• Tidak ada hasil yang ditemukan

DERS NOTLARI VIII, 13 MART 1929, RÜYA [12]

Dalam dokumen Carl Gustav Jung - Maskülen (Halaman 62-68)

bunlar insanoğlunun kader sözcüğüyle anlatm aya çalıştığı sonsuz imgelerdir.

DERS NOTLARI VIII, 13 MART 1929,

MASKÜLEN: ERİLLİĞİN FARKLI YÜZLERİ

içeri kim se girm ez36. Bu doğaüstü bir şeydir. Okkültizm okum uştur ve dışa vurm a sözcüğünü, eskiden ruhlara, ruh çağırm a seanslarına, tahta tıkırtıların a ve duvardan gelen seslere isnat edilen kuram ı kullanır. Kuram ına göre bu bir hayaletin işi değildir, içim izdeki bir şey tarafından, psikolojik içeriğin dışa vurulm asıyla yapılm ıştır ve rüyayı gören bu tür şeylerin varlığına kesin olarak inanm aktadır.

Rüyada kapının tu haf bir biçim de açıldığı hissine kapılır.

Bu yüzden kalkıp diğer odaya gider ve orada çıplak küçük oğlan çocuğunu görür.

Çocuk: Tek çağrışım ı çıplak oğlan çocuğu şeklindeki geleneksel Eros tasviridir. Ç ocuğu göğsüne bastırdığında bu durum hislerini tu haf bir biçim de tatm in eder.

Ekmek: Kara ekmek, tahılının koyu kabuğundaki bir proteinden ötürü beyaz ekm ekten daha besleyicidir. “Kü­

çük eros eşim tarafından doğru düzgün beslenm em işti, bu yüzden uçup gider ve uzaktan bize baş işareti yapar”. B u ­ rada m askülen psikolojisinin değerli bir parçası karşım ıza çıkar. C insiyeti bir kenara bırakıyorum ! Bu rüyanın biraz onarım a ihtiyacı var. İyi, m ahrem ve kişisel bir rüya. Böyle tarafsız bir rüyadan sonra bunu nasıl açıklayabilirsiniz?

Dr. Binger: İçerik aşağı yukarı aynı. Rüyayı gören kendisini bir çocuk, Eros’u kendi çocuk hali olarak görüyor. Diğer rüyada kendini babasına yansıtmıştı, bu yüzden o rüyada çocuk olan

36 F au st, II. Bölüm, Perde V, s. 334.

Şim di e t r a f bu g ib i h ay a letlerle o k a d a r doldu ki Bunlardan n asıl ka çılaca ğ ım kim se bilmiyor.

Gündüz bizi aydınlığa ve m akul düşün celere götü rerek yüzümüze gü lse bile,

G ece bizi b ir sürü rüyanın ağı ile sarıyor.

Yeşil ovalardan n eşe ile döndüğümüz b ir sırad a

B ir kuş ötse: "Bıı niye öttü? B ir fe la k e t olm asın! ” diyoruz.

E r g e ç b atıl in an ışlar içim izi sarıyor.

Güya tabiat dışı o la y la r birtakım b elirtiler bize ihtarda bulunu­

yorm uş gibi!

B ö y lece biz ürküyoruz ve yaln ızlık hissediyoruz.

K apı gıcırdıyor, am a içeri giren yok.

kendisiydi.

Dr. Jung: Bu tartışılabilir bir şey. Bence doğru ilerlediğimiz­

den emin olmak için metinle başlasak iyi olur. Rüyayı gören karısıyla yatak odasında, bu yüzden karısıyla mahrem bir du­

rum söz konusudur. Önceki rüyadaki ifade, alçak değerleriyle değil yüksek değerleriyle uğraşması gerektiğine dair ifade, onu karısıyla olan mahrem sorununa yöneltir. İşyerinde bazı şeyler yolunda gitmiyor, karısıyla olan ilişkisinde bazı şeyler yolun­

da değil. Eğreti bir yaşam süren adam Eros’la ilgilenmez. Ba­

bası bunu bildiği için buna aldırmaz. Erosun tarafına gözleri­

ni tamamen kapayabilmiştir ve karısına hiç mi hiç alışabilmiş değildir. Salt nesnellikle bir kadınla uğraşamazsın, bu yüzden bu rüyada bir engelin olması oldukça doğaldır. Rüya onu doğ­

rudan yatak odasına yönlendirir zira bu aynı zamanda cinsel bir sorundur; cinsellik aidiyetin en güçlü ve en açık ifadesidir.

Bu durumda bilinçdışının belirli unsurları dışsallaştırılmışa benziyor. Bildiğim kadarıyla bilinçdışının çok yakın olan o içe­

rikleri öylesine yakınlardır ki, neredeyse bilinçte yer alırlar ve dışsallaştırılmaya meyyaldirler. Öyle ki bilince hücum etmeye hazırdırlar ancak önlerinde belirli engeller vardır ve dışsallaş- tırılırlar. Burada bir mucize karşımıza çıkar. Bu küçük mucize­

lere karşı bir önyargım yoktur. Bu tür tuhaf şeyler ara sıra olur ancak bizim psikolojimizle nasıl bağlantılı olduklarını tanrı bilir, ben bilmiyorum. Sadece aptallar her şeyin açıklanabile­

ceğini düşünür. Dünyanın gerçek özü açıklanamaz. Bu durum­

da hastanın karısıyla olan ilişkisindeki eksiğin Eros olduğunu idrak etmesi gerekir. Bu, neredeyse onun gözünden kaçan bir mucizedir. İçeri girmesi gereken Erostur. Kapıyı açar ancak içeri kimse girmez. Sonra diğer odada küçük bir oğlan çocuğu görür ve onu bir dakikalığına kollarında tutar. Çocuğu göğsü­

ne bastırdığında tuhaf bir haz duyar ve bunun cinsel bir haz olmamasının garip bir şey olduğunu söyler. Bu erkeklerin en saçma düşüncelerinden biridir. Erosun cinsellik olduğunu sa­

nırlar halbuki alakası yoktur; Eros ilişkide olmaktır. Kadınların buna verecek bir cevapları vardır. Hasta bunun cinsel bir sorun

MASKÜLEN: ERİLLİĞİN FARKLI YÜZLERİ

olduğunu düşünmeyi tercih eder ama aslında değildir. Bu bir Eros sorunudur.

Ekmek: Kara ekm ek daha besleyici olsa da, çocu k bunu istem ez; beyaz ekm ekten yer.

Dr. Shaw: Kara ekmek hastanın düşüncesini, üstün işlevini mi temsil ediyor?

Dr. Jung: Buna dair bir işaret yok.

Bayan Bianchi: Beyazla kara arasındaki farkı, zıtlığı vurgu­

luyor. Bunun mevzubahis iki kişinin tabiatlarıyla bir alakası ol­

duğu düşünülebilir mi?

Dr. Jung: Bundan pek emin değilim. Ekmeğin gıdayı akla getirdiğini söyleyebilirim. Aklımızın, kalbimizin, bedenimizin, her bir işlevin yaşamlarını sürdürebilmeleri için kendine özgü gıdaya ihtiyacı olmalı; bu yüzden Eros beslenmeden yaşayamaz.

Erosa verilen yiyeceğe burada ekmek deniliyor. Siyahla beyaz ahlaki değerlerin bilindik sembolleridir. Beyaz masumiyet, saf­

lıktır; siyah ise toprağın pisliği, gece ve Cehennemdir. Gerçek kara ekmek (çavdar ekmeği) ağırdır; hazmı zordur. Buğdayı­

nı çok ilkel bir şekilde öğütürler, bu yüzden bütün parçacıkları içinde kalır. Nemli ve ağır bir ekmektir ancak besleyicidir. Oğ­

lan kara ekmeği istemez, beyazı yer. Bu ne anlama geliyor?

Bay Gibb: Daha ideal olanı tercih ediyor.

Dr. Jung: Rüyayı gören yediği şeylere oldukça dikkat'eden birisi. Yiyeceklerle ilgili karmaşası var. Bu tür karmaşaları ince­

leyecek olursan, arkalarında her zaman enteresan şeyler bulur­

sun. Beyaz ekmek tahılın kalbinden yapılır, kabuklarıysa atılır veya domuzlara verilir. Bu yüzden beyaz ekmek akıllara lüks, asalet ve ruhu getirir zira tahılın “ruh’ undan yapılır. Sadece beyaz ekmek yiyenler asil, elit kimselerdir; kara ekmek yiyen­

lerse kaba, görgüsüz, avam ve incelikten yoksundur. O halde mesele çocuğun ağır, doyurucu yeryüzü yiyeceğiyle beslenip beslenmemesidir. Hıristiyan bilincimize göre bu şeytanın ve Cehennemin yiyeceğidir. Dünyaya ait ya da dünyevi olan ne­

dir? Cinsellik! Ancak Eros’un cinsellikle beslendiğine dair ge­

nel kanı yanlıştır. Enteresan bir şekilde Eros, cinselliğin içinde gizlenen bir şey yani duygu, ilişkide olmak tarafından sadece beyaz ekmekle, tahılın kalbiyle beslenir. Hastaya “Karınla cin­

sel ilişkiye girmen onunla ilişkide olduğunuz anlamına gelmez”

diyecek olsam bunu anlamaz zira o kendisinin karısıyla ilişkide olduğunu sanıyor. Duygularınız, paylaşımlarınız sayesinde (bir kimseyle) ilişkide olursunuz; Erosu besleyen de budur. Cinsel ilişkiden sonra ruhun üzgün olmayacağı sanılır; halbuki çoğu zaman evliliklerde en kötü kavgalar ve yanlış anlaşılmalar cin­

sel ilişkinin ardından yaşanır çünkü cinsellik Eros u beslemez.

Bu çoğu zaman tartışma ve ayrılıkların doğrudan sebebidir. Bu noktaya kadar söz konusu rüya çok önemli bir farkındalıktır.

Eros mucizevi bir şekilde ortaya çıkar ve yine mucizevi bir şe­

kilde ortadan kaybolur. Camdan uçup gider. Bu ne anlama gelir?

Dr. Binger: Adam ilişki duygusuna hazır değildir.

Dr. Jung: Eros orada biraz daha kalsaydı ne yapacağını bilmi­

yoruz. Kara ekmekten biraz daha yiyebilirdi ama orada yeterin­

ce uzun kalmıyor. “Yağma yok; elveda!”, deyip gidiyor. Güzel bir espri ve korkunç bir gerçek. Burası vadedilmiş topraktır ancak bir anlığına bu kısacık görüntü nettir; sonra kara ekmekten yiye- meden uçup gider. Genelde analizlerde olan şey de budur. Bir an­

lık ilerisini oldukça net görürsünüz, sonra görüntü kaybolur, sis bulutu toplanır ve yine aklınız karışır. Bu, gerçeğin aniden ortaya çıkıp somutlaşmadan tekrar kaybolmasıdır. Adamın evinde ek­

mek yenmesi misafirperverliğin kadim sembolüdür. Ancak Eros bütün ekmeklerden yemez, sadece beyazdan yer, sonra kaybolur.

“Hoşçakalın. Sizi görmek güzeldi, belki sizi yine görürüm ama belli de olmaz”, diyerek onları uzaktan selamlar.

Bayan Sigg: Çocuğun sadece Eros olduğu konusunda şüp­

helerim var. Faust'ta çocuğun şiir ve imgelemle bir ilgisi vardı.

Başka bir şeydi.

Dr. Jung: Doğru, yalnızca Eros olmayabilir. Benim de şüp­

helerim var. Ancak rüyayı gören rüyasının genel mahiyetinin

MASKÜLEN: ERİLLİĞİN FARKLI YÜZLERİ

farkında olmadığı için Erosa odaklandım. Erosun başlangıçta Faust’la ilişkilendirilmesinin arabacı Homunculus ve Euphori- on’u37, rüyalarda teknik olarak ebedi çocuk (puer aeternus) ola­

rak isimlendirdiğim o unsurun üç şeklini imlediği söylenebilir.

Bence rüya, bu sembolizmi imliyor. Baba karmaşasından sonra ister istemez adamın çocuk olduğu enfantil karmaşası ortaya çıkar. İlk başta gözlerini babaya çevirir, şimdi oğul odur. Hâlâ sekiz-on yaşlarında bir oğlan çocuğunun psikolojisine sahiptir;

bu yüzden Eros figürü rüyayı gören enfantil yanı olabilir. Lâ­

kin böyle düşünecek olursanız enfantil yanın karısıyla ilişkiye girmesi gerekir; halbuki henüz buna hazır değildir. Tabii, yalın duygusunun karısıyla ilişkiye girmesinde fayda var diyebilir­

siniz. Çocuğun, rüyayı görenin enfantil yanı olduğu çok doğ­

rudur ancak bu aynı zamanda onun içindeki gelecek vadeden şeydir. Kişinin geliştirdiği şeyler bitmiştir, oysa geliştirmediği şeylerse gelecek için hâlâ bir umuttur. Bu yüzden çocuk geli­

şebilecek olanı, erkeğin içindeki kendini yenileyen şeyi temsil eder ve bu figüre verilebilecek en iyi terim ebedi çocuktur (puer aeternus). Eskiden ebedi çocuğun mucizevi bir biçimde sürekli görünüp kaybolan Kutsal Çocuk olduğu düşünürdü. Etrüsklü çocuk Tages38, küçük çıplak oğlan çocuğu, çiftçinin sabanının açtığı yarıkta belirir ve insanlara kanun, sanat ve kültür öğretir.

Adonis de böyle bir çocuktu. Tammuz ise her ilkbaharda ka­

dınlara görünür. Babil’in balık-tanrısı Oannes gündoğumunda sudan bir balık olarak çıkar ve gün boyunca insanlara tarım, kanun vb. şeyler öğretir ve akşam olunca ise denizin derinlik­

lerine gömülüp kaybolur. Bay Eckhart kendini ziyaret eden kü­

çük çıplak bir oğlan çocuğu görür. Ayrıca oğlan çocuğu görün­

tüsünün uğursuzluk getirdiği, kimi zamansa ölümcül olabildiği bazı İngiliz masalları vardır. Ne olduğunu bilmiyorum ama bu­

37 F aust, Perde II. Bu üç karakterin akıbetlerinin özeti 27 Mart 1929 tarihli dersin başında verilir [burada yer almaz],

38 Etrüsklerin dininin efsanevi kumcusu Tages ve birkaç satır son­

ra bahsi geçecek olan Oannes için bkz. Sym bole d er Wandlung.

A nalyse d es Vorspiels zu ein er Schizophren ie, par. 291-292. Ado­

nis bitki örtüsü tanrısıydı; Tammuz ise onun B abil’deki muadili­

dir.

nun bir sebebi olmalı. Ebedi çocuk (puer aeternus) en basit ha­

liyle karakterimizin enfantil yanının kişileşmiş halidir, enfantil olduğu için bastırılmıştır. Rüyayı gören bu unsurun içeri gir­

mesine izin verirse sanki kendisi kaybolur ve küçük, çıplak bir oğlan çocuğu olarak geri gelir. Eğer karısı onu bu şekilde kabul edebilseydi her şey yoluna girerdi. Küçük oğlan çocuğunun bü­

yütülüp eğitilmesi, belki de poposuna vurulması gerekir. Aşağı unsur yaşamın içine girebilirse bir gelecek yaşam vaadi oluşur, ilerleme olabilir. Mitolojide bu küçük, çıplak oğlan çocuğunun neredeyse tanrısal, yaratıcı bir karakteri vardır. Ebedi çocuk {puer aeternus) halinde39 mucizevi bir şekilde ortaya çıkar ve yine aynı şekilde ortadan kaybolur. Faust’ta üç şekilde karşı­

mıza çıkar: Çocuk Arabacı, Homunculus, Euphorion. Hepsi de ateşle yok olur; Goethede bu, bütün ebedi çocukların (puer ae­

ternus) tutkulu bir patlamayla ortadan kayboldukları anlamına gelir. Yangın her şeye, hatta dünyaya bile bir son verir. Kültürün özü olan ateş patlayıp her şeyi yok edebilir. Bu, örneğin Bolşe­

vik Devrimi’ndeki gibi kültürel biçim artık enerjinin gerilimini kaldıramaz hale geldiğinde bir yangının çıkması ve Rus mede­

niyetini yakıp yıkması gibi zaman zaman olan bir şeydir.

Dalam dokumen Carl Gustav Jung - Maskülen (Halaman 62-68)