Dillerin Şifresi

382 

Loading....

Loading....

Loading....

Loading....

Loading....

Teks penuh

(1)

1

DĠLLERĠN

ġĠFRESĠ

“Dünya Dillerine ve Türkçemize, Farklı Bir

(2)

2

OĞUZ DÜZGÜN

Stuttgart-2010

Bana Anadilimi öğreten, ninnileriyle ve masallarıyla ruhumdaki Türkçe tohumunu sümbüllendiren Annem Bihter DÜZGÜN’e, Sonsuz Sevgilerimle…

(3)
(4)

4

ÖNSÖZ

Dil (Lisan, Language) kısaca; “düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü, çok gelişmiş bir dizge (sistem)” * olarak tanımlanabilir.

―Dillerin ġifresi‖ adlı bu kitapta yukarıda özetle tanımı yapılan ―Dil‖ olgusunun nasıl oluĢtuğunu, ―Âdem ve Havva Dili‖ olarak adlandırılabilecek ‗Ġlk Ġnsanlık Dili‘nin‘ mâhiyyetinin ne olduğunu açıklamaya çalıĢacağız. ‗Dillerin ġifresi‘ dillerle ilgili merak edilen pek çok konuyu sorgulayan bazı ‗denemelerden‖ oluĢan, alanında ilk sayılabilecek bir kitap.

Bu eserle ne amaçlamadığımızı söyleyelim öncelikle. Sizi, bilimsel terimlerle boğuşturma gibi bir derdimiz yok. Yine Türkçe’nin güzelliklerini anlatırken diğer dilleri küçümsemek

(5)

5

gibi bir anlayışa da sahip değiliz. İnsanlarımızın anlamayacağı, ağır bir dil kullanmak gibi bir gâyemiz de asla olamaz. Doğru olan sadece biziz, bizim görüşlerimizi benimsemeyenler ise yanlış yoldadır da demiyoruz. Yazdıklarımızı bilimsel birer makale olarak da görmüyoruz.

― Bu kitabı hangi amaçla yazdınız?‖ sorusuna samimiyetle Ģöyle cevap verebiliriz:

Gündelik dilin sâdeliğinde yazılmış “denemeler” yoluyla, cevabını bir türlü bulamadığınız dillerle ilgili problemlerin çözümlerine, bir adım daha yaklaşmayı umuyoruz. Dünya dilleri ve güzel dilimiz Türkçe’nin özellikleri arasında dolaşırken sizi de sorgulamalarımıza misafir etmek istiyoruz. Türk ve Dünya dilbilim çevrelerinde, dille ilgili tartışmaları alevlendirerek, donuklaşmış dilbilim çalışmalarını canlandırmak da amaçlarımız arasında. Görüşlerimize muhalif ya da mutabık olan herkesi bu tartışmanın içinde görmek istiyoruz.

Sizinle birlikte gerçekleĢtireceğimiz bu ―dil‖ yolculuğu sırasında, birbirinden farklı kabul edilen dil aileleri arasında var olan ve hiçbir sınırlamayı kabul etmeyen ‗sınırsız‘ benzerlikleri de göreceğiz.

―Türkçe‘nin ġifresi‖ baĢlığıyla, sanal âlemin Türkçe‘ye duyarlı kentçiklerinden tutun da, bâzı dilbilginlerimizin kıymetli eserlerine kadar yayılmıĢ olan; artık insanlığın malı olmuĢ bazı

(6)

6

çalıĢmalarımı da bu kitapta toplamaya karar verdim. Dünya dillerinden bahseden bir kitap, elbette dünyanın en düzenli dillerinden birisi olan Türkçe‘den ve bu dilin Ģifrelerinden de bahsetmeliydi. Bu çalıĢmada Türkçe ile Anglo-Sakson dillerini de karĢılaĢtırmaya çalıĢtım. Bu karĢılaĢtırma iĢini nesnel kıstaslar yardımıyla yapmayı denedim. Anglo-Sakson milletleri ya da bu ulusların dillerini küçümsemek, bu dillerin muhtemel güzelliklerini inkâr etmek gibi bir amacım ise asla olamazdı. Bu nedenle Almanca ya da Ġngilizce gibi dillerin öğrenilmesine de haliyle karĢı olamazdım.

Anglo-Sakson dillerinin ve Türkçe‘nin birbirlerinden ayrı dil evrenleri oldukları gerçeğini her fırsatta vurgulamaya çalıĢtım. Benim vurguladığım nokta, ayrı bir evrene ait Anglo-Sakson kökenli kelimeleri ya da cümleleri, Türkçe dil evreni içersinde kullanmanın anlamsızlığıydı. Bu anlamsızlığı ortaya koymak adına Türkçe‘nin düzen yönünden bu dillerden üstün olduğu gerçeğini dile getirdim. Yoksa yabancı dillerin çeĢitli sebeplerle öğrenilmesine ya da öğretilmesine kesinlikle karĢı değilim. Anglo-Sakson kökenli dilciler de elbette kendi dillerini savunacaklardır. Onların kendi dillerini sevmelerini ve savunmalarını da saygıyla karĢılıyorum. Ġnsan merkezli hayat görüĢüm gereği hiçbir millet, din, kültür, dil ayrımı yapmadan bütün insanların, barıĢ içersinde

(7)

7

yaĢaması ise yegâne arzumdur. Ancak bu arzu, nesnel bir bakıĢ açısıyla yaptığım araĢtırmalar sonucunda Türkçemiz‘de gördüğüm güzellikleri dünya insanlarıyla paylaĢmamı engellemedi. Bu kitabın bilhassa ÖSS‘ye hazırlanan gençlerimizin ve Üniversiteler‘de (Ġlimkentler‘de) çeĢitli fakültelerde okumakta olan gençliğimizin önünde yeni ufuklar açacağına olan inancımı bir kez daha yinelemek istiyorum. Zira biz çalıĢmalarımızı yaparken Ģüpheciliğin imkânlarından yararlandık ve bize öğretilmiĢ olan dil kurallarıyla ilgili bütün bilgilere Ģüpheyle baktık. Bu bilinçli Ģüpheciliğin doğurduğu sorulara kendimizce cevaplar bulduk. Bu bakıĢ açısını benimseyen gençlerimizin gelecekte büyük geliĢmelere imza atacaklarını tahmin etmek bir kehanet olmayacaktır. Sorgulama feneri, kutsal inançlarımıza yönlendirilmemek; sadece bilimle sınırlı kalmak Ģartıyla, gerçekleri bulmamıza, bulduklarımızı daha da geliĢtirmemize katkı sağlayacaktır. ―Dillerin ġifresi‖ kitabı, Liselerde ve Ġlköğretimin çeĢitli kademelerinde okumakta olan gençlerimizin derslerine de yardımcı olacaktır. Bunu düĢünmemizi sağlayan bazı gerekçelerimiz Ģunlardır:

1- Kitabımızda yer alan Türkçe‘nin Matematikselliği, DNA ve Türkçe iliĢkisi, Türkçe‘nin Analitik Geometrisi, Kuantum Fiziği ve Türkçe, Türkçe‘nin Felsefi Boyutu gibi çalıĢmalarımız, gençlerimizin Türkçeyi

(8)

8

sevmelerini sağlayacağı gibi onların ilgili bilim ve ilim dallarına yönelmelerine de neden olacaktır.

2- Türkçe‘nin dilbilgisi yapısıyla ilgili verdiğimiz bazı örnekler, bu dilin kurallarının daha kolay öğrenilmesini sağlayacaktır. Bu bilgilerin faydasını girecekleri sınavlarda göreceklerdir.

3- Türkçe ile Anglo-Sakson dillerini karĢılaĢtırdığımız maddeleri okuyan bir öğrenci, verdiğimiz ipuçları sayesinde baĢta Ġngilizce olmak üzere diğer Anglo-Sakson dillerini daha kolay öğrenebilecektir.

4- Bazı yabancı ve yapma dillerle ilgili olarak verdiğimiz bilgiler, bu dillerin en kolay Ģekilde öğrenilmesini sağlayacak ipuçlarına sahiptir. Arapça, Ermenice, Zuluca, Esperanto, Kıptice, Sümerce, Ġbranice ve hatta Kızılderilice vd. dilleri merak eden gençlerimiz için bu kitap bir yol gösterici olacaktır.

5- Dünya dillerinin ortak bir kökenden geldiğini öğrenen gençlerimiz, dünya barıĢına katkı sağlamak adına farklı kültür ve inançtaki milletlere saygı göstereceklerdir. Aynı zamanda bu gençlerimiz, Türkçe‘nin güzelliklerini de öğrenecekler, vatanlarına, milletlerine bağlı, öz güvenlerini kazanmıĢ insanlar olarak yollarına devam edecklerdir. Bu kitabı oluĢturan yazıları hazırlarken, birbirinden değerli bilim adamlarının eserlerinin yanında sanal âlemin sunduğu sınırsız imkânlardan da yararlandım. Faydalandığım eserlerin ve bağlantıların bir kısmı yazılarımın

(9)

9

içinde ya da sonlarında; diğer kaynaklar da kitabın son bölümünde belirtilmiĢtir. Eserlerinden, çalıĢmalarından faydalandığım bütün bilim adamlarına da teĢekkürlerimi sunmak istiyorum.

Elinizdeki kitabın yazarı, ülkesinin her alanda daha ileriye gitmesini arzulamaktadır. ġahsı hakkındaki tek dileği ise okurları tarafından hayır dualarla yâd edilmektir.

Kitabın birinci baskısında emeği geçen arkadaĢlarıma, tüm Yayınevi çalıĢanlarına ve kitabı okumakta olan siz değerli okuyucularıma teĢekkür ediyorum. Umarım kitaptaki muhtemel kusurlarımızı, hoĢgörü ile karĢılarsınız.

Daha nice paylaĢımlarda buluĢmak ümidiyle…

Oğuz Düzgün

---

* Prof.Dr. Doğan AKSAN‘ın tanımı (Her Yönüyle Dil) “Âdem ve Havva Dili teorisi Oğuz Düzgün adlı bir vatandaşımızın (kimdir bilmem) geliştirdiği teoridir.” (EkĢi Sözlük)

(http://sozluk. sourtimes. org/show. asp? t=Âdem+ve+havva+dili+teorisi)

(10)

10

ÂDEM VE HAVVA DĠLĠ

Pek çok çalıĢmamızda bir gerçeği ifade etmeye çalıĢıyoruz. Bütün diller aslında tek bir kökenden gelmektedir, diyoruz. Çünkü bunun mantığa en uygun olan görüĢ olduğunu biliyoruz. Zira insan denilen varlık çağdaĢ bilimin de kabul ettiği gibi tek bir atadan gelmiĢse, insanla birlikte geliĢen dil de tek bir kökenden gelmiĢ olmalıdır. Bu dilin bir numunesini bebeklerin bebekçe

konuĢmalarında daha bilimsel bir ifadeyle ―babıldama‖ döneminde çıkardıkları seslerde görebiliyoruz. Bilhassa ―b‖, ―m‖, ―v‖, ―g‖, ―d‖, ―a‖, ―ı‖, ―h‖, e sesleri gibi sesler bebeklerin de çıkarmakta zorlanmadığı, bizce ilk insanların da rahatlıkla kullandıkları seslerdendir.

Muhtemelen ilk insan ve onun yanındakiler bu bebeksi harflerden müteĢekkil bir dili

konuĢuyorlardı. Bütün harfler bunlardan ibaretti demek istemiyorum elbette. Bu dil basit bir dil gibi görünse de bütün dünya dillerini de içinde barındıran çekirdek bir dildi. Fakat Ģunu da söyleyelim yanlıĢ anlaĢılmamak için. Biz hiçbir çalıĢmamızda Ģöyle bir görüĢ öne sürmüyoruz: “Bütün dünya dilleri Türkçe’den türemiştir.” demiyoruz. Yani vaktiyle dilimizdeki Arapça, Farsça ve diğer yabancı kelimeleri içimize kolayca sindirebilmemiz için geliĢtirilmiĢ olan GüneĢ Dil Teorisinin ―bütün dünya dilleri köken olarak Türkçe‘den gelir. ‖ Ģeklinde ifade

(11)

11

da bir gerçeği ifade ettiğini, bu gerçeğin de ―bütün dünya dillerinin ortak bir kökenden geldiği‖ gerçeği olduğunu sıklıkla ifade ediyorum.

Ġlk dünya dilinin Türkçe ya da baĢka bir dil olduğunun kesin bir Ģekilde bilinebileceği görüĢüne katılmıyorum. Çünkü Türk diye anılan ulusun bir milletleĢme serüveni vardır her millette olduğu gibi. Bir topluluğun milletleĢmesi de hemen olmamaktadır. Ġlk insanın yaratıldığını düĢünelim. Muhtemelen bu insanın milliyeti sadece insanlık idi. Ġblisle Âdem‘in ilk

mücadelesi de bunun bir göstergesidir. Herhalde ilk ulusun ya da boyun oluĢması için en az bin yıl geçmesi, bu ilk insanların topluluklar halinde yeni coğrafyalarda yaĢamaya baĢlamaları, hatta değiĢik inançları benimsemeleri gerekecektir. Zira bir topluluğa ulus diyebilmemiz için onun alternatifi olan toplulukların da olması gerekir. Vaktiyle Japonlar dünyayı sadece kendi adalarından ibaret biliyorlardı. Bu durumda Japonlar millet değillerdi. Fakat onlar dünya insanlarının da varlığını hissettiler, o zaman bir ―millet‖ olduklarını anladılar. Bu örneği daha belirginleĢtirelim. Ġlk insan topluluğu aynı coğrafyada yaĢıyor, aynı dili konuĢuyordu. Elbette lehçeleĢme yer yer oluĢmaya baĢlamıĢtı ama bu insanlar tek bir dil konuĢuyorlardı. Ġnançları, gelenekleri de birdi. KarĢıtları olan bir baĢka topluluk yeryüzünde yoktu. Bu nedenle bu

(12)

12

topluluğa biz ―millet‖ diyemeyiz. Bu topluluk olsa olsa ―saf bir insan topluluğu‖ idi. Ġlk ―insan topluluğu‖ ulus bile değilken onun konuĢtuğu dili ― herhangi bir milletin dili‖ olarak adlandırmamız ne kadar doğru ve tutarlı olabilir?

Bugünkü anladığımız manada milliyeti olmayan bir insan topluluğu vardı o dönemde. Fakat zamanla göçler baĢladı. Bu göçler de elbette öyle geliĢi güzel olmuyordu. KuĢları ve bazı hayvanları göçe sürükleyen içgüdüsel kamçılar benzeri içsel etkiler, ilk insanı

ailesinden, yurdundan, coğrafyasından koparttı. Ġlk insan, bu göçleri yapmaya zorunluydu. Çünkü büyük bir plan vardı ve bu plana göre, mesela Türkiye devletinin Ģu Anadolu topraklarında bugün var olacağı, Afrika‘da bugünkü devletsel ve toplumsal yapılanmanın oluĢacağı, Ġbranilerin nerede yerleĢmesi gerektiği, Türk milletinin nerden varlık sahnesine çıkacağı, Amerika‘nın ne zaman keĢfedileceği; bütün bunlar ve daha fazlası öngörülmüĢtü. ĠĢte dillerin oluĢması ve

baĢkalaĢması da bu planın küçük bir parçasıydı. Ama etkileri çok büyük olan küçük bir parçası... Bugün yeryüzünde kullanılan yazı

sistemlerinin bile Fenike gibi ortak yazı

sistemlerinden türediği bilinen bir gerçektir. Hatta ilk baĢta harflerin Ģekillerinin insanların iliĢki içinde bulunduğu varlıklara benzetildiği de bilinen bir gerçektir. Göktürk yazısında ―ka‖ harfi ―ok‖ Ģeklindedir. Çünkü ―ok‖ kelimesi ―ka‖

(13)

13

sesini ifade eder. Yine ―be‖ harfi ―ev‖

Ģeklindedir. Bildiğimiz gibi ―ev‖ kelimesinin aslı ―eb‖ kelimesidir. Göktürk alfabesinde ―eb‖ Ģimdiki ―be‖ harfine karĢılık gelir. Bu da gösterir ki eski Türkçe‘de bir kısım harflerin okunuĢları bugünkü Anglo-Sakson kökenli dillerde olduğu gibidir. Örneğin, bizim bugün ―ne‖ Ģeklinde telaffuz ettiğimiz harfi Ġngilizler ―en‖ Ģeklinde, ―re‖ Ģeklinde telaffuz ettiğimiz harfi ―er‖ Ģeklinde telaffuz ederler. ĠĢte Göktürkçe‘de de harfler baĢlarına bir ünlü getirilerek telaffuz ediliyordu. Mesela, Ġngilizce ―can‖ (ken) yardımcı fiili ―know‖ (bilmek) fiilinden gelir. Türkçe‘de de aynı görevde ve anlamda ―-e bilmek‖ fiili

kullanılmaz mı? Bu ve benzeri arızi ortaklıklar ise cevherdeki, özdeki o müthiĢ kökendaĢlığın yansımasından ibarettir.

ġu mağara resimlerini bir hatırlayalım. Nereye gidilirse gidilsin; ilk insanın çizdiği Ģekiller bile birbirleriyle benzerlik göstermektedir. Bu

Ģekilleri ilk (ilkel) yazı olarak kabul edersek, ilk insanın yazı sisteminde, kullandığı harflerin bile aynı olduğunu açıkça görürüz. Demek ki bu insanların ortak bir atadan geldikleri ve

beraberlerinde tüm ortak unsurlarını da gittikleri yerlere götürdükleri görülmektedir. Hatta bu ortaklığı ilk insanların farklı coğrafyalarda olmalarına rağmen kullandıkları aletlerde, anlattıkları efsanelerde, danslarında,

müziklerinde ve daha pek çok özelliklerinde de görmekteyiz. ĠĢte dil de bu insanların

(14)

14

beraberlerinde götürdükleri ortak unsurlardan birisidir. Dillerin bu denli baĢkalaĢtığı ve

birbirinden farklılaĢtığı hatta binlerce farklı dilin var olduğu günümüzde, bütün dünya dillerinin az iddialı çalıĢmalarda on iki dil ailesine kadar indirgenmesi (Merrit Ruhlen) daha cüretkâr çalıĢmalarda ise bu dil ailelerinin daha az sayılarla ifade edilmeleri gösterir ki, dünya dilleri aslında ortak bir kökenden gelmektedir. Dillerin nasıl farklılaĢtığını ve tek bir kökenden nasıl baĢkalaĢtığını açıklamak için bazı deneyler de uyguladım. Hepinizin bildiği ―kulaktan kulağa‖ diye adlandırılan o oyunu öğrencilerime oynattım. Yani onlar bir yerde bu dil olayını anlamam için birer denek olmayı gönüllü olarak kabul ettiler. Öncelikle ön sırada oturan bir öğrencinin kulağına bir kelime fısıldadım. Bu kelime kulaktan kulağa dolaĢtı ve farklı bir kelime olarak karĢıma çıktı. Örneğin ―kelebek‖ kelimesi, ―kelle paça‖ kelimesine dönüĢmüĢtü bir keresinde. Elbette bu bilinen ve de yaygın bir oyundu. Dildeki baĢkalaĢmaların anlatımı için de örnek gösterilen bir oyundu. Her denememde ilk söylenen kelimenin ya düzensiz ya da düzenli bir biçimde değiĢime uğradığını gördüm. Yaptığım incelemeler ve araĢtırmalar neticesinde bu baĢkalaĢmaların 1- Öğrencinin kiĢisel

yetenekleriyle ilgili (duyma, algılama, düĢünme, hayal gücü vb…) 2. olarak da dıĢ etkilerle

(gürültü, öğretmenin varlığı, akılda kalan bir Ģarkı sözü, yabancı bir dilin etkisi, savaĢlar, bir

(15)

15

ulusun hâkimiyeti altında kalmak, gece izlenmiĢ ve etkisinde kalınmıĢ bir film vb. ile) yakından ya da uzaktan alakalı olduğunu gördüm. Bu otuz kiĢilik sınıf ölçeğinde uyguladığım bu deney, bin kiĢilik bir topluluk ölçeğinde uygulandığında kelime düzeyinde daha büyük değiĢimlerin yaĢanacağını tahmin etmek güç olmasa gerek. Bir de bu kiĢiler kendi aralarında kelimelerin

baĢkalaĢmalarına sebep oldukları gibi, onların soylarından gelen nesiller de kendi aralarında bu kelimelerin baĢkalaĢmasına öncülük

edebileceklerdir. Aradan bin yıl geçtiğinde ise diller bambaĢka Ģekillere bürünebileceklerdir. Bu Ģekilde pek çok farklı dil, lehçe oluĢabilecektir. Ancak bütün bu farklılaĢmaların ve de

değiĢmelerin varlığı da bize en baĢtaki o sade ve tek dilli dönemi hatırlatacaktır.

Hatta günümüzde küreselleĢme çalıĢmaları, tek bir ortak dile, tek bir ortak devlete doğru gidiĢ meyli, aslında bir ―baĢlangıça dönüĢ‖ hamlesidir. Hatta küreselleĢmeye karĢı çıkan çevrelerin de aynı mahiyette ama ―kapitalizmsiz tek bir vatan, tek bir millet, tek bir dil olmalı‖ tarzındaki düĢünceleri de bu asla, ortak kökene dönüĢ arayıĢının bir göstergesidir. Bir alabalık nasıl ki, derenin akıĢ yönünün tersine yüzmek pahasına, doğduğu anavatanına, kökenine dönmek zorunda olduğunu hisseder ve o köken mevkiine döner. Bunun gibi de insanlık, aslında her Ģeyin ortak olduğu o ilk insanlık günlerinin, kendi Ģuuraltına genetiksel olarak kayıtlı

(16)

16

hülyasına doğru koĢmaktadır. Hatta Rab tarafından gönderilen dinler de getirdikleri ―inanç‖ kavramıyla bu ―tek‖ millet bilincini farkında olunmasa da binlerce yıldır canlı tutan tetikleyicilerdir.

Bahsettiğimiz bu köken dilinin mahiyetini ise Ģu anda tam manasıyla bilememekteyiz. Bilim adamlarına düĢen; bu karanlık noktaları aydınlatmaya çalıĢmak olmalıdır. ĠĢte biz de çalıĢmalarımızda; dilbilimcilerimizin, dünya bilim adamlarının ilgilerini, bu karanlık noktalara çekmeye talibiz. Zira doğruları sadece biz bulalım diye bir endiĢemiz yoktur. Ancak gençlerimizi, insanımızı, bilim adamlarımızı bu alanda düĢünmeye, araĢtırmalar yapmaya zorlama gibi zor bir görevi omuzlanmıĢ bulunuyoruz. ġimdi bu sorumluk duygumuzun bir gereği olarak ilk insanlık dili ile ilgili keĢfettiğimiz bazı bulguları ya da geliĢtirdiğimiz bazı düĢünceleri sizlerle paylaĢacağız.

―Âdem ve Havva Dili Teorisi‖ diye

adlandırdığımız bir görüĢümüzden bahsedeceğiz. Az önce bahsettiğim gibi bilim adamlarının çoğunluğu son zamanlarda gen bilimindeki ilerlemelerin de etkisiyle insanlığın ―ortak bir diĢi ve erkek‖ atadan geldiğini kabul etmektedirler. Bu gerçeği ise binlerce, on bilerce yıl öncesinden dinler ortaya koymuĢtur. ġaĢırtıcı bir Ģekilde pek çok gerçeği binlerce yıl öncesinden bildiren kutsal kitaplar, pek çok alanda olduğu gibi ilk

(17)

17

insanın oluĢumu konusunda da bize yol gösterici olmaktadırlar. Biz kutsal kitapların Ġlahiliğini ya da gökselliğini bu yazımızda tartıĢma konusu yapmayacağız. Onları bilimsel bir referans olarak kabul edeceğiz. Bu kutsal kitapların en

eskilerinden olan Tevrat‘ta ve daha sonraları da Ġncil, Kur‘an gibi kutsal kitaplarda adı geçen Âdem ve Havva isimlerinden yola çıkacağız. Ġlk insan hakkında bu denli iddialı konuĢan en eski ve ilk insana en yakın yazılı metinlerden biri olarak gördüğümüz Tevrat‘taki bu birkaç kelimeyi inceleyeceğiz. Bu iki ismin ilk insan tarafından kullanılmıĢ sesleri içerebileceğini kabul edeceğiz öncelikle.

A-D-E-M-H-A-V-V-A

elbette bu yazdığımız kelime sitillleri Kur‘an‘daki seslerden oluĢmuĢtur. Bu isimlerin Ġbraniceleri de çok farklı değildir aslında.

A-D-A-M- E-V-A ya da H-E-V-A Bu kelimeler isim olarak ilk insana

verilebildiyse demek ki ilk insan bu kelimeleri oluĢturan sesleri çıkarabiliyordu.

Bu kelimelerdeki seslere bir dikkat edelim:

A= Düz, geniĢ ve kalın bir ses… D= DiĢsi, kapalı bir ses

(18)

18 E= Düz, geniĢ ve ince bir ses. M= Dudaksı, kapalı bir ses.

Temel mantık olarak Âdem kelimesinde kullanılan seslerin en azından birinin erkeksi birinin de diĢil olduğunu kabul edeceğiz. D=Erkeksi bir ses

M=Kadınsı bir ses D= +

M= -

Demek ki diĢsi ses olan D sesi erkeksiliği M sesi de diĢiliği temsil ediyor. Demek ki Âdem‘de diĢilik ve erkeklik ve diğer bütün zıtlar potansiyel olarak mevcuttu. Erkekliğin en ileri düzeyinde D sesi, aileye baĢlangıç düzeyinde ise B, M sesleri gibi dudaksı sesler daha belirgindir. Burada erkekliği cinsel bir kavram olarak görmüyor, zıtlıkların en celalli kısmı olarak görüyoruz. DiĢillik için söylediklerimizde de cinselliği ifade değil negatifliği ya da Ying‘in Yang‘ını ifade etmeye çalıĢıyoruz. Hatta Kur-ân diliyle ifade edilen Âdem kelimesindeki ae zıtlığı da bu kelimede çekirdek olarak zıtlıkların cem olduğunu ispat eder. Havva kelimesine baktığımızda ise:

(19)

19 V=Dudaksı, sürekli..

Diğer ünlüleri az önce incelediğimizden Ģimdi incelemeyeceğiz. BaĢtaki h sesinin sonradan oluĢmuĢ bir ses olduğunu var saysak da değiĢen bir Ģey olmayacak. ―V‖ sesi bildiğimiz gibi Âdem kelimesindeki ―M‖ sesiyle akrabadır. Önce M sesi ya da B sesi oluĢur, daha sonra bu sesler V, F gibi seslere dönüĢürler. Bu durumda asli M sesinden türemiĢ olan V sesi Havva kelimesinde ortaya çıkmaktadır. Bu V sesi diĢil bir ses yani dudaksı bir ses olarak bizim görüĢümüzü ispat etmektedir. V sesi diĢildir ama bir o kadar da erkeksidir. Zira B sesinden türemiĢtir. Aslında diĢillik ve erillik bu noktada iç içe girmiĢtir. Bu da aslında ―insan‖ denilen varlığın ayrımının onun cinsiyetinden değil de yapıp

edebildiklerinden, çalıĢmasının derecesinden, ilminden ve benzeri kesbi yönlerinden

kaynaklandığını ortaya koyar. Bu da apayrı bir konu olduğu için bahsimizden hariçtir.

Bu Âdem, Adam, Edım ve benzeri Ģekillerde telaffuz edilen kelime, köken olarak hangi kelimeden gelmektedir, sorusu kafayı

kurcalayabilir. Eğer bu kelimenin ―–em‖ bölümü diĢiliği temsil ediyorsa ki aslında Babil

dönemindeki varlıklara çift isimler verilmesi geleneğinin ta ilk insana ulaĢtığını da ispat edebilir bu. ―Ad‖ bölümü de erkeksi bölüm olabilir. Tabii ki bu Ģu an için sadece bir

(20)

20

olasılıktır. Bu yazımızın bu gibi bölümleri de bir ―deneme‖ olarak algılanmalıdır.

Havva bir kadın olarak karĢısındaki erkeğe Âdem ya da Adam diyerek seslenmektedir. Bu kelimeyi telaffuz edebilmek için önce ağız geniĢçe açılır ve ―A‖ sesi çıkarılır, alt diĢe yakın olan dil ―d‖ sesiyle birlikte üst dile değer, sonuçta da kelime ―m‖ sesiyle dudaklarda biter …

Kendinizi su içerken ya da bir lokmayı yerken düĢünün, Âdem, Adım, ya da Edım benzeri bir ses çıktığını fark edeceksiniz. Bu sesler açıkça yutkunma sesleridir. Havva bu sesleri çıkarmakta çok zorlanmamıĢtı herhalde. ―Âdem‖ sesini çıkarmak ―Havva‖ seslerini telaffuz etmekten daha zordur. Bu durum da ―Havva‖ anamızın dili daha iyi konuĢtuğunu göstermektedir. Belki de dillere Ana Dili denmesinin ve dillerimizi annelerimizden öğrenmemizin nedeni de onların dili daha iyi kullanmalarından kaynaklanabilir. Bu düĢüncemizi kanıtlayacak bilisel araĢtırmalar da var. Kadın Psikiyatrist Luan Brizendine, ''The Female Mind'' (Kadın Zihni) adlı bir kitap yazmıĢ. Yazar kitabında kadınların ―dil zekâlarının‖ erkeklerden daha üstün olduğunu bilisel kanıtlarla ispatlıyor. Bu durum da

bayanların erkeklerden daha çok konuĢmalarının ardında sırrı ortaya koyuyor. Bu durum kalıtsal, genklerden gelen bir durum. Kadınlar

Hz.Havva‘dan aldıkları özelliği muhafaza ediyorlar. Erkek yani Âdemse eve yiyecek

(21)

21

getirmek için dolaĢmak, çalıĢmak, avlamak zorunda olduğundan daha kolay ve hızlı telaffuz edilebecek seslerle eĢine hitap etmiĢ olabilir. Âdem ve Havva elbette gündelik hayatta yemek yiyorlar, su da içiyorlardı. Aslında Havva‘nın bu yutkunması; onun Âdem‘e yemek gibi, su gibi ihtiyacı olduğunu, Âdemsiz gayet güçsüz, zayıf olacağını ortaya koyar. Sondaki m sesi de tüm dudaksı seslerde olduğu gibi ―sevgiyi‖ de ifade eder. Âdem ise eĢine Havva diye seslenerek nefes alıp verirken çıkarılan tabii sesin bir taklidini ortaya koyar gibidir. Demek ki Âdem de eĢine havaya, nefese ihtiyaç duyduğu gibi muhtaç olduğunu ifade ediyor. V sesi de dudaksı bir ses olarak onun eĢine olan sevgisini ortaya koyar. Demek ki bu örneklerdeki ve benzeri sesleri çıkarabilme kabiliyeti insanoğluna yaratılıĢtan verilmiĢtir. Kedilere ―miyav‖, köpeklere ―hav‖, koyunlara ―me‖ detirten, onların bazı sesleri çıkarmalarını sağlayan çevresel faktörlerden çok öte içgüdü denilen ve mahiyeti bilimce bir türlü açıklanamayan etkiler vardır. ĠĢte bu sevk-i tabii ya da sevk-i ilahi diye adlandırılan etkiler sayesindedir ki ilk insan en az 9, 10 sesi

çıkarabiliyordu, bebeklerde olduğu gibi. Ġlk dil de zaten onun çıkardığı bu ilk seslerin çeĢitli

Ģekillerde kombinasyonundan oluĢuyordu. Bu ilk dille bir kere Ad sesini erkek, güçlü varlık için kullanan Havva daha sonra tüm güçlü ve erkeksi varlıklar için de Ad sesinden türeyen kelimeler

(22)

22

oluĢturacaktı. Havva‘nın çocukları da onun öğrettiği bu dil sayesinde birbirleriyle anlaĢabileceklerdi.

ġimdi Ģu andaki dünya dillerinden bizi bu Âdem ve Havva-Eva kelimelerine götürecek örneklere bakalım.

Öncelikle büyüklüğün, güçlülüğün en üst makamında bulunan Ġlah kavramını karĢılamak için dünya dillerinde kullanılan kelimelere bir bakalım: Go(d)=Ġngilizce (T)engri=Türkçe (D)ei=Latince Hu(d)a=Farsça Eha(d) Ka(d)ir Same(d) (T)eala=Arapça (D)ingir=Sümerce A(d)on=Ġbranice

Ġlah kelimesini karĢılamak için çeĢitli dillerde kullanılan bu kelimelerdeki bilhassa ―d, t‖ diĢsi seslerindeki benzerlik, bu kelimelerin Âdem kelimesindeki ―d‖ diĢsi sesini içermeleri bir tesadüf olmasa gerek.

Erkeksilikleri ile daha belirgin olan kelimelere bir bakalım:

(23)

23 Dady=Ġngilizce (Baba)

Dede=Türkçe (Baba, Büyük Baba) Father=Ġngilizce (Baba)

Peder=Farsça (Baba)

Brother=Ġngilizce (Erkek KardeĢ) Ata=Türkçe (Baba, dede)

Ced=Arapça (Dede)

Birader=Farsça (Erkek KardeĢ) Zad= Farsça (Oğlan çocuk )

Bu ve benzeri kelimelerdeki ―d, t‖ diĢsi seslerinin benzerliği de bu ―d‖ sesinin

erkeksiliğini bize hatırlatan müstesna ortak dil kalıntılarından bazılarıdır. Hatta Türkçemizdeki Dağ, Deniz, TaĢ gibi celalli varlıklara verilen isimler de ortak bir dil mantığının izlerini taĢır gibi gözükmektedir.

Dünya dillerinde dudaksı sesler de genel itibariyle diĢiliği ifade eden sesler gibi gözükmektedir. Ġlk ortak dilde bu Eva

kelimesinden mülhem olarak diĢil varlıkları ifade etmek için ―M, V‖ benzeri dudaksı seslerin kullanıldığı bilinmektedir. Belki de bebeğin ―emme‖ eyleminin bir nevi taklidi yoluyla çıkarılan; ―annemsi‖ ve ―kadınsı‖ kavramları ifade etmek için kullanılan ―m‖ sesine dünya dillerinde belirttiğimiz ölçüler ıĢığında sıklıkla rastlamaktayız.

(24)

24 Mam=Anne (Ġngilizce) Mother=Anne (Ġngilizce) Mader=Anne (Farsça) Aba=Anne, Abla (Türkçe) Bibi= Hala (Türkçe) Umay=Tanrıça (Türkçe) Women=Kadın (Ġngilizce) Meme=Meme (pek çok dilde)

Em-=Emme fiili. Türkçe‘de ve diğer dillerde kadınlarla ilgili olarak kullanılan pek çok kelimede bu dudaksı seslere bilhassa da ―m‖ sesine rastlarız.

Yum:Tibet dilinde diĢiliğin sembolü

Âdem kelimesinin sonundaki ―m‖ sesi gibi dudaksı bazı seslerin erkekler için de hususileĢtiği görülmektedir. Bu sesin erkeksi bir yönünün de olduğu bu örnekle ortaya çıkar:

(B)aba=Türkçe (Baba) (B)ava=Farsça (Baba) (P)apa=Latince (Baba)

(B)irader=Erkek kardeĢ (Farsça) (B)rother= Erkek KardeĢ (Ġngilizce) E(b)u= Baba (Arapça)

A(b)a=Baba (Aramice) (B)en=Oğul (Ġbranice) (B)in=Oğul (Arapça) (B)ar=Oğul (Aramice) (P)ir=Ġhtiyar erkek (Farsça) (F)ather=Baba (Ġngilizce) (P)eder=Baba (Farsça)

(25)

25 (B)ey=Erkek büyük

Ya(b)= Tibet dilinde erkekliğin sembolü Bütün bu kelimelerdeki ―b-p-f‖ seslerindeki ortaklık, manadaki yakınlıkla da birleĢince bizi ortak bir dile taĢımaz mı? Bilhassa b sesi ve onunla akraba olan p ve f sesleri erkeksi kavramları ifade için seçilmiĢe benzemektedir. Ancak yine bir dudaksı ses olan M sesi ise az önce verdiğimiz örnekler de gösteriyor ki diĢil varlıkları karĢılamak için kullanılan bir ses olmuĢtur ilk dünya dilinde.

Bugün dünya dillerinde ―sevmek‖ fiilini ifade eden kelimelerdeki bazı seslerde de bir benzerlik göze çarpar: Se(v) Lo(v)e Hu(b) Lie(b)e (B)use=Öpücük (Farsça) Ö(p)=Türkçe (M)aç=Farsça (öpme)

(26)

26

kavramın da dudaksı seslerle ifade edildiğini görürüz. Bu da ilk dünya dilinde bu tarz kelimelerin ortak olduğunu gösteren ayrı birer delil olarak belirmektedirler.

Bu verdiğimiz örnekler meselemize bir baĢlangıç olmaları açısından yeterli

gözükmektedir. Fakat bütün dünya dilleri bilhassa Afrika, Avustralya vb. kıtalarda yaĢayan yerli halkların dıĢ etkilerden daha az etkilenmiĢ dilleri ciddi çalıĢmalarla incelenmelidir. Bu dillerde de bizim savlarımızı destekleyecek deliller

bulunabilir.

Biz çeĢitli imkânsızlıklardan dolayı bu dillere ulaĢamasak da onlarda da diğer yaygın dünya dilleriyle benzer pek çok kelimenin, kuralın var olduğunu bugüne kadar yaptığımız çalıĢmaların tutarlılığına dayanarak söyleyebiliriz. Ancak bilimsel olarak bu görüĢümüzü ispat etmek için o dilleri; ses yapılarından tutun da cümle

kurulumlarına kadar incelememiz gerekmektedir. Bu imkânı elde ettiğimiz anda bu alandaki

buluĢlarımızı da güzel ülkemiz Türkiyemizle ve onun güzel insanlarıyla paylaĢacağız; diğer görüĢ ve savlarımızı paylaĢtığımız gibi.

Umarız dünya insanları ―ilk insan

topluluğunun‖ o samimi, katıksız birlikteliğine ulaĢır bir gün. Bu birliktelikte ise bütün uluslar getirmiĢ oldukları farklılıklar ile o ―insanlık topluluğunu‖ zenginleĢtiririler.

(27)

27

Kim bilir belki güzel dilimiz Türkçe de mantıklı ve formülize edilebilir yönleriyle, o ―insan topluluğu‖ tarafından ―biliĢim dili‖ olarak kabul edilir bir gün.

(28)

28

“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.”

(Rum Suresi-22)

―Ve bütün dünyanın dili bir ve sözü birdi. Ve vaki oldu ki, şarkta göçtükleri zaman, Şinar diyarında bir ova buldular ve orada oturdular. Ve birbirlerine dediler: Gelin, kerpiç yapalım ve onları iyice pişirelim. Ve onların taş yerine kerpiçleri ve harç yerine ziftleri vardı. Ve dediler: Bütün yeryüzü üzerine dağılmayalım diye, gelin, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim ve kendimize bir nam yapalım.

(29)

29

Ve Âdemoğullarının yapmakta oldukları şehri Rab gördü ve dedi; İşte, bir kavmdirler ve onların bir dili var ve yapmaya niyet ettiklerinden hiç bir şey onlara men edilmeyecektir. Gelin inelim ve birbirlerinin dilini anlamasınlar diye, onların dilini karıştıralım. Ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı ve şehri bina etmeyi bıraktılar. Bundan dolayı onun adına Babil denildi; çünkü Rab bütün dünyanın dilini orada karıştırdı ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı. ‖

(30)

30

DÜNYA DĠLLERĠNĠN ORTAK KÖKENĠ

Dillerin tek bir kökenden geldiğini iddia ediyorduk. Bu iddia gerçekten ispat edilmesi zor bir iddiadır. Çünkü yüz binlerce yıl öncesinden bahsedilmektedir. O karanlık dönemlerin silinmiĢ izleri üzerinde ufak da olsa belirtiler var mı onlara bakıyoruz. Asıl zor olan bu olsa gerektir. Zira daha yakın dil aileleri hakkında oldukça fazla delil elimizde mevcuttur. Örneğin, yapılan araĢtırmalarda, birçok dilin Hint-Avrupa Dil ailesinden geldiği bulunmuĢtur. Yine Ural-Altay dil ailesinin diğer üyeleri de saptanmaya devam etmektedir. Ancak bütün bunların ötesine inilememektedir. Eldeki tek veri dillerdir. Onlar da tahmin edeceğiniz gibi asıllarından oldukça farklılaĢmıĢlar, bir dilin farklı lehçelere hatta farklı dillere dönüĢmesi gibi, insanoğlunun ilk dili de çok farklı dillere, dil ailelerine

(31)

31

dönüĢmüĢtür. Bu ilk dilin kalıntılarını bulmak zorlaĢmıĢtır.

Dilimiz döndüğünce büyük bir kısmının ilk insanlık dilinden kaldığını düĢündüğümüz diller arasındaki bazı ortak özelliklerden örnekler verelim:

1. Dünyadaki bütün dillerde Ģahıs

zamirleri az seslerle ifade edilir. Böyle bir yaptırım olmadığı halde, bütün dillerin bu kurala uyması Ģayan-ı dikkattir. Örneğin:

Türkçe: Ben - Sen - O Ġngilizce: I -you - he Arapça: Ene -Ente - Hu Farsça: Men -Tu - U, A Almanca: Ich -Du - Sie

2. Dünyadaki bütün dillerde ekler genelde az

seslerle ifade edilir. Bunun için örnek verelim; Türkçe: (bulunma hali eki) -de > evde, okulda

Ġngilizce: in, on > in the house: evde Arapça: fi > fil beyti

Farsça: der > der mektep: okul

3. Dünya dillerinde kullanılan kelimeler

genelde köken itibariyle az seslerin birleĢiminden oluĢur;

(32)

32

―git-―, ―come-―, ―kerd-― (yapmak-Farsça), ―fi‘l (yapmak-Arapça)‖, ―weg‖ (yol-Almanca)

Bu örneklerde görüldüğü gibi dünya dillerindeki kelimeler köken itibariyle az seslerden oluĢmaktadır. Bunun böyle olmasını zorlayan bir kuvvet yoktur ancak ilk dilin etkileri kelimelerin bu özelliklerinde görülmektedir.

4. Bütün dillerde sıfat, isim, zarf, edat, fiil,

ekler farklı formlarda da olsa görülmektedir. Hatta Aborjinler, Kızılderililer gibi bazı kavimlerin soyut kelime hazinesi, Avrupa insanınkinden oldukça fazladır.

Örneğin Ġngilizce‘de > Good man. Türkçe‘de > Ġyi adam. Farsça‘da > Merd-i HoĢ Arapça‘da > Reculü Hasen

Bu örnekler sıfatları içine alan örneklerdi. Elbette bu örnekleri çoğaltmak yine mümkündür. Fiillere, öznelere ve diğer unsurlara da örnekler vermek mümkündür. Ancak bu herkes tarafından bilinen bir konu olduğundan sadece bir iĢaret olarak yazdık.

5. Bütün dillerde 3 çoğul 3 tekil çekim vardır. Fiillerin ve diğer kelimelerin çekimlerini ifade eden bu çekimler bütün dillerde farklı formlarda mevcuttur.

(33)

33

6. Bütün dillerde genelde açık, kapalı heceler vardır. Örnek verelim;

Kadın kelimesinde ―Ka‖ açık ―dın‖ kapalı bir hecedir. Mikonem-ediyorum (Farsça) ―mi‖ açık ―ko‖ açık ―nem‖ kapalı hece..

Arapça‘da Ehubbek-Seni seviyorum ―e‖ açık hece, ―hub‖ kapalı hece, ―bek‖ de kapalı hecedir. Bu örnekleri çoğaltmak da mümkündür. Ancak Ģimdilik bu iĢaretlerle yetiniyoruz. 7. Genelde bütün dünya dillerinde ünlü ve ünsüz olmak üzere benzer sesler vardır. A, e, ı, i, o, ö, ou, w, v, d, c, m, b, s vb.

8. Hint Avrupa dilleri kendi arasında büyük bir

aile gibi görünüyor. Demek ki bu dil grubu diğer diller gibi tek bir kökenden çıkmıĢtır ve dünyaya yayılmıĢtır

9. Dünya dillerindeki sayı sistemlerinde, genelde az sesler bulunmaktadır. Bu sistem 10‘a kadarki sayılarda genelde bir iki heceden oluĢur. ġöyle örnek verelim:

Türkçe= bir, iki, üç, beĢ … Farsça=yek, du, se, çar Japonca=iç, ni, san, Ģi

Almanca=Ein, zwei, drei, für, fünf gibi örnekler verilebilir.

(34)

34

10. Dünyadaki dillerin genelinde heyecan,

ĢaĢkınlık, sevinç ve korku bildiren kelimelerin vurgu ve tonlamaları birbirine benzemektedir.

11. Bütün dünya dillerindeki yansımalar birbirine

benzer. Örneğin:

TÜRKÇE ĠNGĠLĠZCE ALMANCA ġırıltı Splashing Platshern ġıkırtı Jingling Klirren Takırtı Tapping Knatter HıĢırtı Swish, Whisper Rascheln Hıçkırık Hiccough Schluchzen

Yine Arapça‘da ―Vesvese‖ Türkçe ―Fısfıs‖tır. Bu örnekler elbette ki daha da çoğaltılabilir.

Bize göre bu yansımalar ilk insanlık dilinden kalma safi Ģekillerdir. Diğer kelimelerin bu kadar değiĢip, bu tür kelimelerinin böyle kalmasının nedeni; Ġnsanlar devamlı doğa ile iç içe yaĢamıĢlardır. Doğadaki bu kelimelere benzer sesler, insanlık hafızasını uyanık tutmuĢ ve bu kelimelerin unutulmasını engellemiĢtir. Hatta bu kelimeler, zamanla değiĢse de sonraları aslına dönmeye yönelmiĢlerdir. Diller arasında

günümüzde de yüzlerce yansıma formu benzerlik göstermektedir.

(35)

35

12. Dünyadaki bütün dillerde bir ekonomiklik kuralı mevcuttur. Yani, bazı ifadeler kolaylık ve sürat için küçültülür, kısaltılır.

Birisine Ġngilizce; Do you know

English? dediğimizde onun bize vereceği cevap en az ―Yes‖ olacaktır veyahut da ―Yes I do‖ formunu kullanacaktır. Bu örneklerde ―yes‖ ve ―do‖ kelimeleri ―know english‖ kelime grubunun yerini tutmaktadır. Bu sorunun Türkçesini sorduğumuzu var sayalım. O halde cevap veren yine kısaca ―evet‖ diyecektir. Türkçe‘de bazı ekleri, kelimeleri kısaltma temayülü vardır. ―Yapıyom‖ formu yapıyorum formundan ―ru‖ sesleri atılarak oluĢturulur. Buna benzer bir kural da Fransızca ve Almanca‘da vardır. Bu dillerde bazı yerlerde ―r‖ seslerini düĢürme durumu vardır. Farsça‘da da haber bildiren ―est‖ yardımcı fiilinin ―st‖ sesleri halk dilinde düĢer ve yeni form ―e‖ olur. Bu kulanım Kurmançi lehçesinde de böyledir. Ġngilizce‘de ―You are not‖ ifadesi ―You aren‘t‖ Ģeklinde kısaltılır.

13. ġimdi dünya dillerindeki ortak benzer sesler içeren anlamdaĢ bazı kelimelere bir göz atalım.

Türkçe= Yağmur Gün-GüneĢ

Gök Yer Ġngilizce= rain sun sky Earth Almanca= regen sone Himmel Erde Arapça = matar Ģems sema Ard

(36)

36

Bu örneklerde görüldüğü gibi, bazı kelimeler ses itibariyle birbirlerine benzemektedir. Bu benzerlikler tesadüf müdür acaba? Biz savımız açısından bunun tesadüf olmadığı kanısındayız. Örneğin, ―yağmur‖ kelimesini oluĢturmak için genelde pek çok dilde akıcı sesler kullanılır. Ayrıca diğer benzer sesler de bize bazı ipuçları vermektedir. Ayrıca Ģunu da iddia ediyorum ki; ilk insanın doğrudan iliĢki kurduğu doğa parçalarını ifade eden sesler, günümüzdeki kullanım uzantılarıyla karĢılaĢtırılarak incelenseler; daha pek çok ortak kelime yakalanacaktır.

Örnek vermek gerekirse; kaya, taĢ

kelimelerinin Ġngilizce rock, stone Farsça, seng-sutun Almanca Stein kelimeleri aralarındaki benzerlikleri kimse inkâr edemez . Bu benzerlikler bir kökendaĢlığı göstermektedir. Tabii ki benzerlikler, bu dillerin aynı dil ailesinden olduğunun da göstergesidir. Sub(su)-Ab(Farsçası)-Ma(Arapça)-Water(Ġngilizce) bu kelimelerde görünen ortak anlam ve ses

Farsça= baran HurĢid, mihr

(37)

37

benzerlikleri de dikkat çekmektedir. Bu kelimelerdeki ortak dudaksı sesler önemlidir. Ev(eb), House, Beyt, Mal vb. aynı anlama gelen bazı kelimelerde de ses benzerlikleri vardır. Yine bu kelimelerde de dudaksı ünsüzler dikkat çekiyor.

Yine Run(koĢmak), yürümek, revan(yürümek), seyr vb kelimelerde de anlamla mutabık ses olayları vardır. R sesinde bir ortaklık

görülmektedir. -r sesinin harekete iĢaret etmesi de oldukça ilginçtir.

Ya toprak(torbah), turab(Arapça) gibi akraba olmadığı var sayılan bu iki dildeki anlamları aynı ses benzerliği.

14. Dünya dillerinin çoğunda bazı ekler ortak olarak kelimenin sonuna eklenir. Örneğin; Ġngilizce‘de -s, Almanca‘da -er, in ekleri Farsça‘da –an ekleri gibi. Bunlar gibi birçok örnek arandığı zaman bulunabilir.

15. Dünya dillerinin pek çoğunda Özne baĢta yer alır. Örnekler;

Ben seni seviyorum. I love you.

(38)

38

Men teĢekkur mikonem (Ben teĢekkür ediyorum)

Ich liebe dich (Ben seni seviyorum)

16. Ġngilizce -ed, Türkçe -dı geçmiĢ zaman ekleri arasında bir benzerlik vardır. Almanca‘da da geçmiĢ zamanda bazı fiilerden sonra –te gelir. Bu tür benzerlikler sonradan oluĢsa da asla dönüĢ olayının bir tezahürü olabilirler.

17. Birçok dilde ortak olarak kelimelere erillik ve diĢillik ayrımı verilmektedir. Arapça,

Fransızca, Almanca gibi diller buna örnektir.

18. Dünya dillerindeki artikeller ve iĢaret

zamirleri genelde tek sesle ifade edilen ve genelde anlamsız kelimelerdir.

Bu, El-, the, das, der, ha vb.

19. Dünyadaki dillerin alfabe yapılarında ve bu alfabelerin seslendiriliĢinde bir kardeĢlik yaĢanmaktadır. Yunanca-gama

Arapça-cim Ġbranice-cim vd.

Bu alfabelerin ortak bir alfabeye dayanması sebebiyle, seslendiriliĢ bile birbirine benzemiĢtir. Telaffuzlar da farklılıklar vardır. Hatta Yunan alfabesindeki harflerin sıralanıĢının Mu

(39)

39

medeniyetine dayandığı, bu harflerin diziliĢ biçiminin iĢaretsel olarak, bu dönemde yaĢanan tufanı anlattığı da iddia edilmektedir.

Grek Alfabe sırası:

Alfa, beta, gamma, delta, epsilon, zeta, eta, teta, iota, kappa, lambda, mu…

Arap Alfabesi sıralaması:

Alif (Elif), be, te, se, cim, ha, hı, dal, zel…..sad, da, tı, zı….kaf, kef, lam, mim…

Ġbrani Alfabesi Sıralaması:

Aleph(Alef), Beth, Gimel, Daleth, He, Vau, Zayin, Cheth, Teth, Yod, Caph(Kaf), Lamed, Mem

Görüldüğü gibi ―Mu‖ medeniyetinin kullandığı dilin Ģifreli dizilimi pek çok dünya alfabesinde en azından ilk sıralarda korunmuĢtur. Elbette

sıralamalarda bazı kaymalar, karıĢıklıklar da olmuĢ gözüküyor ama genelde bu alfabe sisteminin ortak bir kökenden çıktığı belli olmaktadır.

Ġbranice‘de ―Mem‖ harfi ―Su‖ anlamına gelmektedir. Bu harf muhtemelen ―Mu‖ kelimesinden türemiĢtir. O halde Ġbrânice‘deki ―Mem‖ kelimesi ―Sular altında kalmıĢ Mu‖ anlamına gelebilir. Yine Arapça‘da ―su‖ kelimesini karĢılayan ―Ma‖ kelimesi de aynı ortak kökenin iĢaretleri olmaktadır. Latin

(40)

40

alfabesindeki harflerin sesleri dilimizde ―Ebced‖ olarak adlandırılan sıralamaya göre sıralanmıĢtır. Hatta bu Ebced sıralaması Samilerin kullandığı en eski alfabenin sıralamasına uygundur. Latin Alfabesi Ebced alfabesinde de kullanılan A, B, C, D ….K, L, M, N gibi orijinal sıraları yer yer muhafaza etmiĢtir. Bu durum Ġbranice‘de daha belirgindir. Ġbranice‘deki sayı değerlerine göre yapılan harf sıralaması günümüz Latin

Alfabesinin sıralamasıyla neredeyse aynıdır. Grek alfabesindeki harfler de Ġbrani ve Arap

alfabelerine benzer sayısal değerlere sahiptir. Ġbrani ve Hint alfabelerinde de benzerlikler olduğu bilinen bir gerçektir. Hatta Hint dilinde Brahman kelimesi Brahim kelimesinden

gelmektedir. Bu kelime ile ―Ġbrahim‖ ―Abraham‖ kelimeleri arasındaki ses benzerliği âĢikardır. Yine insanın kendisine Hint dilinde ―Atman‖ denir ki bu kelime ile ―Âdem‖ ―Adam‖ kelimesi arasındaki benzerlik de aĢikârdır. Bu konuyla ilgili araĢtırmalarımızı ―Ġbranice ve Hintçe KardeĢliği‖ baĢlıklı yazımızda okuyabilirsiniz.

20. Kızılderili dili ve Türkçe arasındaki

benzerlikler de önemlidir. Bu konuyu daha iyi anlamak için Kızılderili ve Türkçe baĢlıklı

yazımıza bakabilirsiniz. Ġngilizce‘deki meslek son eki olan ―–er‖ eki Türkçe‘deki ―–er‖ yapım ekiyle benzerlik göstermektedir. ―Yazmak‖

kelimesinden; Yazar ―fish‖ (Balık)

(41)

41

verilebilir. Japonca ile Türkçe arasındaki benzerlikler de ilgi çekicidir.

21. Pek çok dilde cümleyi soru Ģekline

sokabilmek için aynı vurgulama sistemi kullanılmaktadır.

You are coming here? Sen buraya geliyorsun?

Örneklerinde olduğu gibi bütün dünya dillerinde düz cümleler hafif bir vurgulama değiĢikliğiyle soru Ģekline dönüĢtürülebilmektedir. Bu soru Ģeklini oluĢturmak için herhangi bir eke ihtiyaç duyulmamaktadır.

22. Dünya dillerinde ekler genelde az seslerden oluĢmaktadır. Bilhassa bulunma, ayrılma, yönelme ekleri gibi isme eklenen eklerin az seslerden oluĢtuğu görülmektedir. Ġngilizce‘de in, Türkçe‘de –de, Arapça‘da –fi, Farsça‘da –der vb…

23. Dünya dillerinin bir kısmında bazı ortak sesler bazı fiil ya da kelimeleri oluĢturmak için kullanılır. Bildiğimiz gibi Türkçe‘deki olmak fiilinin eski Ģekli ―Bol-‖dur. Bu Ģekil pek çok Türk lehçesinde de halen kullanılmaktadır. Dünya dillerinin genelinde ―be, bu‖ gibi olmak anlamına gelen fiilerin ―bol-― fiiliyle aynı sesleri içermesi ilginçtir. Yine eski Türkçe‘de ―A‖ zamiri ―O‖ anlamında kullanılmaktaydı. Almancadaki ―Er‖,

(42)

42

Ġngilizce‘deki ―He‖ gibi zamirlerle bu zamirin benzer sesleri içermesi ĢaĢırtıcıdır. Yine günümüzde kullandığımız ―O‖ zamirinin

benzerleri Ġngilizce‘de ―Who‖ , Arapça‘da ―Hu‖, Farsça‘da ―O‖ zamirleridir. ―Ben‖ Ģahıs zamirinin diğer dillerde ―Men‖ , ―min‖ , ―me‖ ,

―wo‖(Çince)… gibi benzer dudaksı seslerden oluĢan karĢılıklarının olması da aynı özelliği ortaya koymaktadır. Dillerin genelinde ―–d‖, ―t‖ sesleri erilliği sembolize eder. ―Ata‖ , ―Dede‖ , ―Dady‖(Baba) gibi. ―–m‖ sesi de kadınlığı ve bilhassa anneliği çağrıĢtırır: ―Mam‖ , ―Üm‖ , ―Mader‖ , ―Meme‖ , ―yum‖ (Tibet dilinde diĢilik)

24. Dünya dillerinin ekserisinde sıfatlar isimlerin

önünde bulunur. Örnek verelim: dvi go=iki inek(Sanskritçe) two men=iki kiĢi(Ġngilizce)

Zehnte shüler=onuncu öğrenci(Almanca)

25. Dünya dillerinin tamamında kelimelerin

mastar hallerine de rastlanır. Gitmek

To go(Ġngilizce) Gehen(Almanca)

(43)

43 Reften(Farsça)

Zeheben(Arapça) vd…

26. Bütün dillerde Argo, jargon dilleri dediğimiz

alt diller mevcuttur.

27. Bütün dünya dillerinde Tanrı, Melek, Ruh,

Cennet ve Cehennem gibi soyut kavramların karĢılıkları vardır.

28. Bazı diyarlarda bazı insanların ıslıkla veya

iĢaretle anlaĢmasına tek tük de olsa

rastlanabilmektedir. Ancak insanların tamamı seslerden oluĢan ve boğaz, ağız, dudak, ses telleri, dil, küçük dil gibi konuĢma organlarının da yardımıyla oluĢan konuĢma fiilini bilmektedirler. Bu da dil olayının ilk insanla birlikte var olan bir olgu olduğunu açıklamaktadır.

29. Dünya dillerinin çoğunluğunda yardımcı fiil

vardır. ―Ġmek‖ fiili köken olarak ―ermek‖ (olmak) (er>e>i) kelimesinden gelir. Bütün dünya

dillerinde de yardımcı fiil olarak ―olmak‖ fiili kullanılır.

O bir adam idi

He was a man(Ġngilizce)

30. Bütün dünya dillerinde, atasözleri,

(44)

44

birbirlerine benzer üsluplarla sözlü olarak anlatıla gelmiĢtir. ġiir ve manzum ifadeler de bütün dünya dillerinde karĢılaĢtığımız dil birlikleridir. 31. Bütün dünya çocuklarının bazı kavramlara verdikleri isimler, çıkarttıkları sesler birbirini çağrıĢtırmaktadır. Örneğin ―mama‖ kelimesi bütün dünya dillerinde çocuk dilinde yemek ya da anne demektir. Üstelik anne babaların

çocuklarıyla iletiĢim kurmak için çıkardıkları anlamsız sesler, yaptıkları bazı ilĢaretler de bütün dünya dillerinde benzerlik gösterir.

32. Bütün dünya dillerinde, hangi, ne, nasıl, nerede, neden gibi soru kavramlarının bir karĢılığı vardır:

What(ne-Ġngilizce) Was(ne-Almanca) Ma(ne-Arapça) Çe(ne-farsça)

33. Dünya dillerinin çoğunda bazı akrabalık kavramları benzer seslerle ifade edilir. Örneğin; baba, papa, ebu, peder, father örneklerinde görülen ―p, b, f‖ dudaksı sesleri. Yine ―anne‖ kavramı da dünya dillerinin genelinde m dudaksı sesini içinde barındırır. Örneğin; Mam, Mother, Mader, Ümmü. Türkler‘de ―Umay‖ olarak anılan Kutsal Ana anlamına gelen kelimede de ―m‖ sesi hakimdir. Yine ―aba‖ vb. kadınlarla ilgili Türkçe bazı kelimeler yine bu ―m‖ seslerini taĢırlar.

(45)

45

Türkçemizdeki ―dede‖ (Büyük Baba)... Ġngilizce‘de de ―baba‖ anlamına gelen aynı sesleri içeren ―dady‖ kelimelerindeki ―d‖ sesi benzerliği ilginçtir.

34. Ġngilizce ve Türkçe incelendiğinde iki dilde de benzer anlamlara gelen kelimelerin çatılarının aynı oldukları görülmektedir. Örneğin: uyumak fiili Türkçe‘de geçiĢsiz bir fiildir yani nesne almaz. Neyi uyudu? Sorusuna bir cevap alamayız. Ġngilizce‘de de uyumak fiili(sleep) geçiĢsizdir. Buna karĢılık Türkçe‘de geçiĢli olan ye- fiiline benzer olarak Ġngilizce‘deki ―to eat‖ fiili de geçiĢlidir yani nesne alır. Neredeyse bütün fiillerde bu benzerlik vardır. Bu benzerlik pek çok dilde de vardır.

35. Almanca‘da düzensizleĢmiĢ ve bükülmüĢ

olarak kabul edilen bazı kelimelerin aslında bizdeki Büyük Ünlü Uyumu kuralı benzeri bir kurala tabi olduklarını fark ettim. Ancak bunun bir farkı vardı. Bizde ekler kelime kökünün ses özelliklerine göre Ģekil alırken, Almanca‘da kök, bazı eklerin ses özelliklerine göre değiĢime uğruyor. Bu olaya ―BükümlüleĢme‖ denmektedir. Ancak bunun apaçık bir ―Ünlü Uyumu‖ çeĢidi olduğu ortadadır. Bir kaç örnek verelim: flug-uçuĢ, flügel-kanat, flügge-uçacak hale gelmiĢ

(46)

46

fromm-dindar, frömmelei-dindarlık, frömmigkeit-dindarlık

tabiiki ilk baĢlarda yazıma göre okuma daha çokken bu zamanla azalmıĢ, böylelikle bazı seslerin uyumu bozduğu gözlenmiĢtir. Fron-angarya, frönen-müptela / frost-don, frösteln-soğuktan titremek

Sold-ücret> söldling-ücretli asker

36. Bütün dillerde bizdeki Küçük Ünlü Uyumu benzeri bir uyumun var olduğu, fakat bu uyumun düzensizleĢmeyle birlikte zamanla bozulduğu görülmektedir. Dünya dillerinde bu uyum sadece kelimelerin kök ya da gövdelerinde görülmektedir. Bizde ise bu kural ekleri de kapsayacak bir biçimde devam etmektedir. Bizim dil ailemizden oldukça farklı olan Arapça‘da bile böyle bir kural hissedilmektedir. Dilimize geçmiĢ Arapça kelimelerin çoğu aslında bizdeki küçük ünlü uyumu kuralına uyar. Örneğin: Kitap, Ģuur, kalem, cevap, selam, kelam, kâmil, atıl bunlar gibi pek çok örnek var. Avrupa dillerinde de ―table‖ t(e)yb(ı)l, ―train‖ t(ı)r(e)yn….

37. Bütün dillerin ortak bir kökene dayandığı gerçeği mantığın da bir iktizasıdır. Bilindiği gibi, insan mantığı her olayı bir baĢlangıça

(47)

47

gördüğü bütün olayların bir baĢlangıçı her zaman için vardır. Dil dediğimiz konuĢma sisteminin de elbette bir baĢlama noktası olacaktır.

38. Bütün dünya dillerinin kapsamlı bir araĢtırma neticesinde, benzer seslere sahip kelimeleri veya benzer özelliklere sahip kuralları bir çizelge halinde ortaya konulsa, dünya

dillerindeki ortak kelimeler ve kurallar açıkça ortaya çıkacaktır.

39. Dünya dillerinin bir kısmında olumsuzluk bildiren ekler kalın sesler içerir. Yine bu ekler az seslerden oluĢurlar.

L(a), n(a), n(o)….

40. Dünya dillerinin sayı sistemlerin de

benzerlikler göze çarpmaktadır. Ġngilizce‘de ―bir‖ anlamına gelen ―one‖ (van okunur) ―v‖ sesiyle yani dudaksı bir sesle baĢlar. Türkçe‘deki ―bir‖ kelime de aynı Ģekilde dudaksı bir ses olan ―b-― sesiyle baĢlar. Yine Arapça‘daki ―vahid‖ kelimesi de dudaksı bir ses olan ―v-― sesiyle baĢlar.

Latince‘deki ―mono‖ kelimesi de aynen diğer örneklerde olduğu gibi ―m-― dudaksı sesiyle baĢlar. Bu bir kelimedeki bu dudaksı ses, dünya dillerinde birliğe doğru gidiĢin bir iĢareti olabilir. Yine Türkçe dört kelimesi ile, Ġngilizce ―four‖ , Farsça ―çar‖, Almanca ―für‖, Arapça ―Erbaa‖ kelimeleri arasındaki benzer sesler bize dört kavramının çok eskiden de bir dünya dilinde –r

(48)

48

sesine sahip olduğunu bildirmez mi? Türkçe ―beĢ‖, Ġngilizce ―five‖, Farsça ―penç‖, Latince ―penta‖, Arapça ―hamsun‖, Fince ―viisi‖

kelimelerindeki ―b, f, v, m‖ dudaksı ses ortaklığı tesadüfî mi? Türkçe ―on‖, Ġngilizce ―ten‖, Almanca ―zehn‖(tsen) kelimelerinin ortak ―– n‖sesi bize bir ortaklığı fısıldamıyor mu? 41. Dünyadaki bütün bebekler ortak bir dili konuĢurlar. Bu ortak dille ihtiyaçlarını dile getirirler. Üstelik bir bebek hangi milletin yanında olursa olsun, kendisinin sevildiğini, kendisine kızıldığını ve pek çok Ģeyi anlar.

Bebeklerin dillerindeki bu ortaklık bize insanlığın bebeklik dönemleri diyebileceğimiz, ilk dönem insanlarının dillerindeki ortaklığı göstermektedir.

42. Bütün dünya dillerinin ―ortak mantıksal

ruha‖ sahip olduğunu kanıtlayan bir kaç

deneyden bahsedeceğim sizlere. Bildiğimiz gibi, bebekler (doğdukları zaman), çiçekler ve

hayvanlar, insanların dillerini bilmezler. Fakat bu canlıların mucizevî bir Ģekilde farklı farklı dilleri konuĢsalar da insanların dillerini anladığını dolayısıyla konuĢulan dilin mantıksal ruhunu sezinlediklerini göreceğiz. Kaliforniya Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Larry Sherwitz‘in bir araĢtırmasından bahsedeceğim. Bu bilim insanı, 600 erkekle yaptığı konuĢmaları bir kasete kaydetmiĢ. Bu konuĢmaları yapanların kaç kez ―beni‖ ―bana‖ ―ben‖ ―benim‖ gibi benlik ifade eden sözleri kullandığını saptamıĢ. Sonunda

(49)

49

görmüĢ ki, bu kelimeleri daha çok kullanan erkekler daha çok kalp hastası olma riskini taĢıyor. Demek ki kalp gibi akılsız bir varlık bile insanların konuĢmalarının mantıksal ruhunu sezinleyebilmektedir. Cansız bazı varlıkların bile insanların farklı farklı konuĢmalarına farklı moleküler tepkide bulunduklarını ispatlayan bir deneyi sizlere anlatalım. Japon araĢtırmacı Dr. Masaru Emoto on yılı aĢkındır sürdürdüğü

deneyler sonucunda cansız, akılsız su maddesinin konuĢulanları anladığını ortaya koymuĢ.

Emoto‘nun deneyinin sonucunda Ģu anlaĢılmıĢ; su molekülleri bir insan duyarlılığına sahip. Bu deneyi yaparken Dr. Emoto maddelerin kendine özgü birer manyetik alanları olduğu gerçeğinden yola çıkmıĢ. Üstelik Emoto yaptığı deney

sonucunda ortaya çıkan sonuçları birebir

fotoğraflayabilmiĢ. Su moleküllerinin bulunduğu kabın yanında farklı içerikleri olan konuĢmalar yapmıĢlar. Mikroskopla yapılan inceleme sonucunda bu su moleküllerinin her sesin

içeriğine göre Ģekil değiĢtirdiğini fark etmiĢ. Kötü sözler içeren konuĢmaların yapılması suyun çok zararlı bir molekül yapısına dönüĢmesini

sağlayabiliyormuĢ Emoto‘ya göre. Bunun aksine suyun yanında iyilik, sevgi, dua içeren sözlerin konuĢulması da su moleküllerinin olumlu yönde baĢkalaĢmasına etki ediyormuĢ. Su molekülleri diğer seslerle muhatap olan Ģekillerinden daha da düzenli ve güzel bir Ģekle giriyormuĢ. Bu

deneyler de gösteriyor ki, dünyadaki bütün

(50)

50

dünya dilinin farklı elbiseler giymesiyle

farklılaĢtığını sansak da aslında bu dil Çinli için de, Ġngiliz için de, Arap için de aynıdır.

KonuĢtuğumuz diller ise buz dağının görünen kısmıdır.

(51)

51

DĠLBĠRLĠĞĠ (MONOGENĠST) TEORĠLERĠ

―GüneĢ Dil‖ teorisi de bahsedeceğimiz Monogenist teorilerden biri. Ancak bu teori, köken dilini ―Türkçe‖ olarak belirlemesi ile diğer görüĢlerden ayrılıyor. Yani bu haliyle bu teori nev-i Ģahsına münhasır bir teoridir. Tabii ki biz, GüneĢ Dil Teorisinde olduğu gibi dünyada konuĢulan ilk dil Türkçe idi demiyoruz. Pek çok çalıĢmamızda da ifâde ettiğimiz gibi, bize göre ilk Dünya Dili, bütün milletlerin dillerini içinde barındıran çekirdek bir dildir. Milletlerin

oluĢmadığı bir dönemde, ilk dünya dilini daha o dönemde var olmayan bir milletin diline mal etmek bilimsellikten uzak tamamen duygusal bir iddia olacaktır. Fakat kökende bütün Monogenist teoriler birbirlerine benzer. Bütün bu teorilerin birbirinden oldukça farklı yönleri de vardır. Alfredo Trombetti, Sapir, Morris Swadesh gibi dilbilimciler bizim savlarımıza kökendaĢlık edebilecek kuramlar ortaya atmıĢlardır. Ruhlen‘in

(52)

52

1994‘te ifade ettiği gibi: ―Dil bilimciler, Hint-Avrupa dil ailesinin bilinen akrabası olmadığı Ģeklindeki kolaycı hikâyeyi benimsediler‖ sözü günümüz dilbilim anlayıĢını eleĢtiren bir ifadedir. Bu görüĢü benimseyenlere göre karĢılaĢtırmalı metot 5–8000 yıl için kullanılabilirdi ki bu, Hint-Avrupa dil ailesinin bilinen yaĢını içine alıyordu. Bilhassa 1980‘den sonra geleneksel dilbilim görüĢlerini eleĢtiren oluĢumlar ortaya

çıkmıĢlardır. Bu oluĢumlar oldukça da taraftar toplamıĢlar bilim çevrelerinden. Ancak

Türkiye‘de çok değerli bilim adamlarımız olmasına rağmen ve bazı istisnaların dıĢında bu ―Dünya Dillerinin Birliği‖ görüĢü resmi olarak kabul edilmemiĢtir… Ancak dünyada bilhassa da ABD‘de gen biliminde yaĢanan geliĢmeler, bilim adamlarını Dil Birliği teorilerine götürmüĢtür. ―Dünya Dillerinin Birliği‖ teorilerini savunan bilim adamlarının en son basamaklarından biri olarak kabul edebileceğimiz Merrit Ruhlen, ―5000 civarında olduğu tahmin edilen dünya dillerini ―Greenberg‘in görüĢleri ıĢığında‖ önce 23, sonra 12 büyük aileye ayırabilmiĢtir. Bu aileler 1-Hoysan, 2-Nijer-Kordofan 3-Nil-Sahra, 4-Avustralya, 5-Hint-Pasifik, 6-Ostrik, 7-Dene Kafkas, 8-Afro-Asyatik, 9-Kartvel, 10-Dravit, 11-Avrasyatik, 12-Amorind‖ Merrit Ruhlen‘in bu alanda yapılabilecek en son yeniliği yaptığı kabul edilmektedir. Elbette yeni çalıĢmalar, yeni kuramlar yeni araĢtırmalar vardır yapılan…

(53)

53

Biz Ģunu söylüyoruz yıllardır. Türkiye‘den ―pek çok baĢarılı dilci‖ çıkmıĢtır… Çünkü Türkçe‘nin mantıklılığı onunla uğraĢanların da çalıĢmalarına yansımaktadır yer yer. Ancak bu denli mantıklı ve de matematiksel bir dili olan milletten de ―Dilbilimin Temellerini EleĢtiren‖ onun

―köklerini sorgulayan‖ çalıĢmalar çıkmalıdır. Bir zihniyet yenilenmesi muhakkak gereklidir. Dilbilimin geliĢmesine teorileriyle katkıda bulunanlar neden Rusya‘dan, ABD‘den,

Fransa‘dan çıksın hep? Neden kendimizi bu denli küçük görüyoruz düĢünce bakımından? Neden öncelikle bizim daha sonra da dünyanın dilbilim anlayıĢını kökünden değiĢtirecek farklı anlayıĢları geliĢtirmeyelim? Ülkemizde muhakkak bu alanda da yapılan çalıĢmalar olmuĢtur ancak bu

çalıĢmalar bazı çevrelerce pek de destek görmemektedir.

Buradan ilgililere sesleniyoruz! ―Ġvedilikle ―Dilbilim AraĢtırma Merkezleri‖ kurulması gereklidir. Ya da Türk Dil Kurumu gibi Kurumlar bünyesinde baĢta dilimizi, ardından Anadolu dillerini ve daha sonra tüm dünya dillerini araĢtıracak merkezler teĢkil edilmelidir. Tevrat, Ġncil ve de Kuran gibi Kutsal kitaplarda bile gücün sembolü olarak kabul edilen ―dil‖ konusu bu denli önemsiz olsaydı, daha Cumhuriyetin ilk yıllarında TDK gibi bir kurum kurulmazdı. ABD, Rusya, Fransa gibi devletler dil araĢtırmalarına bu kadar önem vermezlerdi.

(54)

54

ĠBRANĠCE VE HĠNTÇE KARDEġLĠĞĠ

Sami dilleri ailesine mensup olduğu bilinen hatta Arapça gibi dillerin oluĢmasına da büyük katkıları bulunan Ġbranice ile Hint-Avrupa dil ailesinin baĢlangıç noktası olarak kabul edilen Hintçe arasındaki ilginç benzerlikleri iĢleyeceğiz bu çalıĢmamızda. Bizim yazılarımızı okuyanlar dillerin oluĢumu konusunda savunduğumuz savlarımızı da çok iyi bilirler. Avrupa ve

Amerika‘da ―Monogenist Diller‖ teorisi olarak da bilinen ―Dilbirliği‖ teorilerinin içinde kabul edilebilecek görüĢlerimizi çeĢitli delillerle ortaya koymaya gücümüz yettiğince devam edeceğiz. GörüĢlerimizi öncelikle kısaca özetleyelim. Âdem ve Havva Dili baĢlıklı çalıĢmamızda da açıkça ortaya koyduğumuz gibi bize göre aslında baĢlangıçta tek bir dil vardı. Yani bütün insanlığın ortak ataları olan Hz. Âdem ve

Havva‘nın konuĢtukları bir dil vardı. Daha önceki yazılarımızda da ortaya koyduğumuz gibi bu dil herhangi bir milletin ya da ulusun dili değildi. Zira milletlerin olmadığı sadece Âdem ve Havva‘nın olduğu o dönemde bir ya da birkaç ulustan bahsetmek elbette imkânsızdır. Elbette tüm milletlerin, ırkların genetik özellikleri Hz. Âdem ve Havva‘nın genlerinde temerküz etmiĢti. Daha sonra iç ve dıĢ saiklerin de etkisiyle ama aslında planlı; programlı bir Ģekilde, diğer bütün milletler de oluĢtu.

(55)

55

Bize göre bu milletlerin konuĢtukları diller de tesadüfen oluĢmuĢ olamazdı. ĠĢte bir kısmı bugün halen konuĢulmakta olan binlerce farklı dil, aslında tek bir kökenden yani ―Ġlk Ġnsanlık Dilinden‖ kopup baĢkalaĢan dillerdir. Ġlk insanlık dili ise içerdiği sesler itibariyle basit gözükse de içinde barındırdığı mantıklılık, düzenlilik bakımından oldukça mükemmeldi. Bu dil

çekirdek bir dildi. Bütün dünya dillerinin genetik özelliklerini içinde barındıran çekirdek bir dil. O dilin içindeki planlar, kodlamalar iç ve dıĢ etkenlerle etkileĢime geçtiği andan itibaren planlı bir Ģekilde yeni diller oluĢmaya baĢlayacaktı. Bu dillerin değiĢimi, baĢkalaĢması önceden

öngörülmüĢtü. Aynen doğadaki, kâinattaki düzenin bir büyük patlamayla aniden baĢlatılarak evrenin bugünkü düzenli Ģekline gelmesinin de bir planın varlığını göstermesi gibi, doğanın bir parçası olan dillerin düzenli bir Ģekilde geliĢmesi de bu dillerin planlı bir Ģekilde, belli kurallar dâhilinde geliĢtiğini göstermekteydi.

ĠĢte bir özetini sunduğumuz temel görüĢlerimizin akabinde bu görüĢleri destekleyecek yeni

bulgularımızla konumuza daha bir açıklık getireceğiz bugün. Birbirinden oldukça farklı dil aileleri olarak kabul edilen Sami Dil Ailesi ve Hint Avrupa dil ailesinin de aslında ortak bir dilin farklılaĢmıĢ iki bölümü olduğunu ortaya

koyacağız bazı örneklerle. Bunu yaparken bir makaleden de faydalanacağız. Aslında

(56)

56

etmeye yönelik olarak hazırlanmıĢ bu makaledeki örneklerin bizi Ortak Bir Dil‘e götürecek

örnekleri de havi olduğunu anlamamız bu yazıyı yazmamıza neden olmuĢtur. Gene D. Matlock‘un yazısında (Türkçe'ye Tercüme Eden: Kemal Menemencioğlu - Translation Copyright © 2002 hermetics. org ) Yahudilerin doğudan yani Hindistan‘dan geldiğini ifade eden savların doğruluğunu ya da yanlıĢlığını tartıĢmayacağım bu yazımda. Biz sadece dil boyutundaki bu benzerliğin tarihi ve coğrafi Ģartların

imkânsızlığına rağmen bu boyutlarda olmasının bizim savlarımıza destek vereceğine inanıyoruz… Yazar öncelikle Hindistan‘da geçen ve Tevrat‘ta da Ġbranice olarak belirtilen yer adları arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor. Bu yer adlarının manalarının da ĢaĢırtıcı bir Ģekilde benzer olması bu iki farklı bölgede de ortak olan Köken Dili kanıtlarına bizi götürmez mi?

Mesela Minoa kelimesi Hint Dilinde de benzer anlamda (Ülke, diyar anlamında)

kullanılmaktadır. Turbazu kelimesi hem

Filistin‘de hem de Hindistan‘da bir kabilenin adı olarak kullanılmıĢ. Arebea (Arap) kelimesi aynen Hindistan‘da bir kabileyi, bir halkı ifade etmek için kullanılıyor… Peygamberimizin ismi Muhammed kelimesi ile Hintçe ―Maha-Atma‖ (Büyük Ruh) kelimeleri arasındaki anlama varana kadarki paralellik tesadüfî olabilir mi? Yunan milleti anlamına gelen Helen kelimesi

(57)

57

kabilenin adı. Daha ĢaĢırtıcı olarak

Arabistan‘daki Mekke Ģehrinin ismine benzer Ģekilde çok önceleri bir milletin baĢkenti olarak Hindistan‘da kullanılmıĢ olan Mekke Ģehri arasındaki benzerlik de yalan olmasa gerek. Yahudilerin dua ederken kullandıkları dua Ģalı ―Tallit‖ aynı seslerle hem de aynı manada Hintçe‘de de kullanılmıĢ bir zamanlar. Yahudilerin ikinci kutsal kitabının adı olan ―Talmud‖ kelimesi ―Talmudra‖ Ģeklinde ―Kutsal Kitap‖ manasında Hintçe‘de yaĢayan bir

kelime… Tabii ki bunlar gibi daha binlerce yer ismi ve kelime ĢaĢırtıcı bir Ģekilde benzerlik gösteriyor.

Ġbranilerin kullandıkları Tanrı isimlerinin de benzerlerinin Hintçe‘de çoklukla bulunması iki, dilin arasındaki geçmiĢteki ortaklığı açıkça ortaya koyuyor. Ġbranice‘de Tanrı için kullanılan bütün ön ekler aynen Hinduların ġaivizm kolunda da kullanılıyor. Ġbranice‘de Yahve‘nin köken olarak Hintçe Tanrı anlamındaki ġiva kelimesi ile benzerliği ortadadır. Elakhim (Tanrı) kelimesi ile Hintçe ―Lakhimi‖ (Tanrı) kelimesi, ġadday (Tanrı) kelimesi ile Hintçe Saday (Tanrı), Ġbranice‘de çift cinsiyetlilik anlamına gelen ―Yesoda‖ kelimesi ile Hintçe aynı manaya gelen ve bir Tanrı için kullanılan ―YeĢoda‖ kelimeleri arasındaki bu ilginç benzerlik acaba tesadüfî midir? Klim (Hiçlik) kholi (hiçlik), sefirot-sipat (ruhsal enerji merkezi), yeĢ me ayin-yeç me ayen (YaratılıĢın amacı), baal (Yahudilerin taptığı

(58)

58

altın buzağı)-balasar(Hindistan‘da tapılan Kutsal Boğa), satan-satan (Ģeytan) vb. dini terimleri ve daha binlercesi arasındaki inanılmaz benzerlik de bizi ortak bir Ġlk Ġnsanlık Diline götürmüyor mu? Hatta Tevrat‘ta da Hindistan‘da da kullanılan bazı kabile adları arasındaki ilginç benzerliğe de bir bakalım isterseniz:

Abri- Ibri (1 Tarihler 24-27) Amal - Amal (1 Tarihler 7:35). Asaul - Asahel (2 Tarihler 17:18) Asheriya - Asher (Tekvim 30:13) Azri - Azriel (! Tarihler 5:24) Bal. - Baal (1 Tarihler 5:5) Bala; Balah - Bala (YeĢu 19:3)

Bakru - Bokheru (1 Tarihler 7:6) Baktu - Baca (1 Tarihler 8:38) Maikri - Machir (YeĢu 17:1) Malla; Maula - Maaleh (YeĢu 15:3) Mallak - Mallouck (1 Tarihler 6:44) Shahmiri - Shamir (1 Tarihler 24:24) Shaul - Shaul (1 Tarihler 4:24) Shavi - Shaveh (Tekvim 14:17) Shora - Sherah (1 Tarihler 7:2) Shuah - Shuah (1 Tarihler 4:11) Bütün bu örnekler bizim ―bütün diller çekirdek bir dilden türemiĢtir‖ Ģeklindeki tezimizle uyumlu örneklerdir. Bu durumda binlerce farklı dile kökendaĢlık etmiĢ, bu dil ailelerinin dahi aslında ORTAK BĠR TEK DĠL olduğu ispatlanmıĢ

Figur

Memperbarui...

Related subjects :