Mahir Kaynak
1934 Gaziantep doğumlu. ilk ve ona öğrenimini Gazian tep'te tamamladıktan sonra 1948 yılında Kuleli Askeri Llsesi'ne girdi. 1953 yılında Harb Okulu'nu bitirdi. 1957'de askerlikten ay rıldı.
1961 yılında mezun olduğu lstanbul Üniversitesi iktisat Fa killtesi'nde asistan oldu. 1965 yılında Dr., 1971 'de Doçent ünva nını aldı. Aynı yıl MIT'te görev aldı ve 1980 yılında buradan emekliye ayrıldı.
1982 yılında üniversiteye tekrar döndü. 1989 yılında iktisat Profesörü olduğu Gazi Oniversitesi'nden 1993 yılında emekliye ayrıldı.
SELiS KiTAPLAR: 59 inceleme-Araştırma: 14
Kapak Tasarım : Mesut san
Kapak Baskı v• Cilt : Btıııe Matbaacılık :
iç Baskı Çalış Ofset (Oawtpap Cad. No:ı Toplcapı-lsı.ı 0212.<182 11 04
ISBH 975-8724-60-0 1. Baskı Nisan 2006 2. Baskı Nisan 2006 3. Baskı Ekim 2006
C> Telif haklan Selis Kitaplar'e aittir.' Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
SELiS KiTAPLAR Çatalçeşme Sk. Nuri Tezer Aj)t. No: 23/1 0.3 Calalollu-lstanbul Tel: 0212. 514 56 53 Faks: 0212.520 05 58
İstihbarat ve
Terör Oyunlar1
lÇlNDEKlLER
Onsöz, 9
1. istihbaratın Hedefi, 15 Bu Mücadele Farklı mı?,
Güvenlik ve istihbarat Politikalarının Parametleri, 24
Yeni Denge, 31
2. istihbarat Yaklaşımları, 37
Soğuk Savaş Döneminde istihbarat Algılamalan, 45 istihbarat Politikası Belirlemede Temel Unsurlar, 47 Soğuk Savaş Sürecindeki Tehdit Algılamaları ve Global Güvenlik Anlayışı, 55
Askeri istihbarat -Sivil istihbarat, 58 Örtülü Operasyonlar, 61
Devleti Kim Kurtaracak?, 63 Derin Devlet, 65
istihbarat Rekabeti, 68
3. istihbarat ve Terör, 73
ABD ile AB·Arasında: Hedefimiz Ne?, 83 El-Kaide Kimin Manivelası?, 86
Hangisi Gerçek?, 90
Büyük Ortadoğu Projesi, 93
Dünya Dengeleri ve Savaş, 95
4. İstihbarat ve Ekonomi, 101
Değişen Ne?, 105
Şartlan Hazırlamak, l 08
Hangisi Doğru?, lll
5. İstihbarat ve Suikastlar, 115
Ozdemir Sabancı Suikasn ve Çelişkiler, 124
6. Uyuşturucu, 127
Uyuşturucu Paralan Nereye Gider?, 130
Türkiye'deki Durum, 132
Kuzey Irak ve Uyuşturucu Bağlantısı, 135
ÖN SÖZ
İstihbarat servisleri olduklarından çok farklı olarak algılanır. Genelde güçleri abartılır ve her şeyi yapabilecek kurumlar ola rak görülür. Gizli çalışmaları nedeniyle yapmadıkları birçok şe yin faili sanılır. Oysa bir ülkenin istihbarat servisi o ülkenin kü çük bir minyatürü gjbiğif. Mesela ABD, Rus ve İngiliz servisleri dünyaya dönük faaliyetlerde bulunurken, diğerlerinin ufku kendi ülkeleriyle sınırlıdır ve dardır. ikinci yanılgı gizli servisle rin asıl faaliyetlerini haber almada yoğunlaştırdığıdır.
--- ..
Geçmiş dönemlerde haber alma başlıca faaliyet alanı iken zamanımızda bu servislerin asıl faaliyet alanları, toplum mü hendisliği olarak da adlandırılan, toplumları yönlendirmek ha..., tine dönüşmüştür. Haber toplama gizli bir faaliyet olmaktan çıkmış, ortalıkta dolaşan açık bilgilerin değerlendirmesi bu işin ana gövdesini teşkil etmeye başlamıştır. Sorun haberlerin ye terliliği değil bunun doğru olarak değerlendirmesidir. Gerçekte dünyada hiçbir şey gizlenemez. En gizli kararlar bile, mutlaka uygulanmak zorunda olduğu için, bu uygulamaları doğru de ğerlendirenler alınmış kararların ne olduğunu çözebilirler. Ha ber alma, servisleri oluşturan personelin zeka ve bilgi düzeyine bağlı hale gelmiştir.
10 • iSTİHBARAT \'E TERÔR OYUNLAR!
Acaba gizli servisler, birçok kişinin sandığı gibi, devlet için deki bağımsız bir güç odağı mıdır? Asıl kararları veren ve uygu layan onlar mıdır? Bu sorunun cevabı kesin bir hayırdır. Bir ül kede yöneten
güç
her zaman tekdir ve bu çoğunlukla iktidarda bulunanlar değildir. Siyasal iktidar onların vesayetindedir Y; ... idare eder gibi" görünen kimselerden oluşur. Bir ülkede yöne-• ten gücü tespit etmek zordur. Çünkü birçok ülkede bu güç ülke içinde bile değildir. Dünyadaki ikiyüz
civarındaki bağımsız ül kenin her.birinin kendi başına karar aldığını ve uyguladığını söylemek sadece saflık olur.Bu
f
ada iki farklı şeyi birbirinden ayırmak gerekir. Her ülke karar alırken şartları göz önünde tutmak zorundadır ve bu ne denle her istediğini yapamaz. Bu, en güçlü ülkeler için de ge Ç�
rlidir. Böyle bir durumda karar veren odak şüphesiz ülkenin içindedir. Ama birçok halde bu şartlan hesap etmenin sınırla rını aşar ve doğrudan başka birinin istediklerini aynen uygula mak d�
eyine iner. Bu iki hali birbirinden ayırmak zordur ama imkansız değildir. Bir politikanın başkasının isteği mi yoksa ül keyi yönetenlerin şartları göz önünde tutarak aldıkları bir karar mı olduğunu anlayabilecek bilgi ve beceriye sahip kişiler her zaman vardır.Bir ülkeyi yöneten siyasi gücün kim olduğu kestirmek de kolay bir iş değildir. En doğru kıstas siyasi iktidarın politikaları nı ülkedeki güç odaklarının istekleriyle karşılaştırmak ve uy gunluk bulunanların ülkenin gerçek yöneticileri olduğunu söy lemektir. Bu odak bazen bir ekonomik çıkar grubu bazen bir bürokratik zümre olabilir. Eğer tahminim doğruysa yıkılan SSCB'de bu odak gizli servisti. Beni böyle bir sonuca götüren hiçbir dış müdahale, iç isyan olmadığı halde rejimin değiştiril mesi ve bu değişimin stratejik açıdan gerekli ve isabetli olması dır. Bu değişim, ülkedeki egemen gücü yani Komünist Partisini
İSTİHBARAT \'F. TERÖR OYUNLAR! • 11
tasfiye etmiş, belirli bir dönem, dış etkileri sınırlı tutmak için tavizler vermiş ama sonunda ipleri ele geçirmiştir.
ABD'de büyük sermayenin egemenliğinin sonuna doğru yaklaşıldığını ve bilim adamları, askerler ve bazı bürokratların bu egemenliğe, en azından, ortak olmaya başladığını söyleye biliriz. Genel bir kural vermek gerekirse nihai e'gemenliğin gi derek bilgi ve zekaya doğru kaydığını söyleyebiliriz. Ancak bu kural aktör olmayan Ulkelerde tersine işler. Dünyaya yön ve renler bu gibi ülkelerdeki yönetimlerin kolay yönlendirilebile cek kadrolardan oluşmasını tercih ederler. Eğer bir ülkenin yö netiminde yetersiz muhterislerin olduğunu görürseniz o ülke nin gerçek yöneticilerini dışarıda aramanız gerekir. iktidarın oluşum biçiminin hiçbir önemi yoktur. Demokratik yolla da gelmiş olabilir ya da bir diktatör de olabilir.
Gizli servisler, aktör devletler için, güçlerini dünya ölçeğin de yaymak için kullandıkları bir araç iken tabi ülkelerde bu ba ğımlılığı sağlayan kurumlar haline gelebilir. Bir ülkenin aktör mü yoksa bağımlı mı olduğunu anlamanın bir kriteri de gizli servislerinin faaliyetlerini niteliğidir. Aktör devletlerin gizli ser visleri sorun yaratır diğerleri bunu çözmeye çalışır ve çözerken tuzağa düşmüş olurlar. Eğer dünyada El-Kaide diye bir ör
GQ_
t varsa ve CIA bununla başa çıkamıyorsa, ABD çöküş sürecindecy
r ve başka birgi
zli servis onu ucunu bulamayacağı bir iplik yumağıyla oynamaya mahkum etmiştir. Ama ben CIA'nın bir tek mensubunun bile bu örgütün peşinde olduğunu düşün müyorum.Herkesin aklındaki bir soruya bir soruyla karşılık vereceğim. Bizim servisimiz ne kadar güçlü ve etkili?
Eğer ülkemizin son zamanlarda karşılaştığı sorunların, Asa la, PKK ve benzerleri olduğunu düşünüyorsanız istihbaratımı zın yeterli olduğunu düşünebilirsiniz ama eğer Türkiye'nin
uf-12 • iSTiHBARAT VE TERÖR O\'UNLARI
kunun bunların çok ötesinde olması gerektiği kanaatindeyse niz bunlarla hiç ilgilenmediklerini söyleyebilirsiniz. Ayrıca so runlarınız bu kadar ve ufkunuz bunlarla sınırlıysa tedirgin ol manız için hiçbir sebep yok.
Hasımlarınızın gücüyle ülkemizin gücünü bir kara tahtaya yazın ve bunları birbiriyle mukayese edin, ne kadar önde oldu ğumuzu görürsünüz. Ama bu duruma rağmen hala sorunların bunlardan ibaret olduğunu söylüyorsanız bir hata yapıp yap madığınızı kontrol edin.
1.
İSTİHBARATIN HEDEFi
İ
stihbaratın hedefi esas olarak, tarihsel gelişim içerisinde belirlenmiştir. Yani geçmişte savaşan ülkeler, karşı tarafın aske ri hazırlıklarını, güçlerini, planlarını ve hedeflerini bilmek için karşı tarafa casuslar göndermiş ve oradan bilgi almak istemiş lerdir. Ancak günümüzde ülkeler arası mücadelenin biçimi de ğiştiği, sadece askerlerle sınırlı olmadığı ve savaş zamanı dışın da da bu mücadele devam ettiği için istihbaratın hedefi çok ge nişlemiş ve karşı tarafın yapabileceği herhangi bir operasyon hakkında bilgi sahibi olmak istenmiştir. Burada birtakım soru larla karşılaşıyoruz.Bir defa "Karşı taraf kimdir?" sorusunu cevaplandırmamız lazım. Hasım kimdir? Burada genel olarak bir ülke, ittifaklarıy la, yeryüzündeki konumuyla dostlarını ve düşmanlarını belir lemiştir. Ve o bakımdan hasımları dediğiniz zaman, siyasi plan daki hasımları anlaşılır. Ancak, bir ülkeye yönelik operasyonlar bununla sınırlı değildir .. Diğer ülkeler bizim ülkemizi istediği
16 • İSTiHBARAT VE TERÖR OYUNLAR!
yöne çekebilmek için, kendilerini daha avantajlı pozisyona ge tirebilmek için operasyon yapabilirler. Veya Türkiye'deki çıkar larının uzun vadede kendi çıkarlarıyla bağdaşmayacağını dü şündüğü için operasyon yapabilirler -muhtemel tehlikeleri bertaraf etmek veya onu kontrol altında tutmak için. Ya da bu odaklardan herhangi biri, diğerinin kendisine rakip bir şekilde yapılanmasını engellemek için çeşitli operasyonlar yürütebilir. Ama Türkiye'de genellikle hasım denildiği zaman, ittifaklar sis temiyle oluşan yapının karşısında olanlar anlaşılır.
Geçmişten günümüze bakıldığında Türkiye'nin değişen ha sımları pek olmamıştır. Esas itibariyle
!
ürkiye, Osmanlı lm.ua !!torluğu yıkıldıktan sonra, kendisine yıkan ve da_ğıtan İngiliz ler olmasına rağmen hasım olarak Yunanistan'ı kabul etmiştir. "Milli bayramlarda, resmi günlerde hep Yunanistan hasım olara
k gösterilir. lngilizlere karşı herhangi bir muhalif tutum söz konusu değildir. Bunu şöyle kabul ediyorum: Bu, lngiltere'ye karşı verdiğimiz bir tavizdir. Bunu vermek zorundaydık, eleştir miyorum. Ama nihayetinde bunun bir taviz olduğunu anlamak gerekir. Kimse "niye taviz verdik?" diyemez. Çünkü Osmanlı imparatorluğu yenilmiştir ve Türkiye Cumhuriyeti o topraklar dan kalan son parçadır. Sonuçta galip ülkeler mağluplardan çok şey talep ederler. Bunlardan bir tanesi Osmanlı kimliğinin tasfiyesi, ikincisi Türkiye'nin kendi saflarında yer alması ve bu nun düşünce tabanının oluşturulmasıdır. Türkiye Cumhuriye ti'nin kuruluşunda bunlar yapılmıştır ama bunu bir ihanet ka bul etmiyorum. Yapılan şey, galip devletlerle aramızdaki pazar lığın yürütülmesidir. Onlar sana bir miktar toprak bırakmışlar, sen de buna karşı istediği tavizleri vereceksin.Türkiye o tarihten bu yana kendisine bir diğer hasım olarak Rusya'yı görmüştür. Esas itibariyle istihbarat hedefi olarak da Sovyetler'i görmüştür. Yani Rusya ve komünizm temel hasmı mızdır. Aslına bakılırsa, bir ülkeye herhangi bir ideoloji hasım
İSTİHBARAT \"E TERÔR OYUNLAR ! • 17
olamaz. Ama Türkiye kendisine hasım olarak bir ideolojiyi ka bul etti ve bunun adını komünizm koydu.
Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türkiye'nin dört büyük hasmı vardır: Komünizm, Kürtçülük, Türkçülük ve irtica . . . TÜr
&
e kuruluşundan bugüne bu dört hedefle mücadele etmiştir. Esasen istihbarat teşkilatının yapılanması da buna göredir.Oysa böyle bir yapılanma yerine devletleri hedef alan, dev letlerin faaliyetlerini izleyen bir yapı oluşturulması gerekirdi.
B
öyle yanlış bjr yapı olduğu zaman, Batılı ülkeler tamamen ta�
kip dışı kalıyorlar. Cünkü onları vukarda saydığımız 4 temel he defin hiçbiriyle özdeşleştiremiyorsunuz. Belirtilen tanımlama
l
arın içerisine Batılı ülkeleri koyamıyorsunuz. Bu tanımın içeri sine giren bir tek hedef, komünizm sebebiyle Rusya'dır. Diğer faaliyetler de (Kürtçülük, Türkçülük ve irtica) birer "iç düş man" telakki ediliyor ve herhangi bir devletle bağlantısı kuru lamıyor. Dolayısıyla dış düşman komünizm, iç düşman da di ğerleri olarak algılanıyor ve istihbarat faaliyeti deyince akla kendi vatandaslarmı fişleyen hjr anlayışgelisiy2,r.
Bunun üzeri ne gidip böyle bir hedef belirlediğiniz zaman, bunun öncülü ğünü yapan insanlar da sizin temel hedefiniz haline geliyor. Komünizm bağlantısı dış tehdit olarak Rusya'yı gösterirken, içerdekiler kendiliğinden gelişen rejime yönelik tehditler ola rak algılanıyor.Bu algılama tarzı tamamıyla yanlıştır. Çünkü devletlerin ha sımları sadece diğer devletlerdir. Fakat bir devletin sizin ide olojinizle ihtilafları olabilir, ekonominizle ihtilafları olabilir, ya ni bir ülkeyi takip ettiğiniz zaman onu mutlaka "düşman" ka tegorisine koymanız gerekmez. Diyelim ki ABD, Türkiye'deki devletçi yapıyı bozmak, onun yerine liberal bir iktisat anlayışı getirmek isteyebilir. Bunu husumet olarak algılamazsınız. Ama şunu yapabilirsiniz: Sizin uzun vadedeki çıkarlarınız hangi dü şünce tarzıyla daha kolay gerçekleşebilir? Somut olarak
libera-18 • iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNLARİ
lizm doğru olabilir aıJJ,a sonuçlan itibariyle Türkiye'nin ekono mik olarak yabancıların kontrolilne, başka güçlerin kontrolüne girmesine neden olacağı için pekala bununla mücadele edebi lirsiniz. Fakat bu mücadele Amerika ile düşman olmanız anla mına gelmez. Yararınıza olacak düşünce ve eylemlere izin ve-rifsiniz, zarar verecek noktaya gelmesine müsaade etmezsiniz, hepsi bu. Yabancı bir gücün bir ülke üzerindeki etkileri her za-man husumetle ifade edilmez.
istihbaratı bu amaçla kullanırsanız ülkeye faydası olur, aksi takdirde her şeye düşman ya da tehdit gözüyle bakmak sağlık lı bir yaklaşım değildir. Değiştirmek, yönlendirmek, k.ontrol al tır�a almak gibi birçok hedefler olabilir. Bu hedeflerin sizin çı karlarınıza uygunluğunu takip etmeniz gerekir.
Türkiye'de 1923'den itibaren büyük değişiklikler oldu. Bu ta rihten itibaren ciddi anlamda zihniyet değişiklikleri yaşandı. Ve bu zihniyet değişimlerinin hiçbirinin dışardaki bir gücün etki siyle yapıldığı şeklinde bir kanaat olmadı. Ancak bu mücadele başarılı pa olamadı. Mesela Türkiye'nin mücadele ettiği Kürt çülük. Cumhuriyetin kuruluşundan beri devletin hedeflerin den bir tanesiydi ve bugün büyük bir problem halinde halen durmaktadır. Kürtçülük partileşmiştir, İslamcılık iktidara kadar gelebilmiştir. Ve bu mücadelenin neye yaradığı belli değildir. Komünizm bittiğinden beridir artık dış düşman da kalmamış tır ve şimdi nasıl bir düşman tayin edildiği de doğrusu tasavvur edilmemiştir.
Bu Mücadele Farklı mı?
G
ünümüzde sürdürülen mücadele ile, Birinci ve lkinci Dünya savaşlannın gerekçe ve yapılış biçimleri arasında fark var. Hatta Soğuk Savaş dönemindeki kavramlar bile artık kulla nılmıyor. Dini ve etnik aynşmalar ön plana çıkanlıyor ve ihti laflar bu nedenlere bağlanıyor. Bu görünüm sadece uluslar ara sında değil, iç çatışmalarda da gözleniyor. Türkiye'de siyasi ya pılanmalar ekonomik veya politik farklar yerine inanç faklılık lanna dayanıyor. Son NATO toplantısında dini bir simge sayı lan türban ciddi bir sorun ha�
iİıe dönüşüyorÜlkemizin karşılaştığı en önemli iki sorunun irtica ve bölü cülük olduğu sıklıkla dile getiriliyor. Bunlara ülkemizdeki Sabe tay örgütlenmesi ve bunlann tarihi ve güncel olaylara etkileri dile getiriliyor. Yani insanları yakınlaştıran veya hasım hale ge tiren şeyin din ya da etnik benzerlik veya faklılık olduğu gide rek daha geniş çevrelerde kabul görüyor.
Böyle bir ayrışma değiştirilmez ve uzlaşmaz bir niteliğe sa hip. Eğer insanlar dini ve etnik nedenlerde bir araya geliyor ve diğerlerini dışlıyorsa birlikte yaşamak nasıl mümkün olabilir?
20 • İSTiHBARAT l'E TERÖR OYUNLAR!
Sorun çözümsüz görünüyor ve bir çatışma ve diğerini etkisiz leştirme önlemez bir gereklilik haline geliyor.
Bir aile içinde bile kavga ve uzlaşmazlıkların çok yaygın ola rak görülmesine rağmen ırk ve din temelindeki birlikteliklerin sağlamlığından şüphe duyulmuyor ve bu birlikteliğin gücüne yaygın bir biçimde inanılıyor.
Gerçekte siyasal partiler problemlerin çözümlerine farklı metotlar öngörmek üzerine kurulur. İdeolojik farklar da o ide olojinin genel yaklaşımını aksettirir. Bu nedenle etnik ve dini açıdan farklı olanlar aynı siyasal kümeler içinde yer alabilirler.
Halkın siyasal partilere katılımı veya desteklemesi sorunlara getirdikleri çözümün başarılı olup olmamasına bağlı olması gerekir. Oysa dini ve etnik temele dayalı ayrışmalar kitleleri ke mikleştirir ve bunları desteklemek başarı şartına bağlı değildir. Bir dini ya da etnik gruba mensupsanız onunla her şart altında beraber olmak zorunda kalırsınız. Farklı politik yaklaşımları da aynı sosyolojik temele dayalı partilerde ararsınız. Nitekim ülke mizde farklı politik tercihleri olan ama aynı etnik ve dini tercih leri olan partiler vardır.
Türkiye'deki etnik ve dini partilerin kuruluşu iç dinamikle rin bir sonucu mudur yoksa dünyadaki değişmelerin bir yansı ması mıdır? Bu soruya maalesef lehimize sayılabilecek bir ce
-;
ap vermek mümkün değil. Dini eğilimi ağır basan partil�
rin ABD'nin "Yeşil Kuşak" projesinin başladığı yıllara rastlaması bir tesadüf müdür? Bu hareketin ABD karşıtı olması sonucu de-ğiştirmez. inisiyatif orada başlamıştır ve Türkiye'deki hareket buna karşıt olarak şekillenmiştir, yani dış etkiler belirleyici rol oynamaktadır.Aynı şekilde milliyetçi partilerin hakim söylemi komünizm karşıtlığıdır ve o da SSCB karşıtı politikalar üretmektedir. Bu durum ülkemizdeki siyasi hareketlerin dünya şartlarından
bü-iSTiHBARAT \"E TERÔR O\'UNLARI • 21
yük ölçüde etkilendiğini hatta bu ihtiyaçlara uygun biçimde şe killendiğini göstermektedir.
Ayrıca bu oluşumlar ciddi çelişkiler içermektedir. DP gerici liğe prim vermekle suçlanmış ve laikliğe karşı davranışları ol makla itham edilmiştir. Bu günlerde aynı DP'yi kuran kadrola rın ve yönetimdeki etkin isimlerin sabetaycı olduğu yani ls lam'la bağlarının şekli olduğu iddia edilmektedir. Geniş bir çevreden bakıldığında Türkiye'deki laik hassasiyetin arkasında kilerle gericiliği teşvik edenlerin aynı olduğu sonucu çıkar.
Bu gibi akımlar başlangıçta hangi amaçlarla kurulursa ku rulsun zaman içinde başlangıçtaki amaçlara ters düşen söy lemlerin içine itilebilirler. ABD İslamcı akımları SSCB'ne karşı kullanmak için desteklemiş olmasına rağmen bugün kendisine en büyük tehdidin bu cepheden geldiğini söylemektedir. Baş langıçta SSCB karşıtı politikalar izleyen ve ideolojik nedenlerle ABD' ne yakın duran milliyetçi partiler bugün ABD karşıtlığının ön safında yer alıyorlar.
Komünizmle dinin bağdaşmazlığı SSCB'nin dağılmasıyla sona ermiştir Dağılma dediğimiz şeyin bu durumu da göz önüne alan SSCB'nin bir değişim projesi olup olmadığı da tar tışılabilir. Ama ister dağılma ister değişme olsun artık lslam dünyası ABD'ne uzak, Rusya'ya daha yakındır. ABD ile Israil'in ittifakı bu yakınlığı güçlendirecek dinamikler sağlamaktadır.
Bugün "Büyük Ortadoğu" projesi olarak adlandırılan giri şim lslam coğrafyasındaki bu olumsuz gelişmeyi durdurmak hatta tersine çevirmek amacına yöneliktir. Ama bu projeyi bu kadarla sınırlamak eksik kalır. Bölge ülkelerini kapitalist eko nomik merkezlerle bütünleştirilmesi ve bu bölgede ABD'nin ekonomik kontrolünün sağlanması isteniyor. Böylece rakip ekonomilerin yeni pazarlarının önceden kapatılması ve ABD ekonomisine yeni ticaret alanları açılması amaçlanıyor
22 • iSTiHBARAT \'E TERÔR OYUNLAR!
Bunun ilk şartı lslam'la kapitalizm arasında bir uzlaşma sağlamak ve bölgedeki "rantiye" olarak adlandıracağımız eko nomik yapıları dönüştürmektir. Petrol üreten ülkelerin zengin liği tek kaynaktan sağlanmakta ve bunlar yönetici ailelerin kontrolünde bulunmaktadır. Kapitalist ilişkiler gelişmemiştir ve tüm ekonomi belli ailelerin elindedir. Bunların dağıtılması ve batılı teşebbüslerle ortaklık ilişkilerine girilmesi istenmekte dir. Türkiye'nin öncülüğü ve modelliği lslam anlayışı nedeniy le değil ekonomik yapısının istenene uygun oluşundan kay naklanmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin lslam kimliği özellikle vurgulanmakta ve Büyük Ortadoğu Projesini kapsayan alanda ki dini duyarlıkların olumsuz etkileri bertaraf edilmek isten mektedir. Müslüman bir ülke de demokrat olabilir derken asıl kastedilen bu ülkelerin de kapitalistleşebileceğidir.
NATO toplantısında Bush'un sürekli vurguladığı ülkemizin dini kimliği ve buna rağmen demokrat bir ülke olabildiği idi. Oysa Chirac'ın vurgusu Türkiye'nin laik yapısı oldu. Benzer farklılık Türkiye'yi temsil eden kadrolarda da görüldü. Cum hurbaşkanı Sezer İslam kimliğini kabullenmekten: ısrarla kaçı nırken, hoş olmayan görünümleri de göze alarak türbana karşı tavrını sürdürdü.
Burada temel mesele din ve etnik farklılıkların sosyal bir olay mı sayılacağı ve siyasetin dışında mı tutulacağı yoksa siya seti belirleyen temel bir faktör mü olacağıdır. Siyasi tercihlerin değişmesi zor sosyal kimliklere d_ayandırılması ülkenin manev ra kabiliyeti sınırlar. Çünkü kararlar karşılaşılan sorunların ras yonel çözümünü hedef almaz. Etnik veya dini kimliğin varsayı lan gerekleri yerine getirilir.
Türkiye sadece dini değil aynı zamanda etnik siyasetle uğ-· raşmak zorunda birakılmıştır. Kürt sorunu, temelde sınıfsal ve siyasi bir olgu iken, etnik sorun sürekli ön plaria taşınmıştır.
iSTiHBARAT VE TERÖR OYUNLAR! • ll
Farklılık ve çatışma nedeni etnik olunca barışçı bir çözüm im kansızdır ve sonuca bir tarafın kaybetmesiyle ulaşılır. Oysa ül kemizde etnik farklılık çoğu zaman iktisadi ve sosyal sorurıların bir örtüsü olarak kullanılmış ve başkalarının olaya müdahale etmesine imkan vermiştir.
Türkiye'nin yapacağı şey çatışmayı asıl nedenlerine dönüş türmek ve çözümü burada aramaktır. Oysa yöneticiler genelde olayı etnik ve dini temellere dayamayı tercih ederler çünkü böylece olaylarda herhangi bir kusur ve sorumlukları olmadık larını ileri sürmek imkanını elde ederler. Eğer küçük sermaye yeterli kaynak bulamıyor ve büyüme şansı ellerinden alınıyor sa, bunların mücadelesini gericilik olarak nitelemeyi tercih ederler ve böylece rejim konusunda hassasiyeti olan çevreleri de yanlarına alarak iktisadi rakiplerini tasfiye ederler.
24 • İSTIHBAR.�T n; "l"F.RÔR OYLINLARI
Güvenlik
veistihbarat Politikaları.nın Parametleri
E
sasen bir ülkenin istihbarat hedefinin belirlenmesi.q_Q
l kenin uzun vadeli hed-eflerjnjn belirlenmesiyle eş anlamlıdır. Yani geleceğe yönelik tasavvurlarınızla bazen saptıran veya bertaraf eden kimsele karşı tavır belirlersiniz. ikinci olarak da güvenliğinizle ilgili bir tehdit varsa, o tehditleri bertaraf etmek için istihbarat yaparsınız, haber toplar ve bunları değerlendi rirsiniz. Burada sorun şudur: Evvela karşı tarafın ne yapacağını bilmemiz lazım. Bazıları şöyle der: Evvela karşı tarafı takip ede lim, onların ne yaptığını tahkik edelim ve bu tahkikler sonu cunda karşı tarafın niyetlerini öğrenelim. Bu, yanlış bir yoldur. Bir defa böylesi bir durumda karşı tarafın nesini takip edeceği nizi bilemezsiniz. Bir sürü ilişkileriniz vardır, bu ilişkilerden hangisi takip edeceğinizi bilemezsiniz.Burada bir istihbaratçının tavrı bir bilimadımının çalışma tarzını izlemek olmalıdır. istihbarat bilimsel çalışma gerektirir, bunun da belli bir zeka düzeyi gerektirdiği açık bir gerçektir. Yoksa hadi şunları takip edelim, hadi şunun kafasına sıkalım şeklinde biı; yaklaşım mafya çalışmasıdır, istihbarat değil.
İSTİHBARAT VE TERÖR O\'l1NLARI • 25
Bilim adamı ne yapar? Önce bir hipotez ortaya koyar. istih barat ı da der ki, " ö le bir tehditle karşı karşıya kalmak muh temeldir". Bu hipotezi nasıl ortaya koyar? Dünyanın gene u rumu, mevcut dengeler. konjonktür ve tarjhsel eeHşjm �
ôiiu
-böyle bir hipotez ortaya koymaya sevk eder. Sonra istihbaratla hipotezinizin doğruluğunu kontrol edersiniz. Eğer elde ettiği ""'iiiz bilgiler hipotezinizin doğru olmadığını ortaya koyuyorsa
yeni bir hipotez ortaya koyarsınız ve hipoteziniz i in erekli ilgilen getirir önünüze koyarsınız. Ama önceden hiçbir
J!;f
bilmeden istihbarat tarifi yapmak mümkün de
&i
ldir .•
Mesela Türkiye'de hasım bir ülke casusluk yapacak. Türki-ye'deki tüm yetişkin insanlar bu casustan bihaberdir çünkü ca sus gizlidir. Nasıl izleyeceksiniz? Eğer "karşı tarafTürkiye'de şu şu faaliyetleri yapabilir" şeklinde bir hipoteziniz varsa, hemen oraları ararsınız. Eğer oralarda bu faaliyetlere rastlamıyorsanız hipotezinizi değiştirirsiniz veya buradan elde edeceğiniz ipuç ları ile yeni hipotezler ortaya koyabilirsiniz.
Bu şekilde bir siyasal değerlendirmeniz olmadığı zaman, karşı tarafın sadece insanlarını takip edersiniz. Bunlar da çok sayıdadır. Mesela Türkiye Sovyetler'i takip ederken, buradaki misyonlarıyla irtibat IC'uran insanları takip etmiştir. Buradan
-=
�
herhangi bir sonuç çıkmaz. Çünkü Ruslar komünistlerin
izlen-•
�
diğini bilir ve çok kolax._bir şekilde lmmiinjst olmayan kimse-lerle temas kurarak işlerini yürütür. Çünkü istihbarat için ko münist olmaya hiç de gerek vaktur. Sakalınızı uzatırsınız, elini ze tesbih alırsınız, dilinizden duanız düşmez, bu arada duy duklarınızı haber verebilirsiniz. Zaten istihbarat örtülü b ·
Mesela Sovyetler'in 1970-80 arasında Türkiye'deki politika ları esas itibariyle Türkiye'nin Batı ile ekonomik bağlantılarını kesmek ve Batı'ya olan ekonomik bağımlılığından Türkiye'yi
26 • İSTİHBARAT VE TERÔR OYUNLARI
kurtarmak idi. Bu politikasını da Türkiye'ye ekonomik yardım yapmak şeklinde ifa ediyordu. Demirel hükümeti "ithal ikame ci" bir politika izleyerek Türkiye'nin Batı ile ekonomik bağları nı zayıflattı ve Sovyet yardımıyla altyapı yatırımlarını gerçek leştirdi.
Ü
stelik Sovyetler'in Türkiye üzerinden Ortadoğu ope rasyonlarına lojistik destek sağladığı ve Sovyet uçaklarının Tür kiye üzerinden kolaylıkla geçtiğine dair şikayetler vardı. Bu, Sovyetler ile Türkiye arasında iyi ilişkiler olduğu anlamına ge lir. Ama Türkiye'deki istihbaratçılar ve güvenlik güçlerini idare eden birtakım kişiler, sol hareketlere bakarak Rusya'nın Türki ye'de Marksist-Leninist, komünist bir iktidar gerçekleştirmek istediğini düşündüler. Sovyetler, politikalarına bu kadar uygun bir vasat bulmuşken ve bu politikaları yolunda yürürken Türki ye'de bir komünist darbe teşebbüsünde bulunması aslında im kansızdır. Ama biz, analizi ideolojik olarak yaptığımız için, or tada terörist eylemler yapan solcuları Rusya ile özdeşleştirmi şiz. Fakat sonradan gördük ki, o eylemleri yapan sol görünüm lü insanlar birden liberalizme ve hatta kapitalizme sığındılar ve orada görev yapmaya başladılar. Üstelik bu solcular 1 2Ey-ı
lül'den sonra nedense ya Almanya'ya ya da Fransa'ya gittiler. Şimdi bakıyoruz ki bu çok ciddi bir hatadır. Bir bakıma şu doğrudur: Türkiye bi
rl�
kım badireler atlatmış ve bu silahlıin-";!. ' . .
sanları bertaraf etmiştir. Ama karşı taraf, yani b u politikayı uy-gulayan da hedefine varmıştır. Yani onların hedefi de "ithal ika meci" politikaya bir son vermek, Batı ile ekonomik olarak bağ larımızı sıkılaştırmak ve Türkiye'yi Batİ'nın ekonomik şantajla rına ve manipülasyonlarına açık hale getirmekti. Bu da 1980 sonrasında yürüttüğümüz ekonomi politikalarıyla gerçekleşti. Burada "başaran kim?" sorusunu sormak lazım.
Eğer bir ülke liberalizme kendisi girmek isterse ve bunu da gerçekleştirirse bunda hiçbir sorun yoktur. Ama hiç tartışılma yan, böyle bir talebin olmadığı bir ülke bir güç getirir size yeni
İSTiHBARAT VE "fERÔR OYUNLARI • 27
bir ideoloji, yeni bir dünya görüşü empoze ederse bu onun ba şarısıdır. Sizin onu beğenip beğenmemeniz hiç önemli değil. Şöyle söyleyebilirsiniz, "evet bizi değiştirdin ve bu değişiklik güzeldi". Böyle bir sürecin yabancılar açısından başarılı olma sı, yann hoşunuza gitmeyecek sonuçların da doğmasına imkan verir. Şunu sürekli söylerim: Eğer bir gün bahçenizdeki bir yıla nın başının ezildiğini görürseniz, buna çok şükür demeyiniz. O yılanın başını ezeni bulunuz. Bugün o yılanın başını ezen, ya rın sizin de başınızı ezebilir.
Burada, Türk istihbarat servisinin de, hedefi ve konsepti başkaları tarafından belirlenmiş bir yapının bölgesel bir tem silcisi olduğu söylenebilir mi: Evet, öyle görünüyor. Çünkü Tür kiye, olayı NATO-Varşova Paktı düzeyinde bir mücadele olarak algılamıştır. Diğerlerini de iç dinamiklerinin sonucu olarak ola rak rejim aleyhtarı faaliyetler olarak algıladı. Hiçbir zaman uluslararası mücadelenin boyutları ve şekli hakkında düşün medi. Hedeflerinizi, içinde bulunduğunuz blok belirliyordu: Dostunuz belli, düşmanınız belli, yapacağınız şey bellidir.
"Kim yapıyor?" sorusu yoktur bizde, "ne yamyor?" sorusu • vardır. Ya2an belli: Türk
�
'nin en büyük hatası, çevresindeki .. ülkelerin birer aktör olduğunu kabul etmesidir.}
ran sonradan bir aktör oldu ama, Suriye'nin bir aktör olması mümkün de il dir. Bana "PKK'yı deste ıyor e erinde hep söyle dedim: Onlar oda hizmeti veriyor ve karşılığını da alıyor. Suriye'ninT
ürkiye'yi bölmesi sözkonusu bile değildir. Türkiye'nin en bü yük duası, "keşke Suriye bana saldırsa" olmalıdır. Çünkü senin orayı işgal etmen için bir sebep ortaya çıkar. Bu aktör uygula ması o kadar komik bir düzeye indi ki, mesela Enver Hocacı bir kanat vardı komünistlerden, şöyle düşünüyordu bizimkiler: "Arnavutluk Türkiye'de komünist bir rejim kuracak ve Türki ye'yi kontrol altına alacak!" Sonuçta Arnavutluğun ne olduğu nu gördük, Suriye'nin bir hiç olduğunu gördük.28 • iSTiHBARAT VE TERÖR OYUNL ... Rf
Bulgaristan, Türkiye'de çok ciddi tehditlerden biri olarak al gılandı ve askeri planlarımız önemli ölçüde Bulgaristan'dan ge lecek saldırılara göre belirlendi. Oysa dünyadaki aktörler belli dir ve bunların dışındakiler herhangi bir biçimde politika üre temezler. Yani Ermeni sorunu aslında Ermenilerin kendi yarat tıçı bir sorun değil, Batılıların Türkiye'ye karşı kullandıkları bir wıniveladır ve muhtemelen Ermeni örgütleri büyük gizli
ser-�slerin -Amerikan, İngiliz, Fransız- maddi ve politik desteğiyle ayakta durmaktadıL Bunları aktör olarak kabul ettiğinizde bir
-sonuç elde edemezsiniz.
Burada bence incelenmeye değer bir husus, Doğu ile Batı arasındaki mücadelede, ''yeşil kuşak" projesidir. Yeşil Kuşak projesi, Rusya'yı ideolojik olarak güneyden kuşatma çabası bi çimindeydi. Madem ki bunlar komünist, din karşıtı, burada İs lami bir kuşak yaratırsak Rusya'nın güneye inmesini engelleye biliriz. Burada şunu söyleyebiliriz: Rusya ile Amerika arasında askeri alanda ve bunun gibi belli konularda uzlaşma vardı ve çatışmamak için gereken tedbirler alınmıştı. Ancak bu müca delenin olmadığı anlamına gelmemektedir.
Bunun üzerine Rusya olayı (Yeşil Kuşak projesini) görünce şöyle söyledi: Siz bizi komünist (ateist) olduğumuz için dinlere düşman görüyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Sonra lran hareke ti başladığı zaman Rusya'da kendi mollalarını yetiştirdi ve dik kat ederseniz İran devrimi sırasında Humeyni Fransa'dan özel bir uçakla geldi. Yanında iki kişiyle geldi. Biri dışişleri bakanı ol du, diğeri meclis başkanı oldu. Bir Rus-Fransız işbirliği ile Hu meyni rejimi geldi. Ondan sonra Humeyni Kutbizade'yi idama mahkum etti. O da Fransa'ya Türkiye üzerinden kaçtı. Ve lran Rusya ile yakın ilişkiler içerisine girdi. Yani burada Amerika kendi silahıyla vuruldu.
Aynı şey Türkiye'de de oldu. Fakat Erbakan lsviçre'den as kerler tarafından Türkiye'ye çağrıldı -ki mutlaka Avrupa'ya
ya-iSTİHBARAT \"E TEROR OYUNLAR! • 29
kın askerlerdir bunlar. Ve Yeşil Kuşak projesi Rusya'ya karşı ola cakken Amerika'ya karşı oldu. Bu o kadar böyleydi ki, Erba kan'ın ilk günlerinde lakabı "karpuz"du. Dışı yeşil içi kırmızı denilirdi. Türkiye'de 1980 sonrasında din derslerine izin verildi, mecburi hale getirildi ve daha serbest bir dönem oldu. Alman ya Milli Görüş'ü destekledi. Rusya'nın rolü ne ölçüdedir onu bilemem. Ama teorik olarak düşünürseniz Türkiye'deki İslamın içerisinde böyle bir kanadın olması gerekir.
Yani, Türkiye Cumhuriyeti başlangıçta Türkçülüğü, Kürtçü lüğü ve İslamcılığı reddedip örgütlenmesini buna göre yapmış ken bu üçüde Türkiye'de var olmaya devam ediyor.
Osmanlı Devleti yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda eski kimliğinden sıyrılıp yeni bir üst kimlik oluşturmak için İs lamcı kanadın bertaraf edilmesi gerekiyordu. Bu, şartlardan bi risiydi. Yoksa Osmanlı kimliğinin kaldırılması sözkonusu ola mazdı. Kürtçülüğü kendi güvenliği için, Türkçülüğü de Orta Asya'ya yönelik bir tavır sergilemediğini göstermek için berta raf ediyordu. Yani "yurtta sulh cihanda sulh" diyerek şunu ilan . .
ediyordu kL bjz Osmanlı gibi genjsleme hayalleri kurmuyoruz. Ka betti i ·
üzeri herhangi bir hak talep etmi yoruz. Üstelik hem kaybettiğimiz topraklar bize karsı sar _anı xordu, hem de biz kaybettiğimiz topraklara karşı şartlanıyor duk. Nedense lngiltere'ye hic kızmıyorduk da çevremizdeki herkese kızıyord_yJ<..
-Yeşil Kuşak projesine dönecek olursak, Rusya'nın karşı ope rasyonuyla bu proje ciddi anlamda sekteye uğradı. Pakistan'da bir ölçüde başarı kazandı. Afganistan'da da başarılı oldu ama sonradan Taliban ortaya çıkınca -bilmiyorum kendileri mi yap tı- işler sekteye uğradı. Kesin bir dille ifade edemem belki ama, tüm lslam dünyası Amerikan karşıtı bir cephede yer alabilir. Ama hepimiz biliyor ki bu coğrafyalarda lslam'ın canlanmasını sağlayan, önünü açan Amerika'dır.
30 • İSTiHBARAT VE Tı:RÖR OYUNLAR!
Yeri gelmişken Vatikan'ın rolünden de söz edebiliriz. Papa -lık aslında iyi bir istihbarat örgütüdür ve global anlamda siya-.. . Ji bjr aktördi,jr. Ve bugüne kadar yaptığım değerlendirmeler ışı-ğında söyleyebilirim ki -çünkü farklı değerlendirmeler de var Papalık, anti-Amerikan çizgidedir, Amerikan karşıtı cephede yer almı�\ır.
Bu karşıtlığı AmerikaWarın protestan olmalarıyla açıklaya mayız. Bu yalnızca dini sebeplerden kaynaklanmıyor. Dini
-farklılıklar her zaman bir çatışma nedeni değildir. Mesela Ame-rika Suudi Arabistan ile oldukça iyi geçinmektedir. Suudi Ara bistan'da lslami bir devlet vardır ama çıkar ilişkileri vardır. Pa palık ise dah� çok Avrupa' da ve Güney Amerika'da etkilidir. Me sela Güney Amerika'daki solcu hareketlerin arkasında paP.alık vardır. Solculukla dincilik nasıl bağdaşır? Hiç. Yine Rusya ile
İ
ran arasında iyi bir ilişki var. ideolojik analizler çoğu zaman�
ıltıcı olur. insanlar ideolojik çekişmelerlebi
rbirineb;
ge lebilirler Pa alık istihbaratı da bu bağlamda soğuk savaşli
ilgili bir aktör olarak Sörülebilir. Papalığı kullanarak
ka
rşıya getirebilirsin ama de�
letleri bağlamaz. Polonya'da Sov yetler' e karşı Papalık istihbaratı etkili olmuştur ama "Papalık Ameri.ka'nın hizmetindedir" gibi bir görüşe de katılmam müm kün değildir. ikisiyle de mücadele etmiş olabilir. Amerika için Rusya'yı dağıtmıştır iddiasına katılmıyorum. Birçok sol çatış maların da içindedir Papalık. Bunun dışında Avrupa ile Ameri ka arasındaki çatışmalarda eskiden beri anti-Ameri.kan tavrı vardır.iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNLAR! • 31
Yani
Denge
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan dengenin bozuldu ğu, yeni bir güç dengesinin kurulduğu günümüzde Türkiye'nin konumu ne olacaktır? Bu güne kadar 1923'deki yerini koruma ya çalışan ülkemiz yeni yapı içinde aynı yerde mi kalacaktır? Sı nırların yeniden çizileceği bölgemizde bizim için de bir deği şiklik öngörülmekte midir? Kendisine biçilen role uygun bir ideoloji benimseyen, yani çevresi ve tarihiyle bağlarını kesen Türkiye, eğer yeni bir rol üstlenecekse, bu role uygun bir ide oloji de benimseyecek mi?
Kurulduğu günden beri, Rusya dışında, kendisinden çok daha zayıf olan komşuları tarafından tehdit edildiğine inanan ancak kendisinin hiç kimseyi tehdit etmediği ülkemiz, kabuğu nu kırıp çevresiyle ilgilenecek mi?
Bu soruların kaynağı Türkiye'nin yaşadığı ikilemden kay naklanmaktadır. Bir yandan bağımsız ve güçlü olduğunu söy lerken diğer yandan, mesela bir Yunan Megalo ldea'sının tehdi dinde olduğunu dile getirmektedir. İslamcı çevreler, Siyoniz min dünyayı bir ahtapot gibi saran kollarının Ulkemizi ele ge çirmek üzere olduğunu söylemektedir.
32 • İSTiHBARAT VE TERÖR OYUNLARI
Tehdit altında olduğuna inanan ve bunu kolayca bertaraf edemeyeceğini .sanan birinin doğal refleksi savunmadır. Bu durum onun ideolojisini ve dünyaya bakışını da belirler. Sınır larının bir adım ötesi onun için sadece bir tehdittir. Milliyetçi duygular, bir inancın ifadesi olmaktan çok, savunma içgüdüsü nün yansımasıdır.
Farklılıklar, ayrışmanın bir işareti sayıldığı için, hoş görül mez. Karşılaşılan her soruna, bir büyütecin arkasından bakılır. Su uyumakta ama düşman uyumamaktadır. Aslında hiçbir güç Türkiye'nin varlığından hoşnut değildir. En küçük bir ihmal yok olmak anlamına gelir.
Bir yandan böyle bir hava yaratılırken diğer yandan tam bir umursamazlık her davranışımıza hakimdir. Ülkenin kaynakla
n, hiçbir sorunumuz yokmuş gibi, kişisel çıkar peşinde olanlar
ca yağmalanır.
Bu tutarsızlıklar anlamlı bir dünya görüşümüzün ve gelece ğe ait tasavvurumuzun olmamasından kaynaklanır. Gelecekte nasıl bir Türkiye olmasını istiyorsunuz sorusuna, herkes kendi sorunlarının çözüldüğü bir ortamı tarif ederek cevap verir. Bu sadece sıradan insanlar için geçerli değildir. Yönetenlerin de ortak bir hedefi ve tutarlı bir Türkiye tasavvuru yoktur.
Aslında bu şikayetler anlamsız sayılabilir. Bir ülke dünya üzerinde hiçbir şeyi değiştiremeyecekse, kendine özgü bir me sajı yoksa, kurulan dengeler içinde kendine bir yer bulur ve halkını mutlu kılacak bir yol izler. Dünyanın yönetimi, bunu yapabilecek gücü olanlara aittir.
Türkiye şu anda böyle bir konumu benimsemiş görünüyor. Bilim ve teknoloji ür
e
tmek onun yapacağı bir iş değildir. Yapı lanları, biraz geriden de olsa, takip etmek büyük bir başarıdır. Kendine özgü bir ideolojisi olduğunu söylese bile, içerisini dol duramamış, ekonomik görüşünü, siyasal partilerin rengini,hu-iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNLAR! • 33
kuk düzenini dışardan almış
�
ır. Daha açık bir ifadeyle, rejimi kendi tarihi tecrübesinin bir ürünü değildir. Kendi tarihi tecrü besine dayanan bir modelin başarısız olduğunu ve onu sürdür menin yeni bir başarısızlığa neden olacağını düşünmektedir.Önümüzde başarılı olmuş modeller vardır. Mesela ABD, dünyanın en büyük gücüdür ve başarının yolu onun yaptıkla rını tekrarlamaktır. Ya da Avrupa ülkeler.i veya Japonya örnek alınabilir.
Bunların çok uzak hedefi.er olduğunu düşünenler Kore'ye kadar inebilirler.
Eğer özgün bir yanınız yoksa ve bundan sonra da yaratama yacaksanız, birinin yolunu izlemekten başka çareniz yoktur. Ama bunun sonucuna da katlanmak gerekir. Asırlarca başka bir dünya görüşüyle yaşamış bir halkı, örnek aldığınız modelin halkına benzetmek zorundasınız. Toplum olarak yaşamaya alışmış, kendini bir bütünün yani toplumunun bir parçası say mış, varlığını devletinin varlığınİn içinde eritmiş, her şeyde herkesin bir parça payı.olduğunu düşünmüş bir halkı, dünyası kendi benliğinin sınırlarına sıkışmış bir halka dönüştürmeniz gerekir. insan oldukları için yan yana yaşayan insanları, ekono mik iş bölümünün gereğini yerine getirmek için bir araya gelen kişiler haline getirmek gerekir. Paylaşmayı unutturmak, ekono mik kurallara uygun olarak hak ettiğini almayı benimsetmek gerekir. Bir lokmalık azığını, etrafındakileri buyur etmeden ye meyen kişiyi, dünyada yapayalnız gibi davranan birine dönüş türmek gerekir.
Eğer gerekliyse ve başka çaremiz yoksa, toplumdan başlaya rak ailemize kadar, bir bütün olmaktan vazgeçer ve tek hücreli bir yaratığa dönüşürüz. Ama eğer bu değerler üzerine bir bina kurulabilecekse, bir iktisat teorisi oluşturulabilecekse, bunu denememek için hiçbir neden olmayacaktır.
34 • iSTİHBARAT VE TERÖR OYUNLARI
Türkiye'nin geçmişteki yaşam biçimi, bir dine veya soya at fedilemez. Osmanlı toplumundaki her din ve soydan insanlar aynı davranış biçimini sergilemiş ve dünya görüşünü benimse miştir. Bireysel davranmayan bu insanlar Batıdaki sermaye bi rikimi ve teknolojik gelişmeyi gerçekleştirememiştir. Bir eşeğin bile yükünü ve çalışma saatlerini belirleyen Osmanlı insanların ölümüne çalıştırılmasına göz yumamazdı ama bunun yerine bir model de üretemedi ve önce ekonomik olarak sonra da si yasi ve askeri olarak yenildi. Acaba alternatif bir model üretile bilir mi?
Bölgemizde aynı değer yargılarını ve yaşam tarzını paylaşan insanlar yaşamaktadır ama hepsi birbirinin hasmı gibi davran maktadır. Irk ve din ayınını bu insanların, uzun tarihi içinde anlamsız ölçüde dar bir zaman diliminde var olmuştur.
Bunun üzerine bir birliktelik,
�
iç değilse yakınlık kurulabilir mi? Bu soruya sadece ortak yanlan ileri sürerek cevap vereme yiz. Ne Türkiye ne de çevremizdekiler dünyayı ilgilendiren bir projeyi hayata geçirecek güce sahip değildir. Bunun mümkün olması ancak şartların böyle bir oluşuma izin vermesine bağlı dır.Dünya üzerinde dengeler yeniden kurulurken, Türkiye'nin merkezinde bulunduğu bölgemiz yeniden yapılanmaktadır. Türkiye ABD'nin dünya üzerindeki egemenliğini sürdürmesine bir köşe taşı konumundadır. ABD'nin dünya üzerindeki ege menliğini sürdürmek istemesi sırf büyük olmanın hazzını al mak değildir. ABD egemen olduğu sürece refahını ve ulusal gü venliğini sağlayat?ilir. Yani egemenlik duygusal bir tatminden öte hayati bir ihtiyaçtır. Buna karşılık Avrupa eğer büyük bir güç olmak istiyorsa ve bunun bir yan ürünü olan yüksek bi� re fah düzeyini ve güvenliğini güvence altına almak istiyorsa, bu bölgeye hakim olmak isteyecektir. Rusya'nın ABD'nin bu
gün-İSTİHBARAT VE TERÖR OYUNLAR! • 3�
kü 1.çonumuna gelebilmesi için, bölgede onun yerini alması ge rekir.
Bu denklemin iki çözümü vardır: Ya egemenlik peşindeki güçler sürekli bir mücadele içinde olacaktır veya Osmanlı türü bir güç buradaki boşluğu dolduracaktır. Böyle bir gücün bura daki kaynakları kendi hesabına kullanması mümkün değildir. Makul olan herkesin gücü ölçüsünde pay almasıdır. Zaten bü tün zenginlik petrol olduğu için, bunu işleten şirketler faydala nan, onun üzerindeki siyasal güç düzenleyici konumunda ola caktır. Zaten bugünkü durum da aynıdır.
Böyle bir çözüm bizim için ve aynı tarihi mirası paylaşanlar açısından kendi dünya görüşlerini ve yaşam tarzlarını yaşat mak ve onu dünyanın beğenisine sunmak imkanını vercektir. Bunun insanların refahına olmasa bile mutluluğuna bir katkı olacağı açıktır.
Bu konudaki zorluk, bizim böyle bir konumu güvenli bul mamamızdan kaynaklanır. Kendisi büyük bir güç olmayan bir ülkenin, boyunu çok aşan bir görevi üstlenmesi ancak başkala rının içimize büyük ölçüde girmesiyle mümkündür. Bu belki de bugün bile içimize kadar giren çatışmanın daha büyük bo yutlarda sürmesi anlamına gelir.
Makul çözüm, gözlerimizi biraz çevremize yöneltmek ve hep birlikte alternatif bir dünya görüşü yaratmaktır. Bu dünya görüşü ilhamını geçmişten alsa bile bu günü de aşacak yenilik ler ve güzellikler içermelidir.
Eğer Osmanlı kökünden söküldüyse yapılacak bir şey yok-• , tur. Ama eğer dibinden kesildiyse yanından bir filiz vermesi
2.
iSTİHBARAT YAKLAŞIMLARI
T
ürkiye'de istihbarat servislerinin istihbarata yaklaşımında temel bir hatası var, o da şu: Olaylara bakarak analiz yapmak. Yani önce bir tehdit algılaması, genel değerlendirme yapıp, or taya bir hitopez koyuyor, daha sonra da gelişen olayları izleye rek bu hitopez doğrultusunda faaliyet yürütülüyor. Yani dersi niz ki "Türkiye'ye yönelik tehdit şu istikametten gelmektedir". Daha sonra o istikamete doğru istihbarat yapılabilir. Yaptığınız istihbarat ve aldığınız haberlerle ilk hitopezinizin doğruluğu ya da yanlışlığı ortaya çıkar, yanlışsa hitopezinizi yenilersiniz. Doğruysa, bu istikamette neler yapılacağını, hangi araçların kullanılacağını tesbit edersiniz. Bununla mücadele etmek o za man son derece kolaydır.Şu anda Türkiye'de yapılan istihbarat "Ne oluyor Türki ye'de?" sorusunun cevabını aramaktadır. Bu, son derece 1ık maz bir yoldur. Bu anlayışla elde edilen verilerle istihbarat ya pılmaz. Metodu şöyle kurmak lazım: Siyasi iktidarla birlikte, ya da devletin bütün kademeleriyle birlikte önce dünyanın
sorun-38 • iSTİHBARAT VE TERÔR OYUNLAR!
lan tartışılır ve bir karara varılır. Dünyadaki sorunlar tartışıldık tan sonra bunların Türkiye'ye yansımalarının nasıl olacağı hu susu üzerinde fikir yürütülür. Bu yansımaların hangi kanalla, hangi devletler ya da örgütler eliyle yapılacağı ve muhtemel harekatların ne olacağı konusunda önce bilgiye varılır, ondan sonra bu istikamette arayışlar yapılır. Türkiye'de böyle bir yak laşım sözkonusu değildir.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi denilen ve Türkiye'nin iç ve dış tehdit algılamalarını belirleyen konseptin de dünya
fı
een-• .
tegre olduğunu sanmıyorum. Bizde tehdit algılamaları zaten cmnyayı yorumlamak, Türkiye'nin bunun içindeki yerini tesbit etmek düşüncesiyle yagılmaz. Genel olarak Türkiye'nin geç mişten bu yana tehdit algılamalarına baktığımızda, ya çevrede ki ülkelerin aleyhte faaliyette bulundukları ya da birtakım iç tehditlerin bulunduğu varsayımı ile hareket edilmektedir. Me sela Türkiye'de bir irtica kavramı vardır. irtica bir tehdittir. Oy sa irticanın ilk tehdit olabilmesi için dünyada bunu kullan� bir odağın bulunması gerekir. Bu odağın kim olduğu ve Türki ye'de hangi kanallarla faaliyet gösterdiği bilinir ve ona göre
ted-'}
ir alınır. !psanların dindar olması veya olmaması bir ülke jçin tehdit değildir. Ancakdjpj
bir başkasının kullanması ciddj bi çimde tehdit olabilir. Buna her türlü ideolojiyi dahil edebilirsi niz. O bakımdan, ideolojilerin Türkiye'yi yönlendirme aracı olarak kullanıp kullanamayacağına bakmak lazım.Mesela Türkiye'deki İslamcı akım esas itibariyle ABD'nin ye şil kuşak projesini hayata geçirmesiyle başladı. Yani Türki ye'nin iç dinamiklerinden kaynaklanan bir lslam'a dönüş söz konusu değildir. Çok çeşitli gruplar lslam üzerinden oynamış lardır. Burada yagılacak şey, Türkiye'deki dindar vatandaşları hasım olarak algılamak yerine, başka g_üçlerin bunyp iizeı:in deki hegemonyasını kaldırmaktır. Türk istihbarat algısının te mel hatalarından birisi budur ki, bu örgütlenmelerde ve
etki-İSTiHBARAT YE TERÔR OYUNLARI • 39
lenmelerde vatandaşı bir hedef, bir suçlu kabul ediyor. Oysa, sıradan bir vatandaş bir ideolojiyi benimseyebilir. Onun bir art niyeti yoktur. Ancak bu konuda çok profesyonel olan, bu işleri çok iyi bilen gizli servisler, en masum halk davranışlarını bile kendi lehine çevirebilirler. Bu durumda sıradan vatandaşı şüp he altında bırakan örgütlenmeleri bertaraf etmek gerekir. Bizde hep yabancılar itham edilmiş, Türk vatandaşı eziyet çekmiştir.
Türk güvenlik birimlerinin, tehdit algılamalarında içerden dışarıya doğru genel bir bakışı ve kontrol altına alma çabası ol makla birlikte en tepeyi görmek gibi bir gayretleri yok. Tarihsel olarak Türkiye, ta kuruluşundan itibaren ideolojiyle mücadele yi ön plana almıştır. Bunlardan bir tanesi askeri tehdittir ve onun da kaynağı bellidir: Sovyetler Birliği. Onun dışında bazı abartmalar da görüyoruz.
Mesela Suriye ciddi bir tehdit olarak algılanagelmiştir Türki ye için. Oysa ki Suriye'nin tehdit olabilmesi sözkonusu bile de ğildir. Hatta Suriye'nin Türkiye'ye yönelik bir faaliyeti ciddi bir şans olur bence, orayı işgal etmek için elimizde bir sebep geç miş olur. Suriye herhangi bir ideolojinin taraftarı ve onun yayı cısı olamaz. Böyle bir entelektüel yapısı yoktur. Belki aracılık olabilir. Aracılık ettiği zaman da onu itham etmek gerekmez. Onun dışında mesela PKK'yı desteklediği söylenmektedir, ama şu sıralar görüyoruz ki bu da çok sağlam bir görüş değildir. Kürtlerie, Birleşik Devletler'le ciddi bir çatışma halindedir, iler de de olacaktır. Bu bakımdan bizim tehdit değerlendirmemizin bizi yanıtlığı görülmektedir.
Başka bir örnek �erirsek; bazı dönemlerde İran'ın PKK'yı desteklediği söylenir. Ama şu gün bakıyoruz ki PKK İran'ı bom balamıştır ve tran'da ciddi zayiatlar vardır. Yani istihbaratın da içinde bulunduğu devletimizin tehdit değerlendirmeleri genel olarak yüzeysel, kısa vadeli ve gerçek dışıdır.
40 • iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNl.ARI
Peki bu durumda hata nerde? Bir enformasyon eksikliği mi yoksa yöneticilerin algılama ve analiz yetersizliğinden mi kay naklanıyor?
Her şeyden önce şunu belirtelim, "haber almak" çok öne_m li değildir, "haberi yorumlamak" önemlidir. Burada eğer önce den bir model çizıiıişseniz, aldığınız haberleri doğru yorumla- · manız lazım. Çünkü basit bir yanlışla başlattı
ğİ
nız faaliyetler, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir. Mesela Suri ye'de bir grup insan için eylem yapıldı. Bunu eğer Suriye'nin Türkiye'ye yönelik bir davranışı olarak algılarsanız, yanılabilir siniz. Çünkü birtakım kişiler Suriyeli kılığına girip böyle bir şey yaparak sizi bu tür bir yanlış değerlendirmeye mecbur bıraka bilirler.Bu nedenle, devletin ilgili birimleri bütün değerlendirmele rini yukardan aşağıya doğru belli bir mantık çerçevesinde yap makla mükelleftir. Eğer gelen birtakım haberler belli birodrod konuda çıkıyorsa, bunun "genel politika" içinde mümkün olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer ortada bir aykırılık varsa, o zaman genel bir sorgulama yapma gereği belirir.
Haber değerlendirmesinde insanların ciddi engelleri vardır. Bu engeller, önyargılar ve ideolojik yapılar için geçerlidir. Ge nelde her insanın ideolojik bir yapısı vardır ve bu ideolojik çer çevede yapılan değerlendirmelerde daima hata payı vardır. Mesela Türkiye'nin soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği'ne karşı olan tavrı önyargı içerir. Bize empoze edilen şey, Sovyetler Birliği Batı'ya saldıracaktır. Demokrasi ve özgürlük düşmanı dır. işte bu bir önyargının eseridir. Oysa yukardan aşağıya bir analiz yapmış olsaydık, Sovyetler Birliği'nin Türkiye'nin Batı ile ilişkisini kesmek için yardımlar yaptığını görürdük. Ve şöyle bir çelişkiyi yaşamazdık: Sovyetler Birliği bir yandan Türkiye'nin rejimini yıkmak için çaba sarfediyor, fakat diğer yandan ciddi
iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNLARI • 41
biçimde ekonomik işbirliği içerisinde yardımlar yapıyor. Bu bir paradokstur. Bu sadece gazeteleri, kamuoyunu değil, devleti de · yanılttı. Ve sonunda biz kolayca manipüle edilen bir ülke hali
ne geldik. Yani aslında T ürkiye'nin bağımsızlığındaıt şikayet eden sol kanat, yaptığı eylemlerle Türkiye'yi Batı karşısında ba ğımlı bir hale getirdi.
Burada biz hep aynı şeyi söylüyoruz: insanların yaptığı ey� lemlere değil, eylemin doğuracağı sonuçlara bakmalı ve doğru analiz etmeliyiz. Bizde istihbaratın yaptığı en önemli yanlışlar dan bir tanesi de, �erhangi bir eylemle karşılaştığı zaman, ey lemi yapanların iddia ve söylemine göre bu harekete anlam vermeye kalkmasıdır. Bu, son derece yanlıştır. İslamı savundu ğunu söyleyen bir adam pekala Türkiye'de lslam'a karşı bir ha reketin doğmasına neden olabilir. O zaman buna İslamdır di yemeyiz. Bu örneklerin en basitidir. işler her zaman böyle ba sit olmaz, çoğu kez bu ilişkiler karmaşık boyuttadır. Şunu tek rar ediyoruz ki, Türkiye'de istihbaratın en önemli hatalarından biri, sonuçları değil söylemleri ele almasıdır.
istihbarat toplamak, veri elde etmek çok önemlidir ama bi zim tarihsel hassasiyetlerimizden kaynaklanan bir algılama so runu yaşadığımız aşikardır. lstihbaratımızda felsefe sorunu vardır. Biz genellikle istihbaratını yaptığımız hedefleri kötü ve zararlı olarak düşünüyoruz. Yani kötü ve zararlı olan araştırılır . .. O
y
sa her şeyden önce dün�da neler olduğunu anlamak, oii'=
dan sonra bunun kötü olup olmadığına karar vermek lazım.... . -· 4
Biz bir şeyi önce kötü olarak algılamışız, ondan sonra bilgi top-lamaya başlamışız. Mesela lslamcı bir hareket önce kötü ve za rarlı olarak algılanır, ondan sonra bu kötülüğün içinde kimler olduğu araştırılır. Ve bu kötüler toplanarak, ne yapmak istedik leri sorgulanır. Oysa istihbarat şöyle yapılmalıdır: Bir kurum, bir oluşum araştınlmaya başlanır. Öncelikle, onların ne yaptı ğını, hangi metodları kullandığını anlamak lazımdır. Mesela,
42 • iSTİHBARAT VE TERÔR OYUNLARI
dışarısıyla, dünya üzerindeki güçlerle alakalı değildir. Bir tem sil hareketidir. Bunu engellemeye hiç gerek yoktur. Çünkü ge lişme ancak ortaya yeni fikirlerin çıkmasıyla mümkündür. Siz var olanın dışında herhangi b_ir şeyi kabul etmiyorsanız, o za man ilerleme ve gelişme mümkün olmaz. Burada dikkat edil mesi gereken, bu düşüncenin bir başka gücün operasyon aracı olup olmadığıdır. Eğer kendi iradeleri dışında birileri etki et mişse, onu kesersiniz, inkişafı engellersiniz.
Türkiye'de üniversitelerin bugün içine düştüğü durumun sebebi budur. Üniversite, yabancıların bir hedefi haline gel miştir ve bunlar orada örgütlenmiştir. Bizim istihbaratımız bu sızma teşebbüslerini önlem�k yerine, iki şey yapmıştır: Kendi si de örgütlenmiştir veya onu hasım ilan etmiştir. Bunların iki si de yanlıştır. Eğer o kendisini koruyacak düzeyde olsaydı, za ten istihbarat teşkilatına gerek kalmazdı. Çoğu zaman vatan daş, çok iyi niyetlerle, ülkesini severek birtakım düşünceleri benimser. Burada kendisinin bir art niyeti yoktur. Ama siz, "bu bir zararlı akımdır" derseniz, olmaz. Burada yapacağınız şey, düşüncelere dokunmamak, fakat onun başkalarının tesir faali yetine imkan verecek ortamı yok etmektir. Burada ciddi bir problemle karşı karşıyayız ki o da şudur: Türkiye'deki istihbarat teşkilatlarına haber alma ve değerlendirme görevleri verilmiş tir ancak bölgesel anlamda faaliyet tespit edildiği zaman bu nun nasıl neticeleneceği belli değildir. Mücadele konusunda görev zaten Türkiye'ye verilmemiştir. Psikolojik savaş propa ganda gerektirir, Türkiye'de propagandanın da nasıl yapıldığı malOmdur(!) .
Burada şunu söylemem gerekir: Dışarının bir faaliyeti tespit edildiği zaman Türkiye'de yapılan ilk iş bunların üyelerini ya kalamak, suçlamak, mahkOm etmek, karga tulumba götürmek tir. Bundan daha yarılış bir yol düşünülemez. Çünkü ülkeye yö nelik bir faaliyet varsa, bu faaliyetin içerisinde bulunarak bunu
iSTiHBARAT VE TERÖR OYUNLAR! • 43
saptırmak, hatta bu faaliyeti ülkeye yöneltenlere karşı çevire bilmek gerekir. Bir etnik grubu tahrik eden herhangi bir güç varsa, bunu da diyelim Amerika destekliyorsa, oturup bununla savaşmaktansa, onların kullandığı bir faaliyeti onlara karşı kul lanmak gerekir. Bu daha kolaydır esas itibariyle, daha az -mas raflıdır. Yani Türk istihbarat birimleri, her türlü faaliyetin siyasi hedeflerini onu kullanana karşı yöneltebilme zeka ve kabiliye tini gösterebilmelidir.
Zaman zaman terörist sol grupların, doğru zamanda çeşitli fraksiyonlara ayrılarak başarısız kılındığına dair örnekler anla tılır. Bu bölünmeler tabii ki büyük bir başarıdır. Ancak bunun Türkiye tarafından yapılıp yapılmadığından emin değilim. Ben Türkiye'de o eylemlerle mücadele ediyordum. Ama işin esası şudur: Bir hastalıkla mücadele edileceği zaman vücuda o has talığın zayıflatılmış mikropları verilir. Bu hastalık yapmaz, onun birtakım belirtilerini gösterir ama vücudu o hastalığa karşı bağımlı kılar. Türkiye'de bunlar parçalatılmıştır, yani za yıflatılmış mikroplar gibi. Ve bunların yaptığı eylemler aşırılığa doğru giderek halkın reaksiyon göstermesi sağlanmıştır. Yani sol kanadın parçalanmış olması onu ciddi bir tehlike olmaktan çıkarıyordu. Hem de yaptıkları aşırı eylemler halk nazarında onlara son derece olumsuz bir imaj yüklenmesine sebep oldu. Böylece hastalığa karşı Türk halkı onu reddetti. Çünkü sol, hal ka güven vermek yerine korku saldı, -ilkokul çocuklarından es nafa kadar. Yani bir örgüt kendinden beklenmeyecek biçimde halkı rahatsız eden şeler yapıyor ise, bu bir aşı görevi ifa eder ve ileri sürülen iddiaların kaygısı halkta yayılır. Bu metod, 1980 öncesinde kullanılmıştır.
Türk solu denilmesine rağmen, Sovyet solu, Arnavutluk so lu, Yugoslav solu, Bulgar solu, Çin solu gibi çeşitli fraksiyonlara bölünmesi aslında bunu antipatik hale getiren unsurlardan bi risiydi. Kendi' aralarında bir uyum sağlayamıyorlardı.
Politika-44 • iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNLARI
lan farklılaşıyordu, birinin yaptığını öbürü bozuyordu. llginçtir ki, bir Arnavutluk solunun yaratılacağı ve bunun da Türkiye'yi kontrol edeceği zannediliyordu. Buna devletin çeşitli birimleri de inanıyordu. Bunun dışında bir sürü eylemci grup vardı. Bunlar eskilerinden farklı, birbirleriyle çatışan gruplardı.
İSTİHBARAT VE TERÖR OYUNLAR! • 45
Soğuk Savaş Döneminde istihbarat Algılamaları
S
oğuk Savaş döneminde zaten model çok belliydi. O tarih te bütün algılamalarımızı NATO'nun taysiyesi üzerine yaptık. Mesela onlar s_ol harekete ve komünist rejime dair bize ne di yorlarsa olduğu gibi kabul ediyorduk. Ama o günlerde Türki ye'de sol kesimin arkasında basın vardır. Burada bir şeye dikkat çekmek lazım. Bir ülkeye yönelik tehdit çok yönlü ise yalnızca ideolojik olarak değil ekonomik olarak da faaliyet yürütülür. Eğer Türkiye'de bir darbe tasarlanacaksa bunun ekonomik yö nünün olması da lazım, çünkü halkın iktidara yönelik tavrının en önemlisi ekonomik sıkıntılardır.1980'den önce Türkiye'de devlete hakim olan düşünce, sol bir iktidarın kurulacağı ve bunun Türkiye'yi Rusya'ya götüre ceği biçimindeydi. Ama Türkiye'de çok ciddi sıkıntılar vardı. Mesela margarin ve petrol ithalatı yapılamıyordu ve fuel-oil ile ısıtılan evler aylarca soğuk kaldı. Mesela devrime yardımcı ol mak için sigara fabrikalarında grev yapıyorlardı. Makinaları kı rıyorlardı. Sonuç olarak bu ciddi oranda rahatsızlık meydana getirdi. Türkiye petrol ithal etmek için çok küçük paralar talep
46 • iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNLARI
ediyordu. Bunlann birkaç milyon dolar civarı olduğunu duyu yorduk. iflasın pençesine düşmekte olan Türkiye'yi 3-5 milyon dolar vererek kurtarmayı Batılı hiçbir ülke düşünmüyordu; IMF ve Amerika dahil.
Komünizmle, Rusya ile mücadele faslından NATO da vere bilirdi. Her yerden verebilirlerdi. Hatta bir komünizm düşmanı iş adamı, cebinden bile verebilirdi. Hiçbirisi olmadı. Bundan şunu anlıyorduk ki, Batı bu darbenin olmasını istiyordu. Bu nun dışında çalışmaların ekonomik şekline baktığımızda sol bir intiba uyandırmıyordu. Mücadele burjuvaziye yönelik bir politika gibiydi. Aslında sınıfsal olarak kendileriyle aynı saftaki güçlerle mücadele ediyorlardı. Bu, sol hareketin temel mantı ğına aykındır. Çünkü aynı sınıftan, ikisi de işçi. Bütün bunlar dan sonra şunu söyleyebiliriz: Bir olayı doğru teşhis edebilmek için. Öncelikle bu işleri iyi bilmek lazım. Kulaktan dolma bilgi lerle olmaz.
iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNLAR! • 47
istihbarat Politikası Belirlemede Temel Unsurlar
B ir örnekle başlamak gerekirse, Amerika Birleşik Devletle ri'nde önce devlet düze
:rt
nde eolitikalar belirlen�
r. Bu politika lar içerisinde haber alma ve örtülü operasyonlar yapma görevi CIA'ya verilir.Aslında bir ülkeye yönelik operasyonlar da politik içeriklidir ve biınu bir tek CIA'nın yapması mOmkOn
değildir
ÇJA bir yan dan ülkede karışıklıklar çıkartır, bir yandan parasal tedbirler yoluyla ekonomik krizler yaratır veya birtakım siyasi manevra lar yapabiliJ.
1980 öncesinde Türkiye'de ciddi kıtlıklar vardı. Petrol ithala tı mümkün olmuyordu, margarin bulunmuyordu, sigara fabri kaları çalışmıyordu ve Türkiye'nin çok küçük bir meblağa -o zamanki rakamlarla 300 milyon $'a- ihtiyacı vardı. Ama Batı ban,kalarından bu krediyi bulamadı. Dış görünüşe baktığınızda aykırı bir durum sözkonusuydu. Yani bir ülke sizin blokunuz dan ayrılıyor ve komünist bir bloğa gidiyordu. Hızlı gelişen bir ayaklanma süreci sözkonusu ve bunu kolaylaştıran ekonomik zorluklar var. Batının yapacağı şey, ekonomik zorlukları orta dan kaldırarak halkın memnuniyetsizliğini yok etmekti.
48 • iSTiHBARAT VE TERÔR OYUNLARI
O zaman bu yapılmadı ama bugün 40 milyar $'a yakın bir sıcak para Türkiye'ye kolayca geliyor. Yani çok küçük bir meb lağı bile bulamıyorsunuz o dönemde. Bunun dışında, d tarihte sol düşüncenin hakim olduğu sendikalar sürekli olarak grev ya pıyordu. Bunlardan biri de Tekel greviydi. Sigara bulunamıyor du. Margarin bulunamıyordu. Yokluklar, insanların çok ihtiyaç duyduğu şeyleri bulamaması, halkın memnuniyetsizliğini üst düzeye çıkarıyordu. Yani o günlerde insanlar televizyon bula masa, araba bulamasa bunun bir anlamı olmayabilirdi. Ama bir tiryakinin sigara bulamaması kendisini ciddi anlamda bir infiale götürür. Bu ince ayrıntılar bile hesaplanıyordu.
Buradan şunu söylemek istiyoruz: Eğer bir modeliniz yoksa, değerlendirme yapmak mümkün olmaz. Siyasi analiz yapmaz sanız, sonuca varamazsınız. Böyle bir operasyonun mantık ge reği Sovyetler Birliği tarafından yapılmaması gerekir. Çünkü bunu yapması temel politikalarıyla çelişmektedir. Onların Tür kiye üzerindeki politikaları esas itibariyle Türkiye'nin ekono mik bağlantılarını kesmek suretiyle onu en azından başlangıç ta bağımsız karar verebilecek bir duruma getirmektir. Daha sonra bu bağımsız kararın kendi lehine olmasını sağlayacak tedbirler uygulayabilirler.
Bu analiz yapılmadığı için eylemlerin Sovyetler Birliği kay naklı olduğu kolayca kabul edildi. Çünkü Türkiye'deki güvenlik güçleri değerlendirme yaparken sadece olayın görünen rengi ne bakıyorlardı. Siyasi hedefleriyle hiçbir zaman ilgilenmiyor lar, bu siyasi hedeflerle görünen re_ngin uygun olup olmadığını araştırmıyorlar.
Diğer örneklere dönersek ... Mesela Birleşik Devletler'de ka rar alma mekanizması politikacılar tarafından belirleniyor. İn giltere hakeza istihbarat açısından başarılı bir ülkedir. Ruslar ve Almanlar da öyle. Ama ortalıkta pek görünmüyorlar. Genellikle
iSTiHBARAT VE TERÖR OYUNLARI • 49
lngiltere'de de aynı şekilde, YB:ni istihbarat devlet politikala rının bir aracıdır. Devlet onun istikametini ve hedeflerini belir ler ve hedeflerine uygun .r_apılar oluşturur. lngiltere'de devlet Birmingham Sarayı değildir elbette. Birmingham Sarayı bir semboldür. Esas olan bürokrasi ve siyasetçilerdir. Onlann üst düzey temsilcileri de tıpkı Enderun'daki gibi devletin içerisinde yetiştirilerek ayrılır. Sokaktan bir insanın orada siyasette önemli bir makama gelmesi mümkün değildir. Batılı bütün yö neticiler belli bir devlet düzeni içerisinden yetişmek suretiyle gelirler. Burada Batılı sistem bir bütün halinde olunca herhan gi bir yerdeki aksaklık farkedilebiliyor. Bir dişli düzeni gibi, sis temin uyumlu çalışmasına engel olan dişliler için çabucak ted bir alınabiliyor.
Bir örnek vermek gerekirse: 1960'larda Rus gizli servisinden İngiliz istihbaratına ciddi bir sızma oldu. O olayda, dört üst dü zey İngiliz istihbaratçısının Ruslar tarafından angaje edildiği öğrenildi. Bunlardan ikisi Rusya'ya kaçtı. Sovyet istihbaratı da tesbit edildiklerini öğrendi. Üçüncü kişi sarayın sanat danış manıydı. Bu danışmandan şüpheleniliyordu ama ellerinde hiç bir delil yoktu. Çok yetenekli bir adam bu sanat danışmanı. İn giliz istihbaratı oturdu, bu adamla pazarlık yaptı. Sen bize ba şından geçenleri anlat, biz de seni suçlu ilan etmeyeceğiz. O anlattı, onlar da onu suçlamadılar. işin ilginç yanı, dördüncü bir kişiden haberdarlardı ama bunun kim olduğunu bilmiyor lardı. Sonunda, Ingiltere'de bir kitap yazdırıldı. Kitapta, İngiliz istihbarat servisinin başındaki ismin, dördüncü Sovyet casusu olduğu söylendi. Bu kitap lngiltere'de yayınlanmadı. Adam git ti Avusturya'da yayınladı. Oradaki devlet mekanizması o kadar çok yönlü ki, bir istihbarat servisinin en önemli makamlarına kadar nüfuz edildiği halde devlet bundan çok fazla etkilenmi yor. Ayrıca bunu da tedavi edebilecek araçlara sahipler.