THALES'TEN BĐR ÖĞÜT b
iri Thales'e sorar:
"Sana göre dünyada biricik devamlı olan şey nedir?"
"Ümit..." diye cevap verir düşünür; "zira bizi en jSpn bırakan budur." "Peki, öyleyse en kolay olan şey nedir?" diye soru-
"Başkasına nasihat vermek" diye karşılık verir.
- h Thales'ten bu kısa anekdot pek çok şeyi anlat- lHiktadır. Bunun üzerine bir şeyler yazmak ne kadar olur bilemem. Biz bir babayız, bir anneyiz, bir >#ĐWmciyiz veya bir toplum önderiyiz; kendimiz yap- ğımız halde başkalarına öğütler veririz. Aslında Thales'in dediği, dünyada en kolay şey değil; bu, hayatın en zor tarafıdır. Onun söyledikleri üzerine bir şey yazmanın doğru olmayacağına inanıyordum. Ancak bir dostum bana, "En azından böylesi bir çalışmayı yap- mandaki amacını, hedefini, hedef kitleni, neden böyle bir çalışma yaptığını ve bunun önemini ortaya koymalısın" diye bir uyarıda bulundu. Ben itiraz ederek "Bu bir bilimsel çalışma değil, sadece bilgelik yolculuğudur" desem de, sonunda dostum beni ikna etti ve kendimi bu satırların arasında bulmama sebep oldu. Bu satırları benimle kelime kelime, cümle cümle peşimden izleyen bir dostum daha oldu: Đbrahim Kan. Ona da içten bir teşekkür borcum var.
Efendimiz (a.s.)'in, "Hikmet, mü'minin yitik malıdır; onu nerede bulursa ahr" kıymetli sözünden hareketle, bunca yıllık "felsefe yolunda olan" biri olarak hikmetin evrenselliğine inanan biriyim. Kimden gelirse gelsin, eğer söylenen söz veya ortaya konulan bir davranışın ucu hikmete çıkıyorsa, Gazzâlî'nin de belirttiği gibi, o söz alınmalı ve gereği yerine getirilmelidir. Her hikmetli söz ve davranış, her ne kadar sahibine göre değerlendirilmesi gerekirse de, aslında asıl sahibine yani Hakk'a göre değerlendirilmelidir. Bazen bir hikmetli söz, insanın hayatını, düşünce ufkunu, zihniyetini ve her şeyini alt üst edecek güçte şok tesiri yapar. Öyle ki insan sanki, binlerce voltluk güçte elektriğe çarpılmıştır. Çünkü her hikmetli söz ve her hikmetli iş, kaynağını Yüce Hikmetler Sahibi'nden alır. Đşte hikmetin evreselliği de burada yatar.
Bu eseri derlememdeki birinci öncelikli amacım, benim zihnimde şimşekler çakan sözleri, elektrik çarpmışa benzeyen etkileri, olayları, hatıraları, hikâyeleri veya fabl türü kurguları sizlerle paylaşmaktır. Siz de pek çok hikâye veya bu tür anekdotları okumuş, görmüş veya yaşamışsınızdır. Gerçekten günümüzde yazılı veya görsel basında bu konuda pek çok malzemeye rastlamak mümkündür. Ancak biz burada, filozofların hayatlarından kesitler sunarak onların söz ve davranışlarında, onları filozof yapan özelliklerini ön palana çıkaran hikmetin evrenselliğini vurgulamak istedik. Bunun yanı sıra hayatımızın olmazsa olmazları arasında yer alan; ancak bir tarafı törpülenmiş veya bir tarafı unutulmaya yüz tutmuş, bilgeliğin unsurları da diyebileceğimiz başarı, mutluluk, sevgi ve pozitif bakış açısı gibi önemli kavramları tekrar gündeme getirmeye ve pek çok yönüyle tekrar hayatımızla, onun bir kenarından köşesinden buluşturmaya çalıştık.
Bilindiği gibi, Doğu'nun düşünce dünyasındaki anlatım tarzı, sembolik ve dolaylıdır. Batı'da ise, bunun tersi bir durum yani düz ve doğrudan anlatım tarzı hâkimdir. Bu nedenle biz, karşımızdakine doğrudan söylediğimizde rencide etme ihtimalimiz olan durumlarda, söylemek istediklerimizi dolaylı yoldan, ya bir darbı meselle, ya bir hikâye ile ya bir anekdotla anlatmaya çalışır, deyim yerindeyse karşımızdakini incitmemeye özen göstererek lafı gediğine koyarız. Bu nedenle bu tür bir anlatım tarzı, filozoflardan bilim adamına, din adamından işadamına toplumun her katmalında yaygındır. Yani "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit."
Genel geçer bir kanâat olarak toplumumuzda yer etmiş olan "felsefenin bir işe yaramazlığı" fikrini bir neb- zecik olsun yıkmak, yerine felsefeyi sevdirmek ve felsefe üzerinden insanların hayata bakışlarındaki kara bulutları dağıtıp negatif sulardan pozitif limanlara taşımak istedik. Kaynaklarımızı, hikmet merkezli felsefî düşünceyi sevdirmek maksadıyla dar bir alana çakılıp kalmadan, ilk çağdan günümüze, geniş bir zaman, çağ, coğrafya ve kültür dilimindeki kesitlerden kısa veya fazla uzun olmayan anekdotlardan seçtik. Konuları alt başlıklara ayırarak sunmuş olsak da görünüşte bir karışıklık göze çarpacaktır. Ancak bu karışıklığın altında bir iç düzenin varlığını kendi kendinize sezeceksiniz.
Başta yetişme çağındaki gençlerimiz, eğitimcilerimiz ve felsefeye ilgi duyan, genç yaşlı herkes bu çalışmanın hedef kitlesidir. Özellikle kısa olmasına dikkat edip sıkıcı olmasından özenle kaçındığımız bu hikâyelerin, unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizin tekrar ye- şertilmesine katkı sağlayacağına inanmaktayız. Bu sahada kendisini sorumlu hissedenler, düşünen, tahlil eden, kafa yoran, eleştiren, tez ve anti tez üreterek bir senteze varmaya çaba harcayanlar, bu çalışmamızda kendine ait pek çok şey bulacaktır. Belki bildiğimiz şeyler olacaktır içinde, belki her gün karşılaştığınız anekdotlar bulunacaktır; ama tekrarın güzelliği ve iç açıcılığı zihin dünyamıza tekrar tekrar yeniden yansıyacaktır.
Sadece filozoflar arasında seyahat etmeyeceksiniz. Onların sözlerinden, öğütlerinden veya hayatlarından kesitler okurken, aslında kendi duygularınızın, tecrübelerinizin ve inançlarınızın arasında bulacaksınız kendinizi. Belki Efendimiz (a.s.) söylemişti de onlara mal etmişler bu sözleri diyeceksiniz zaman zaman. Mutasavvıflar sizinle beraber yolculuk edecektir bu hikmet yolunda. Bilgeliği keşfedeceksiniz, başarının sırlarına vakıf olacaksınız. Sevginin, mutluluğun önemini ve tadını kavrayacaksınız bu satırlar arasında gezerken. Belki tabiattan değişik cansız veya canlı varlıklarla özdeş hissedeceksiniz kendinizi bir anda. Tarihte kalan, ama tekerrürüne ihtiyaç duyduğumuz birkaç tarihi olay da bizimle beraber bu gezintiye çıkacaktır. Belki (belkisi de fazla), "Ben de böyle biri olabilirim, neden olmasın ki?" diyeceksiniz, zaman zaman gözyaş- larınızı göz kapaklarınızın altında saklayamayacak derecede duygusallaşarak. Hayatınızın kodlarını bakış açısının önemi üzerinde tekrar kodlayacaksınız. Ama her şeyden önce ve her şeyden öte, felsefe diyarından hikmet yurduna bilgelik rehberliğinde seyahat ederken, hayatınızda pek çok şeyin bu kesitlerle beraber akıp gittiğini göreceksiniz. Tekrar oturup düşüneceksiniz ve diyeceksiniz ki;
Demek ki felsefe hayatın ta kendisiymiş... Cevdet KILIÇ Elazığ 2008
YEDĐ BĐLGE VE ÖĞÜTLERĐ g
erçek anlamda bilimin doğuşu, Hz. Đsa'dan önce yedinci ve altıncı yüzyıllara rastlar. Hatta bu iki yüzyıl Bilimin Altın Çağı olarak kabul edilir.
Eski insanlar, o çağların en akıllı yedi kişisini seçmiş ve bunlara "Yedi Bilge" demişlerdi. Aynı zamanda "Yedi JHakîm" denen bu öncü insanlar, yaşadıkları koskoca çağa adlarını vermişler. Bu dönemde kutsal bir sayı olarak kabul edilen ve yediler şeklinde anılan bilgelerin ahlâk üzerine söyledikleri özlü sözlere gelmeden önce, yedi bilgenin isimlerini sıralayalım.
Miletli Thales, Prieneli Bias, Lesboslu Pittakos, Lindoslu Kleobulos, : ; Atinalı Solon,
Spartalı Khilon Korintoslu Periandros.
"Yedi Bilge"den hemen hiçbirinin hayatı kesin olarak bilinmemekle beraber, tesbit edildiği kadarıyla "Yedi Bilge"nin hikâyelerini ve düşüncelerini yansıtmaya çalışalım.
Gözle görülen bireysel varlıkların ve değişmelerin oluşturduğu kaosun ve çokluğun gerisinde, akılla anlaşılabilir, kalıcı ve sürekli bir gerçeklik vardır.
THALES
MĐLETLĐ THALES b
ilimle felsefenin doğduğu yer, Batı Anadolu'da bir lyonya şehri olan Milet'tir. Felsefe ve bilimi MUet'te başlatan da Thales'tir. Onun sayesindedir ki ilhamlar, bilginin pratik faydası için değil, sadece gerçek uğrunda bir yığın sorularla boğuşmuşlardı. i,. Thales'in kafasındaki ilk soru, dünyaya dairdi. "Dünyanın ana maddesi neydi; bu düzen nasıl kurul- flpujjjtu; nasıl korunuyordu ve dünya nereye gidiyordu?"
.C*şt»i&u sorular, Thales'ten günümüze kadar bütün filo- zihnini yormuştur. Şüphesiz bugün ilim ve fikir Thales'in teorilerinin çok üstüne çıkmıştır, öncülük şerefine gölge düşürmez.
Thales yalnızca karanlıklara gömülmüş, bilimsel yapan insan değildi. Gerektiğinde zekâsını yarar için de kullanmasını bilmiştir. Nitekim t piramitlerinin boyunu ilk kez ölçen odur. Mısır'a
gidip, piramitlerin yanında durmuş. Kendi gölgesi boyu kadar olunca piramitlerin gölgesini ölçtürmüş ve böylece piramitlerin yüzlerce yıl ölçülemeyen boylarını ölçmüştü.
Yine, filozofların paraya pula itibar etmemelerine rağmen, bir filozofun, aklını para kazanmaya odakladığında kolayca zengin olabileceğini göstermek için Mi- let'in yağhanelerini kiralamış ve gerçekten de çok para kazanmıştı. Sonra da hemşerilerine "Sırf sizin, istesem bile para kazanamayacağımı söylemenizden dolayı bu işe giriştim" diyerek, kazandığı parayı fakir fukaraya dağıtmıştı. Bu tavrıyla aynı zamanda, filozofların tutkularının dünyalık olmadığını da göstermiş oluyordu.
Ünlü bilgin her şeyin temel maddesi olarak suyu alıyor ve onda, Tanrıca yaratma gücünün, mıknatıstaki çekme gücü gibi hayat gücünün bulunduğunu düşünüyordu. Başta Herakleitos olmak üzere, kendisinden sonra gelen feylesoflar temel madde olarak ateşi düşünmüşlerdir. Thales'e göre depremler, üzerinde yeryüzünün gemi gibi yüzdüğü suyun kımıldamasıyla olmaktadır.
Thales, aynı zamanda bir astronomdur. Lidya Kralı Alyattes ile Med hükümdarı Siyaksares (Cyaxares) arasındaki savaşın en hareketli anında (Hz. îsâ'dan önce 585 yılının 28 Mayısı) güneş tutulmuş ve Herodo- tos'un deyimiyle gün geceye dönüşmüştü. Đki taraf da bunu tanrıların bir işareti sayarak savaşı bıraktılar. Oysa Miletli Thales, bunu tam bir yıl önceden hesaplayarak Đyonyalılara duyurmuştu. Miletlinin gökyüzü bilgi' sini geniş ölçüde Mısır'dan aldığını söyleyenler vardır- Atta o, o zamana kadar Anadolu'da birikmiş bilgilerle Mısır'da gördüklerini kafasında yoğurarak, çağı için inanılması zor buluşlar ortaya koymuştu.
Thales aynı zamanda büyük bir matematikçi ve geometriciydi. Bir dairenin çapla iki eşit parçaya ayrıldığını ilk olarak o söylemiştir, ikizkenar üçgende taban açılarının eşit olduklarını ilk olarak o göstermiştir. Birbirini kesen iki doğruda, ters açıların eşit olduğu teorisini bulan odur. Denizdeki gemiler arasındaki uzaklığı kıyıdan ölçen de yine Thales'tir.
Sözleri
• Kefeletin yoldaşı felâkettir, i*/ Kötü yoldan zengin olma. ,, Babadan kötü şey kapma!
Ana babana ne gibi yardımlarda bulunmuşsan, ^ijkndığında kendin de öylelerini bekle.
Ifsiz güçsüzlük acınacak bir durumdur. ^MÖlçülü ol.
liğı celb etmemek için saadetini gizle, üâyı celb etmeyecek şekilde hareket et. ^^dine hâkim olamama zararlı bir şeydir, '?fejbk
gözetmeksizin herkese güvenmekten çekin. iiyorsan kendi kendini idare et.
rada olsun veya olmasınlar dostlarını hatırla.
|lhı güzelleştirme, ne türlü yaşıyorsan onunla [»elisin.
Sana yeminle bağlanmış olanlara sözlerinle menfur olmaktan çekin. Đyiliği bilmek güçtür.
En büyük hoşnutluk, istenileni elde etmektir. Aşırılık bir kötülüktür.
Câhillik ağır bir yüktür.
En çok layık olanı öğren ve öğret. Eli boşluktan kaçın, zengin olsan bile. PRIENE'LĐ BĐAS
edi bilgenin ikincisi yine bir Anadolulu, Priene'li Bias'tır. Bias hakkında bildiklerimiz oldukça az- Onu daha çok, kendisinden sonra yaşayan Efesli litos'un sözlerinden tanıyoruz. Heraklitos, onun için "logos'u (aklı) ötekilerden daha büyüktür" der.
Bias, Thales'ten kısa bir süre sonra yaşamıştır. Bi- Đfaaiği gibi, Thales'in yaşadığı Milet, bugünkü Söke 0*aH*mn aşağı yukarı ortasındadır. Bias ise, bu ovanın Đ6Weyinde, Mikale (Samson) Dağı'nın güney etekle- Priene'de doğmuştur. Babasının adının, Teuta- ^J|)Şolduğunu biliyoruz.
•»„' Pias. antik dünyanın en bayındır şehirlerinden bi- Priene'de politika ile uğraşıyordu. Çağdaşları inden geniş ölçüde faydalanmış ve ona büyük göstermişlerdir.
s, kendisinden sonra gelen bilginleri de geniş s etkilemiştir. Sözleri
Bir aynaya bakmalısın, kendini güzel bulursan namusluca hareket et, çirkin bulursan tabiatın yetkinsiz- liğini hareket hattının dürüstlüğüyle düzelt.
Bir işe girişmek için ağırdan al. Fakat o işe başladığında da sıkı sıkı sarıl. Yanılmamak için çabuk konuşmaktan nefret et; ardından pişmanlık gelir.
Acele etmekten ve gevezelikten kaçın. Böylece hataları önlemiş olursun. Çünkü bu hatalara üzülmekten gecikmezsin.
Ne ahmak ol, ne de kötü. Yaptığın şey üzerinde düşün. Çok dinle, yerinde konuş.
îkna ederek al, zorlayarak değil.
Đyi bir şey yapmışsan Tanrı'dan bil, kendinden değil. Tedbiri sev, tedbirsizlik yapma.
Nazik bir dinleyici ol.
Kendini gençken işe, ihtiyarken hikmete ver; işinde hafıza,
karakterinde asâlet, cehdlerinde itidal,
korkularında diyânet sahibi ol; sözlerinde doğruluk,
sükûtunda muâşeret, hükümlerinde hakkaniyet,
atılganca teşebbüslerinde erkekçe bir cesaret, fiillerinde kudret,
şan ve şerefte otorite,
LESBOSLU PITTAKOS
Ktakos, Lesbos tiranı (hükümdarı) idi. Kendisine Lesbosluların güdücüsü deniyordu. Hz. Isâ'dan 650-569 yılları arasında yaşadığı biliniyor.
penellikle ahlâk ve asâlete önem veriyordu. iCi olmak güçtür. (Asâletin değerini belirtiyor.)
JL.
i hoş görmediğini kendin yapma. (Eti- lâk) temeli sayılmıştır.) flygun zamanı kolla,
istediğini söyleme, başaramazsan gülerler.
tstzları ayıplama, onlar tanrıların gazabına uğ- tr. t?
'a güvenilir, denize güvenilmez. Sana uyanı kazan.
Kazanç doymak bilmez.
Bağışlamak, öç almaktan güçlüdür.
Bir kimseyi bağışlayan onun üstüne yükselir; ondan öç alan, onun seviyesine iner. Bilgiyi, itidali, tedbiri, hakikati, iyi niyeti, tecrübeyi, feraseti, başkasının arkadaşlığını, doğruluğu, evin bakımında çalışmayı, sanatı ve diyâneti sev.
LĐNDOSLU KLEOBULOS
edi bilgenin dördüncüsü Kleobulos, Anadolu yakınlarındaki Rodos'un Lindos şehrinde yaşamıştı.
lu'yla yakından ilgisi olduğu düşüncelerinden bellidir. Onun, "Dinlemeyi sevmeli, gevezeliği de- *aözü, kendisinden kısa bir süre önce yaşamış olan :'li Bias'ın, "Çok dinle, yerinde konuş" sözüne ror.
i en iyi şey.
ana babasına saygı göstermelidir.
ence ve ruhça iyi olmaya özenmek gerek.
sızlıktan iğrenmek faziletin özelliği, kötülü- lıdır. yânetten ayrılma.
Dilini tut.
Đnsan başkasının yanında ne karısıyla kavga etmeli, ne de onunla oynaşmalı. Birinci hal en kötüsüdür; ikincisi ise, ihtirasları celb edebilir.
Yurttaşlara en iyi öğütleri ver. Zorla hiçbir şey yapmamalı. Çocukları eğitmeli.
Halka ihanet edene karşı düşman gözüyle bakmalı.
Kişi dengiyle evlenmeli; daha yükseği efendin olur, akraban değil. Dinlemeyi sevmeli, gevezeliği değil.
Hazza hükmetmeli. SPARTALI KHĐLON
hilon, yedi bilge arasında yer alan üç Yunanistanlıdan biridir. Onun da hayatı efsânelere karışmış- . Isâ'dan önce 6. yüzyılda yaşadığını, halkın ken- ^tanrılaştırdığını biliyoruz.
çekten de Khilon, çağdaşlarını geniş ölçüde Jti. Sparta'nın yayılma ve genişlemesinde rol oynayarak, ülkesini politik tehlikelerden UŞ olmEisı, yurttaşlarından büyük saygı gör- l^ğlamıştır.
^kadar ki, onun "Kendini bil!" sözü, Delfi'deki i Tapınağı'nın medhaline yazılmıştı. Platon ve sonra gelen öteki düşünürler, bu sözden |;japta ilham almışlardır. Platon, Khilon'un Đ bil!" sözünü, "Sadece bir insan olduğunu bil!" dindirir.
itton'un, "Ölmüşleri bahtlı diye öv" sözü de, S- ĐPtn savaşçılığını etkilemiştir. Sözleri
Dostlarının ziyafetlerine yavaş git, felâketlerine koşa koşa. Düğünleri sade yap.
Kendinden yaşlıyı say.
Başkaları hakkında kötü söyleme, yoksa sen de hoşa gitmeyecek sözler işitirsin. Büyüklerine saygı göster.
Başkalarının işleriyle saygısızca uğraşanlardan iğren.
Bir kayıp, yüz kızartıcı kazançtan daha iyidir; birinci halde bir defa üzüleceksin, ikincisinde her zaman.
Zavallılara gülme.
Güçlü kuvvetli isen sakin ol, başkaları senden korkmaktan çok sana saygı göstereceklerdir.
Dilinden önce aklını kullan. Kanunlara uy,
Đhtiraslarına hâkim ol. Kendi evini iyi idare et.
Haksızlığa uğrarsan barış, hakarete uğrarsan öç al. ATĐNALI SOLON
tina'mn en büyük politikacı ve düşünürü olan Solon, Hz. Isâ'dan önce 640-558 yılları arasında ıştır. Küçük yaşlardayken ticaret amacıyla başta olmak üzere çeşitli Đyon şehirlerini gezdiği bilini- gezileri sırasında Anadolu'da gelişen uygarlık :i görüp bundan faydalanmıştır. Fakir fakat aris- bir ailenin oğlu olan Solon, Atina'ya dönüşün- yurtsever ve akıllı insan olarak saygı görmeye . Bir yandan da kendisini yetiştirdi. Đlk düşünce- ticaret erbabı ve küçük arazi sahipleri tara- Çok beğenildi. yılında, Atina'nın hayatını düzenleyecek ka- yapmakla görevlendirildi. Solon Kanunları, ge- ilere yol açtı. Bu yasalarla, sınıflar arasındaki , borç yüzünden hapse girmeyi kaldırıyor, ba- ını satma ve oğlunu öldürme gibi yetkilerini Politik ve ekonomik alanda başarı için de li kurallar koyuyordu. Ayrıca, fakirlere top- mı kolaylaştıracak tedbirleri öngörüyordu.
Solon, ünlü kanunlarını yaptıktan sonra uzun bir geziye çıktı. Bazıları bu geziye, kanunlarının uyandırdığı tepkiyi sebep olarak gösterir. Bazıları ise Solon'un (ne olursa olsun kanunlarını değiştirmemek hususundaki) andından dönmeye zorlanmamak için yurt dışına çıktığını söylerler. Şöyle ya da böyle, Solon 10 yıl sonra Atina'ya döndü ve yurttaşlarını yeniden yanlış yollara sapmış buldu. Buna üzülerek Kıbrıs'a gittiği ve orada öldüğü sanılır.
Sözleri
Solon'un söz ve düşüncelerinde, Anadolu etkileri apaçık bellidir. Nitekim onun ünlü, "Hiçbir şeyde aşırı olma!" sözü çok meşhurdur. Diğer sözlerinden bazıları şunlardır: Keder doğuran hazdan kaç.
Yalan söyleme doğruyu söyle, iyi olan şeye kendini ver. Yurttaşlara en hoşa gideni değil, en iyiyi tavsiye et.
Çabuk dost edinme; edindiklerini de çabuk gözünden düşürme.
Başkalarının sana hesap vermesinin iyi olduğunu düşünüyorsan, kendin de hesap vermeye razı ol.
Kendini kibirli gösterme. Kötülerle düşüp kalkma. Dostlarına saygı göster. Ananı babanı say. Aklı kılavuz al.
Bildiğin ne olursa olsun susmayı tercih et. Ailen için halim ol.
Hükmedilmeyi öğrenerek hükmetmeyi bileceksin- y KORĐNTOSLU PERĐANDROS
tiranı (hükümdarı) olan Periandros, Hz. önce 627-525 yıllan arasında yaşamıştır. Korent'in dilini çözen adam denir. Gerçek- öi yaptığı bazı işlerle Korent'in adını, zamanın duyurmuştur.
ı, Korent'te Bacchiades aristokrasisini alaşa- os'tur.
aaros'un idaresinde Korent, en parlak çağını T. ĐTicaret ve sanatı teşvik eden Periandros sHjlni yasaklamış; Korent'i savaş, ticaret ve ĐSündan geliştirmiştir.
Lfellge arasına giren Periandros, örnek insan Shrtıakla birlikte sinirli ve kavgacıydı. Nite- ieformlara girişirken bir yandan da oğlu PVUri kin ve huysuzluklarıyla savaşıyordu.
Sözleri
Tahsil her şeyi kucaklar.
Utandırıcı bir kazanç, tabiatımız için bir suçlandırma teşkil eder. Demokrasi istibdada tercih edilir.
Zevkler gelip geçici, faziletler ebedîdir. Saadette ölçülü ol, hasımlıkta tedbirli.
Đhtiyaç içinde yaşamaktansa, tutum içinde ölmek daha iyidir. Bahtlılıkta ölçülü ol, bahtsızlıkta düşünceli.
Ana babana layık olduğunu göster, ömrün boyunca seni övmelerine ve ölümünden sonra da mesut olduğunu söylemelerine çalış.
Dostlarına karşı bahtlılıklarında nasılsan, bahtsızlıklarında da öyle kal. Kendine rağmen yüklendiğin kötü taahhütleri tutma.
Gizli konuşmaları herkese yayma
Tenkit edeceğin insanları, az zaman sonra onlarla dost olabileceğini düşünerek tenkit et.
Yasaların eskilerini, yiyeceklerinin tazelerini kullan. Suçluları sadece cezalandırma, suç işlemekten de alıkoy. Düşmanlarını sevindirmemek için felâketlerin1 gizle.
Sorgulanmamış bir hayat süren insanların hayatı kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir; onların denetimi dışarıdan gelmektedir.
Sokrates
Insanm, nasıl yaşaması gerektiği sorusu üzerinde düşünmemesi, onun değersiz ve dolayısıyla mutsuz iw hayat sürmesiyle eş anlamlıdır.
Sokrates BĐLEYĐ TAŞI
;ve asâleti bir şeref alameti olarak görme- tes'e biri sorar: kese konuşma sanatını öğretiyorsun da iyi bir hatip değilsin?"
yok" der Sokrates, "bileyi taşları da kendi nezler, fakat kaba demirleri keskin ya- En az şeye ihtiyacı olan kişi, Tanrı'ya en yakın olandır.
BURASI BENĐM SÖYLEYECEKLERĐMĐN YERĐ DEĞĐL
Kıbrıs Kralı Nikokreon'un sofrasında Sokrates, hiç konuşmadan oturur dururmuş. Neden böyle sessizce oturduğunu soracak olmuşlar. Şöyle demiş filozof:
"Burası benim söyleyeceklerimin yeri değil; burada söylenmesi gerekenleri de ben bilmiyorum; o yüzden susuyorum."
SOKRATES'ĐN SUÇU
Sokrates idama mahkûm edilince karısı ağlayarak dedi ki: - Ah Sokrates! Haksız yere öldürülüyorsun.
O da gülerek sordu:
- Ne o? dedi, yoksa sen benim haklı yere mi öldü' rülmemi isterdin?
Acılı arkadaşlarına ölmeden önce şöyle söylemiş ti: "Neşelenin ve yalnızca bedenimi gömdüğünüzü söy leyin."
Doğru düşünüş insanı doğru davranışa götürür. SOKRATES'ĐN HANIMI
Sokrat, vücut yapısı olarak çok çirkin ve zayıf bir yapıya sahiptir. Kel kafalı, soğan burunluydu. Hanımı Xanthippe ise güzel bir kadındır. Sokrat'ı filozof yapan eö önemli sebebin, hanımı olduğu rivayet edilmekte- <££. O» dışarı çıkıp öğrencileriyle birlikte olmasını kıs- ll®iıâığından, Sokrat'ın evi, hanımı tarafından cehen- ne çevrilmektedir.
her gün kavga vardır. Bu yüzden Sokrat da evvel kendini dışarı atmaya çalışmaktadır. Bir tajebeleriyle birlikte sokakta ders yaparak yürür- o esnada evlerinin önünden geçmektedirler ve 'm anlattığı konu da evliliğin faziletleridir. Tam bu sırada hanımı bulaşık suyunu balkondan in ve dolayısıyla talebelerinin başına boşaltmış- ıt ise, hiç istifini bozmadan, talebelerine dö- "Evlenin! Evlilik çok kutsal bir müessesedir. Evle- X iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa ıuz..." demiştir.
I^ÎÖKGÜRÜLTÜSÜ VE YAĞMUR
ates'in hanımı her gün evde kavga çıkarmak- »i bahanelerle Sokrates'i aşağılamaktaydı. Bir yine bir talebesiyle konuşurken karısı lafa r ve rahatsız ediyordu. Sokrates buna aldırış et- nuşmasına devam ederken, filozofun bu z haline sinirlenen karısı, bir kova suyu Sok- gından aşağı döker. Bunun üzerine Sokrates dönerek, "Ne zaman gök gürlerse sonunda
mutlaka yağmur yağar" demiş, "hatta gökyüzünde bulutlar olmasa da..." MĐSAFĐR
"Herkes yemek için yaşar, fakat ben, yaşamak için yerim" diyen Sokrates'in evine, bir gün çok sayıda misafir gelmiş. Yemeğe kalmaları gerekince, karısı Sokra- tes'i mutfağa çağırarak, "Görüyorsun, çok az yemeğimiz var. Bunlar, konuklara yetmeyecek, acaba ne yapsak?" diye sormuş.
Sokrates, düşünmüş; sonra, "Gelen misafirler tok gözlü, alçakgönüllü iseler yeter" demiş; "yok, eğer bunlar aç gözlü, kendini beğenmiş kimselerdense, ne yapsak yetmez"
T , BĐLGĐYE
HAVA KADAR ĐHTĐYAÇ DUYMAK
i- 81» gün, genç bir adam, Sokrates'in yanına gelir vltMÜ funları söyler: "Bilgelik öğrenmek ve irfân sa- hi^pBfatak için bir sürü eziyete katlanarak kilometre- Igjgg yd yürüdüm, size geldim. Bana bilgelik öğretir
gtes, gence kendisini izlemesini söyler ve f »hile doğru yürümeye başlarlar. Sokrates su- QÇ girer ve öğrencisi de onu takip eder. Sokra- ı durur ve aniden öğrencinin başını tuttuğu ABI içine batırır. Genç adam uğraşır didinir, f'yetirip de başını suyun içinden çıkaramaz. Sflpncin direnme gücü tükenince Sokrates, içinden çıkarır ve sahile yatırarak evine
HAKLI TENKĐT
Eflâtun, bir grup arkadaşı ile birlikte oturan Sok- rat'a, "Geçen gün bir arkadaşını herkesin arasında azarladın" diye çıkışmış. "O sözleri baş başa kaldığın zaman söyleyemez miydin?"
Sokrat, soruya soruyla karşılık vermiş: "Beni böyü azarlamak için, baş başa kalmamızı bekleyemez miydin?' I
Çok israf eden birisi, Sokrat'a gelip, hiç parası kal madığından dert yanmış ve biraz borç para vermesi^ istemiş. Sokrat adama şu cevabı vermiş: "Masrafları* kısarak, kendinizden borç alın..."
am kendine gelir gelmez tekrar Sokra- S düşer ve onu bulur. "Sen bir bilge kişi ola- Mttna kötü davrandın?" diye sorar.
gencin sorusuna soruyla karşılık verir: en en çok neyi istedin?" "Tabiî ki halim" der, genç adam.
'iĐ>una karşılık şu cevabı verir:
Şjw bilgeliği hava kadar istediğin zaman, düş GJJJÜÇLÜ FĐLTRE DERSĐ
> tanıdık Sokrates'e rastladı ve dedi ki: 1
- Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor mu. sun?
- Bir dakika bekle diye cevap verdi Sokrates. Ba. na bir şey söylemeden evvel, senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.
- Üçlü Filtre?
- Doğru diye devam etti Sokrat. Benimle arkada- şın hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre du. rup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir Bu ona üçlü filtre dememin sebebi.
Birinci filtre, gerçek filtresi:
Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam olarak ger çek olduğundan emin misin? - Hayır! dedi adam. Aslında bunu sadece duydum
- Tamam dedi Sokrat. Öyleyse, sen bunun gerçek ten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci fût reyi deneyelim; iyilik filtresini. Arkadaşın hakkında ban söylemek istediğin şey iyi bir şey mi?
- Hayır, tam tersi.
- Öyleyse onun hakkında bana kötü bir şey söyle mek istiyorsun ve bunun doğru olduğunda emin değil sin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye birfıfc re daha kaldı; işe yararlılık filtresi. Bana arkadaşın hat ? kında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?
- Hayır! Gerçekten değil!
- iyi, diye tamamladı Sokrat. Eğer bana söyleye^ ğin şey doğru olmayıp işe yarar faydalı bir şey değil- bana niye söyleyesin ki!
ĐYĐ KONUŞMAK
Filanca kişi senin aleyhine konuşuyor diyenlere Sokrates şu cevabı vermiş: "O zaten iyi konuşmasını hiçbir zaman öğreneme-
mijtir ĐTĐRAZ
Gevezenin biri, konuşma sanatını öğrenmek için Sqfc»tes'in okuluna kaydolmak ister. Fakat Sokrat, di- lara göre iki kat para isteyince, adam itiraz et- lar. Sokrat
adamın sözünü keserek şöyle der: bir değil, iki şey öğreteceğim. Birincisi koli ikincisi ise susmayı!.. Bu yüzden iki kat para
RUHU BATIRMAMAK ĐÇĐN
at'm hayranlarından zengin bir tüccar, bütün bir çuval altını kendisine bağışlamıştır. p ölümüne kadar altınlardan hiçbirine dokun- iayan Sokrat, tüccar öldükten sonra, bu bir BŞtti, bir kayığa yükletip, denizin ortasına götü' : teker denize atar. Atarken de; r! Đşte sizi denize atarak batınyorum ki be' i kirletmeyesiniz ve batırmayasınız!" der. YOLCULUK
s'e bir dostu, "Dertliyim, yolculuğa çıktım ' demiş. Sokrates, "Kendini de birlikte gö- 52 • FELSEFE DĐYARINDAN HĐKMET YURDUNA BĐLGELĐK HĐKÂYELERĐ türmüşsündür de, ondan" diye cevaplamış.
ADALET
Sokrates'e, "Bu dünyayı ayakta tutan şey nedir?" diye sorarlar.
Sokrates, "Bu dünya adaletle ayakta durur. Zulüm geldiği zaman o devletin varlığı düşünülemez" diye cevap vermiştir.
GÖLGE ETME, BAŞKA ĐHSÂN ĐSTEMEM
en, Đskender'e ayağa kalkmadı. Hiç istifini Stadı. Binlerce insan, Đskender geliyor diye ki- forken o, yerinden kımıldamadı bile. "Sen ne ın, gelenin kim olduğunu bilmiyor musun?"
tartakladılar. k
pder: "Durun, dokunmayın!... Görmüyor mu- Mer geliyor, diye insanlar yerlere yatıp kalki' Itt yoksa Đskender'i tanımıyor musun?" dedi.
B "Tanıyorum, iyi tanıyorum ve sizi de iyi iye cevap verdi. "O halde söyle! Kimim, ben?"
5 "Bendemin bendesisin (esirimin esiri'
Đskender sarsıldı. Yerinde duramadı ve atından indi. "Ne demek bu?" dedi.
Diyojen: "Sen, toprak için insan öldürüyorsun. Dünya benim esirim, kölem. Sen de benim köleme köle olmuşsun. Kim kime ayağa kalkacak?" dedi.
iskender bunu kabullendi. Diyojen'in büyük bir fi- lozof olduğunu anladı ve dedi ki: "Dile benden ne dilersen!"
Diyojen: "Gölge etme başka ihsan istemem."1 EŞYALAR OLMADAN DA YAŞAYABĐLMEK
Diyojen, başından büyük belalar geçmiş, hatta esir olarak satılmış bir filozoftur. Çok fakir olmasına rağmen, yanında sadece bir torbası, bir çanağı, bir de sopasının dışındaki tüm eşyasını dağıtmıştır. Diyojen bir gün eli ile su içen bir çocuğu görünce, bu da ge- reksizmiş diyerek elindeki çanağı da atar. Böylece eş-
y&ğ olmadan da yaşanabileceğini göstermiş olur in- CĐDDĐ ŞEYLER
^^S^ojen bir gün ahali arasında ciddi meseleler- tH^ahsetmek istedi. Fakat kimse dinlemeyince, kuş « başladı. Bu sefer herkes pür dikkat kesil-
Diyojen ahaliye dönerek: "Demek siz cid- değil de, ancak böyle gayri ciddi şeylerden hoş- der.
9IL OLSA ALT ÜST OLACAK
ifıa göre koleradan, bazılarına göre ise nefe- ^'kendi kendini boğduğu rivayet edilen ve I konusunda tam bir bilgiye sahip olmadığı- ! bir arkadaşı sorar:
ı zaman, seni nasıl gömelim?" Dedi ki: ı gömün; çünkü yakında nasıl olsa her şey KEMĐK FARKĐ
kender, Diyojen'i üst üste yığılmış insan l&ıhda bir şey ararken görür. "Ne arıyor- t. "Babanızın kemiklerini" diye cevaplar hangisinin kölelere, hangisinin babanıza |jttür türlü ayırt edemiyorum."
BEN ÇEKĐLĐRĐM
Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bit sokakta, zenginliğinden başka özelliği olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. Đkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir...
Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa, "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakince şu karşılığı verir:
"Ben çekilirim!!" ĐNSANIN KIYMETĐ
Yunan-Pers savaşları sonunda Pers (Đran) askerleri esir edilip Atina meydanında satılığa çıkarılırlar, iranlı esir askerlerin üzerindeki göz kamaştırıcı elbise- . lerin bir çırpıda satılmasına karşılık, esirlere alıcı çık-. maması üzerine; orada bulunan Diyojen, düşünceli düf f şünceli:
"Đnsan ne garip mahlûk! Arızî meziyetler üzeri sökülüp atılınca, kendisi beş para bile etmiyor" der.
DEĞER MĐ?
Diyojen, halkın dünya için sabahtan akşama dar uğraştıklarını, büyük binalar yaptıklarını, çektik! ri zahmet ve meşakkatleri gördükçe, "insanlar, y& sene değil, yedi yüz sene yaşasalardı, acaba neler yap lardı ki?!" dermiş.
YARIŞ
'Diyojen, yaşlandığı için kendini yormamasını 'SĐSNfcat etmesini isteyenlere şu cevabı vermiş:
"Eğer bir yanşa katılmış olsaydınız, hedefinize yaklaş- '' i yavaşlar mıydınız?" TSUflr ĐKĐ KULAK BĐR AĞIZ
şzof Diyojen'e sormuşlar:
'ım! Niçin iki kulağımız, ama bir tek ağzımız jen;
(umuşahm, ama çok dinleyelim diye" demiş.
KALPAZANLIK isinin vaktiyle kalpazanlıkla uğraştığını ha- ve
I"
: "Evet, bir zamanlar sizlere benzemem icab ' at şimdi, siz benim bulunduğum konuma siniz" diye cevap vermiştir.
KORKU
rüyadan ürkenlere Diyojen, "Size hayret "Uyanık iken adım başı gördüğünüz «dınş etmediğiniz halde, uykuda gördüğü- -ylerden korkuyorsunuz."
osofîiyojen haksız değilmiş; çünkü Kalisten, Đskender'imi tanrılık taslamasını tenkit ettiği için, idam edil-
DĐYOJEN VE MERCĐMEK ÇORBASI
i, bir gün kendine çorba yapmak için çeş- Ijında mercimek ayıklıyormuş. Onu gören, avukluğuyla meşhur Kalisten, Diyojen'in ya- ; alaylı bir tavırla ne yaptığını sorar. Di- jTktlfini bozmadan, kendine çorba yapmak için f ayıkladığını söyler. "Sen de benim gibi krala Ün, mercimek ayıklamak zorunda kalmazdın" Jj^Efiyojen hiç lafını esirgemeden cevap verir:
Đt böyle mercimek çorbasına kanaat etmesini be- hi, krala dalkavukluk etmek zorunda kalmaz-
^ DĐYOJEN'ĐN ĐNTĐKAMI
lj,JWtında taşıdığı keresteyi ünlü filozof Di- tıa çarptıktan sonra "Dikkat!.", diye ba- ı o gün hiç sesini çıkarmadan akşam et- > eline geçirdiği bir sopayla, sokakta rast- rv kafasına vurduktan sonra, "Dikkat!.." i yoluna devam etmiş.
DĐYARINDAN HĐKMET YURDUNA BĐLGELĐK HĐKÂYELERĐ SERVET YOLU
Dıyojen'e bir gün servet düşkünü biri, insanı servete kavuşturan yolun hangi yol olduğunu sormuş. 0 da yüzünü ekşiterek şöyle cevap vermiş:
"Aynı zamanda hem sağdan gidersin, hem soldan gj. dersin, hem bütün yollardan birden gidersin: işte o zaman hedefine ulaşırsın."
HAYVANLARDAN EN ŞĐDDETLĐ ISIRAN
Diyojen'e, "Hayvanlardan en şiddetli ısıran han J gisidir?" diye sorarlar.
"Vahşi hayvanlardan, insanın gıyabında konuşan lar; ehli hayvanlardan ise, dalkavuklar" diye cevap verit
DĐYOJEN VE KALĐSTEN
Meşhur Yunan filozofu Aristo'nun yeğeni Kalisteı de filozoftur ve Büyük Đskender'in maiyetinde bulunıj muştur.
Bir gün Diyojen'e, dostlarından biri ondan şöy| bahsetmiş:
"Ne mutlu başına, ne bahtiyar adammış Kail ten! Đskender'in maiyetinde bulunduğu için, kralm f yafetlerinde de önemli yeri vardır."
Diyojen yüzünü ekşitir ve "Aksine ne muö adammış demelisin; çünkü kendi karnı acıktığı zarf değil, iskender'in canı istediği zaman yemek yiye^ yor" der.
^ SADAKA Horarlar: DĐYOJEN'DEN . 63
Sfcs:-
62 • FELSEFE DĐYARINDAN HĐKMET YURDUNA BĐLGELĐK HĐKÂYELERĐ
"insanlar niye dilencilere sadaka verir de, filozof, lara vermez?"
Diyojen, "Çünkü bir gün topal ya da kör olabile. çeklerini düşünürler, ama filozof olabilecekleri akılla. rından geçmezler de, ondan" der.
BOŞ EV
Yakışıklı ve iyi giyimli bir gençle tanışan Diyo jen, bu gencin son derece ahmakça sözler söylediğin görür.
Kendisine bu genç hakkındaki fikrini soranlara 5 j cevabı verir: ^ "Muhteşem bir ev. Fakat içinde kimse yok, yaı j bomboş."
£
DÜNYADA EN FENA HAL
Diyojen'e, "Dünyada en fena hal nedir?" diye rarlar. "Hem ihtiyar, hem fakir olmaktır" diye cevap v NE VAKĐT EVLENMELĐ?
Birisi Diyojen'e, "Adam ne vakit evlenmeli?" sorar.
"Genç ise, henüz evlenme zamanı gelmemiştir- tiyar ise, vakti geçmiştir" der. ACEMĐNĐN NĐŞANCILIĞI
•tfâĐSht gurup acemi genç, diktikleri hedefe doğru ok ı^Mftfeere talim yapmaya hazırlanırken, Diyojen ko- ve hedefin önüne oturur.
yapıyorsun?" diye sorduklarında, "Beni vurur- ^Ifae korktum. En güvenilir yerin burası olduğunu U|g||jĐhıl" diye cevabını verir.
AKILLI ADAMLAR
Htı'e, Yunanistan'ın hangi tarafında akıllı Şîdüğünü sorarlar. O da, "Đsparta'da pek çok im, fakat hiçbir yerde adam görmedim." der.
}KTEN NE ZAMAN GELDĐN?
Đsminden söz eden bir adama, Diyojen, t/mum geldin7" diye sorar. KANUNLARA DÜZEN
»nn uzun uzadıya saza düzen vermelerin- ?nmayan Diyojen, "Bir kere akıllarının kaince ona düzen vermeye baksınlar" derdi.
FAZĐLET YOLU
evamlı sûrette, "Birtakım ehemmiyetsiz ferin, birbirlerinin önüne geçmeye çalışan fakat fazilet yolunda öne geçmeye gay- timüyor." derdi.
ADAMLAR!...
Diyojen her zaman olduğu gibi yine bir defa, sokal ortasında, "Hey! Adamlar! Adamlar!" diye haykırma, ya başlar. Bir kısım insanlar etrafına toplanır.
Diyojen, "Ben namuslu adamları çağırıyorum!" di ye, sopası ile onları etrafından kovalar.
Diyojen bir gün hamama yıkanmak için gider. Su yun temiz olmadığını görünce, "Burada yıkandıktat sonra, temizlenmek için nereye gitmeli?" diye sorar. ,
DENGESĐZ ARZULAR
"Bir zamanlar ben sizlere benziyordum. Ama sizle^. rin bana benzeyeceğiniz bir zaman hiç gelmeyecekti diyen Diyojen; "Dengesiz arzular, insanları perişan e felâketlerin kaynağıdır. Terbiye dairesinde söylenmiş söz, baldan örülmüş bir ağ gibidir." derdi.
HÜR OLMAK
"Yeryüzünde en iyi şey nedir?" diye sorarlar Diy jen'e. O da, "Hür olmak" diye cevap verir.
TANRI'YA ĐNANIR MISIN?
Diyojen'e biri, "Tanrı'ya inanır mısın?" diye sorm
Diyojen, "Senin gibi Tanrı düşmanı birini gör ce, inanmaz olur muyum hiç?" diye cevap vermiştir'
FAZĐLETĐN RENGĐ
yüzü kızaran bir delikanlıya Diyojen Đsti: "Aferin, işte faziletin rengi budur!" ALTININ RENGĐ
ırun rengi neden sarıdır?" diye sorduklarında, çoktur da ondan" der. FAZĐLETTEN DEM VURANLAR
sinde Diyojen, sürekli faziletten dem vurup hiçbirini yapmayanlar hakkında şunları "Onlar, çok güzel sesler çıkardıkları halde, Etmeyen musikî aletlerine benzerler..." - AVA ÇIKACAK CESARET
svj sürdüğü hayatı pek çoklarının beğendiği- ı pek azının kendisini taklide koyulduk- ii. "Pek itibarlı bir köpeğim ben!" diyoriti beğenenlerden hiçbirisinde benimle ava • cesaret yok."
GÜNEŞ IŞINLARI
nayan yerlerde oturduğu için, kendisine enlere Diyojen şu cevabı verir: | Đşınlarıyla daha da izbe yerlere girer, ama kbozulmaz."
FAKĐR OLDUĞU ĐÇĐN
Bir eşkıya, fakir olduğu için ona hakaret eder.
Diyojen hiç kızmaz ve sadece, "Bir adama, fakiı olduğu için hakaret edildiğini hayatımda hiç görme, dim;, ama pek çok insanın hırsızlıklarından ötürü asıl. dıklarını gördüm." der.
YEMEK YEMENĐN ZAMANI
Adamın biri Diyojen'e "Ne zaman yemek yemeli yim?" diye sorar.
Diyojen, "Zengin isen, canının istediği zaman; fj kir isen, bulduğun zaman ye!" der. BÜYÜK VE KÜÇÜK HIRSIZLAR
Bir gün Diyojen, sokakta giderken hâkimle devlet hazinesinden küçük şişe çalmış bir adama c vermek üzere götürdüklerini gördüğünde; "Đşte!" d "büyük hırsızlar bir küçük hırsızı yakalamış götü yorlar."
ĐLOZOFLARINDAN
KONFÜÇYÜS DER KĐ...
ların dokuz düşüncesi vardır, ında berrak görmeyi düşünürler. Herinde, iyi duymayı düşünürler.
«işleri bakımından sıcak olmayı düşünür- ıglarında saygılı olmayı düşünürler.
larında doğru olmayı düşünürler, e ciddi olmayı düşünürler.
düştüklerinde soruları nasıl soracakla- Đttiklerinde, sorunları düşünürler, rdüklerinde, adâleti düşünürler.
ĐLKÇAĞ FĐLOZOFLARINDAN • 71
70 • FELSEFE DĐYARINDAN HĐKMET YURDUNA BĐLGELĐK HĐKÂYELERĐ
BĐR YUMURTA ĐKĐ BĐLGĐ
Konfüçyüs bir arkadaşına şöyle der: "Senin bir yumurtan var, benim bir yumurtam var. Sen yumurtam bana versen, ben de yumurtamı sana versem, yine se. nin bir yumurtan benim de bir yumurtam olmuş olut, Ama senin bir bilgin var, benim de bir bilgim var. Ser, bilgini bana versen, benim bilgimle birlikte iki bilgim- olmuş olur. Ben de bilgimi sana versem senin bilginle birlikte iki tane bilgin olmuş olur."
YILDIZLARI GÖZLEMLERKEN
Thales, başını gökyüzüne çevirmiş, yıldızlan gözl- lemleme esnasında önündeki kuyuya düşer. Bunu gö« ren nüktedan ve zeki bir Trakyalı kız onunla şöyle ala® eder: Bj
"Gökte ne olduğunu anlamak istedi, ama önündB ve ayaklarının altındaki çukuru göremedi. H
(Önündeki kuyuyu göremeyen adam, gökte tfl olup bittiğini anlamaya çalışıyor.)" I ÖLÜM ĐLE HAYAT ARASINDAKĐ FARK
Thales dedi ki:
"Hayat ile ölüm arasında hiçbir fark yoktur." "O halde niçin ölmüyorsun?" dediler. Dedi ki:
"Hayat ile ölüm arasında bir fark olmadığı için-"
FALEROS'LU DEMETRĐOS'UN GENÇLERE NASĐHATĐ eros'lu Demetrios, gençlere şu nasihatte bulu-
\ kimseye mutlaka saygılı olunuz: 'endi evınizdeyken, ailenize; itayken, gelip geçenlere; mzken, kendinize."
HAYAT
ılı yazar Kazancakis, bir ihtiyara, "Neye ba- V diye sorduğunda, ihtiyar adam gözlerini ijjan ayırmadan şu cevabı verir:
»Btıma evladım, akıp giden hayatıma..." |i: ÖLÜM NEDĐR?
^ it'e, "Niçin az konuşuyorsunuz?" diye
: ŞU cevabı vermiş: ibol bol gevezelik edesiniz diye..."
?belerinden biri Konfüçyüs'e, "Ölüm nedir?" Kuğunda, Konfüçyüs'ün cevabı şu olmuş: Sjakkmda ne biliyorsun ki, sana ölümden ita."
KISA CEVAP sor-
72 • FELSEFE DĐYARINDAN HĐKMET YURDUNA BĐLGELĐK HĐKÂYELERĐ ĐYÎ YÜZME BĐLMEK
Çalımlı bir eda ile herkesten daha iyi yüzdüğünü iddia eden birine, filozof Aristippus şunları söylemiş:
"En küçük balıkların bile sahip olduğu bir meziyet, ten dolayı kendine bir pay, bir şeref mi çıkartıyorsun?"
TANRI BĐLĐRSE
Yedi Bilgeden biri olan Bias, bazı inançsız kimse.
lerle deniz yolculuğu yapmaktaydı. Aniden şiddetli bj fırtına çıktı. Đnançsız yolcular Tanrı'ya yalvarmağa ba$ j ladılar. Bunun üzerine Bias: "Susun yahu!" dedi. "Taı> ^ rı sizlerin bu gemide bulunduğunuzu fark ederse hali. miz ne olur?"
KULAKLARI AYAKLARINDA
Cyreanic okulun başı olan Aristippus, meşru b işinin görülmesi için kralın huzuruna çıkmıştı. Fak kral, Arisdppus'un işiyle ilgili hiçbir şey yapmak ist) meyince, Aristippus onun ayaklarına kapanır ve tekti yalvarır. Onun bu hareketini ayıplayanlara karşı Ari tippus şöyle der: "Kabahat bende değil kralda. Çünl onun kulakları başında değil, ayaklarında."
FĐLOZOF OLMAK ĐSTEYEN
Epiktetos'a sorarlar: "Filozof olmak üzere çal$ bir kişinin ilk işi nedir?" Epiktetos, "Kendini beğ^ mişlik ve bencillikten kurtulmak" diye cevap ve*j "Çünkü bir şey öğrenmeye başlayan birinin, ona 0$
peyleri daha önceden bildiğini iddia etmesi [ değildir" der. FĐLOZOFUN SĐNĐRLERĐ
etos birine, "Sana filozofun sinirlerini göste- tr der. "Hayal kırıklığına uğramamış bir arzu, Jen kaçınmış bir vicdan, her gün egzersize ttuş bedensel bir kuvvet, itina ile seçilmiş ni- ı isabetli kararlar" der.
UYKU VE KARDEŞĐ
s'm hayatının sonlarına doğru, bedeninde lık olmuş ve evinde yatıyormuş.
ıdan biri hal hatır sormak için yanma olduğunu sorduğunda, uyku ile ölümün yakın olduğunu ima ederek şu cevabı
beni uyku, kardeşine (ölüme) teslim etmeye ÇĐRKĐN ŞEYLER AŞISINDA KORKAKLĐK
li Lasos, Ksenophanes ile zar oyunu oy- • Düşünür bu oyunu oynamak istemeyince, ^"•korkaklıkla suçlamış. Bu ithama düşünür ! verir:
BŞrkağım. Çirkin şeyler karşısında pek kor- sizim." HEKĐMLER VE HASTALARI
Pas demiri nasıl kemirirse, hırs da insanı öyle( kemirir diyen Kinikler okulu filozoflarından Antistj}, nes'in, ayaktakımı insanlarla düşüp kalkması, dostlg tarafından tenkit edilmiş. Filozof dostlarının bu söz[ rini dinledikten sonra şu cevabı vermiş:
"Hekimler de hastalarla düşüp kalkıyor."
ZENGĐNLERĐN SAHĐP OLMADIKLARI ŞEYLER
Filozof Aristippus ile Kral Denys arasında şöyle konuşma geçer:
- Niçin filozoflar zenginleri ziyaret eder de zeng41 ler hiç filozofları ziyaret etmezler. - Çünkü filozoflar neye sahip olmadıklarını bili ama zenginler neye sahip olmadıklarını bilmezler.
FĐLOZOFLARIN EKSĐĞĐ
Aristippus, Kral Denys'ten para istemeye gitra' Kral: - Hani sen filozofların hiçbir eksiği yok demi
- Sen parayı ver dedi Aristippus, sonra konuş bu konuyu. Bunun üzerine kral, ona istediğini verdi. Af pus dedi ki: - Bak gördün mü? Demek ki hiçbir şeye ihtiy yokmuş.
YĐĞĐTLĐK
ağlarda Sparta Krallığı yapan Agesilaus'a sor- Jtağljg, "Doğruluk mu daha büyük meziyettir, yiğitlik silaus cevap vermiş:
insanlar doğru olsaydı, yiğitliğe ne lüzum BLv GÖZYAŞI ĐÇĐN GÖZYAŞI
a'nın meşhur kanun koyucusu Solon, günün I ölünce, pek tabiî olarak ağlamaya başlamış; t biri de kendisini teskin için şöyle demiş:
tiiz bu gözyaşlarırıızın hiçbir faydası yok' Kt da şöyle karşılık vermiş: ! işte onun için ağlıyorum."
VĐCDAN
s gaddar hükümdarlardan biri, bir filozofa, i derler?" diye sormuş. enin bilmediğin ve sana lazım olmayan 'demiş.
^ÜZELLĐK ĐLE GERÇEK
goras'a sorar: "Güzellik ile gerçek ara- prnak durumunda kalsaydın, hangisi ter- Đüt etmeden güzelliği" der filozof; "çün- : asıl gerçekten daha yüksek ve daha de- rin bir gerçek bulunduğuna inanırım."
ÖNYARGI
Bir tanıdığı hakkında Anaksagoras'a, "O kendisi, nin hiçbir önyargısı olmadığını söyleyip duruyor, siz nt dersiniz?" diye sorduklarında, "Halbuki bu iddiası bil( çok büyük bir önyargıdır" diye cevap verir.
NAMUSLU OLMANIN YOLU
Antisthenes'e, "Namuslu olmanın yolu nedir?" d: ye sorduklarında şu cevabı verir: "Seni yakından tanıyanlara, ne gibi hataların olduğunu sormaktır."
GERÇEK ÜSTÜNLÜK
Atinalı Solon'a, "Senin bilginin diğer insani sahip olduğu bilgilere üstünlüğü nedir?" diye sorduk rında; "Sahip olduğum bilginin çok az olduğunu memdir" diye cevap verir.
SEYAHAT
Biri Anaksagoras'a, "Seyahat etmek, bulundu nuz yerden başka bir yere gitmek midir?" diye sorar Filozof, "Seyahat etmek, düşüncelerinizi deği$ mek, önyargılarınızdan kurtulmaktır." der.
BÜTÜN ÖKÜZLER KORKUDAN TĐTREYECEK
goras, kendi adıyla ün kazanmış olan teoremi sonra, sevincinden yüz boğa kurban eder.
-rilerinden biri bunun üzerine; "Yeni bir bulununca, bütün öküzler korkudan titreyecek- ' Đçini çeker.
BARIŞ VE DĐRLĐK ĐÇĐNDE NASIL YAŞANIR?
kleitos'a Efesliler, barış ve dirlik içerisinde anabileceği hakkında düşüncelerini sorarlar ve çıkıp anlatmasını isterler. Düşünür kürsüye çı- ;rdak su alıp üzerine arpa unu serer ve bir çöp- ! p içer. Sonra da kürsüden iner ve gider.
vranışıyla Herakleitos'un, söze başvurma- clik olarak barış hakkında söylemek istediği ~':dzde bulunanla kanaat edin. Đsteklerinizi değil, .40 ön planda tutarsam?, kendinizi ve kentinizi içerisinde yaşatabilirsiniz."
' ET YÖNETMEKTEN DAHA ĐYĐ
leitos, Artemis Tapınağı'na çekilerek etrafımı çocuklarla oyun oynarken, Efeslilerin şaş- " a karşı şöyle der:
içiyorsunuz? Sizinle birlikte devleti yönet- .:' çocuklarla oyun oynamak daha iyi değil ÖTEKĐ DÜNYAYA GĐDEN YOLLARIN UZUNLUĞU
Aslen Anadolulu olup 40 yaşlarında Atina'ya ge. len ve burada felsefî düşünceyi harekete geçiren bir fj. lozof olarak bilinen Anaksagoras, öğretisi nedeniyl, tanrıtanımazlıkla suçlanıp idamla yargılanır. Bu nç. denle Atina'yı terk eden düşünür, hayatının geri kal^ kısmını sürgünde geçirir. Gurbette ölme düşüncesi' kendisine çok dokunan Anaksagoras, bir dostuna şöy, le der:
"Öteki dünyaya giden yolların uzunluğu her yerde a« nıdır." ÖLÜMLÜ BĐRĐ
Anaksagoras'ın bir çocuğu dünyaya gelir. Bir s" yaşadıktan sonra ölür. Oğlunun ölüm haberini ken sine bildirdiklerinde düşünür, "Sulbümden ölümlü rinin dünyaya geldiğini biliyordum" der.
EN BÜYÜK FELÂKET
Büyük iskender'e dünyanın en büyük felâketi ne olduğu sorulmuş, o da şöyle cevaplamış:
"Đyi adamın kötü adama muhtaç olmasından daha yük bir felâket yoktur." ADALET MĐ CESARET MĐ?
Büyük Đskender, hocası Aristoteles'e sorar: "L1 için adalet mi daha mühimdir, yoksa cesaret mi?"
HĐKMET SAHĐBĐ
ĐîĐozof Empedokles, bir sohbet sırasında, "Hikmet fjiir insan bulmakta zorlanıyorum" deyince; filo- ophanes, "Normaldir efendim" cevabını ver- kü bir hikmet sahibini, ancak hikmet sahip- abilir." Đh
ĐNSANLIK
Jılık bir adama acıdığı için kendisini kınayan- teles, şu cevabı vermiş: "Ona ahlâksız oldu- Ûeğil, insan olduğu için acıyorum."
ĐM ?
EFLÂTUN'A ĐKĐ SORU
Hr zaman kahkaha ile güldüğü görülmemiş, | kötülüklerinden ve nahoş hallerinden kaç- Kbne düstur edinmiş olan Eflâtun'a iki soru
cisi; "insanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki dav- r?" ja tek tek sıralamış:
kluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ^ var ki sonra çocukluklarını özlerler. ımak için sağlıklarını yitirirler. Ama Men almak için de para öderler.
Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşama, mış gibi ölürler..." Sıra gelmiş ikinci soruya; "Peki sen ne öneriyor. sun?"
Bilge yine sıralamış:
"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapıl, ması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırak, maktır. Ve önemli olan; hayatta, en çok şeye sahip o (ma) değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır..."
KAYBETTĐĞĐN ZAMANA ACIYORUM
Bir gün Eflâtun, talebelerinden birini kumar o narken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:
"tyi ama, ben çok az bir parasına oynuyordum" ye itiraz edecek olmuş ki Eflâtun cevap vermiş:
"Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybetti"' zaman için azarlıyorum." YA ADIN YA AHLÂKIN
Büyük Đskender, ahlâkının kötülüğüyle meşh ancak adının çok güzel manası olan bir adamı huzu na çağırarak şöyle demiş:
"Ya adını değiştir, ya ahlâkını." jgt FĐLOZOF VE PARA
pikler okulu filozoflarından Crates, bütün serdir tüccara emanet etmiş ve şu vasiyette bulundan öldükten sonra, şayet çocuklarım büyüdük- jppı herkes gibi olurlarsa, bu paraları onlara ver. apaof olurlarsa, bunları muhtaç olanlara dağıtın, ijpcuklarımın bu paraya ihtiyacı olmayacaktır."
SmĐCLĐD VE GEOMETRĐYE GĐDEN K KRAL YOLU Kı
mi, çağlar boyu yalnız matematik dünyasının ?fetematikle yakından ilgilenen hemen herke- Ime özenilen bir örnekti. Öklid, M.O. 300 sı- ĐPyazdığı 13 ciltlik eseriyle meşhurdur. Isken- pfldiyet Enstitüsü'nde dönemin en saygın öğ-
?Đmin kralı I. Ptolemy, okumakta güçlük çek- Kuler'in yazarı Öklid'e, "Geometriyi kestirme- Mfiıenin yolu yok mu?" diye sorduğunda, Ok- Htfa bakmayın, ama geometriye giden bir kral HPf" diye karşılık verir.
S GEOMETRĐ NE ĐŞE YARAR?
Đt, bir gün dersini bitirdiğinde öğrencilerin- Ödaşır: "Hocam, verdiğiniz ispatlar çok güzel;
bunlar neye yarar?" diye sorduğunda, Ök- Hfekleyen kölesini çağırır, "Bu delikanlıya 5- vaktinin boşa gitmediğini görsün!" der.
?Î
ÖKLĐD VE DÜŞMANI
Bir adam Öklid'e gelerek "Seni öldürmeden rahat edemeyeceğim" der.
Öklid de, "Ben de senin kalbinden bana karşı olan kinini söküp atmadan rahat etmeyeceğim" der.
ĐKĐ KÖLE ;
Makedonya Kralı Philip, bir gün oğlu iskender'in hocası olan Aristoteles'e kızar ve onu aşağılamak içi "Ne olacak sanki? Senin yerine bir köle tutar, onun lumla ilgilenmesini ve eğitmesini sağlarım."
Bu sözler üzerine ünlü düşünür kendinden env bir şekilde krala, "Evet majesteleri, iyi fikir! O za çok geçmeden iki köleniz olur" diye karşılık verir.
CEZA
Büyük iskender'e, "Falan kişiler sizin aleyhiniz konuşuyorlar; onlara gerekli cezayı verseniz de sust sanız olmaz mı" dediklerde, kendisinden şu cevabı mışlar:
"O zaman onlar, söyledikleri şeylerde haklı ol lar."
GERÇEK MUTLULUK
M.Ö. III. asırda yaşamış Yunan filozofu Me dem'e, sohbet esnasında birisi, "insanın istediğini e' etmesi büyük bir saadet" dedi.
ytoî bu söze şöyle karşılık verdi: "Đnsanın elin- 4e yetinmesi daha büyük bir saadettir."
FĐLOZOFLARIN HÜKÜMDARLARI ZĐYARETĐ ? Dionysios, Aristippos'a sorar:
bedendir acaba? Her gün filozoflar hükümdarları erler de, hiçbir hükümdar kalkıp bir filozofu fe gitmez?"
Kttippos, "Bunda şaşacak bir şey yok hükümda- j "Hekimler, yatağından kalkamayacak durumda- ird giderler. Çünkü o hastaların hekimlere gitme' ı değildir" YALNIZ DEĞĐLĐM
(Ezop) evinde çalışırken, bir asil kapıyı içeri girer ve kitaplarına eğilmiş filozofa, ayalruz nasıl (Kurabiliyorsun?" der.
ı başını kaldırır, "Ben yalnız falan değildim" i sen içeriye girdiğin andan itibaren ne kadar yal- nu anladım."
ĐKĐ KĐŞĐ
Crates (Zenon) bir öğrencisiyle konuşuyor, o fencisi sürekli onaylıyormuş. Filozofun sab- ! ve bağırmış:
a?sa bir kere itiraz et, başka bir fikir söyle de, umuzu anlayayım." EŞEĞĐN GÖLGESĐ (ANLATILAN ŞEYĐN KIYMETĐ)
Atina'da önemli bir tartışma yapılırken kürsüye Demostenes çıkar; ancak dinleyiciler sürekli kendi aralarında konuşmakta, filozofu dinlememektedir.
Demostenes, "Bir hikâye anlatıp ineceğim" der ve anlatmaya başlar:
"Uzun zaman önceydi. Bir delikanlı Atina'dan Megara'ya gitmek için bir eşek kiralamıştı. Eşeğini kiraya veren adamın da Megara~da işi vardı, beraber yola düştüler. Konuşa konuşa giderlerken öğle sıcağı bastırdı; biraz dinlenmek ve öğle yemeği yemek için b' subaşına çöktüler. Ama ortalıkta hiç gölgelik yoktu v eşeğin sahibi yemeğini alıp eşeğinin gölgesine sığındı.
Eşeği kiralayan genç buna içerledi; 'Sen çekil, göl gede ben oturacağım' dedi. . Beriki itiraz etti; 'Ben oturacağım, çünkü eşek nim.'
Delikanlı, 'Ama ben eşeği kiraladım' deyince, e ğin sahibinden, 'Ben sana eşeği kiraladım, gölgesi değil' cevabını aldı ve aralarında kavga çıktı."
Hikâyenin tam burasında Demostenes kürsüd iner yürümeye başlar. Dinleyiciler, "Sonunda ne oia Sonunu anlat" diye bağrışmaya başlayınca, Demos nes kürsüye döner:
"Sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anla ya çalıştım, dinlemediniz? Şimdi ise eşeğin gölgesini m ediyorsunuz. Ne fikrimi söyleyeceğim, ne de eşeğin göl ne ne olduğunu..."
kürsüden iner ve yürür gider.
ER TARAFINDAN YÖNETĐLMEK (TARTIŞMANIN SONUCU)
halkı, yöneticilerinden fena halde şikâyetçiy- lan nasıl göndereceklerini bir türlü bilemiyor' maların sonunda somut bir fikir çıkmıyordu.
Antisthenes kürsüye çıktı:
hlar! Size bir teklifim var: Hemen bir ka- arıp bütün eşeklerin at olduğunu ilan edin. ra da eşeklere eşek demeyin, hep at deyin."
rar:
bunun bize ne faydası var?" Antisthenes çenek ne faydası var? Yeni yöneticiler konu- aadığınıza göre, çözüm bulunana kadar rıdan yönetilmek utancından kurtulmuş
SANA KIRACAKSIN DEMEMĐŞ MĐYDĐM?
i, bugünkü Pamukkale'de doğmuş bir filo- 'da esir düşer. Efendisi oldukça zalim biri- . Epiktetos'un bacağını bir işkence aletine
rmaya ve bükmeye başlar, sın!" der, Epiktetos.
Kmeye ve sıkıştırmaya devam eder. Epik- Jracaksın!" der.
Adam işkencesine devam eder ve Epiktetos'un ha. cağı çat..! diye kırılır.
Hayatı ve insanların halini ciddiye almamay, çalışan Epiktetos, acısına aldırmaz bir tarzda sözünj söyler:
"Sana kıracaksın dememiş miydim1" GÜLERYÜZ
Aristo ders esnasında, öğrencilerinden birine meseleyi en ince ayrıntısına kadar izah ettikten so der ki:
- Evet der öğrencisi. Aristo:
- Ama sende anladığına dair bir işaret göremi" rum, der. - O işaret nedir? diye sorulduğunda,
- Güleryüz evladım, güleryüz. Anlamış olsay sevinirdin, der. YALANCININ KAZANCI
Aristo'ya sormuşlar:
- Yalan söylemekle ne kaybederiz?
- Doğruyu söylediğiniz zaman bile, karşınızda inandıramamayı. DELĐ ĐLE CALĐNUS
Bir gün doktorluk mesleğinin kurucusu say
talebelerine: "Bana falan ilacı getirin içece- u Öğrencileri itiraz ettiler: dim" dediler; "o ilaç deliler içindir. Halbuki ıisiniz." Calinus şöyle dedi:
"n bir deli önce yüzüme baktı, sonra bana göz sonrada üstümü başımı yırttı. O deli eğer idine benzer bir yön bulmasaydı, bana bunu Hiç kimse kendi cinsinden olmayana musallat 'kişi birbirine sataştı mı aralarında mutlaka bir : lazımdır."
BEDEVÎ ĐLE FĐLOZOF
evî, devesine buğdayla dolu büyük iki çu- «, götürüyordu. Kendisi de iki çuvalın orta- ştu. Yolda birisi onu söze tuttu. Bedevîye ?ılı, onu konuşturdu. Bu soruşturma ile gürledi, hoş ifadelerde bulundu. Ondan sönmedi ki:
'çuvalda ne var, söyle bakalım?" Bedevî:
birinde buğday, öbüründe insanın yiye- t kum var." dedi. Adam: ; kum yükledin?" deyince bedevî:
çuvalı tek kalmasın, kum çuvalı ona ye." cevabını verdi. Adam:
' etseydin de buğdayın yarısını bu çuvala, çuvala koysaydın daha iyi olmaz mı 1 hafifleşirdi, hem devenin yükü azalırdı"
"Aferin ey akıllı ve hür fikirli filozof!" dedi. "Böy le ince düşünce, böyle güzel görüşün varken, sen nas^ oluyor da çıplak haldesin, yaya yoruluyorsun?" O iyj kalpli bedevî, filozofa acıdı da onu devesine bindirme^ istedi. Tekrar ona dedi ki:
"Ey hoş sözlü filozof! Birazcık kendi halinden bah set! Sende bu akıl, bu düşünce varken, sen ya vezirsi ya padişahsın. Kendini gizleme, doğru söyle..." Filoz
"Đkisi de değilim" dedi. "Ben halktan biriyim; iş halime ve elbiseme bak da ne olduğumu anla..." Bede
"Kaç deven, kaç öküzün var?" diye sordu. Filozo
"Ne bu, ne o vardır? Bizi deşme, bu sorulan ç uzatma!.." dedi.
"Bârı dükkanındaki eşyan, varın yoğun nelerd: onları söyle!" dedi bedevî. Filozof: "Bizde ne kan, ne de mekân var" dedi. Bedevî:
"Öyle ise paranı pulunu sorayım!" dedi. "Sen payalnız gidiyorsun, herkese hoş nasihatlerde bulu yorsun. Herhalde dünyadaki bakırları altın haline ge recek kimya sendedir. Akıllı, bilgili adamların incil yığın yığındır." Filozof:
"Ey Arap kavminin efendisi! Vallahi bütün va yoğum, bir akşam yemeğinin karşılığı bile değildir, f lın ayak, başı çıplak koşup duruyorum. Kim bir dil ekmek verirse, oraya gidiyorum. Bu fazîlet, bu hik ve bu hünerden ancak hayâl ve baş ağrısı elde etti Bu sözler üzerine bedevî, filozofa şunları söyle
"Çekil yanımdan, benden uzaklaş da senin şo ğun, uğursuzluğun benim de başıma yağmasın,
Çırakmasın! O uğursuz hikmetini benden uzak- lin sözlerin zamane halkına şom gelen sözlerden o tarafa git, ya ben bu tarafa gideyim. Yahut ı yürü, ben geri kalayım.
r çuvalımın kum, öbürünün buğday dolu olma- hikmetinden daha iyidir. Benim ahmaklığım, bir ahmaklıktır. Gönlüm ilâhî lûtuflarla, malla doludur. Canımda da Allah'tan çekinme emirlerine uyma isteği var. Sendeki eşkıyalı- llğın azalmasını istiyorsan; çalış çabala da Lmet, felsefî düşünceler azalsın. Tabiattan ı doğan hikmet, felsefî düşünceler; celâl sa- 'ın nûrunun feyzinden doğan hikmet değil- hikmeti, felsefe; zannı, şüpheyi artırır. Fa- neti insanı göklerin üstüne çıkarır, ötelere (Mesnevî'den)
GÖRDÜĞÜNÜ BĐLMEK BĐLDĐĞĐNĐ GÖRMEK
in önde gelen mutasavvıflarından Ebû Sa- ayr ile tbn Sînâ, bir eve çekilerek üç gün il- münâkaşa ve müzâkere ederler.
antıdan çıkan Ebû Saîd'e, "Đbn Sînâ'yı nasıl diye sorulunca şu cevabı verir: m keşf ve ilhamla gördüğümü o biliyor."
sonra aynı soru Đbn Sînâ'ya sorulunca: 'm bildiğimi o görüyor" demiştir. LAH KÂĐNATIN NERESĐNDE?
Đbn Sînâ, Ebû Saîd Ebu'l-Hayr'a; "Allah :resinde?" diye bir soru sorar. !
'e şeyh, "Ey Đbn Sînâ! Sen hekimsin. Canın fteresinde olduğunu söyle, ben de sana Al lah'ın kâinatın neresinde olduğunu söyleyeyim." diye cevap verir.
HAMAMDAKĐ VAZO VE NEFS TEMĐZLĐĞĐ
Đbn Sînâ ile Ebû Saîd Ebu'l-Hayr bir hamamda bu. luşurlar.
Ebû Saîd; ağır bir cismin yerin merkezine ulaş için çabaladığının doğru olup olmadığını sorar. Đbn Sî bunun tabiî ki doğru olduğu cevabını verir.
Bunun üzerine Ebû Saîd, metal vazoyu havaya fit latır ve vazo yere düşmesi gerekirken havada kalır.
Ebû Saîd, "Burum sebebi nedir?" diye sorar.
Đbn Sînâ, tabiî olanın vazonun yere düşmesi old ğunu, fakat bir dış gücün bu doğal hareketi önlediğ' söyler.
Ebû Saîd, "Bu dış güç nedir?" diye sorar.
Đbn Sînâ, "Ona etki eden, sizin nefsiniz" diye cev verir.
Ebî Saîd, "O halde, sen de nefsini temizle ve a\'nıs yapmaya muktedir ol!" diye ekler. PEYGAMBERLĐK VE ĐTAAT
Đbn Sînâ'nm, yanından hiç ayrılmayan Behm yar adında bir öğrencisi vardı. Hocasını çok sever, 0 büyük hayranlık duyardı. Đbn Sînâ, bir gün tıp dersi rasında, "Gece yarısı vücudun ısısı düşer, kan dolaş1 azalır. Şayet bir kimse, gece yarısı uykudan uyanıp iı içerse, akciğerlerine kan hücum eder" der. Ge- • hocasıyla sohbet ederken Behmenyar, "Bu ka- uzk ve faziletinizle niçin peygamberliğinizi ilan et- XZ7-" der. tbn Sînâ, bu soruya cevap vermez; gerecektir, ama yerini ve zamanını kollar.
istirahate çekildikten bir süre sonra Đbn Sî- ııenyar'ı uyandırır, bir bardak soğuk su getirişten Sıcak yatağından kalkmak istemeyen ayar, hocasının derste öğrettiği, gece kalkınca sinir ve damarlara olan zararından bahse- ıça kendisinin de terli olduğundan dolayı dışa- ı hastalanacağını belirtir.
üzerine Đbn Sînâ; "Şurıu bil ki Peygamber [ önce gelmiş ve geçmiş olduğu halde, onun sözü ive o sûrede tesir etmişti ki, bugün seher vaktin- ı minarenin üstünde O'nun medh ve sitâyişi üm durumum ise, daha senin yanında hazır ı sözümle sen bana bir yudum su vermiyorsun. nün bu kadarak bile tesiri olmuyor. Şu halde ^kuvvetle peygamberlik iddiasında bulunabilirim," encisi olduğu halde kendisine itaat etme- smdan gelecek topluluğun da bulunama- jjylemeye çalışır.
ĐBN SÎNÂ VE ĐLĐM AŞKI
ftâ'nın ilme verdiği önem o kadar büyük- harcanan zamana ağlayacak kadar ilime bir gün öğrencilerine ders anlatırken, f katılmaması üzerine Behmenyar'a:
"Görünen odur ki, sizin dinlenme gününüz bo$3 geçmiş." der.
O da, izin gününde gezdiğini, çalışamadığını söy. ler. Bu sözler üzerine Đbn Sînâ'nın gözleri yaşla dolar yç,
"Cambaz, her gün hile işleriyle meşgul olduğundan akıllı insanları bile baştan çıkarıp, hayrete düşürebilir. Si^ niye aranızdan gerçekten bilgili biri çıkmadı ki, okuyup öjt, renmeyi gezip tozmaktan üstün tutsun." diye cevap verij
AĞARAN SAÇLAR
Mesleğine vakıf bir hekime tbn Sînâ; "Saçımıj ağarması nedendir?" diye sorar. Hekim de 'balgam'da dır, diye cevap verir.
Bunun üzerine tereddüt etmeden Đbn Sînâ o zâtı "Sözünde hata ettin. Balgamdan değil, belki 'gam'da dır" der.
HZ. HÜSEYĐN HAKKINDA ĐLERĐ GERĐ KONUŞAN ADAM
Hz. Hüseyin bir adamın kendisi hakkında hoşM madiği bir şeyler konuştuğunu öğrenir. Bunun üzeri! Hz. Hüseyin içi taze hurmalarla dolu bir tepsi haztfj yıp adamın evine gelip kapıyı çalar.
Kapıyı açan adam, Hz. Hüseyin'i bir tepsi hurma ile karşısında görünce hayret eder. "Ey Peyg ber torunu! Bu nedir?" diye sorar.
Hz. Hüseyin de; "Bunu al, sana getirdim. Ha da kötü konuşarak iyiliklerini bana hediye ettiğini öf
: yaptığın iyiliğin karşılıksız kalmasın diye sana Um" der. ĐBN ARABĐ'YE . NAMAZDAN SONRA LANET
3a, Đbn Arabî'yi sevmeyenlerden biri, her na- •jira bu büyük velîye on defa lanet okurdu. | {bn Arabî'nin de haberi olur, ancak hiç bir
\ sonra Đbn Arabî'ye lanet eden adam ölür. k,foiçbir şey olmamış gibi adamın cenazesine »azenın defninden sonra bir dostunun evine fye müteveccih bir şekilde oturur. Zikir ve {ul olmaya başlar. Dostu yemek zamanı yeli;, ancak Đbn Arabî yerinden kalkmaz. Sa- i Đçin yerinden kalkmakta ve yine kıbleye |jp teşbih çekmeye devam etmektedir. Bir •üzü mütebessim ve içini sevinç kaplamış »kalkarak dostuna, "Ben acıktım, bana ye- J&ın" der. Dostu merakla yemek hazırlamalı neden yemediğini sorduğunda, Đbn Arabî IPpt: "Ben, bana lanet okuyan adamın ruhuna P-Đ tevhîd okumaya ve o affeâiUnceye kadar ?^Jfi çevirmeyeceğime yemin etmiştim." ĐLĐ ĐNSAN, KULAĞINDAN GĐRENĐ ®«ĞĐNE GÖMEN ĐNSANDIR
ı ülkenin hükümdarları birbirleriyle sa- ı her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günlerinde, bayramlar da birbirlerine ilgi armağanlar göndererek hediyeleşirlerdi. Böylece bjt birlerine zekâ üstünlüğü gösterisi yapma gayreti içejj sinde oluyorlardı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. Đstediği, bir karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp ayn üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olac ama bu farkı sadece ikisi bilecekti. Heykeller hazırlan ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderi di. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.
Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: " ğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. A içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir farklıdır. O heykeli bulunca bana haber ver." Hediyeyi alan hükümdar, önce heykelleri tart dı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde nattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama arala da bir fark göremediler.
Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkmtıs duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, kümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attır bir gence haber gönderdi. Đyi okumuş, akıllı ve olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çık için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hüküm bu genci çağırttı. Genç, önce heykelleri sıkı sıkıy3 celedi; sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi- birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin sıktı. Đkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu r kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde tel kulaktan ıa bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığa- bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan [itmiyordu. Hükümdar heykelleri gönderen lükümdara cevabı yazdı:
dağından gireni ağzından çıkartan (sır saklama- jpı makbul değildir. Bir kulağından giren diğer ku- <çıkıyorsa, o insan da (öğüt dinlemeyen) makbul |jEn değerli insan, kulağından gireni yüreğinde k insandır (Öğüt tutan ve ketum olan makbul- fcjok değerli ve anlamlı hediyen için çok teşekkür
F SOBADAKĐ HĐKMET t' I;
Đri, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropo- pjşan bir heyet, bir araştırma için arazide bu- Hır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakında- » evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler pek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba glplanır. Soba yerden 1