kişi merhametli, bilgili ve cesurdur. Terbiyeli ve dürüst davranõr. Kõsaca; faziletlidir.
Konfuçius, insanõn cemiyet içinde başkalarõ ile olan münasebetlerinden yola çõkarak yücelmesini öğütlemektedir. Bu yüceliş bencil bir maksatla değil, insancõl bir hedefe doğru olmalõ. Görüldüğü gibi bu esaslar ahlakî bir nitelik taşõmaktadõr ve cemiyet içinde yaşamaya mecbur olan insan için kaçõnõlmaz özelliktedir. Ancak, burada ihmal edilen husus, insanõn bir de iç dünyasõ olduğudur. Konfuçius bu noktayõ önemsemez pek. Onun için önemli olan cemiyet içindeki insandõr. İnsanõn içindeki insana fazilet maskesi taktõrarak cemiyet içinde dolaştõrõr. Bu sebeple, hermetik açõdan pek fazla önemli olmadõğõnõ belirtmiştim. Bazõ durumlarda ise zararlõ olduğunu bile öne sürebiliriz. İnsan gün gelir, fazilet maskesi altõnda cemiyet içinde gezinirken aniden iç dünyasõnõ aksettiren bir tabiat aynasõ ile karşõlaşõrsa vurgun yemişe döner. Hermetizmin özünde insanõ insan yapan vasõflardan söz edilmez. İnsan ilk önce ne olduğunu anlayacaktõr kendi kendine. Ondan sonra kendi özelliklerini çeşitli aynalarda görerek insan olmaya doğru yönelir.
Konfuçius'dan sonra bahsedilmesi gereken bir filozof daha var: Mo Ti M.Ö. 470-391 arasõnda Çin'de yaşamõş. Önceleri Konfuçius'un öğretisini benimsemişken, daha sonra kendisine göre bir yol çizmeye başlamõştõr. Pratikte geçerli olan değerleri yabana
atmamalõ, der. Sevgi onun için evrensel bir nitelik taşõr. “Göğün arzusu insanlarõn birbirini ayõrdetmeksizin sevmelerini emreder” diyerek, öğretisine dinsel bir karakter
kazandõrmõştõr. Sevgi üstüne söyledikleri, Konfuçius'un sözlerinden daha tutarlõdõr. Evrensel sevgiyi esas almasõ bakõmõndan da öğretisinin pek yüzeysel olmadõğõ görülmektedir. Mo Ti, filozof olmaktan çok mistik bir yol seçmiştir kendisine.
Mantõğõn inceliklerine dalan Hui Şih ve Kung-Sun Lung gibilerden veya Han Fei
Tzu gibi politik felsefe ile uğraşanlardan hiç sözetmeden, Çin diyarõnda yeşermiş olan
Tao
Bir õrmak düşünün. Kõvrõlarak akõp giden õrmağõn suyu hiç durmaz; bir yerden gelir, öbür yana gider devamlõ olarak. Eğer bu akarsuyun içine bir çöp atarsanõz, suyun akõşõna uyarak nasõl döne döne gittiğini daha iyi görürsünüz. Zamanõn akõşõ içinde cereyan eden olaylar da içine katõlan unsurlarõ aynen bu biçimde götürürler. Bu akõş hali, bu cereyan devamlõ bir değişimi ortaya koymaktadõr. Irmak bir bütün halinde durmaksõzõn akõp giderken, kendi bünyesinde devamlõ değişimler oluşmaktadõr. Fakat, bütün bu değişimler meydana gelirken, õrmağõn akõşõnõ belirleyen ve değişimlerin tabi olduğu, hiçbir zaman değişmeyen bir kanun çalõşmaktadõr. Irmak akar, üzerindeki çöpler bu akõşa uyarak yerini durmadan değiştirir. Irmağõn içinde sabit duran tek bir şey yoktur. Herşey değişmektedir, ama bu değişimi belirleyen kanun daima sabit kalõr. İşte bu kanuna “Tao” diyorlar.
Bütün kainat devamlõ değişim halindedir. Değişime tabi olmayan hiçbir şey yoktur kainatõn içinde. Değişim ise Tao'ya tabidir, onunla belirlenir. Fakat Tao değişmez, daima aynõ kalõr. Böylece, kainat içinde nereye baksak, Tao'nun orada hakim olduğunu görürüz. Tao bir tanrõ değildir, tanrõsal bir güç de değildir. Tao, sonsuz sayõdaki şeylerin tabi olduğu tek bir kanundur. Bu kanun veya Tao, bir çember biçiminde sembolize edilmiş (wu çi). Tao kelimesini tercüme etmek kolay değil, ama en ilkel anlamõ ile “yol” veya “cereyan” demek oluyor.
Çember sembolü, bu kanunun nasõl işlediğini göstermektedir. Çemberin içinde iki unsur bu işleyişi belirler: Yang ve Yin. Bu kavram “tai çi tu” formülü ile gösterilir. Her bir şeyin veya olayõn başõndan sonuna dek (tai çi) meydana gelen değişimler (yi) karşõlõklõ çalõşan özelliklerin (yang-yin) birbirini etkilemesiyle oluşur (tao). Şeyler ve olaylar durmaksõzõn yeni şeyleri ve olaylarõ ortaya çõkarõrlar: Çember üzerinde birbiri peşinden akõp giden noktalardõr bunlar. Noktalar daima değişme gösterirken çember değişmeden kalõr. Karşõlõklõ çalõşan özellikler devamlõ hareket ederken, karşõlõklõ etkileyiş prensibi değişmez.
Yang ve Yin için iki özellik olduğunu söylüyoruz. Her bir şey ve olayda var olan bu özelliklerin karakteri nedir? Çinliler bu iki özelliğe allegorik bir yaklaşõm olarak Güneş (tai
yang) ve Ay (tai yin) sembollerini göstermişlerdir. Keza, yang gök gibidir, yin yer gibidir.
Yang aydõnlõğa benzer, yin karanlõğa benzer. Güneş gökyüzünde iken yerde bir dağ düşünün. Dağõn güneşe bakan tarafõ aydõnlõk olur, arka tarafõ ise karanlõktõr. Güneş yer değiştirdikçe,
aydõnlõk ve karanlõk bölgeler dağõn üzerinde birbiri ardõndan kayarak değişime uğrarlar. Yang ve yin de böyle çalõşõr. Dalgalarõn üzerinden akseden bir õşõk huzmesi düşünün. Işõğõn yönüne göre dalganõn bir tarafõ kararõnca öbür tarafõ aydõnlanõr, ve dalgalar oluştukça bu aydõnlõk ve karanlõk bölgeler de yer değiştirir. Aydõnlõk ve karanlõk sembolü yang ve yin özellikleri için bir benzetmedir.
Yang ve yin kavramõ ne bir düalite ne de bir polaritedir. Değişimdeki oluşumu belirleyen iki mekanizmanõn bir bütün halinde, karşõlõklõ bir etkileniş biçiminde çalõşmasõ anlatõlmaktadõr. Çinlilerin ünlü bir sözü vardõr: “Yang'õn çağõrõşõna Yin cevap verir.”
Yang ve Yin kavramõnõn batõ felsefesindeki herhangi bir ekol ile tarif edilebilmesi imkânsõzdõr. Bu kavramõ anlayabilmek için bir Çinli gibi düşünebilmek lâzõm. Aristo mantõğõ ile yetişenlerin bu çeşit bir istidadõ yoktur. Bu sebeple diyalektik bir yaklaşõm kõsõr oluyor. Yine de bu kavramõ ilerde değişik bir açõdan ele alacağõz.
Çin'in eski felsefi döneminde, her bir üstad “Tao”yu öğretmeye çalõşmõştõr. Ancak, bunlarõn içinde yalnõz bir tanesi önemini asõrlar boyu korumuş. Batõ dünyasõnda Taoizm olarak tanõnan bu öğreti, zannedildiği gibi M.Ö. 6 asõrda yaşadõğõ söylenen Lao Tzu tarafõndan ortaya atõlmamõştõr. Bugün daha ziyade Tao te Çing (Tao ve hikmetine dair kitap) ismiyle tanõnan eserin asõl adõ Lao Tzu (Üstad Lao) olarak geçer ve Taoizmin esaslarõnõ derleyen bir kitaptõr. Konfuçius, Lao Tzu ile konuştuktan sonra, bu öğretiden son derece etkilendiğini belirtmekten kendini alamamõş. Lao Tzu eski bir öğretinin aktarõcõsõydõ. Biz buna Taoizm ismini takmõşõz. Batõ dünyasõ Taoizmi daima felsefi bir ekol olarak görmüştür. Gerçekte ise, Çin hermetizminin felsefî bir yansõmasõ incelenmektedir bu ekolde.
Esoterik Taoizmin esaslarõ Tao te Çing'de verilmiştir. Teknik açõdan; Wei Po-yang,
“Tsan Tung-çi” (Düzenli bir Birlik içinde Üç Yol) isimli eserinde Çin alşimisini ortaya
koymaktadõr. Keza, Lung-Hu, Huang Ting, Yin-Fu gibi eserlerde de esoterik Taoizmin teknik yanlarõ anlatõlmaktadõr.
Batõ dünyasõnda en az tanõnmõş tarafõ, Astroloji ile ilgili olan kõsmõdõr. “Yang-Yin” kavramõ astrolojide önemli bir yer tutar. Güneş (tai yang) 360 günlük bir devre, Ay (tai yin)
28 günlük bir devre oluşturur. Diğer beş planet de kendi devirlerini belirlerler. Her bir planet
beş unsurdan birine tekabül eder (Maden, Tahta Su, Ateş, Toprak). Bu beş unsur aslõnda Yang ile Yin'in ilk beş aşamadaki değişimleridir. Ekliptik dört ana kõsma ayrõlõr: Mavi Ejder,
Kara Savaşçõ, Beyaz Kaplan, Kõrmõzõ Kuş. Her bir kõsma üç yang ve yedi yin isabet eder.
Planetler bu kõsõmlara geldiklerinde, bulunduklarõ yere göre taşõdõklarõ özellikler Güneşe ve Aya oranla belirlenir. Bir horoskopta görülen yang ve yin yoğunlaşmalarõ, istenilen sonucu tayin etmekte kullanõlõr. Batõda “Çin falõ” diye bilinen on iki burç ve bunlara verilen hayvan isimleri ile Çin astrolojisini Batõ astrolojisine benzetmek son derece yanlõş oluyor. Çin takvimi ile astrolojisi arasõnda fark vardõr. Bütün doğu sistemlerinde olduğu gibi, Çin'de de Ay'õn geçirdiği safhalar ve çizdiği yol esas alõnõr. Halbuki batõya bu sistem intikal edemedi.
Alşimi ve buna ilişkin esoterik tõb açõsõndan Çin, zamanõmõzda ilgi uyandõran bir âlem olmuştur. Çin alşimisti için gaye “üstün insan” olmaktõ. Buna ulaşmak için hem bedenen hem de ruhen değişime uğramak gerekiyordu. Tao'yu anlamak insanõ üstün kõlar. Fakat gerekli değişim olmaksõzõn Tao anlaşõlamaz. Bu değişimi gerçekleştirmek için insanda bulunan yang ve yin dengesini kontrol altõna almak gerekir. Yang ve yin, primer olarak beş değişim meydana getirir: Maden, Tahta. Su, Ateş. Toprak. Bu beş unsur her bir maddede olduğu gibi insan bedeninde de mevcuttur. Bedende beş toplayõcõ organ (kalp, akciğerler, karaciğer,
bulunur. Ayrõca astral bedenin 12 kanalõ vardõr. Bütün bu sayõlan kõsõmlar beş planete, beş renge, beş sese...vs. uyum sağlar. Beşli sõnõflandõrma Çin'de büyük önem taşõmaktadõr.
Çin Tõbbõ
(Not: Burada “beşli sõnõflandõrma” ile ilgili geniş bir açõklama ve sonra da Çin tõbbõ ile ilgili giriş bölümünde grafiklerle Astral beden tanõmlarõ vardõ. Dergi basõma verilirken, altõ sayfalõk bu kõsmõn unutulduğunu söylemişlerdi. Daha sonra da yayõnlamamakta õsrar ettiler. Yazõlarõn orijinallerini o yõllarda okumak için alõp bir daha geri vermeyen başka dostlar yüzünden size bu eksik kõsmõ nakletme imkanõm yok.)
... Kan, hava ile birlikte damarlarda durmaksõzõn akmaktadõr.
Kan deveranõ Harvey'den çok önce Çinliler tarafõndan biliniyordu. Ve bu dolaşõma büyük önem vermişlerdir. Kan ile hava karõşõmõ, Yang ve Yin dengesi açõsõndan önem taşõmaktadõr. Astral bedenin 12 merkezinde yoğunlaşan bu iki unsuru kontrol edebilmek için kan akõmõ dikkatle izlenmiştir. Bu bakõmdan nabõz dikkatle dinlenmektedir. Nabzõn ölçüleceği oniki yer vardõr. Bunlarõn birlikte kontrolü ile bedendeki aksaklõklar ortaya çõkarõlõr. Batõ dünyasõnda geliştirilen EKG (Elektrokardiogram) tekniğine benzer bir usul görülmektedir burada. Fakat alet olarak kullanõlan herhangi bir şey yoktur. Nabõz kontrolü yaklaşõk üç saat süren bir incelemeyi gerektirmektedir.
İlaç olarak kullanõlan malzeme bitkilerden, hayvanlardan, insanlardan ve minerallerden elde edilmektedir. Tarih boyunca devam eden bu ilaç reçeteleri Li Şi-Çen tarafõndan “Pen-Tsao Kang Mu” isimli 52 ciltlik eserde toplanmõş, halen geçerli bir kaynak olarak da kullanõlmakta. Bu reçetelerin kullanõlõş tarzõ daima majik bir operasyonu gerekli kõlmaktadõr. Laboratuarda hazõrlanõp hastaya verilmesi yeterli olmuyor. Astrolojik zaman, hazõrlayan kişinin düşünceleri ve materyalin toplanõş biçimi ilacõn terkibinde etkili bir rol oynamaktadõr.
Bu ilaç reçetelerinden burada birkaç örnek vermek isterdim. Ancak, şöyle bir özellik var: Deniyor ki; bilhassa gerekli değişikliği meydana getirebilmek için, reçeteyi kullanan kişi önce hastanõn bedeninde aksaklõk gösteren yerdeki Yang-Yin dengesini tesbit etmelidir. Eğer bu tespit yanlõş veya eksik olursa istenilen sonuç alõnmaz ve bazen hasta daha da kötüleşebilir.
Tõbbî açõdan Çin, iki tedavi sistemi tanõtmõştõr batõya. Bunlarõn ilki Akupunktur. Çeşitli ebat ve özellikteki metal iğnelerin bedende bilinen bazõ noktalara sokulmasõ ile gerçekleşmekte. Burada da asõl prensip Yang ve Yin dengesini sağlamak. İğnelerin boyu 3 ilâ 24 cm arasõnda değişmekte ve yerine göre õsõtõlarak veya soğutularak belirli noktalara bazen 15 cm derinliğe kadar sokuluyor. İğnenin tatbik edildiği organ, gereğinde karaciğer gibi batõda ameliyat kabul etmeyen bir yer de olabilmektedir.
İkinci tedavi sistemi de “moksa yakõsõ” olarak bilinmekte, fakat batõda rağbet görmemiştir. Artemisia moxa (bir çeşit pelin otu) yapraklarõnõn kurutularak bu akupunktur yapõlan yerlere yakõ olarak tatbik edilmesi şeklindedir. Akupunktur noktalarõ ile Yoga sistemindeki Nadi'ler arasõnda bariz bir benzerlik görülüyor. Aslõnda akupunktur tedavisinin gayesi, insandaki Yang ve Yin dengesini temin etmek. Batõda insan denilince, tõbbî olarak yalnõz fizikî beden ele alõnõr. Halbuki fizikî beden içinde Yang veya Yin diye bir madde aramak boşuna oluyor. Doğu zihniyetinde insan, fizik bedeni yanõnda, düşünceleri ve hisleri ile, davranõşlarõ ve geçmişi ile ele alõnõr. Yang ve Yin, ancak bütün bu özelliklere dikkat edildiğinde anlaşõlacak bir sistem. Yine de, insanõn bütününde meydana gelen değişimlerin
fizik bedene de yansõyacağõ düşünülürse, bu açõdan yapõlacak araştõrmalar bir netice verebilir ve vermiştir de. Akupunktur noktalarõnda elektromanyetik dalgalanmalar ve diğer yerlere oranla yüksek potansiyel farklarõ tesbit edilmiştir.
(Not: Burada akupunktur ile ilgili diyagramlar ve açõklamalarõ dergi yöneticilerince yayõnlanmadõ.)
İ Çing
Çin klasikleri sayõlan beş kitap içinde herhalde en çok ilgi çeken İ Çing (bazen
Yi King olarak okunur) olmuştur. İ Çing, “Değişimler Kitabõ” demektir. Ezoterik bir
öğretinin sistematik olarak anlatõmõdõr. Tao-te Çing ile İ Çing birlikte incelenmezse ikisini de anlamak imkansõz olur. Tao-te Çing iki bölümden oluşur; Birinci bölümde Tao'nun ne olduğu, ikinci bölümde Tao'ya nasõl ulaşõldõğõ anlatõlõr. İ Çing ise her biri iki kõsõmdan oluşan üç bölümden ibarettir. Tao-te Çing daha ziyade ezoterik bir felsefe niteliği taşõdõğõndan amatörlere cansõkõcõ geliyor. Bu kitabõ incelemeden İ Çing ele alõnõrsa, batõda olduğu gibi “fal kitabõndan başka bir özellik taşõmaz”. Falcõlõğõn hermetizmle ilgisi yoktur, şaşkõn ve kendini bilmez insanlarõn geleceği merak etmesi cahilliklerinden doğar. Hermetizm ise bu cehaleti ortadan kaldõran bir vasõta sayõlmakta. Dolayõsõyla İ Çing, fala bakmaktan başka bir niyeti olmayanlar için son derece anlaşõlmaz ve karõşõk bir sistemdir.
Tao-te Çing, İ Çing sistemi için bir inisiyasyon kitabõ sayõlabilir. Burada iki kelime
ile bu inisiyasyonu bir çõrpõda aktarabilmek imkânsõz. Sürekli ve ciddi bir araştõrma gereklidir, hermetizmin her sahasõnda olduğu gibi. Yine de, İ Çing neden amatörlerce “fal kitabõ” olarak ilgi çekmektedir, bunu bir noktaya kadar okuyucuya tanõtabiliriz. Bu sebeple de, tanõnmõş psikiatrist C. G. Jung'un İ Çing tercümesine yazdõğõ önsözün kõsa bir aktarmasõnõ yapacağõm:
“Bizim bilimsel anlayõşõmõz nedensellik prensibine dayalõdõr. Tabiat kanunlarõ diye bildiklerimiz de genellikle istatistik verilere göre belirlenir. Bu verileri kendi laboratuar ortamõmõzdaki deneylerden almaktayõz. Halbuki, tabiatõ bir laboratuar olarak düşündüğümüzde açõ değişmekte ve görüntü de o oranda başkalaşmaktadõr. Öyle ki, tabii bir ortamda olaylarõn özel birtakõm kanunlarla uyum göstermesi ender oluyor.”
“Çinlilerde bizimkine benzer bir bilim anlayõşõ hiçbir zaman görülmemiştir. Onlarõn zihnini en çok meşgul eden şey, bizim tesadüf dediğimiz durumdur. Nedensellik diye taptõğõmõz prensibi ise umursamamõşlar bile. Çinli bir olayõ gözlerken, olayõn meydana gelmesine sebep olan diğer şeylerin bir sonucu olarak görmez onu. O anda, gözlem anõndaki diğer olaylarla birlikte oluşan bir olay tesadüfü incelenmektedir. Gözlem anõndaki bir olay, diğer bütün olaylarla aynõ anda meydana gelmektedir ve bu yüzden hepsi birbiri ile ilgilidir.”
“Böylece, ince İ Çing çubuklarõ atõldõğõ anda, diğer bütün olaylarla bu yapõlan iş arasõnda bir bağlantõ kurulmuş demektir. Bize göre saçma gelebilir bu varsayõm. Ancak, bir bardak şarabõ tadarak anõnda hangi senenin ve bağõn mahsulü olduğunu söyleyen uzmanlar; antik bir eşyaya baktõğõ anda onun imal edildiği yeri ve tarihi bildiren antikacõlar; kişinin doğum anõnõ hiç bilmeden, bir inceleme ile onun doğduğu zaman yükselen burcu ve ay ile güneşin gökyüzündeki durumlarõnõ söyleyebilen astrologlar da var.”
etmekte işe yaradõğõna kanaat getirmişler. Onlara göre heksagram, terkip edildiği anõn açõklayõcõ bir örneğidir. Çünkü heksagramõ o anõn şartlarõnõ gösteren bir belirleyici olarak kabul ediyorlar.”
“Bunu hemzamanlõlõk prensibi ile açõklayabiliriz ki, bu da nedensellik prensibinin tam karşõtõdõr. Nedensellik ilkesi olaylarõn birbiri ardõndan nasõl meydana geldiğini ortaya koyar. Hemzamanlõlõk ilkesi ise, zaman ve yer bakõmõndan tesadüf eden olaylarõn rastlantõdan da öte bir anlam taşõdõğõnõ belirlemektedir. Olaylar ile gözlemci arasõndaki objektif ve sübjektif durumun birbirine bağõmlõ olduğu bir rastlantõ vardõr burada. Nedensellik olaylarõn zincirini, hemzamanlõlõk ise olaylarõn tesadüfünü ele almaktadõr.”
Pratik kullanõlõşõ bakõmõndan, İ Çing'i başarõlõ bir biçimde Almanca'ya tercüme eden
R. Wilhelm'in önsözünden bir bölümün özetini aktarõyorum:
“Kehanet kitabõ olarak kullanõlõşõ: Tabiatõn özünü teşkil eden Yang ve Yin burada sõrasõyla düz ve kõrõk çizgiyle belirtilir. Bu iki çizginin bileşiminden dört adet ikili meydana gelir. Bunlara üçüncü bir çizginin ilavesiyle de sekiz esas trigram oluşur. Bu sekiz trigram, göklerde ve yerlerdeki herşeyin bir görünümüdür ve devamlõ olarak birbirine dönüşerek olaylardaki değişimi simgelerler. Bunlar olaylarõn bir sembolü değildir, değişimdeki özelliği belirtirler.”
“Bunlarõn ikili kombinasyonundan da 64 heksagram meydana gelir. Böylece her bir heksagramda altõ çizgi bulunur. Her bir çizginin değişebilme özelliği vardõr. Değişen çizgiye göre de heksagramõn anlamõ belirir. Değişiklik, herhangi sõradaki bir çizginin, eğer düz ise kõrõk veya kõrõk ise düz duruma getirilmesiyle olur. Bu değiştirme rastgele yapõlmaz. Kitabõn ikinci kõsmõ bu değiştirme işlemine ait esaslarõ anlatmaktadõr ve meselenin özü de burada yatar. Değişen sõralarõn belirlenmesi bu operasyon anõnda kişinin doğru veya yanlõş davranõşõna göre ortaya çõkar. Sonuç da ona göre kendisini gösterecektir.”
“Bu özelliği ile İ Çing sistemi falcõlõktan farklõ olmaktadõr. Mesela bir iskambil falcõsõna gidip fal baktõrõrsanõz ve sonunda size filanca yerden şu vakitte para geleceğini söylese, yapacağõnõz tek şey oturup beklemektir. Para ya gelir, ya da gelmez. Halbuki İ Çing sisteminde durum böyle değil. Paranõn gelip gelmemesinin size nasõl bağlõ olduğunu da ortaya koymaktadõr. İ Çing'in cevabõna uyarak, eğer doğru hareket etmişseniz ve operasyonu da doğru yapmõşsanõz, sonuç istenildiği gibi olur. Aksi halde sonuç aleyhinizedir.”
“Hikmet Kitabõ olarak kullanõlõşõ: İşte, bu değişimin istenilen biçimde olmasõ için kişinin ne yapmasõnõ anlatmasõ bakõmõndan İ Çing bir hikmet kitabõ olarak değer taşõr. Lao Tsu bu kitaptan büyük ölçüde faydalanmõştõr öğretisini aktarõrken. İ Çing'deki ilk esas Yang-Yin değişimidir. ikinci esas bu değişimdeki fikirdir. Üçüncü esas da bu fikirlerle bir hükme varmakdõr. Bu yüzden batõda anlaşõldõğõ gibi bir fal kitabõ sayõlamaz.”
Fakat, İ Çing sisteminin basit bir falcõlõk olduğunu ileri sürenler de olmuştur. Bunlardan birisi de kitabõ ilk defa batõya tercüme ederek tanõtan J. Legge. Başarõlõ bir tercüman, ancak Çin öğretisini anlamaktan yoksun bir kişi olduğundan çalõşmasõ pek itibar görmemiştir. J. Blofeld'in tercümesi tam batõ anlayõşõna göre, R. Wilhelm'in tercümesi ise içlerinde en iyisidir. Daha başka tercümeler de yayõnlanmõştõr.
(Not: Burada yer almasõ gereken trigramlarõn oluşumuyla ilgili prensipler ve “Hu-Kua” diyagramõnõn açõklamasõ yine dergiyi hazõrlayanlar tarafõndan gereksiz bulunup çõkarõlmõştõ. Ancak, nedense diyagramõ kullanmõşlar.)
İ Çing sisteminin kanaatimce en belirgin özelliği, sorulan soruya karşõ verdiği cevabõn kişi tarafõndan düşünülerek analiz edilmesi gereğidir. Operasyonun başarõlmasõ bu noktaya kadar çoğu kimse tarafõndan mümkün, belirli bir alõşkanlõk kazandõktan sonra. İlk heksagramõ tayin edersiniz, değişen çizgileri bulup cevabî heksagramõ da meydana getirirsiniz. Bunlar basit bir hesap ve dikkat işidir. Ancak, cevabî heksagramõn karşõlõğõna kitapta baktõğõnõzda, formüle edilmiş bir açõklama görürsünüz. Mesela, çubuklarla yapõlan işlemden 40. heksagram elde edildi. Bu “Hsieh” (Kurtuluş) şeklidir. Sorulan soruya karşõ verilen hüküm şöyle: “Kurtuluş. Güneydoğu yönüne doğru. Eğer ilerlemek için bir sebep yoksa geri dönmek iyidir. Şayet ilerlemekten fayda umuluyorsa, acele etmek hayõrlõ olur.” Ayrõca heksagramda değişen bir çizgi olduğunu farzedelim, mesela dördüncü Yang değişsin. Bu durumda: “Beceriksizce hareket edip tökezlenmekten kaçõn. Gelen arkadaşlarõna güvenebilirsin.” deniyor. Değişen çizgiden dolayõ ilk heksagram yerini 7. “Şih” (Ordu) şekline bõrakõr. Bunun hükmü ise: “Ordu. Orduya sebat ve güçlü bir lider gerekmekte. Bunun neticesi, hatalardan kurtulmuş güzel bir gelecektir.” Bu misalde detaylarõ bõrakõp kõsaca gelişimi anlatmak için özeti verdim. İlk etapta sorulan soru hakkõndaki hüküm var. İkinci olarak, nasõl davranõlacağõ anlatõlõyor. Üçüncü etap sonucu belirler. Burada verilen cevabõ kişinin kendisi, sorusu doğrultusunda analiz ederek yapmasõ gerekeni bulmalõdõr. Sonuç olarak, kişinin elde edeceği kendi tutumuna bağlõ. İ Çing, bunun için ne şekilde davranmasõnõ bir formül ile kişiye bildiriyor. Formülü çözmek yine o kişinin bilgisine ve anlayõşõna kalmõştõr.
İ Çing ile yapõlan karşõlõklõ görüşmede ruhsal bir irtibatõn kurulmasõ için bu gibi seremoniye gerek duyulduğunu iddia edenler çõkabilir. Spiritüel anlamda medyomik bir irtibat yoktur burada. Aksini iddia edenlere konuyu derinlemesine incelemelerini tavsiye ederiz. Bu sistemde karşõnõza aldõğõnõz şey tabiatõn kendisidir. Tao ile yüzyüze geliyorsunuz. Eğer Tao'yu anlamõşsanõz formülü çözersiniz, aksi halde bu işi bõrakõp bir varlõkla irtibat kurarak diğer bir sistemi kullanmanõz gerekir. Veya çõkan sonucu anlayayõm derken ister istemez bir konsantrasyon haline gireceğinizden, farkõndan olmadan bedensiz bir varlõkla irtibat da kurabilirsiniz. Eğer gaye bu ise, İ Çing kitabõnõ bõrakõp daha kestirme yollarõ kullanmak ve kendimizi aldatmamak gerekir. İ Çing'in verdiği cevabî formülleri anlamak için bunlarõ
tekrarlayarak tefekküre dalmak yanlõş bir yoldur. Matematik bir problemi çözerken, eğer gerekli formülleri bilmiyorsanõz, problemdeki soruyu tekrarlamanõn hiçbir faydasõ olmaz. Birisi gelip de göstersin diye dua etmek daha iyidir.
Diğer Ezoterik Uygulamalar
Tao ile ilgili bir konu daha var; Maji. Burada ancak belli bazõ konulara değineceğiz. Bunlarõn ilki beş unsur prensibidir. Yang ve Yin değişiminin tabiatta kurduğu dengeyi anlatmak için iki değişim tablosu meydana getirilmiş: Ho-tu ve Lo-şu. Bunlarõn ilki yaratõcõ değişimi, ikincisi de yõkõcõ değişimi belirler. Ho-tu sistemine göre; Tahta - Ateş – Toprak -
Metal - Su düzeninde olan değişim, Lo-şu sisteminde; Su - Ateş - Metal - Tahta - Toprak
düzeninde belirir. İlk düzen Yang-Yin doğrultusunda, ikinci düzen ise Yin-Yang doğrultusunda cereyan eder. Bu düzenin tatbik edildiği 60 günlük periodlar ve 12 senelik devreler boyunca ne zaman hangi işin yapõlacağõnõ ve nelerin olacağõnõ tesbit ederler.
(Not: Şekillerle ilgili açõklamalar dergi yöneticilerince uzun ve gereksiz bulunup yayõnlanmamõşdõ.) İkinci bir husus “Çi” kavramõdõr. Çi “hayat enerjisi” anlamõna gelir. Herşeyde ve heryerde Çi vardõr. İnsan da Çi ile dolu olduğundan, bunu kullanabilmek için nefesini kontrol etmek zorundadõr. Nefes kontrolü ile Çi bedende toplanõr ve belirli bir gaye için kullanõlõr. Aynõ zamanda cinsel münasebet de Çi toplamak için gereklidir. Cinsel münasebet iki insan arasõnda olabileceği gibi Yang ve Yin taşõyan her iki varlõk arasõnda da gerçekleşebilir. Burada mühim olan Yang-Yin dengesini belirli bir maksat için kullanmak. Cinsel münasebetin gayesi, başkalarõ için neslin devamõ iken, Tao majisyeni için kendi varlõğõnõn devamõdõr. Bu sebepten yeni bir çocuk doğacağõna, yeni bir insan doğmaktadõr: Çi (hayat enerjisi) gerek nefes kontrolü, gerekse cinsel operasyonla iç âleme yöneltilir ve orada yeni bir benlik kazanmak için kullanõlõr.
İnsan hayatta iken benliği iki unsurdan oluşur: “Hun” (Yang) ve “Po” (Yin). Öldükten sonra bunlar “Şen” (Yang) ve “Küi” (Yin) olur. Eğer Yang-Yin dengesini bulamadan ölürse bir insan - zaten genellikle böyle olmaktadõr - Şen özelliği ağõr basanlar iyi ruhlarõ ve Küi özelliği ağõr basanlar kötü ruhlarõ oluştururlar. Dengesini bularak ölenler ise
artõk geriye dönmezler ve göğün varlõklarõ arasõna katõlõrlar.
Talismanik Maji (Tõlsõm Büyüsü) en geniş ölçüde kullanõlan bir metoddur. Olaylarõn
değişim kanununu bilen birisi, bu özellikten faydalanarak, belirli bir zamanda hazõrlayacağõ tõlsõm ile aynõ anda meydana gelecek bir hadisenin seyrini kendi isteğine göre değiştirebilmektedir. Ancak, olaylarõn tabi olduğu kanunu - veya Tao'yu - bilmeyen birisi yanlõş bir tõlsõm hazõrlarsa, tamamen kendi aleyhine bir sonuç da yaratabilir.
Görüldüğü gibi, herşeyin esasõ Tao'yu bilmeye dayanmaktadõr. Tao'yu bilen ve anlayan için dengesizlik sona ermiştir. İnsanõn hayattaki ulaşmak istediği gaye de bu oluyor: Devamlõ değişimlere sebep olan Yang-Yin alternatifini kontrol altõna alõp sükûneti temin etmek. Bu duruma erişebilen kişi için artõk iyi veya kötü bir davranõşta bulunmak imkânsõzdõr. Dengelenmiş biri tabiatla uyum içindedir ve tabiata ters düşen bir davranõşta bulunmaz.
“Kuan-Yin Tzu”da bu değişik bir biçimde anlatõlmaktadõr: “Varolan olmayandõr, varolmayan olandõr. Eğer bunu anlarsan, ruhlarõ ve cinleri kontrol edebilirsin. Gerçek olan boştur, boş olan gerçektir. Eğer bunu anlarsan, aydõnlõkta bile yõldõzlarõ görebilirsin. Eğer kendini herşeyle uyum haline getirirsen, suyun ve ateşin içinden zarar görmeden geçebilirsin... Ancak Tao'yu bulanlar bu şeyleri yapabilir. Bunlarõ yapabilecek kudrette olup da yapmamak yine en iyisidir.”
Çuang-Tzu'dan bir paragrafla, Çin hermetizmini tamamlõyorum : “Bir keresinde
Çuang kelebek olduğunu düşledi, etrafta uçuşarak eğlendiğini. Kelebek aslõnda Çuang olduğunu bilmiyordu. Uyandõ ve tekrar Çuang olduğunu farketti. Fakat bilmiyorum, acaba o kelebek olduğunu düşleyen Çuang mõydõ; yoksa ben aslõnda bir kelebek olduğum halde Çuang olduğumu mu düşlüyorum şimdi?”
H E R M E T İ Z M
M. Halûk AKÇAM
Ruh ve Madde dergisi, sayõ 241-254 – 1980 Şubat – 1981 Mart
3. Kõsõm
Çin'den batõya doğru geldiğimizde, karşõmõza Himalaya dağ sõrasõ çõkar. Bu bölge genellikle fantastik birtakõm hikayeleriyle batõ dünyasõnõn ilgisini çekmiştir. Kar adamõ
“Yeti” bunlardan biridir. Keza, “Agarta” ve “Şamballa” hakkõnda yapõlan edebiyatõn çoğu
da bu bölgeyle ilgilidir. Ayrõca, “Atlantis” ve “Mu” ismiyle anõlan batõk kõtalarla ilgili efsaneler de bu edebiyata katõlarak ortaya ilgi çekici bir konu çõkartõlmõştõr. Ancak, bunlar biyoloji, coğrafya ve tarih açõsõndan incelenmesi gereken konulardõr.
Yeti'nin bilinmeyen bir tür olmasõ, antropolojik bir araştõrma konusudur. Agarta ve Şamballa ile Atlantis ve Mu hakkõndaki söylenenleri de jeolojik ve prehistorik açõdan incelemek gereklidir. Fakat bu konulara ezoterik bir anlam vererek tamamiyle biçimsel bir okültizm yaratmanõn hiçkimseye faydasõ yoktur. Zaten gerçekten okültizmin özünü kavrayõp ezoterik bir çalõşmaya girenlerin bu gibi fantazilerle uğraşmadõklarõnõ görüyoruz. Belki okültizmi dõşardan merak edip incelemek isteyenler için sadece fantastik hikayeler yeterlidir. Ama, bu hikâyeler bile okuyucuyu sonunda okültizmin daha esaslõ bir şekilde içerden incelenmesi gerektiğine götürmektedir. Bu özelliği farkedemeyen kişiler devamlõ olarak bu hikâyelerle meşgul olmanõn ve gazeteci zihniyetiyle bu konularõ araştõrmanõn okültizmle uğraşmak olduğunu zannediyorlar.
Amatörler için ezoterik çalõşma diye bir şey olamaz. Nitekim, bu hikâyeleri gazeteci zihniyetiyle ele alõp tanõtanlar da bir çeşit futbol maçõ edebiyatõ yaratarak, bir tarafta kötüler ve diğer tarafta iyilerin çarpõştõğõ evrensel bir çekişme fikrini aşõlamõşlardõr. Alõnan bilgilerin hazmedilmeden kullanõlmasõna güzel bir örnek teşkil eder bu durum. Hermetizmin gayesi okült güçlerin çarpõştõğõ ezoterik bir futbol maçõ havasõ yaratarak insanlarõ tahrik etmek değildir. Bizim hermetizmden anladõğõmõz, bilgi yönünde tekamül etmesi gereken insanõn bu
yolda verimli bir biçimde ilerleyebilmesi için gerekli enformasyonu alõp bunu doğru olarak tatbik etmesidir. Bu bakõmdan fantaziye kaçmanõn gayeyi saptõrmak olduğuna inanõyoruz.
Şamanizm
Himalaya'larõn ikiye ayõrdõğõ bölgenin kuzeyinde Tibet ve güneyinde Hindistan yer alõyor. Bu iki bölgenin kendine has gayet sağlam bir tradisyonu vardõr. Çok daha kuzeyde ise değişik bir sistemi görmekteyiz. Bu sistem, Şamanizm ismiyle tanõtõlmõştõr.
Şamanizmin en belirgin özelliği ferdî oluşudur. Burada şaman olan kişi tarafõndan bilinen ve kullanõlan bir sistem vardõr. Şaman'õn birlikte çalõştõğõ ve ilişki kurduğu diğer bütün varlõklar fizik ortamõn dõşõnda yer alõr. Özellikle Orta Asya ve Sibirya'daki halkõn içinde görülen şamanlara karşõ çevresinde beslenen itibar büyük olur. Halk için bir şaman, danõşõlacak ve faydalanõlacak ulu kişidir.
“Şaman” veya aynõ anlama gelen “Bakşõ” kelimesi Orta Asya'da sonradan kullanõlan
bir terim olmuştur. Daha önceleri, bilhassa Altay bölgesinde “Kam” kelimesi yaygõndõ. Kam; kâhin, şifacõ, tabib, büyücü anlamõna gelir. Şaman ve Bakşõ terimleri de büyücü rahip anlamõndadõr. Burada genellikle şaman terimini kullanmak gereği, batõnõn bu ismi literatüre maletmiş olmasõndandõr.
Şaman olacak kişiyi ne ailesi ne de halktan bir heyet seçer. Şamanlõk vazifesini üstlenecek kişi genellikle ölmüş bir şamanõn soyundandõr ve bu ölmüş şamanõn ruhu o kişiye musallat olarak şaman olmaya zorlar. Eğer bu kişi atasõnõn ruhuna karşõ direnip şaman olmaya karşõ koyarsa delirir. Şamanlõk aslõnda kimse tarafõndan istenilmez, çünkü kazancõ olmayan ve zor bir hayatõ vardõr şamanõn. Fakat, atasõnõn ruhu tarafõndan bir kere seçilmişse, o kişi için başka yol yoktur: Ya şaman olur, ya da delirir.
Atasõnõn ruhu o kişiyi rahatsõz etmeye başlayõnca bazõ belirtiler ortaya çõkar. Bunlar dõş görünüş itibarõyla aklî bir dengesizlik ve ruhî bir bozukluk biçimindedir. Bu belirtilerin şaman adayõ olmaya gerekli olduğunu ve benzeri diğer ruhî rahatsõzlõklardan ayrõ bir özellik gösterdiğini ancak yaşlõ bir şaman anlayabilir. Ve bu yaşlõ şaman genç adaya geleneksel bilgiyi, ruhlar alemini, bedeninden çõkõp dolaşmayõ, ruhlar ve tanrõlarla haberleşip birlikte çalõşmayõ, büyü yapmayõ, şifayõ v.s. öğretir. Bu öğrenim devresinden sonra şamanlõk payesini alacağõ bir tören yapõlõr ve genç şaman halkõn arasõna karõşarak görevine başlar.
Şamanizmdeki fizik ötesi âleme ait bilgiler kesinlikle bilinmemektedir. Şaman olan kişi bu bilgileri etrafõndakilere söylemez. Sadece âyin esnasõnda sesli olarak okuduğu bazõ dualardan birtakõm sonuçlar çõkarõlmõştõr. Bunlara bakarak şu tesbitler yapõlmõş: Şamanlar pratik çalõşmalara önem verdiklerinden, teorik bir felsefeye pek gerek görmemişler denebilir. Var olan herşey ezeli ve ebedidir, yaratõcõsõ yoktur veya bu konu şamanõ ilgilendirmez. Şamanõ ilgilendiren tarafõ, var olan bu âlemlerde yapõlacak çalõşmalarda ilişki kuracağõ varlõklardõr. Bu bakõmdan hiyerarşik bir düzen kurulmuştur. Fizik âlemin ötesinde uzanan bölge ikiye ayrõlõr. Bunlardan biri yukarõya, göğe doğrudur. Diğeri ise aşağõya yerin altõna doğru. Her iki yol “dokuz makam”dan ibarettir.
Göğe doğru olan yolda, her makamõn bir “Tengere” (ilâhî yer) ve bir de “Tamu” (şeytanî yer) olarak anõlan kõsmõ vardõr. Bu dokuz makamõ aşõnca, yaratõcõ iyi ruhlarõn olduğu yere gelinir. Bu yaratõcõ iyi ruhlar (ayõsõt) bir bakõma melekler sayõlõr. Hepsinin üzerinde de
“Ülgen” isminde bir ulu ruh bulunur. Ancak, bu yaratõcõlõk vasfõ yoktan var etme biçiminde
değildir, düzeni koruma ve tesirleri iletme bakõmõndan yaratõcõ sayõlõrlar. Göğe doğru çõkõlarak aşõlan bu dokuz makam (“oloh” veya “budak”) şamanõn ayin sõrasõnda bedeninden ayrõlõp dolaştõğõ yüce yerlerdir. Her bir makamda kendisine yol gösterecek bir varlõk bulunur. Eğer şaman bu varlõklarõn gösterdiği yollardan gitmezse, diğer saptõrõcõ ruhlara kanarak yanlõş
yollara girer ve bunun sonunda onu yöneten varlõklarca cezalandõrõlõr. Yerin altõna doğru giden yolda da dokuz makam vardõr. Bu iniş esnasõnda da her bir makamda yol göstericiler vardõr ve buralarda yõkõcõ ve mahvedici yaratõklar bulunur. Bu bakõmdan bu makamlar
“mühürlü” olarak düşünülür. Mühürü açmak ve içine girmek şamanõ beraberinde götüren
varlõğõn işidir.
Şamanõn anlayõşõna göre, insanõn bedeninden başka bir takõm özellikleri daha vardõr. Bunlarõn ilki “Tin”, “Sür” ve “Kut” üçlüsüdür. Tin, insanõn ruhudur. Tin bedenden ayrõlõrsa ölüm meydana gelir. Sür, insanõn davranõşlarõnõ, hislerini, düşüncelerini meydana getiren özelliğidir. Uyku esnasõnda Sür bedenden çõkarak dolaşõr. Şaman da göğe doğru çõkarken Sür'ü vasõtasõyla çõkmaktadõr. Kut, insanõ çeşitli hastalõklardan, cinlerden, kötülüklerden koruyan bir zarf gibidir. Hastalanan veya çok korkan bir adamõn Kut'u çõkõp gider. Şaman, hastalanmõş veya cine tutulmuş kişinin çõkõp gitmiş Kut'unu yeniden bulup yerleştirir. Türkçede bugün kullanõlan “kutlu, kutlamak” deyimi buradan gelmektedir.
İnsan bedeniyle ilgili bu bilgiler ve şamanõn çõkõp indiği göğün makamlarõ ve yeraltõnõn mühürleri ile bu bölgelere ait tasvirlerin batõ okültizminde de yer aldõğõnõ görüyoruz. Kozal ve Mental bedeni Tin olarak, Astral bedeni Sür olarak, Eterik beden ve manyetik aura'yõ Kut olarak nitelemektedir Şaman. Ayrõca Kabalistik Sefirot ve Klifot ile ilgili anlatõmlara da göğe ve yer altõna yapõlan seyahatlerinde rastlõyoruz. Bu bakõmdan, yalnõz semitik kaynaklõ olduğu zannedilen bu kavramlarõn başka sistemlerde de görülmesi dikkate değerdir.
Şaman, âyini esnasõnda vazgeçemediği üç şey kullanõr: Cübbe, külah ve davul.
“Manyak” ismi verilen cübbenin yapõmõnda yardõmcõ ruhlarõn tavsiyelerine dikkat edilir. Bu
tariflere göre cübbe yapõldõktan sonra, şaman cübbesini giyer ve yardõmcõ ruhlarõn karşõsõna çõkar. Bu yardõmcõ varlõklar, cübbenin kötü ruhlara karşõ dayanõklõ olup olmadõğõnõ denerler. Eğer beğenmezlerse eksik taraflarõnõ şamana bildirirler ve o da bunlarõ tamamlar. Cübbe, geyik veya koyun derisindendir. Üzerine, şamanõn göğün makamlarõnda ve yerin altõndaki mühürlerde dolaşõrken karşõlaştõğõ şeylerin küçük birer resmi çizilir, minyatürü yapõlarak iliştirilir. Kötü ruhlara karşõ kullanacağõ silahlarõn da küçük birer örneği cübbeye raptedilir. Şaman bu cübbeyi kendisinin bir parçasõ olarak telakki etmektedir, aynõ zamanda kötü tesirlere karşõ koruyucu bir zõrh sayõlõr.
Külahõn hazõrlanõşõ da cübbeninkine benzer. “Börk” ismi verilen bu külah, kõrmõzõ kumaştan yapõlõr. Göz, alõn ve ense kõsmõna vaşak derisi dikilir ve üzerleri çeşitli süslerle bezenir. Bu deriler aslõnda başõn hassas noktalarõnda koruyucu bir vazife görmektedir. Üzerine yapõlan süsler de bu maksada hizmet eder.
Davulun imalinde de sözü geçen yine yardõmcõ ruhlardõr. “Tüngür” denilen bu davul genellikle daire biçimindedir, fakat bazen oval de olabilir. Üzerine gerilen deriye çeşitli semboller resmedilir. Kullanõlan ağaç, kayõn veya sedir ağacõdõr ve yardõmcõ ruhlarõn gösterdiği yerden kesilir. Davulun tokmağõ da aynõ ağaçtan kesilir. Bazen geyik boynuzundan da tokmak yapõldõğõ görülmüştür. Ayin esnasõnda şaman davulunu çalmaya başlayõnca, göğe çõktõğõ anlaşõlõr. Geçtiği yerlere göre davulu çalõş biçimi değişir, temposu farklõ olur.
Aşağõda vereceğim örnek, klasik şaman âyinini anlatmasõ bakõmõndan ilgi çekicidir: Bir hastayõ tedavi etmesi için şamanõ davet ederler. Hastanõn evine gelen şaman, baş köşeye buyur edilir. Akşama kadar çeşitli yemek ikram edilir. Akşam olunca, şaman gerekli hazõrlõk için bazõ şeylerin yapõlmasõnõ ister. Ayin sõrasõnda etrafõnda halka olanlarõn çõkõp gitmeleri veya yeni kişilerin içeri girmesi yasaktõr. Gürültü edilmez, başka şeyler konuşulmaz. Ortaya bir ateş yakõlõr. Uzun saçlarõnõ sõvazlayan şaman cübbesini sardõğõ yerden çõkarõp giyer ve külahõnõ başõna geçirir. Etrafõnda çeşitli tütsüler yakar ve eline çubuğunu alõp dumanõ içine