Jung’utı yaşam ın evreleri kavram ı yaşam boyu süren bir başlangıçlar dizisini imler. Gelişen birey sırasıyla y a şamın her bir dönem ine özgü sorunlarla m ücadele eder ve bu sorunlar hiçbir zam an tam am en çözüm e kavuş
maz. Bunlar d ah a ziyade bilinci desteklem eye hizm et eder. Jung m askülendeki bu gelişimi, bilincin gelişimi için içsel bir talebin gerçekleşm esi olarak transandan
tal terimleri kafasında kurgularken Schopenhauer ve Nietzsche’nin Alman Rom antik geleneğini devam etti
rir. Schopenhauer, kişinin gerçekten kendisi olabilm esi için Jung’un psikolojik dürtü olarak değerlendirdiği bir principium individuationis [bireyleşme ilkesi] öne sür
müştü. Nietzsche, Jungda kişinin bireyleşme misyonunu başarabilmesinin ahlaki buyruğu haline gelen yaşam g ö
revi fikrin i temin etmişti. Yine de Jung gerçek gelişimin bireyi kahram an ca hünerler üzerindeki h ak iddiasından vazgeçm eye zorlayacağını açıkça görür. Güneşin günlük hareketi metaforunu kullanarak Bireyin psikolojisini y a şamın ilk yarısında p arlak bilince doğru bir yükseliş ve bunu m üteakip yaşam ın ikinci yarısında bu parlaklığı fe d a ederek bilinçdışına doğru bir iniş şeklinde tasavvur etmişti. Erkekte benin bu kayboluşu, anim anın ortaya çıkışıyla ödünlenmişti.
759 Burada asıl tem am ıza geliyoruz— yaşam ın evreleri sorunu. Ö ncelikle gençlik dönem ini ele almalıyız. Bu dö
nem , otuz beş ile kırk yaş arası başlayan, kabaca ergenlikle ortayaş arasındaki yılları kapsar.
II.
MASKÜLEN: ERİLLİĞİN FARKLI YÜZLERİ
760 Sanki çocuklukla ilişkili h içbir sorun yokm uş gibi neden ikinci evreyle başladığım ı m erak edenler olabilir.
N orm alde çocuğun kendine ait hiçbir gerçek sorunu yok
ken, onun karm aşık psişik yaşam ı elbette ebeveynler, eği
tim ciler ve hekim ler için oldukça tipik bir sorundur. K en
disine ilişkin şüpheleri olan ve kendisiyle çelişen, yalnızca yetişkin insandır.
761 Hepim iz gençlik dönem inde ortaya çıkan soru n ların kaynaklarına aşinayız. Çoğu insan için çocukluk rüyasına acım asızca son veren şey yaşam ın gerekleridir.
Eğer birey yeterince iyi hazırlanm ışsa, bir mesleğe yahut kariyere geçiş sorunsuz bir şekilde gerçekleşebilir. A ncak birey gerçeğin karşıtı hayallerden kopamazsa, elbette b ir
takım sorunlar ortaya çıkacaktır. Kim se belirli varsayım larda bulunm adan yaşam a adım atamaz ve kim i zaman bu varsayım lar yanlıştır—-yani kişinin içine atıldığı koşullara uymaz. Bu durum çoğunlukla abartılm ış beklentiler, zor
lukların hafife alınm ası, yersiz iyim serlik veya olumsuz tavır meselesidir. İlk bilinç sorunlarına yol açan yanlış varsayım ların uzun bir listesi yapılabilir.
762 A ncak sorunlara yol açan şey her zaman öznel var
sayımlarla dış etm enler arasındaki çelişki değildir; bu şey çoğu zaman içsel, psişik zorluklar da olabilir. Bu zorluklar dış dünyada her şey yolunda giderken de var olabilir. B ö y le bir zorluk çoğu zaman cinsel dürtünün sebep olduğu psişik dengenin bozulm asıdır; aynı zam anda dayanılmaz bir hassasiyetten kaynaklanan aşağılık hissidir. Bu içsel çe
lişkiler dış dünyaya bariz bir çaba harcanm aksızın adap
tasyon sağlandığında bile var olabilir. Varoluş için zorlu bir m ücadele verm iş gençlerin içsel sorunlardan m uaf oldukları, birtakım sebeplerden dolayı hiçbir adaptasyon sorunu yaşam am ış olanlarınsa cinsel sorunlar veya aşağı
lık hissinden kaynaklanan çatışm alarla karşılaştıkları gö
rülebilir.
763 M izaçları sorun çıkaran insanlar çoğunlukla nev- rozludur ancak sorunların varlığını nevrozla karıştırm ak ciddi bir yanlış anlam a olabilir. İkisi arasında bariz bir fark vardır: Nevrozlu kim se sorunlarının bilincinde olmadığı için hastadır; zorlu bir m izacı olan kim seyse hasta olm ak
sızın bilincinde olduğu sorunlarından m ustariptir.
764 G ençlik dönem inde karşılaşılan bireysel sorunla
rın neredeyse sonsuz çeşitliliği arasından yaygın ve tem el etm enleri bulup çıkarm aya çalışırsak bütün vakalarda tek bir ortak özellikle karşılaşırız: iyi kötü açık bir biçim de ço cukluğun bilinç düzeyine tutunm a, bizi dünyaya m üdahil eden içim izde ve etrafım ızdaki hayati güçlere karşı bir di
renç. İçim izdeki bir şey çocu k kalm ak, bilinçsiz olm ak ya da olsa olsa yalnızca ben in bilincinde olm ak, garip olan her şeyi reddetm ek veya kendi isteğim ize tabi kılm ak, h iç
bir şey yapm am ak ya da kendi haz veya güç arzumuzun tadını çıkarm ak ister. Bütün bunlarda m addenin eylem sizliğine ait bir şey vardır; bilinç düzlemi ikili fazınkinden daha küçük, daha dar ve daha bencil olan önceki halde kalm a ısrarı. Çünkü burada birey farklı ve tu haf olanı ken di yaşam ının bir parçası, bir nevi “ben de” olarak tanıyıp kabullenm enin gerekliliğiyle karşı karşıya gelir.
765 İkili fazın tem el özelliği yaşam ufkunun genişle
m esidir ve şiddetle direnden şey budur. Şüphesiz bu ge
nişlem e— ya da G oethe’nin deyişiyle diyastol— bundan çok önce başlam ıştır. Ç ocuğun, annesinin bedeninin dar sınırlarını terk etm esiyle, yani doğum la başlar ve sonra
sında problem atik durum da zirveye ulaşana, birey bu du
rum la m ücadele etm eye başlayana kadar artar.
7 6 6 Kendini, yabancı görünen “ben de’ ye basitçe dö- nüştürseydi ve önceki ben in geçm işte yitip gitm esine izin verseydi insana ne olurdu? Bunun oldukça pratik bir yol olduğunu düşünebiliriz. Kocam ış Âdem’i vaazlardan ilkel kavim lerin yeniden doğuş ritüellerine taşım aya değin dini
MASKÜLEN: ERİLLİĞİN FARKLI YÜZLERİ
eğitim in asıl am acı insanoğlunu yeni, geleceğin insanına dönüştürm ek ve eskisinin ölüp gitm esini sağlamaktır.
7 6 7 Psikoloji bize psikede bir anlam da eski olan hiçbir şeyin olm adığını, aslında h içbir şeyin ölm ediğini öğretir.
Aziz Pavlus bile bu zorluğu deneyim lem eye m ecbur kalır.
H er kim kendini yeni ve alışılm adık şeylere karşı koruyup geçm işe sığınırsa kendini yeniyle özdeşleştirip geçm işten kaçan adam la aynı nevrotik durum a düşer. Tek fark b i
rinin geçm işten, diğerininse gelecekten uzaklaşmasıdır.
Prensipte ikisi de aynı şeyi yapar: Karşıtlıkların gerilim in- de dar bilinçlerini parçalarlar ve daha geniş, yüksek bir b i
linç inşa etm ek yerine m evcut bilinci pekiştirirler.
768 Bu sonuç, eğer yaşam ın ikinci yarısında meydana gelseydi ideal olabilirdi—-ancak asıl sorun da budur. Bir kere tabiat daha yüksek bir bilinç düzeyiyle ilgili herhangi bir şeyle ilgilenm ez; bunun tam tersi geçerlidir. Toplumsa psikenin bu m arifetlerine çok fazla değer vermez; psike her daim kişilik için değil, başarı için değerlendirilir. K i
şilik çoğunlukla insanın ölüm ünden sonra ödüllendirilir.
Bu bilgiler bizi belirli bir çözüm e m ecbur eder: Kendim izi elde edilebilir şeylerle sınırlandırm aya ve sosyal açıdan et
kin bireyin gerçek kendiliğini keşfettiği belirli yetenekleri ayırt etm eye m ecbur kalırız.
7 6 9 Başarı, yararlılık vb., sorunlu durum un kafa karı
şıklıklarından nasıl çıkılacağını gösteren ideallerdir. F i
ziksel varlığım ızı genişleten ve sağlam laştıran kutupyıl- dızlarıdır; dünyada kök salm am ıza yardım ederler ancak bizleri kültür adını verdiğim iz daha geniş bilincin gelişi
m ine doğru yönlendirem ezler. G ençlik dönem indeyse bu yol norm al yoldur ve bütün koşullarda salt sorunların içinde debelenip durmaya tercih edilir.
770 İkilem bu yüzden çoğu zaman şöyle çözülür: Bize geçm işin verdiği şey geleceğin olasılık ve taleplerine uyar
lanır. Kendim izi elde edilebilir olanla sınırlandırırız ve
bu diğer bütün psişik potansiyellerim izden vazgeçtiğim iz anlam ına gelir. B ir adam geçm işinden değerli bir parça kaybeder; diğeri ise geleceğinden. H erkesin aklına bir za
m anlar gelecek vadeden ve idealist gençler olan ancak yıl
lar sonra karşılaştıklarında heyecanlarını yitirm iş ve dar kalıpların içerisinde sıkışıp kalm ış oldukları görülen dost
ları ya da okul arkadaşları gelebilir. Bunlar yukarda bahsi geçen çözüm örnekleridir.
771 Oysa hayattaki ciddi sorunlar hiçbir zam an tam a
m en çözülm ez. Çözülm üşe benzeseler bile bu aslında bir şeylerin m uhakkak kaybolduğunun bir işaretidir. B ir so
runun anlam ı ve am acı çözüm ünde değil, onun üzerinde durm adan çalışm am ızda yatar. Bu tek başına bizi küçük düşm ekten ve taşlaşm aktan korur. Bu yüzden gençlik dönem inin sorunlarını kendim izi elde edilebilir olanla sınırlandırarak çözm ek de sadece geçici bir süreliğine ge- çerlidir ve derinlem esine kalıcı değildir. Elbette toplum da kendine bir yer edinm ek ve bu tür varoluşa iyi kötü uy
gun hale gelerek doğasını dönüştürm ek nerden bakılırsa bakılsın önem li bir başarıdır. Bu, dışarda olduğu kadar kişinin kendi içinde de sürdürdüğü, çocuğun ben için verdiği m ücadeleye benzer bir savaştır. Bu m ücadelenin büyük bir kısm ı gözlem lenem ez çünkü karanlıkta gerçek
leşir, ancak sonraki yıllarda hâlâ inatla çocuksu hayallere, varsayım lara ve ben cil alışkanlıklara nasıl tutunulduğunu gördüğümüzde bunları oluşturm ak için gereken enerjiye dair bir fikir edinebiliriz. G ençlik dönem inde uğrunda m ücadele edip acı çektiğim iz ve zaferler kazandığım ız bize hayatta yol gösteren idealler, inançlar, yönlendirici fi
kir ve tutum lar için de aynı şey geçerlidir: (bütün bunlar) kendi varlığım ızla beraber büyürler, aleni bir şekilde o n lara dönüşürüz ve doğal olarak tıpkı genç bireyin dünyaya ve çoğu zam an kendine rağm en benini öne çıkarm ası gibi onları süresiz devam ettiririz.
772 Yaşamın ortasına ne kadar yaklaşırsak kendim izi
MASKÜLEN: ERİLLİĞİN FARKLI YÜZLERİ
kişisel tutum ve toplum sal konum um uzda sağlama al
m akta o kadar başarılı oluruz; o kadar doğru yolu, doğru idealleri ve davranış ilkelerini keşfetm işiz gibi hissederiz.
Bu yüzden onların sonsuza dek geçerli olduğunu sanırız ve onlara bağlı tutunup kalm aktan zevk alırız. Toplumsal hedefin ancak kişilikten ödün verm e pahasına kazanıldığı gerçeğini görm ezden geliriz. Hayatın aynı zam anda te c
rübe edilm esi gereken çok — pek çok— yönü sandık oda
sındaki tozlu hatıralar arasında bekler ancak bazen de bu yönler gri küllerin altında parlayan közlerdir.
773 İstatistikler kırklı yaşlardaki erkeklerde karşılaşılan depresyon vakalarında bir artış gösterm ektedir. Kadınlar
da nevrotik zorluklar genelde kısm en daha erken başlar.
Hayatın bu dönem inde— otuz beş-k ırk arasında— insan psikesinde önem li bir değişim in hazırlandığını görürüz.
İlk başta bu bilinçli ve çarpıcı bir değişim değildir; daha çok bilinçdışında meydana gelen bir değişim in dolaylı işa
retleri söz konusudur. Çoğu zam an bu, bir kim senin k işi
liğindeki yavaş bir değişim gibidir. B ir başka durum da ise çocukluktan bu yana ortalıkta gözükmeyen belirli özellik
ler gün ışığına çıkabilir ya da yine kişinin eski eğilim leri ve ilgi duyduğu şeyler zayıflamaya başlar ve bunların ye
rini diğer şeyler alır. D iğer taraftan— ki bu durum la sık sık karşılaşılır— kişinin sıkı sıkıya bağlı olduğu özellikle ahlaki inanç ve ilkeler ellili yaşlarda bir yerlerde taham m ülsüzlük ve fanatizm dönem ine girilene değin sertleşip giderek katılaşm aya başlar. Sanki bu ilkelerin varlığı teh likeye girm iş ve bu yüzden onları daha fazla vurgulam ak gerekli hale gelmiştir.
774 G ençlik şarabı her zaman ilerleyen yıllarla birlik
te berraklaşm ayabilir; kim i zaman bulanıklaşır. Yukarda bahsi geçen şeyler er ya da geç daha çok tek taraflı insan
larda görülebilir. Bana öyle geliyor ki bunların ortaya ç ı
kışları söz konusu kim senin ebeveynlerinin hâlâ hayatta olm ası sebebiyle çoğu zaman gecikm iştir. Bu durumda
sanki gençlik dönem i gereksiz yere sürüncem ede kalır. Bu durum u özellikle babalan uzun yıllar yaşam ış erkeklerde gördüm. Babanın ölümü onlarda çökm e ve adeta feci bir olgunlaşm a etkisi yapar.
775 Kırkından sonra bir büyüm e ve sonunda ahlak ve din m eselelerine dayanılmaz bir taham m ülsüzlük göste
ren kilise bekçisi sofu bir adam tanıyorum . H aleti ruhiye- si gözle görünür bir biçim de kötüye gitti. Sonunda artık kilisenin belirsizce alçalan sütunlarından başka bir şey değildi. Böylelikle elli beşine geldi. Bir gece yarısı ansızın yatağında doğrulup karısına şöyle demiş: “Nihayet şim di anlayabildim. Ben ciğeri beş para etm ezin tekiyim ”. Bu farkındalık sonuçsuz kalmaz. G eri kalan yıllarını sefahat içinde geçirir ve servetinin büyük bir kısm ını har vurup harm an savurur. Belli ki bu adam her iki ucu da yaşayabi
len sem patik bir tiptir.
7 7 6 Yetişkinlik yıllarının sık sık karşılaşılan asıl nev- rotik rahatsızlıklarının hepsinin ortak bir yanı vardır:
G ençlik dönem inin psikolojisini sözde tem kinli yıllarının eşiğinin ötesine taşım ak isterler. Sürekli talebelik yılları
nı anlatan, yaşam ateşlerini ancak destansı gençliklerinin anılarıyla canlı tutabilen fakat bütün bunların haricinde ruhsuz bir cahillik ve zevksizliğin içinde um utsuzca sıkı
şıp kalm ış zavallı yaşlı beyefendileri kim tanım az ki? G e
nel olarak elbette küçüm senem eyecek tek bir erdem leri vardır: N evrotik değil, yalnızca sıkıcı ve basmakalıptırlar.
Nevrozlu, daha çok, b ir şeylere şim di olm asını istediği gibi sahip olam ayacak ve bu yüzden geçm işten de hiçbir za
m an bir tat alam ayacak olandır.
7 7 7 Nevrozlu biri öncesinde çocukluktan kaçam adı
ğından şim di de gençliğinden ayrılamaz. Yaklaşan yaşının gri düşünceleri onu ürkütür; önündeki bu olasılık onun için dayanılm az olduğundan sürekli geriye bakm aya ça
lışır. Tıpkı çocuksu kişinin dünyada ve insan varlığında
MASKÜLEN: ERİLLİĞİN FARKLI YÜZLERİ
ki bilinm ezden kaçışı gibi yetişkin kişi de yaşam ın ikinci yarısından kaçar. Sanki bilinm ez ve tehlikeli vazifeler onu bekliyordur ya da kabul etm ek istem ediği kurban ve k a
yıplarla tehdit ediliyordur veya şimdiye dek olan yaşam ı ona öylesine güzel ve değerli görünür ki ondan vazgeçe
mez.
778 Acaba bu aslında ölüm korkusu mudur? Bu pek akla yatkın görünm üyor çünkü genel olarak ölüm hâlâ çok uzak ve bu yüzden de bir nevi soyuttur. Tecrübe bize daha ziyade bu geçişin bütün zorluklarının tem el nede
n inin psikede derinlerde tu haf bir değişim de olduğunu gösterir. Bu değişim i tanım layabilm ek için güneşin, insan hislerine ve insanın sınırlı bilincine sahip bir güneşin gün
lük hareketi benzetm esini kullanm am gerek: Sabahları bi- linçdışının geceye özgü denizinden doğar ve gökkubbede yukarı doğru tırm andıkça giderek genişleyen engin, geniş ve parlak dünyaya bakar. Kendi yükselişiyle eylem alanı
nın genişlem esinde güneş kendi önem ini keşfedecek, h e
deflediği olası en yüksek noktaya ulaşabildiğini ve bereke
tini olası en uzak noktaya ulaştırabildiğini görecektir. Bu inançla güneş görünm eyen ufka değin rotasını takip eder, görünm eyen diyorum çünkü onun kariyeri eşsiz ve birey
seldir ve tepe noktası önceden hesap edilemez. Saat on ikiyi vurduğunda alçalış başlar. Alçalış, sabah aziz tuttuğu bütün ideal ve değerlerin tersi demektir. Güneş kendisiyle çelişkiye düşer. Sanki ışınlarını yaym ak yerine kendisine çekm esi gerekir. Isı ve ışık azalır ve sonunda söner.
779 Bütün benzetm eler eksiktir ancak bu benzetm e en azından diğerleri kadar eksik değildir. B ir Fransız aforiz- m ası bu durum u alaycı bir tevekkülle özetler: Si jeunesse savait, si vieillesse pouvait [Gençler bilebilse, yaşlılar y ap a
bilseydi],
780 Neyse ki doğan ve batan güneşler değiliz, yoksa kültürel değerlerim iz için bu kötü olurdu. A ncak içim izde
güneş gibi bir şey vardır ve hayatın sabahı ve baharından, akşam ı ve sonbaharından bahsetm ek sadece duygusal jargon değildir. Bu tür bir jargon kullanarak psikolojik gerçekleri ve dahası fizyolojik olguları ifade ederiz çünkü öğle vakti güneşin tersine dönüşü fiziksel özellikleri bile değiştirir. Özellikle güney ırkları arasında yaşlı kadınla
rın seslerinin derinleştiği kalınlaştığı, bıyıklarının çıktığı ve fıtratlarının sertleşip diğer başka m askülen özellikler de sergiledikleri gözlemlenir. Buna karşın m askülen fiziği tom bulluk ve daha yum uşak bir yüz ifadesi gibi fem inen özellikler tarafından yumuşatılır.
781 Etn olojik literatürde rüyasında kendisine Ulu Ruh görünen bir orta yaşlı K ızılderili savaşçısı hakkında ente
resan bir rapor vardır. Ruh ona bundan sonra kadınlarla çocukların arasında oturm asını, kadın kıyafetleri giym e
sini ve kadın yem ekleri yem esini söyler. İtibarına halel ge
tirm eden rüyasında kendine söylenenleri yapar. Bu rüya yaşam ın öğle vaktinin, inişin başlangıcının psişik devri- m inin gerçek bir ifadesidir. Erkeğin değerleri, hatta bede
ni tam tersi bir yönde değişme eğilim ine girer.
782 M askülenlik ve fem inenliği ve bunların psişik par
çalarını yaşam ın ilk yarısında kendisinden eşit olmayan bir şekilde yararlanılan belirli bir m alzem e deposuna b e n zetebiliriz. Erkek, geniş m askülen m adde ikm alini tüketir ve geriye kullanabileceği az m iktarda fem inen maddesi kalır. Aynı şekilde kadın da o zam ana dek kullanılm am ış olan m askülenlik ikm alinin etkin hale gelm esine izin ve
rir.
783 Bu değişim fiziksel düzlemden ziyade psişik düz
lem de çok daha fazla farkedilebilir bir haldedir. Çoğu zaman kırk beş-ellilerinde bir adam çalışm ayı bırakır, ar
dından karısı pantolonları geçirip, belki bir el zanaatıyla uğraşacağı küçük bir dükkan açar. Toplum sal sorum luluk ve toplum sal bilinçlenm enin ancak kırklarından sonra
MASKÜLEN: ERİLLİĞİN FARKLI YÜZLERİ
idrakine varan pek çok kadın vardır. M odern iş dünya
sında özellikle Am erikada kırklı yaşlardaki sinir krizleri çok sık karşılaşılan vakalardır. Eğer bu kriz vakaları in ce
lenecek olursa kriz yaratan şeyin o ana değin üstünlüğünü koruyan m askülen yaşam tarzı olduğu ve geriye efem ine bir erkeğin kaldığı görülür. Benzer şekilde aynı iş alanla
rında yaşam larının ikinci yarısında alışılm adık bir m as
külen katılığı geliştiren, duygularını ve kalbini bir kenara iten kadınların olduğu gözlemlenir. Bu değişim lere çoğu zam an evliliklerdeki türlü türlü felaketler eşlik eder zira kocanın kendi n aif hislerini, kadınınsa kendi aklının çe
tinliğini keşfettiği zam an neler olabileceğini kestirm ek zor değildir.
784 En kötüsü de zeki ve kültürlü insanların hayatları
nı bu tür dönüşüm ihtim allerinin farkına bile varm adan yaşamalarıdır. Yaşamın ikinci yarısına tam am en hazırlık
sız bir şekilde geçerler. Ya da kim bilir belki kırk yaşında
ki insanları tıpkı gençlerim izi dünya bilgisine hazırlayan sıradan okullar gibi yaklaşan yaşantılarına ve bu yaşantı
n ın gereklerine hazırlayan okullar vardır? Hayır, yaşam ın öğleden sonrasına tam am en hazırlıksız adım atarız; daha da kötüsü bu adım ı kendi doğrularım ız ve ideallerim izin bize eskisi gibi hizm et edeceğini düşünerek yanlış bir ka
nıyla atarız. Halbuki hayatın öğleden sonrasını hayatın sabah program ına göre yaşayamayız çünkü sabah güzel olan bir şey akşam olm ayabilir ya da sabah doğru olan bir şey akşam yalan olabilir. Ç ok sayıda yaşı ilerlem iş insana psikolojik tedavi uyguladım ve bu tem el gerçek tarafından yönlendirilm em ek için çoğu zam an ruhlarının gizli oda
larına baktım .
785 Yaşlanan insanların hayatlarının tırm anış ve ge
nişlem e sürecinde olm adıklarını, am ansız bir içsel sürecin hayatlarının daralm asını pekiştirdiğini bilm eleri gerekir.
Çünkü genç biri için kendine çok fazla odaklanm ak nere
deyse bir günah ya da en azından bir tehlikedir; oysa yaşlı
biri için kendine ciddi ciddi dikkat etm ek bir vazife ve ge
rekliliktir. Işığım dünyaya hesapsızca yaydıktan sonra gü
neş bu kez ışınlarını kendini aydınlatm ak için geri çeker.
Bunu yapm ak yerine çoğu yaşlı insan hastalık hastası, h a
sis, kuralcı, m azinin şakşakçısı veya m üebbet yeniyetm e olm ayı tercih eder— bunların hepsi kendiliğin aydınlan
m asının acınası ikam eleri, yaşam ın ikinci yarısının ilk ya
rının ilkeleriyle idare edilebileceği yanılgısının kaçınılm az sonuçlarıdır.
786 Az önce kırk yaşındakiler için bir okulumuzun olm adığını söylem iştim . Aslında bunun pek de doğru ol
duğu söylenemez. D inlerim iz eskiden bizim için bu türde okullardı ancak bugün onları böylesi bir okul olarak gören kaç kişi çıkar ki? Yaşlılarım ızın kaçı böylesi bir okulda ye
tişm iş ve yaşam ın ikinci yarısına, yaşlılık, ölüm ve sonsuz
luğa gerçekten hazırlanm ıştır?
787 İnsanoğlu, eğer uzun yaşam ın bu canlı türü için bir anlam ı yoksa, elbette yetm iş ya da seksen yaşm a gelm ek için büyümez. İnsanın yaşam ının öğleden sonrasının ken dine özgü bir önem inin de olm ası gerekir ve bu dönem sadece yaşam ının sabahının acıklı bir uzantısı olamaz.
Sabahın önem i şüphesiz bireyin gelişim inde, dış dünyaya kök salm asında, türünün çoğalm asında ve çocuklarım ızın bakım ında yatar. Bu, tabiatın apaçık gayesidir. Lâkin, bu gayeye ulaşıldığında— ve bu gayenin ötesine geçildiğin
de— para kazanm a, zaferlerin uzaması ve yaşam ın ge
nişlem esi aklın ve m antığın sınırlarının ötesine geçmeye devam edecek mi? Sabahın yasalarını öğleden sonraya taşıyanlar, bunun bedelini tıpkı çocuksu bencilliğini ye
tişkin yaşam ına taşım aya çalışan büyüm e sürecindeki bir gencin bu hatasının bedelini sosyal başarısızlıkla ödem e
si gibi, ruhlarına aldıkları hasarla öderler. Para kazanm a, sosyal başarı, aile ve gelecek nesil, kültürden değil, sırf tabiatım ızdan kaynaklanır. Kültür doğanın am acının d ı
şında yer alır. B ir ihtim al kültür yaşam ın ikinci yarısının