Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
OSMAN ŞEMS EFENDİ’NİN ÂDÂBU’L-MÜRÎD FÎ-SOHBETİ’L-MURÂD ADLI MESNEVÎSİNİN TAHLÎLİ
Selami ŞİMŞEK ÖZET
Âdâb, edep kelimesinin çoğulu olup, lügatte terbiye, incelik, nezâket, utanma, iyi ahlâk ve usluluk gibi anlamlara gelmektedir. Tasavvufta müridlerin şeyhine ve dervişlere karşı takınması gereken edep kuralları, Âdâbu’l-Mürîdîn, Edebü’l-Mürîd, el-Vasâyâ, Tarîkatnâme, Hurde-i Tarîkat ve, Mi‘yâr-ı Tarîkat adı altında müstakil risâleler, eserler yahut eser içinde bölümler şeklinde kaleme alınmıştır. Türk edebiyatında bu tarzda yazılmış pek çok eser mevcuttur. İşte bunlardan birisi de XIX. asır mutasavvıf şâirlerinden Osman Şems Efendi’nin Âdâbu’l-Mürîd fî Sohbeti’l-Murâd adlı mesnevîsidir. Bu makalede söz konusu mesnevî tahlîl edilerek yeni harflere bazı açıklamalarla aktarılmıştır. Osman Şems Efendi, bu eserinde mürşid, mürşidin gerekliliği ve mürîdin âdâbı gibi seyr ü sülûkla ilgili üç ana konuya temas etmiştir.
Anahtar Kelimeler: Âdâb, mürîd, murâd, mürşid, tarîkat, Osman Şems Efendi, Kâdiriyye.
THE ANALYSIS OF OSMAN ŞEMS GENTLEMAN’S MESNEVI WHICH IT IS NAMED ADABU’L-MURID FI
SOHBETI’L-MURAD ABSTRACT
Etiquette, is plural of manners word. It is meant educating, slenderness, refinement, bashfulness, good moral and sensible etc. in dictionary. In the sufism manners rules which disciples are assumed against the sheik and dervishes was write out free treatises, works or parts in works in form Adabu’l-Müridin, Edebü’l-Mürid, el-Vasaya, Tarikatname, Hurde-i Tarikat ve, Mi‘yar-ı Tarikat
Yrd. Doç. Dr., Rize Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi. [email protected]
Osman Şems Efendi’nin… 539
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
as the name bottom. A great many works are in Turkish literature in this style. The mesnevi of Osman Şems Gentleman who is sufi-poet from nineteenth century is thus one of this kind that it is nâmed Adabu’l-Mürid fi Sohbeti’l-Murad. In this article aforementinoed mesnevi was analyzed and cited Turkish version with some explanation. Osman Şems Gentleman touched on perfect three main matter with seyr u süluk which is perfect guide, necessary of perfect guide and etiquette of disciple etc.
Key Words: Etiquette, disciple, desire, perfect guide, order, Osman Şems Gentleman, Kadiriye.
Giriş
Tasavvufta sûfîlerin uymak zorunda olduğu muâĢeret kurallarına âdâb1, erkân2, âdâb-ı sûfiyye ve âdâb-ı tarîkat gibi isimler
verildiği bilinmektedir3. Öte yandan sûfilerin sohbetinde bulunanların,
onlara bağlananların ve bir tasavvuf yoluna girenlerin uymaları icab eden âdâb ve erkân ile seyr ü sülûk esnasında göz önünde bulundurulması gereken kurallardan bahseden, müridlere ve derviĢlere kılavuzluk yapan eserlere Âdâbu‟l-Mürîdîn, Edebü‟l-Mürîd, el-Vasâyâ ve Tarîkatnâme gibi adlar da verilmiĢtir4.
Yine tasavvufta müridlerin Ģeyhine ve derviĢlere karĢı takınması gereken edep kuralları, müstakil risâleler ve eserler Ģeklinde olduğu gibi tasavvufla ilgili genel bilgi veren eserler -bunlara tasavvuf klâsikleri de denilmektedir- içerisinde bir bölüm olarak da ele alınmıĢtır. Tasavvuf tarihinde müstakil olarak yazılmıĢ eserlerden ilkinin Yahyâ Muâz er-Râzî (ö. 258/872)‟nin Kitâbu‟l-Mürîdîn adlı
1
Âdâb, edep kelimesinin çoğulu olup, lügatte terbiye, incelik, nezâket, utanma, iyi ahlâk ve usluluk gibi anlamlara gelmektedir (Bkz. Mustafa Çağrıcı, “Edep”, DİA, X, 413-414; Süleyman Uludağ, “Edep (Tasavvuf)”, DİA, X, 414-415. a.mlf., Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yay., Ġstanbul 1995, s. 162; Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Rehber Yay., Ankara 1997, s. 236). Seyyid ġerif Cürcânî‟ye göre edep, herkes tarafından beğenilen söz ve davranıĢlardır. Bkz. Seyyid ġerif Cürcânî, Arapça-Türkçe Terimler Sözlüğü (Kitâbu‟t-Ta„rîfât), trc. ve Ģerh: Arif Erkan, Bahar Yay., Ġstanbul 1997, s. 35.
2 Erkân, rükn‟ün çoğulu olup, lügatte, esâslar, destekler, direkler, sütunlar
anlamınlarına gelir (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi Yay., Ankara 1996, s. 229). Erkân, tasavvufta umûmiyetle âdâb kelimesiyle eĢ anlamlı olarak kullanılmıĢtır.
3
Cebecioğlu, a.g.e., s. 83.
4
540 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
eseri olduğu kaydedilmektedir. Hâris el-Muhâsibî (ö. 243/857) Âdâbu‟n-Nüfûs5
, Hâkim et-Tirmizî (ö. 285/898)‟nin Âdâbu‟l-Mürîdîn, Ebû Necib es-Sühreverdî (ö. 563/1167)‟nin Âdâbu‟l-Mürîdîn6
ve ġihâbüddîn Ebû Hafs Ömer b. Muhammed es-Sühreverdî (ö. 632/1234)‟nin İrşâdü‟l-Mürîdîn7
adlı eseri de yine aynı bağlamda yazılan eserler arasında sayılmaktadır8
.
Tasavvuf klâsikleri arasında yer alan eserlerde de “müridlerin âdâbı” konusuna geniĢ bir Ģekilde yer verildiği görülmektedir. Bunlardan ilki, Ebû Nasr Serrâc et-Tûsî (ö. 378/988)‟nin, el-Luma„ıdır. Söz konusu eserde bu konu, “Tasavvufta Âdâb” baĢlığı altında ele alınıp incelenmiĢtir9. Bir diğeri Ebû Tâlib
el-Mekkî (ö. 386/996)‟nin Kûtü‟l-Kulûb adlı eseridir. Söz konusu eserde, müridlerin uymaları gereken âdâb ve esaslara iliĢkin bir bölüm ayrılmıĢ olup, eserin pek çok yerinde çeĢitli vesilelerle konuya yer yer temas edilmiĢtir10. Abdülkerim el-KuĢeyrî (ö. 465/1072),
er-Risâle‟sinde ise, hem “irâde”, hem “edep”, hem de eserine eklediği son kısımda âdâb kurallarına yer vermiĢtir11
. Ali b. Osman el-Hucvîrî (ö. 470/1077)‟nin Keşfu‟l-Mahcûb‟unda da bu konuya yer verildiğini görüyoruz12
. İrşâdü‟l-Mürîdîn adlı eserin sâhibi ġihâbüddîn Ebû Hafs Ömer b. Muhammed es-Sühreverdî‟nin, Avârifu‟l-Ma„ârif adlı eserinde de bu konu oldukça geniĢ bir Ģekilde iĢlenmiĢtir13
.
5
KiĢinin hayatta ve tasavvufta uyması gereken iç disiplini anlatan eserle ilgili geniĢ bilgi için bkz. Zafer Erginli, Tasavvuf Düşüncesinde Muhâsibî, Karadeniz Kitabevi, Rize 2008, s. 181-182.
6
Müridlerin uyması gerekn kurallardan bahseden eserde ayrıca sûfilerin itikatları ile fakr, tasavvuf, melâmet ve kerâmet terimler üzerinde durulmuĢtur.Eser hk. geniĢ bilgi için bkz. Uludağ, “Âdâbu‟l-Mürîdîn”, DİA, I, 337.
7
Sühreverdî, dost ve müridlerinin talepleri üzerine kaleme aldığı bu eserinde, Ģerîat, tarîkat ve hakîkat üçlüsünü açıkladıktan sonra vakt, makâm ve hâl gibi bazı tasavvuf ıstılahlarını izah eder. GeniĢ bilgi için bkz. Hasan Kâmil Yılmaz, “Sühreverdî, Hayatı ve Eserleri”, Avârifu‟l-Ma„ârif (Ġçinde), Erkam Yay., Ġstanbul 1989, s. XXX-XXXI.
8
Uludağ, “Âdâbu‟l-Mürîd”, DİA, I, 336.
9
Bkz. Ebû Nasr Serrâc Tûsî, el-Lüma„ (Ġslâm Tasavvufu, Tasavvufla Ġlgili Sorular ve Cevaplar), haz. Hasan Kâmil Yılmaz, Altınoluk Yay., Ġstanbul 1996, s. 151-236.
10
Bkz. Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü‟l-Kulûb, Dâru‟s-Sadr, Beyrut tsz., I, 63, 81, 94, 267; II, 213, 237.
11
Bkz. KuĢeyrî, Tasavvuf İlmine Dair Kuşeyrî Risâlesi, haz. Süleyman Uludağ, Dergâh Yay., Ġstanbul 1991, s. 340-343, 450-454, 589-608.
12
Bkz. Hucvirî, Keşfu‟l-Mahcûb (Hakîkat Bilgisi), haz. Süleyman Uludağ, Dergâh Yay., Ġstanbul 1982, s. 478-516.
13
Bkz. Sühreverdî, Avârifu‟l-Ma„ârif (Tasavvufun Esasları), trc. H. Kâmil Yılmaz-Ġrfan Gündüz, Erkam Yay., Ġstanbul 1989, s. 156, 254, 342, 348-369, 396, 417, 429, 458, 519, 545.
Osman Şems Efendi’nin… 541
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 Tasavvufun “tarîkat dönemi”14
olarak nitelendirilen döneminde de yukarıda zikrettiğimiz eserlere ilâve olarak Hurde-i Tarîkat, Mi„yâr-ı Tarîkat adı altında, Arapça, Farsça ve Türkçe eserler kaleme alınmıĢtır15. ġeyh ġa„bân-ı Velî (ö. 976/1568)‟nin Mi„yâr-ı
Tarîkat, Sinân b. Ya„kûb (ö. 989/1581)‟un Sünenü Meşâyihi‟l-Halvetiyye, Azîz Mahmûd Hüdâyî (ö. 1038/1628)‟nin Tarîkat-nâme, Abdülmecid Sivâsî (ö. 1049/1639)‟nin Mi„yârü't-Tarîk, ġemlelizâde Ahmed Efendi (ö. 1086/1678)‟nin Şîve-i Tarîkat-ı Gülşeniyye, Selâmî Ali Efendi (ö. 1104/1693)‟nin Tarîkat-nâme, Niyâzî-i Mısrî (ö. 1105/1694)‟nin Risâle-i Usûl-i Tarîkat, Ya„kûb Afvî Efendi (ö. 1149/1736)‟nin Hediyyetü‟s-Sâlikîn, Abdullah Salahaddîn-i UĢĢâkî (ö. 1197/1782)‟nin Tuhfetü‟l-Uşşâkiyye, Muhammed b. Hasan el-Halvetî (ö. 1200/1786)‟nin Âdâbu‟s-Seniyye, Muhammed b. Abdullah el-Hânî (ö. 1279/1862)‟nin el-Behcetü‟s-Seniyye ve Harîrîzâde Muhammed Kemâleddin Efendi (ö. 1299/1882)‟nin Risâle-i Kenzü‟l-Feyz adlı eseri, müridlerin uyması gereken edepler kategorisinde kaleme alınmıĢ eserlerden en meĢhur olanlarıdır16
.
Söz konusu eserlerde, genellikle “mürĢid kimdir ve mürĢidin lüzûmu, inâbe veya bey„atın zarûreti ve âdâbı, mürĢid huzûrunda bulunma ve sohbet âdâbı, günlük hayattaki davranıĢlar, tarîkatin usûlleri, vird ve evrâd okuma âdâbı, semâ veya devrân âdâbı, seyr ü sülûk sırasında yaĢanacak bazı hâller ve makâmlar, etvâr-ı seb„a ile ilgili hâller, hırka ve tâc giyme, kemer takma âdâbı” gibi amelî tasavvufla ilgili pekçok husûsa temas edilmiĢtir. Usûlle ilgili olarak bu tür eserlerin yazılma sebebinin ise, müride önce edep sonra tevhid düĢüncesinde irfân kazandırmak olduğunu söylemek mümkündür. Sûfîler, sâliklerin yolda ilerlemesini, usûle riâyet etmek Ģartına bağlamıĢlar ve bundan dolayı da “Usûlsuz vüsûl olmaz”17
14
Tasavvuf tarihin dönemleri için çeĢitli tasnifler yapılmakla birlikte umûmiyetle “Zühd Dönemi”, “Tasavvuf Dönemi” ve “Tarîkat Dönemi” diye kategorize edilmektedir. GeniĢ bilgi için bkz. Hasan Kâmil Yılmaz, Anahatlarıyla
Tasavvuf ve Tarîkatlar, Ensar NeĢriyat, Ġstanbul 1994, s. 87-160.
15
Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı-Halil Çeltik, “Türk Edebiyatında Mi„yâr Geleneği Ġçinde YiğitbaĢı Ahmed ġemseddin Marmaravî‟nin Hurde-i Tarîkatı”,
Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırmalar Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 3, Nisan 2000, s. 44;
Mustafa AĢkar, Tasavvuf Tarihi Literatürü, K.B. Yay., Ankara 2001, s. 141.
16
GeniĢ bilgi için bkz. Uludağ, a.g.m. s. 336-337; AĢkar, a.g.e., s. 141-155; Kurnaz-Tatcı-Çeltik, a.g.m., s. 47-48.
17 Luma„da bu söz, “Usûlü kaybedenler vusûlden mahrûm kalır.” Ģeklinde
geçmektedir. Bkz. Tûsî, a.g.e., s. 349. Sühreverdî, Avârif‟te Süfyân es-Sevrî (ö. 161/777)‟den naklen bu söze benzer bir ifâde kullanmıĢtır: “Usûlü zâyi„ ettikleri için vuslattan da mahrûm edildiler.” Bkz. Sühreverdî, a.g.e., s. 665. Sülemî ise
Tabakât‟ında „asl ve fer„ terimlerini açıklarken bu konuya temas ederek Ģöyle
542 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 demiĢlerdir18
.
ĠĢte bu tarzda kaleme alınmıĢ eserlerden birisi de XIX. asır Türk mutasavvıf Ģâirlerinden olan Osman ġems Efendi‟nin Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd adlı mesnevîsidir. ġu ana kadar üzerinde herhangi bir akademik çalıĢma yapıldığını tespit edemediğimiz bu eserin tahlîline ve yeni harflerle metnini aktarmaya geçmeden önce Osman ġems Efendi‟nin hayatı ve eserleri hakkında kısaca bilgi verelim.
1. Hayatı ve Eserleri
Osman ġems Efendi‟nin asıl adı Osman Nûreddin19
olup, 1 Rebîulâhir 1229/23 Mart 1814 tarihinde Ġstanbul Sirkeci‟de HocapaĢa Mahallesi‟nde dünyaya gelmiĢtir. Babası, Mâliye Nezâreti Esham Kalemi ileri gelenlerinden ve NakĢibendî tarîkatından “Hoca Emin Efendi” diye meĢhûr Seyyid Muhammed Efendi (ö. 1279/1862)‟dir. Osman ġems Efendi, genç yaĢta, komĢuları olan NakĢî Ģeyhlerinden Ġsmâil Efendi‟nin mürîdi olmuĢ, onun vefâtından sonra dönemin ünlü Ģeyhlerinden KuĢadalı Ġbrahim Efendi (ö. 1264/1848)‟den el almıĢ ve bu dönemden sonraki Ģiirlerinde “Nûrî” mahlasını bırakarak “ġems”i kullanmaya baĢlamıĢtır20
.
1265/1849‟da Ünyeli ġeyh Abdurrahim Efendi (ö. 1273/1856) tarafından irĢâd ile görevlendirilen Osman ġems Efendi, Ģeyhinin 1856‟da vefatından sonra Kâdiriyye‟nin pîri Abdülkâdir Geylânî (ö. 561/1166)‟nin ruhânî feyzine ve mânen “üveysîlik” pâyesine nâil olmuĢ, bu tarîkatın “Enveriyye” Ģûbesini tesis etmiĢtir.
Vusûlsüzlük, usûlsüzlükten dolayıdır. Asılların aslı âdâb ve erkâna riâyet etmektir.” Bkz. Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Tabakâtu‟s-Sûfiyye, Kahire 1949, s. 263, 288, 400.
18
Kurnaz-Tatcı-Çeltik, a.g.m., s. 49.
19
Osman ġems Efendi‟nin adı, Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd adlı eseri istinsah eden Muhammed Emin tarafından “Osman ġemseddîn” Ģeklinde kaydedilmektedir. Bkz. Osman ġems Efendi, Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd, Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma BağıĢlar No: 4031, vr. 10b.
20
Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma BağıĢlar, No: 2305, I, 132; Ahmed Sâfî, Sefînetü‟s-Sâfî, CerrahpaĢa Tıp Tarihi Enstitüsü ArĢivi Nr. 2096, (Fotokopi Nüsha), XI, 1324; Ġbnülemin M. Kemal Ġnal,
Son Asır Türk Şâirleri, Ġstanbul 1930, s. 1761-1762; Kemâl Edib Kürkçüoğlu, Osman Şems Efendi Dîvânı‟ndan Seçmeler, Kubbealtı NeĢriyat, Ġstanbul 1996., s. 8;
Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu, “ġeyh Osman ġems”, Diriliş, Sayı: 13, Eylül 1975, s. 25-28; Selami ġimĢek, “Bir Gönül Tekkesi ġeyhi Seyyid Osman Nureddin ġems (ö. 1893) ve Mersiye-i Cenâb-ı Seyyidü‟Ģ-ġühedâ‟sı”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat
Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Yıl: 11 (2004), Sayı: 26, s. 120; Nihat Azamat,
Osman Şems Efendi’nin… 543
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
Yine o, Abdülkâdir Geylânî‟den sonra “Pîr-i Sânî (Ġkinci Pîr)”21
sayılmıĢ ve kendisine Büyük Pîr‟in “Bâzu‟l-EĢheb-Alaca ġahin”22
ünvânından mülhem olarak” “Bâzu‟l-Enver-En Nurlu ġâhin” denilmiĢtir. Bir süre kâtip olarak devlet hizmetinde bulunan Osman ġems Efendi, bir ara Sirkeci‟de bir tütüncü dükkânı açmıĢsa da altı ay sonra kapatmak zorunda kalmıĢtır. 1278/1861‟de Hersekli Ârif Hikmet Bey (ö. 1321/1903)‟in Aksaray‟daki evinde, aralarında Nâmık Kemâl (ö. 1306/1888)‟in de bulunduğu birçok Ģâirin Ģiirlerinin okunup tartıĢıldığı haftalık Encümen-i Şuarâ toplantılarına katılmıĢtır23
.
Bursa‟da da mürîd ve muhiblerinin bulunması hasebiyle 1307/1889 yılına kadar Ġstanbul-Bursa arasında pek çok seyahat yapan Osman ġems Efendi, 18 Cemaziye‟l-âhir 1311/27 Aralık 1893 tarihinde Üsküdar Selimiye‟deki evinde bekâ yurduna göç etmiĢ olup, kabri Karaca Ahmed Sultan Türbesi karĢısında, Ġnâdiye yolu üzerindeki kabristanda âile mezarlığındadır24
. Onun Dîvân25 baĢta olmak üzere, Bir Mektup, Şem„-i Şebistân, Kenzü‟l-Me„ânî, Mersiye-i
21 Abdulkâdir Geylânî‟den sonra “Pîr-i Sânî” ünvânı EĢrefoğlu Rûmî (ö.
874/1469) ve Ġsmâil Rûmî (ö. 1041/1631)‟ye verilmiĢtir. Kerküklü Ziyâeddin Hâlis Tâlebânî (ö. 1275/1858)‟ye “Pîr-i Râbi” denilmiĢtir. Osman ġems Efendi‟ye “Pîr-i Sânî” denilmesi, onun Kâdirîlik içerisindeki yeri ve önemini göstermesi açısından dikkate Ģâyândır.
22
Bâzu‟l-EĢheb (Alaca ġâhin), Abdülkâdir Geylânî‟nin yaygın adıdır. Osman ġems Efendi, mürĢidi Abdurrahim Ünyevî‟ye Bâzu‟l-Ebyâz (Ap-ak ġâhin) demiĢ, çevresindekiler de kendisine Bâzu‟l-Enver (En Nurlu ġâhin) demiĢlerdir. Kürkçüoğlu,
a.g.e. s. 30.
23
Vassâf, a.g.e., I, 134, 137-138; a.mlf., “Osman ġems Efendi”, Mahfil
Mecmûası, Rebiu‟l-Evvel 1341 (Ekim-Kasım 1922) Sayı: 29, s. 112-113; Kürkçüoğlu, a.g.e. s. 14-15; Dilâver Gürer, Abdülkâdir Geylânî, Hayatı, Eserleri, Görüşleri, Ġnsan
Yay., Ġstanbul 1999, s. 374-375; Nihat Azamat, “Kâdiriyye”, DİA, XXIV, 135.
24
Vassâf, a.g.e., I, 140; Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, Ġst. 1333, II, 271; Fatîn Dâvûd Efendi, Hâtimetü‟l-Eş‟âr, Ġstanbul 1271, s. 424; Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî (Divân ġâirlerinin Muhtasar Biyografileri), haz. Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı, Bizim Büro Basımevi, Ankara 2001, II, 2096; Kürkçüoğlu, a.g.e., s. 31; ġimĢek, a.g.m., s. 130; Azamat, a.g.m., s. 474.
25
Dîvân‟ın Ġstanbul kütüphanelerinde birçok nüshası olduğunu biliyoruz. Ancak hemen belirtelim ki bunlar eksik nüshalardır. Meselâ bkz. Süleymaniye Kütüphanesi, Aslan Kaynardağ, No: 198; Ġstanbul BüyükĢehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin Yazmaları, No: 1801, Rik„a, 217 vr; Yapı Kredi Bankası Sermet Çifter Kütüphanesi, No: 435, 93 vr.; No: 514, 40 vr. Dîvân, kısmen yeni harflerle yayımlanmıĢtır. Bkz. Kemâl Edib Kürkçüoğlu, Osman Şems Efendi
544 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 Cenâb-ı Seyyidü‟ş-Şühedâ26
ve Âdâbu‟l-Mürîd fî Sohbeti‟l-Murâd adlı eserleri vardır27
.
2. Âdâbu’l-Mürîd fî Sohbeti’l-Murâd Mesnevîsinin Tahlîlî 2.1. Eserle İlgili Bazı Husûslar
2.1.1. Eserle İlgili Görüşler
Âdâbu‟l-Mürîd fî Sohbeti‟l-Murâd hakkında son asrın önemli biyografi kaynaklarından olan gerek Osmanlı Müellifleri, gerek Son Asır Türk Şâirleri ve gerekse Sefîne-i Evliyâ‟da28 herhangi bir bilgi yoktur. Eser hakkında yegâne bilgiyi, Kemâl Edib Kürkçüoğlu‟dan öğrenmekteyiz. ġöyle ki o, Osman ġems Efendi‟ye ait Külliyât‟ın fotokopisine dayanarak hazırladığı söz konusu çalıĢmasında, eserin üç sayfalık mensur bir mukaddimeden sonra Mevlid vezninde on sayfalık mesnevî ile devam edip sona erdiğini ve onun kemâl devrinin bir ürünü olduğunu kaydetmektedir29
. 2.1.2. Yazılış Tarihi
Osman ġems Efendi‟nin bu eserini ne zaman telif ettiği husûsunda herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Ancak Kürkçüoğlu‟nun, “Eserin, Osman ġems‟in kemâl devrinin mahsûlü olduğunu tahmin etmekteyiz” ifadesine bakılacak olursa, onun bu eseri ömrünün sonlarına doğru kaleme aldığını söylemek mümkündür.
2.1.3. Eserin Telif Sebebi ve İsmi
Osman ġems Efendi‟nin, Âdâbu‟l-Mürîd fî Sohbeti‟l-Murâd‟ını, telif ediĢ sebebini öncelikle eserinin kapak sayfasında zikrettiğini görüyoruz. Nitekim o, söz konusu kapak sayfasında, “Taraf-ı fakîrânemden derviş efendi ihvânımıza yazılmış ve yâdigâr olunmuştur” diyerek eserini derviĢler ve ihvân için yazdığını ve onlara hediye ettiğini açıkça belirtmektedir. Osman ġems Efendi, eserinin mukaddimesinde ise hem telif sebebi ve hem de ismi hakkında bilgi vererek Ģunları söyler: “Binâenaleyh müştâkân-ı dîdâr-ı şâhid-i maksûd olan mürîd-i edîbe teshîl-i tahsîl-i matlûb içün lâzdîdâr-ım ve vâcib olan âdâb u erkânın teberrüken sûret-i mesnevîde beyân ve tafsîline ibtidâr olunub Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd tesmiye
26
Bu eser, tarafımızdan yeni harflerle yayımlanmıĢtır. Bkz. ġimĢek, a.g.m., s. 135-148.
27
GeniĢ bilgi için bkz. Kürkçüoğlu, a.g.e., s. 42-44; ġimĢek, a.g.m., s. 132-135; Azamat, a.g.m., s. 474-475.
28
Son Asır Türk Şâirleri ve Sefîne-i Evliyâ‟da, Osman ġems Efendi‟nin diğer eserleri hakkında da bilgi yoktur.
29
Osman Şems Efendi’nin… 545
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 olundu.”30
Bu bilgilerden de anlaĢılacağı üzere eser, Hakk‟ın cemâline müĢtâk olan edepli müridlerin matlûbuna kavuĢmasını kolaylaĢtırmak için gerekli olan âdâb ve erkânı, teberrüken mesnevî tarzında beyân etmek maksadıyla kaleme alınmıĢ ve bundan dolayı da Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd ismi verilmiĢtir.
2.1.4 Yazma Nüshaları
Âdâbu‟l-Mürîd fî Sohbeti‟l-Murâd‟ın, çalıĢmamızda esas aldığımız Süleymaniye Kütüphanesi Yazma BağıĢlar, No: 4031‟de (Nesih, müst. Muhammed Emin, 10 vr) kayıtlı nüshasının dıĢında pek çok yazma nüshası da olup Ģunlardır:
1. Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma BağıĢlar, No: 846, Nesih, müst. Hâfız Muhammed Emin, 12 vr.
2. Millî Kütüphane, Ankara Adnan Ötüken Ġl Halk Kütüphanesi Koleksiyonu, No: 3802/2, Rik„a, vr. 73b-80a.
3. Yapı Kredi Bankası Sermet Çifter Kütüphanesi, No: 434, Rik„a, 15 vr.
4. Ġstanbul BüyükĢehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin Yazmaları, No: 235/2, Nesih, vr. 81b-89a.
5. Ġstanbul BüyükĢehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin Yazmaları, No: 931, Rik„a, 21 vr.
6. Ġstanbul BüyükĢehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin Yazmaları, No: 1441, müst. Cemâleddîn b. Ali, 1324/1906, 9 vr.
7. Almanya Millî Kütüphanesi Türkçe Yazmaları, Ms. Or. Oct. 2328, vr. 200b-219a.
2.2. Şekil Husûsiyetleri
Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd, üç varaklık mensûr bir mukaddimeden sonra 200 beyitten oluĢan küçük bir dinî-tasavvufî mesnevîdir31. Ġçerisinde mesnevîden baĢka nazım tarzı ile yazılmıĢ
kısımlar yoktur. Eser, klâsik tertip husûsiyetlerine uygun olarak üç varaklık mensûr ve on dokuz beyitlik manzûm dibâce ile baĢlar. Na„t, mi„râciyye, medh-i çehâr-yâr-ı güzîn, sebeb-i te‟lif vb. bölümler de yoktur. Eserin, 3a-3b ve 4a-4b varakları arasında “Mukaddime
30
Bkz. Osman ġems Efendi, a.g.e., vr. 2b.
31
Dinî-tasavvufî mesnevî, din kurallarını, peygamber ve din büyüklerinin hayatlarındaki hâdiseleri, çeĢitli sembollerle tasavvuf prensiplerini anlatan mesnevî türlerinden birisidir. GeniĢ bilgi için bkz. Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara 2004, s. 180-188.
546 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
Lüzûm-ı MürĢid-i Kâmil”, “Ta„rîf-i MürĢid-i Kâmil” ve “Edeb-i Ma„rifet-i MürĢid-i Kâmil” baĢlıkları altında kâmil mürĢidin gerekliliği, tarifi, edepleri hakkında malumat vardır. 4b-10b varakları arasında ise on sekiz baĢlık altında mürîdin mürĢidine karĢı takınması gereken edep kuralları uzun uzadıya anlatılır.
2.2.1. Vezin
Mesnevîlerin fe„ilâtün/fe„ilâtün/fe„ilün, fâ„ilâtün/fâ„ilâtün/fâ„ilün, mefâ„ilün/mefâ„ilün/fa„ûlün ve fa„ûlün/fa„ûlün/fa„ûlün/fa„ûl gibi kısa vezinlerle daha çok yazıldığını biliyoruz32. Osman ġems Efendi de eserinde, manzûm olan 200 beyitlik kısımda baĢtan sona fâ„ilâtün/fâ„ilâtün/fâ„ilün kalıbını kullanmıĢtır.
Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd, vezin açısından ekseriyetle baĢarılı sayılabilir. Kısmen de olsa vezin kusurlarına rastlamak mümkündür. Yer yer imâlelere baĢvurulduğu görülmektedir. AĢağıdaki beyitte birinci mısrada bir, ikinci mısrada bir olmak üzere iki imâle bulunmaktadır:
Göremezsin „âlem-i nûrı „ayân
İdemezsin seyr-i bâğ-ı lâ-mekân (19/162)33
2.2.2. Kafiye
Eser, kafiye bakımından da baĢarılıdır diyebiliriz. Osman ġems Efendi‟nin zengin bir kafiye lügati vardır. Kafiye ve redifler birlikte değerlendirmeye tabi tutulduğunda 200 beyitlik mesnevînin 100 beytinde Arapça, 27 beytinde Türkçe, 24 beytinde Türkçe-Arapça, 8 beytinde Türkçe-Farsça, 18 beytinde Farsça, 23 beytinde Arapça-Farsça kelimelerle kafiye yapılmıĢtır. Bu rakamlardan da anlaĢılacağı gibi Osman ġems Efendi, kafiyelerde daha çok Arapça kelimeleri tercih etmiĢtir.
Aynı dilden kelimelerin biribiriyle kafiyelenmesine büyük ölçüde dikkat etmiĢ, usûl-vusûl (1/5), hâl-intikâl (2/20), ku„ûd-Ģuhûd (3/38), „âlimân-„ayân (13/132) vb. Arapça kelimelerle 100; bilemez-idemez (1/10), eyleme-söyleme (5/65), haykırub-sümkürüb (11/111)
32
Haluk Ġpekten, Eski Türk Edebiyatı (Nazım ġekilleri ve Aruz), Dergâh Yay., Ġstanbul 2003, s. 59.
33 Manzûm metin neĢirlerinde eserin varak/sayfa numaralarının
gösterilmesinin yanı sıra baĢlıklar ile bu baĢlıklar altındaki beyitlerin numaralandırılması ve metin içerisinde göndermede bulunulacağı zaman (19/162) örneğinde olduğu gibi kullanımın yaygın olması sebebiyle biz de böyle bir yola baĢvurduk. Parantez içerisindeki birinci kısım Ģiirin metin içerisindeki baĢlık numarasını, ikinci kısım ise beyit numarasını göstermektedir.
Osman Şems Efendi’nin… 547
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
vb. Türkçe kelimelerle 27, kird-gâr-perverdigâr (1/1), bedûĢ-hamûĢ (5/66), bî-abdest-dest (4/63), niĢîn-dürbün (5/71) vb. Farsça kelimelerle 18 kafiye kurmuĢtur.
Klâsik kafiye anlayıĢına göre en makbûl kafiye kabul edilen mukayyed (zengin) kafiye Arapça ve Türkçe asıllı kelimelerle yapılan kafiyelerde dikkatleri celbedecek kadar fazladır: revâc-„ilâc (1/4), irĢâd-ilhâd (1/8), herkese-vesvese (1/11), fuhûl-kabûl (10/110), ku„ûd- su„ûd (5/70), zamân-gümân (1/19; 4/52), „ayân-mekân (19/168). Çok olmasa da tunç kafiyelere rastlamak mümkündür: Usûl-vusûl (1/5), âbdest-dest (4/63), ol-yol (21/198). Tam kafiyeler ise, Türkçe, Türkçe-Arapça, Arapça-Arapça yahut Türkçe-Farsça kelimelerin meydana getirdiği kafiyelerde çokça kullanılmıĢtır: Hudâ-kibriyâ (1/1), felak-Hak (4/46), evliyâ-gedâ (7/98), eger-sefer (16/141), neseb-taleb (19/169), bil-kil (21/191), ru‟yetleri-hâletleri (18/156).. Yarım kafiyelere de yer verilmiĢtir: Girü-cû ( 5/87), „izzini-sâzını (13/121), fâtiha-hâtime (21/200)
ÂĢık ve tekke Ģiirinde yadırganmamakla birlikte dîvân Ģiiri estetiği içerisinde hoĢ görülmeyen redifli kafiyelere de yer verildiğini müĢâhede etmekteyiz. Kelime redif: sâdık isen-yanık isen (1/3), âsân degil-„irfân degil (1/7), feryâd itdiler-yâd itdiler (21(-/181). Ek redif: irĢâda-ilhâdda (1/8), „irfânını-iz„ânını (2/24), cânile-im„ânile (3/39), dâmenin-pîrâmenin (4/50), eyleme-söyleme (5/65). Ancak burada hemen belirtelim ki, âhenk ve konu bütünlüğünü sağlayan bir unsur olarak Ģiirde yer alan redifler, Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd‟ın yarıya yakınında kullanılmıĢtır. 200 beyitten müteĢekkil mesnevînin 76 beytinde redif vardır. Kalan 124 beyitte ise redife yer verilmemiĢ, zengin, tam ve yarım kafiye ile yetinilmiĢtir.
2.3. Dil ve İfâde Husûsiyetleri
Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd, yukarıda telif sebebi kısmında da belirtildiği üzere müridlerin vuslata ermesi için gerekli âdâb ve erkânı açıklamak için kaleme alınmıĢ dinî-tasavvufî bir eserdir. DerviĢ ve sâlikleri bilgilendirmek maksadıyla yazılmıĢ böyle bir eserde onların anlayacağı bir dilin kullanılması pek tabiîdir. Bundan dolayı mesnevîde dil, manzûm olan kısımda nisbeten yalın olsa da özellikle mensûr olan kısımda Arapça ve Farsça terkiplere çokça yer verilmesi sebebiyle ağırdır. Eserin mensûr olan mukaddimesindeki Ģu ifadeler durumu örnekler mahiyettedir:
“Ammâ ba„d, hakîkat-ı sırât-ı müstakîm ki bâtın-ı sübülü‟s-selâm ve şâhrâh-ı Ka„be-i visâl-i Rabbü‟l-enâmdır, ya„nî elsine-i nâsda tarîkat ve râh-ı hakîkat olub anın sülûkuna dâir sırr-ı müste„ân mey-i rakrâk-ı muhabbet-i dîvânegân selâsil-i incizâb-ı meveddet olan
548 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
mürîd-i sâdıka vâsıl-ı Rabb-i enâm ve nâil-i aksâ-i merâm olmak içün…”34
.
Dilinin ağır oluĢuna manzûm olan kısımdan ise Ģu beyitleri örnek verebiliriz:
Sîne-çâk-ı âteş-i „aşk-ı Hudâ „Âşık-ı dîdâr-ı nûr-ı kibriyâ (1/2) Tâbi„-i isr-i Muhammed Mustafâ Sâhib-i hulk-i „azîm-i ıstıfâ (2/29) Gûş idince bir mazanne merd-i pâk Cevher-i genc-i defîni genc-i hâk (3/36) Çâr-ı destinle tut anın dâmenin
Çâr-ı çeşminle gözet pîrâmenin (4/50) İtme post-ı mürşide vaz„-ı kadem
Eyleme pâ-mâl anı sen dem-be-dem (7/95) Kâfiru‟n-ni„me olur ehl-i „azâb
Böyledir hükm-i kitâb-ı müstetâb (18/161) Oldu çü anlar cevâsîsu‟l-kulûb
Olsa da her çend Settâru‟l-„uyûb (18/165)
Eserin gerek mensûr gerekse manzûm olan kısmında umûmiyetle didaktik ve nasihatvâri bir üslubun hâkim olduğunu görüyoruz. “Elzemdir sana”, “anla”, “etmeli”, “ide”, “idersen”, “isen”, “olmaz”, “göstere”, “gerek”, “gözet”, “ol”, “al”, “söyleme-eyleme”, “bul”, “eylesen” gibi ifâdeleri bu duruma örnek olarak göstermek mümkündür.
2.4. Muhtevâ Husûsiyetleri
Dinî-tasavvufî nasihatnâme türünde bir eser olan Âdâbu‟l-Mürîd fî-Sohbeti‟l-Murâd, üç varaklık mensûr bir giriĢ ve manzûm olarak 21 baĢlık altında 200 beyit hâlinde yazılmasına rağmen muhtevâ bakımından üç bölümde değerlendirilebilir. Mensûr olan kısmı önsöz olarak kabul edersek, 1-19. beyitler arasını ihtivâ eden “Mukaddime-i Der-Lüzûm-ı MürĢid-i Kâmil” baĢlığı altındaki kısmını giriĢ, “Ta„rîf-i MürĢid-i Kâmil” baĢlığından “Edeb-i Semâniyete „AĢere” baĢlığına kadarki kısmını geliĢme, yani konunun iĢlendiği bölüm ve 177-200. beyitler arasını ihtivâ eden “Edeb-i Semâniyete „AĢere” kısmını da sonuç bölümü olarak değerlendirebiliriz.
34
Osman Şems Efendi’nin… 549
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
Bu bilgilerden sonra Ģimdi Osman ġems Efendi‟nin mezkûr mesnevîsinde ele aldığı mürĢid, mürĢidin gerekliliği ve mürîd-mürĢid iliĢkisi konularını inceleyelim. Ancak bu konulara geçmeden önce irâde, mürîd ve murâd kavramları üzerinde kısaca durmakta yarar görüyoruz35
.
2.4.1. İrâde
Lügatte istek, arzu, talep anlamlarına gelen irâde36
, tasavvufta birçok Ģekilde tanımlanmıĢtır. Seyyid ġerif Cürcânî‟ye göre, nefsin isteklerinden vazgeçmek, Allâh‟ın emirlerine uymak ve râzı olmaktır37. KuĢeyrî‟ye göre, tasavvuf ve sülûk yolunda gidenlerin
baĢlangıç hâli olup, Hakk‟a vuslata kasd ve niyet edenlere verilen ilk isimdir. Bu sıfata irâde isminin verilmesi, her iĢin baĢının irâde olmasındandır. Kul, bir Ģeyi irâde etmezse onu yapmaz. Allâh‟a giden yolu tutanlar için ilk iĢ bu olduğundan buna irâde adı verilmiĢtir. Böylece irâde, her iĢin baĢında bulunan kasd ve niyete benzetilmiĢtir38
. Yine KuĢeyrî‟ye göre, Ģeyhlerin büyük bir kısmı irâdeyi Ģöyle tarif etmiĢlerdir: Âdet üzere olan Ģeyi terk etmektir. Çoğunlukla insanların âdeti gaflet yerlerinde bulunmak, arzuların peĢine düĢmeyi temel ilke hâline getirmek, isteklerin dâvet ettiği Ģeylere dalmaktır. Mürîd, bütün bu gibi husûslardan sıyrılmıĢ kimsedir. Bu gibi Ģeylerden çıkıĢı, irâdesinin doğruluğunun bir iĢâreti ve delîlidir. Bu hâle, âdetten çıkıĢ mânâsına gelen “irâde” ismi verilmiĢtir. Onun için âdeti terk etmek irâdenin bir delîli sayılmıĢtır39
. Osman ġems Efendi‟nin pîri Abdülkâdir Geylânî‟nin bu konudaki yaklaĢımı yukarıdaki düĢünceler paralelindedir. Ona göre irâde, âdet hâline gelmiĢ alıĢkanlıkları terk etmek, kalbi Hakk‟ı talep etmeye ve ondan gayrisini bırakmaya yöneltmek demektir. Yine ona göre, irâdenin temelinde sevgi olup, hakîkî irâde havf ve recâ ile tahakkuk eder. KiĢinin irâdesi yoksa muhabbeti de yoktur. Ġrâde mücerred yani baĢka Ģeylerden sıyrılmadığı müddetçe gerçek irâde sayılmaz. Tecerrüd ise, kalbe korku ateĢini atıp, orada olanları yakmakla mümkün olur40
.
35
Söz konusu konular üzerinde durulurken, Osman ġems Efendi‟nin düĢüncelerinin daha iyi anlaĢılması ve değerledirilmesi amacıyla tasavvuf klâsiklerine baĢvurmanın yanı sıra rûhaniyetinden feyz aldığı Kâdiriyye‟nin pîri Abdülkâdir Geylânî‟nin bakıĢ açısına da yer verilecektir.
36 Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 271. 37
Cürcânî, a.g.e., s. 16.
38
KuĢeyrî, a.g.e, s. 345.
39
KuĢeyrî, a.g.e, a. yer.
40
Gürer, a.g.e., s. 236 (Abdülkâdir Geylânî, el-Gunye li-Tâlibi Tarîki‟l-Hak, DımaĢk tsz., II, 158‟den naklen).
550 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 2.4.2. Mürîd
Mürîd lügatte, irâde ve talep eden, isteyen, arzulayan kimse anlamındadır41. Bir tasavvuf ıstılahı olarak ise, irâdesini devre dıĢı
bırakan, irâdesini kullanmayan, bir tarîkata girerek mürĢide bağlanan, mürĢidin emir ve irâdesine tabi olan kiĢi demektir42. Mürîd kelimesi,
zaman zaman derviĢ, bende, sâlik, tâlib, fakir, ihvân, ashâb ve kul kelimeleriyle eĢ anlamlı olarak kullanılmaktadır. Serrâc‟a göre mürîd, baĢlangıç hâli sağlam, ismi Allah‟a yönelenlerin arasına girmiĢ, irâdesinin doğruluğuna sâdıkların kalblerinin Ģâhidlikte bulunduğu ve henüz hâl ve makamlara eriĢmemiĢ olan kimsedir. Mürîd irâdesiyle henüz seyr hâlindedir43
.
Seyyid ġerif Cürcânî‟ye göre mürîd, irâdeden soyunmuĢ kiĢi demek olup, Ġbnü‟l-Arabî‟nin ifadesiyle nazar ve istibsârdan kesilip Allâh‟a yönelen, varlık âleminde baĢkasının dilediği değil de ancak Allâh Teâlâ‟nın dilediğinin vâki olduğunu bildiğinde, irâdesinden sıyrılan irâdesini yok edip ancak Allâh‟ın dilediğini dileyen kimsedir44.
Abdülkâdir Geylânî‟ye göre ise, irâdesini mâsivâdan sıyırarak bütünüyle Hakk‟a yönelmiĢ, onun rızâsını uman ve ona aĢırı sevgi duyan kiĢidir. Yine ona göre mürîdin ilk iĢi Allah‟a ve ona itâata yönelmektir. Ondan baĢka kimseye yüzünü çevirmez ve icâbet etmez. O Rabb‟inden iĢitir yani Kitap ve Sünnet‟le amel eder. Onun dıĢında kalanlara karĢı sağırdır. Hakk‟ın nûruyla bakar, kendisinde ve baĢkasında yalnızca onun fiilini görüp, gerçekte ondan baĢka fâil bulunmadığını müĢâhede eder45
. 2.4.3. Murâd
Lügatte maksat, dilek, sevgili anlamına gelen murâd, tasavvufta gerekli olan her Ģey kendisine bahsedildikten sonra irâdesi alınarak zahmet çekmeden bütün engelleri ve mertebeleri katederek Hakk‟a kavuĢan kimse demektir46
. Seyyid ġerîf Cürcânî‟ye göre, irâdesinden meczûb olandan ibârettir ve bundan maksat ise mahbûb olandır. Güçlükler ve musîbetlerle hallerinde denenip sınanması, mahbûbun özelliklerindendir. Eğer denenmiĢse, baĢkası değil iĢte bu kiĢi sevilmiĢ kimse olur47
.
41
Uludağ, a.g.e, s. 388; Cebecioğlu, a.g.e., s. 526.
42
Cürcânî, a.g.e., s. 207; Ġsmâil Ankaravî, Minhâcu‟l-Fukarâ ve
Huccetü‟s-Semâ, Rıza Efendi Matbaası, Ġstanbul 1286, s. 35, 39.
43 Serrâc, a.g.e., s. 417. 44 Cürcânî, a.g.e., a. yer. 45 Gürer, a.g.e., s. 236-237. 46
Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 376.
47
Osman Şems Efendi’nin… 551
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
KuĢeyrî‟ye göre, her hakîkî mürîd aynı zamanda murâddır. ġöyle ki, Cenâb-ı Hak onun mürîd olmasını dilemeseydi o mürîd olamazdı. Hakk‟ın murâdı mürîd, mürîdin murâdı Hak‟tır. Mutasavvıflara göre, mürîd (tasavvufa yeni girmiĢ olan) mübtedî, murâd ise müntehîdir. Mürîd yorgun ve bitkin hâlde bulunan, sıkıntı ve meĢakkatlere göğüs geren zâttır. Murâd ise meĢakkate girmeden iĢi (Allah) tarafından lütuf ve rıfkile muâmele edildiği için müreffehtir48
. KuĢeyrî, söz konusu eserinde Cüneyd-i Bağdâdî‟nin Ģu sözlerine de yer verir: “Mürîd devamlı olarak Ģer‟î ilim ile idâre edilir. Murâd ise sürekli olarak Hakk‟ın riâyet ve gözetlemesi ile idâre edilir. Çünkü mürîd yürür, murâd ise uçar, yürüyen uçana ne zaman yetiĢecektir?”49
Abdülkâdir Geylânî‟ye göre, mürîd tâlib, murâd matlûbdur. Mürîdin ibâdeti mücâhede, murâdınki ise mevhibedir. Mürîd mevcûd, murâd fânîdir. Mürîd, ameli için karĢılık bekler, murâd ameli görmez, tam aksine tevfîki ve kendisine ihsân edilen iyilikleri görür. Mürîd, yaklaĢmaya, yakın olamaya gayret eder, murâd yakınlaĢtırılır50
. “Mürîd tevbesinin gölgesine sığınırken, murâd ise Hakk‟ın inâyetinin gölgesine sığınır. Mürîd yürüyerek giderken murâd uçarak yol alır. Mürîd kapının eĢiğinde beklerken, murâd kapıların ötesine geçerek Hakk‟a kurbiyyet kesbetmiĢtir. ġayet mürîd sâlih amel husûsunda devamlılık gösterirse, nihâyet murâda ulaĢır”51
.
Ancak burada hemen belirtelim ki Abdülkâdir Geylânî her ne kadar mürîd ile murâd arasında fark olduğunu söylemiĢse de, seyr u sülûk bakımından tasavvufta umûmiyetle bu ikisi için bir ayrım yapılmamıĢ, hem mürîd hem de murâd için gerekli husûslar mürîdin âdâbı baĢlığı altında ele alınmıĢtır. Bu durumun Geylânî‟de de aynı Ģekilde tezâhür ettiğini görüyoruz. Nitekim o, tasavvufî terbiyesini mürîd ve murâd ayrımı yapmaksızın gerçekleĢtirmiĢ ve bunu, ister mürîd olsun, ister murâd olsun herkes için zarûrî görmüĢtür52
. 2.4.4. Mürşid
MürĢid, lügatte, rehber, delil, kılavuz, yol gösteren, uyaran anlamlarına gelmektedir53. ġeyh kelimesiyle eĢ anlamlı olarak da
kullanılan mürĢid, Sühreverdî‟ye göre, Allah‟ı kullarına gerçek anlamda sevdiren, kullarını da Allah‟a sevdiren ve yaklaĢtıran
48 KuĢeyrî, a.g.e., s. 348. 49 KuĢeyrî, a.g.e., s. 349. 50 Gürer, a.g.e., 238. 51
Abdülkadir Geylânî, Cilâu‟l-Hâtır (Yolun Esasları), trc. Dilaver Gürer, Gelenek Yay., Ġstanbul 2006 (2. Baskı), s. 38.
52
Gürer, a.g.e., s. 239.
53
552 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
kiĢidir54. Seyyid ġerif Cürcânî‟ye göre, doğru yolu gösteren,
sapıklıktan önce Hak yola ileten kimsedir55
. Mesnevî Ģerhi ile meĢhûr Ġsmâil Ankaravî ise, Cürcânî‟nin tarifine Ģu ilâveleri yapar: “MürĢid, Kur‟ân ve Sünnet‟e sıkı sıkıya bağlı, tarîkatın bütün edepleriyle müeddep, ilim ve irfân sâhibi ve Allah‟ın hoĢnut olduğu güzel insandır.”56. Abdülkâdir Geylânî‟ye göre ise, Kitap ve Sünnet‟i bilen,
onların hükmüyle amel eden, hikmet sâhibi, ilim öğreten ve halka nasîhat veren ve tamahkâr olmayan bir zâttır57
. Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen kiĢiye böyle bir önder ve rehber gereklidir. Çünkü mürîd, içerisinde akrepler, yılanlar, âfetler, susuzluk ve vahĢî hayvanlar olan sahrâda bulunan bir kiĢinin durumundadır. MürĢid onu bu âfetlerden korur. Ona suyun ve meyveli ağaçların bulunduğu yeri gösterir. KiĢi bu sahrâda tek baĢına kalacak olursa gideceği yer yırtıcı hayvanları, akrepleri, yılanları ve âfetleri çok olan pis ve vahĢî bir yerdir58.
Osman ġems Efendi‟ye göre mürĢid, âdetâ kimyâ (çok az bulunan değerli Ģey) gibi olup, onu bulmak için de kimyâger olmak lazımdır. MürĢid, kevnî ve sûrî kerâmet59, olağanüstü hâller gösteren
kiĢi değildir. MürĢid, gönül ehli ve bütünüyle Hakk‟ın nûrunun mazharıdır. Onun kerâmeti, ilimleri keĢfetmek olup, esrârına akıl ve idrâkin ermesi zordur. Hz Peygamber‟in izini takip eder. Onun yüce ahlâkıyla ahlâklanmıĢtır. Müridlerin gönlünden yeniden yeniye hicâb perdelerini kaldırır. ġüpheye yer bırakmaksızın Hakk‟ın cemâlini gösterir. Yine onların ahlâkını günden güne güzelleĢtirir. Hata ettiklerinde ise doğru yolu gösterir. MürĢid, felekleri, ruhları gösterir, varlıkları ve cisimleri bildirir. Her hâlükârda gam ve kederi defedip, Hakk‟ın nûrunu açıkça gösterir. ĠĢte böylesi mürĢidleri var gücüyle arayıp bulmak ve bulunca da onlara kul, köle olmak gerekir:
Kanda ol bir mevsıl-ı kurb-ı ilâh Kimyâdır kimyâ bî-iştibâh
54 Sühreverdî, a.g.e., s. 103-104. 55 Cürcânî, a.g.e., s. 207. 56 Ankaravî, a.g.e., s. 28 vd. 57
Gürer, a.g.e., 243 (Abdülkâdir Geylânî, el-Fethu‟r-Rabbânî
ve‟l-Feyzu‟r-Rahmânî, DımaĢk tsz., s. 116‟dan naklen).
58
Gürer, a.g.e., a. yer.
59
Tasavvufta kerâmet iki kısımda ele alınmıĢtır: 1. Kevnî ve sûrî kerâmet: Uzun mesafeyi kısa zamanda alma, az gıdayı çoğaltma, denizde yürüme, gönülden geçeni bilme gibi olağanüstü hâllerdir. Sûfiler bu tür kerâmetlere fazla ehemmiyet vermeyip “mekr-i ilâhî” olmasından korkarlar. Halk bu tür kerâmetlere itibar eder. 2. Ma„nevî ve hakîkî kerâmet: Ġlim, irfân, ahlâk, ibâdet, tâat, amel, edeb ve insanlıkta gösterilen yüce vasıf ve hasletlerdir. Kötü ve çirkin huylardan sıyrılıp güzel ve tasvib edilen huylarla bezenmektir. Sûfîlerin itibar ettiği kerâmet çeĢidi budur. GeniĢ bilgi için bkz. Uludağ, a.g.e., s. 307-308; Yılmaz, a.g.e., s. 333.
Osman Şems Efendi’nin… 553
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 Kimyâger lâzım anı bulmağa
Hâkde iksîr-i cânı bulmağa Müsta„id isen eger ol ni„mete Var ise behren o şâha vuslata Sana ta„rîf edeyim „irfânını Ol velînin sûret-i iz„ânını Arama sûrî kerâmetle anı İhtirâ„-ı hark-ı „âdetle anı Kim sana lâzım degil bu rütbede Ne sihirbâz ve ne ehl-i şu„bede Sana bir mürşid gerek kim ehl-i dil Mazhar-ı nûr-ı Hudâ‟dır âb u gil Kim kerâmâtı ola keşf-i „ulûm Ermeye esrârına akl u fuhûm Tâbi„-i isr-i Muhammed Mustafâ Sâhib-i hulk-i „azîm-i ıstıfâ İde senden nev-be-nev keşf-i hicâb Vech-i Hakk‟ı göstere bî-irtiyâb Dem-be-dem ahlâkını tehzîb ide Her hatâda meslekin tasvîb ide Göstere eflâki ervâhı sana Bildire ekvânı eşbâhı sana Ola her hâlinde sana gam-güsâr Göstere nûr-ı Hudâ‟yı âşikâr Yorulunca arayub bulmak gerek
Tâ olunca ana kul olmak gerek (2/21-34) 2.4.5. Mürşidin Gerekliliği
Tasavvufta üzerinde en çok durulan konulardan birisi de mürĢidin gerekli olup olmadığı husûsudur. Sûfiler, insanların, kendilerini iyiye götürecek, kötülüklerden vaz geçirecek bir şeyh bulmalarının gerekli olduğunda ittifâk etmiĢlerdir. KuĢeyrî, meĢhûr Risâle‟sinde bir Ģeyhten edeb ve tasavvuf öğrenmenin mürîd üzerine vâcip olduğunu, üstâdı olmayanın ebediyyen felah bulamayacağını ve bu bağlamda Bâyezîd-i Bistâmî‟nin “ġeyhi olmayanın Ģeyhi
554 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
Ģeytândır.” dediğini belirtmektedir60. Abdülkâdir Geylânî‟ye göre de
kiĢinin tasavvuf yolunda ilerleyebilmesi ve ledün ilmini tahsil edebilmesi için de dinî bilgi ve tecrübe sâhibi bir üstâdın olması zarûrîdir61
.
Osman ġems Efendi‟ye göre, Hudâ‟nın rızâsını kazanmak ve onun has kulu olmak isteyen sâdık âĢıklara, ciğeri yanıklara, aĢka kıymet verenlere, ayrılık derdine dermân bulmak isteyenlere âdâb ve erkânı göstermek, vuslat yolunu buldurmak için mutlaka ama mutlaka bir mükemmel mürĢid lâzımdır. Ancak o kâmil insânı bulmak kolay bir iĢ değildir. Bu konuda iddia sâhibi olanlar irfân sâhibi değildir. Zira sûreten irĢâd sâhibi olanlar ya görünüĢte kalmıĢ ya ilhâda düĢmüĢ ya da tasavvuftan bazı sözleri okuyup ezberleyip bir takım eser kaleme almıĢlardır ki bunlar, Hakk‟ın yoluna neyin uygun, neyin uygun olmadığını bilemezler. Yine onlar sûfîlerin Ģathiyyâtını62
anlama ve kavrama kabiliyetinden uzak oldukları gibi anlamadıkları bu sözleri herkese nakletmekten geri durmayarak insanların kaplerine vesvese düĢürürler. Dinleyenleri Ġslâm dâiresinden çıkarıp, bu apaçık dinin âdetâ yol kesen eĢkıyası olurlar. ġöyle ki, o Ģatahat türü sözlerin anlaĢılması için irfân, yani zevk, hâl ve vicdân gereklidir. Çünkü bu
60
KuĢeyrî, a.g.e., s. 592. Hasan Kâmil Yılmaz, Bâyezîd-i Bistâmî‟nin bu sözünü Luma„ın sonuna eklediği “Tasavvufla Ġlgili Sorular” adlı bölümde Ģu Ģekilde vuzûha kavuĢturmaktadır: “Bütün uygulamalı ilimlerde o ilmin öğrenilmesi, bir üstâd yoluyla olmaktadır. O konu ile ilgili eserleri okumak, o ilmi öğrenmek için yeterli değildir. Meselâ Ġslâmî ilimlerden “Kıraat” uygulamalı bir ilim olduğundan “fem-i muhsin”den yani yetkili ağızdan öğrenilir. Tecvîd ve kıraat kitapları okunarak kurrâ olunmaz. Yine nasıl ki tıp fakültesini bitiren bir kimse, bir uzmanın yanında ihtisas eğitimi almadan uzman olamaz ve olmaya kalkıĢtığında insanları canından ederse, aynı Ģekilde bir üstâdın yanında tasavvufî terbiye görmeden kendi kendine sûfilik etmeye kalkıĢan kimse de mutlaka yanılır ve Ģeytanın oyuncağı haline gelir. Bu sözle Ģeyhsizlikten maksad, tasavvuf ilminin Ģeyhsiz öğrenilip uygulanmayacağıdır.” Bkz. Yılmaz, “Tasavvufla Ġlgili Sorular”, (el-Lüma„ içinde), s. 480.
61
Gürer, a.g.e., 243.
62
ġathiyyât, lügatte yalpalama, kıpırdama, köpürme anlamına gelir. Tasavvufta bu kavrama dört türlü mânâ verilmiĢtir: 1. Üzerinde benlik kokusu bulunan kelâm. “Ene‟l-hak”, “Subhânî mâ a„me Ģânî” gibi, 2. Dilin söylemekten kaçındığı, kulağın duymak istemediği bir söz, 3. Zâhiren dinî nasslara aykırı söz, 4. Ne söylenmek istenildiği kolaylıkla anlaĢılmayan sembolik, kapalı ifâde (Bkz. Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 485-486). Yûsuf Nebhânî‟ye göre, Ģatahat sûfîlerden, sekr ve gaybet hâlinde gelen vâridatla vâkî olup, mübâh bir sebeble gelen sekr, sınırları fıkıh kitâblarında çizilmiĢ Ģartlar dahilinde kalmak kaydıyla Ģer‟î teklîfi (mükellefiyeti) düĢürür. Bu meslekte bulunanlar sekrden dolayı mâzûr sayılırlar. Bkz. Zafer Erginli, Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Kalem Yay., Ġstanbul 2005, s. 762. Ayrıca bkz. Mustafa Tatcı, “Tasavvuf Edebiyatında ġathiyât-ı Sûfîyâne Geleneği”, Türk Kültürü, Sayı: 267, Yıl: XXIV, Temmuz 1985, s. 481-487; a.mlf., “Tasavvuf Edebiyatında ġathiyeler”, Türk Kültürü, Sayı: 280; Ağustos 1986, s. 500-502; Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı, Türk Edebiyatında Şathiye, Akçağ Yay., Ankara 2001.
Osman Şems Efendi’nin… 555
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
tür sözler tarîkat ilmiyle söylenen kelâm değildir. Sıddîk olanlar hâl ile belki onu bulurlar. Kim seyr ü sülûk ile o hâli yakalarsa, Ģuhûdu kesbe himmetini sarfetmeli, „ilme‟l-yakîn, „ayne‟l-yakîn‟den geçip nihâyetinde hakka‟l-yakîn‟e ulaĢmalıdır. Kesrette vahdet âlemini seyredip halvetle celveti kazanmalıdır. Hâlden kâle intikâl edilirse (lisân makâmı)63
ilim ve kemâller kaynağından alınmalıdır. ĠĢte o zaman ârif-i billâh, kâmil mürĢid olunur ve Hak, Ģeksiz Ģüphesiz anlaĢılır:
Ey rızâyiçün Hudâ-yı Kird-gâr „Abd-ı hâs-ı hazret-i Perverdigâr Sîne-çâk-ı âteş-i „aşk-ı Hudâ „Âşık-ı dîdâr-ı nûr-ı kibriyâ Fi‟l-hakîka „âşık-ı sâdık isen Sîne-çâk-ı cigeri yanık isen Virmeye bâzâr-ı „aşka hoş revâc Derd-i hecre etmeye şâfî „ilâc Sana göstermen çün âdâb-ı usûl Bulmağa ol hazrete râh-ı vusûl Anla kim elbetde elzemdir sana Bir mükemmel mürşid-i râh-ı Hudâ Lîk anı bulmak sana âsân degil Müdde„îler sâhib-i „irfân degil Görünenler sûret-i irşâdda Kaldılar yâ resm u yâ ilhâdda Yâ tasavvuf okuyub ba„zı kelâm Hıfz idüb takrîre eyler ihtimâm Kim hılâf-ı şer„-i Hak‟dır bilemez Çünki şathiyyâtdurur fehm idemez Nakl ider bezminde anı herkese Kim ider ilkâ kulûba vesvese
63 Allâh, vâsılın sadrını müĢâhesinin nûruyla vasl ve üns makâmında
geniĢlettiğinde ve dilindeki illeti kaldırdığında kalb ve zâhir lisân tek bir lisân hâline gelir. Vâsıl, latîf iĢâretler ve fasîh ibârelerle keĢifler ve ma„rifetlerin Ģerhi cihetinden Hakk‟ın lisânıyla konuĢmaya güç yetirir. Bkz. Rûzbihân-ı Baklî, Kitâbu
Meşrebi‟l-Ervâh, haz. Nazîf Muharrem Hoca, Edebiyat Fakültesi Matbaası, Ġstanbul 1973, s.
556 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 Sâmi„in ihrâc ider İslâm‟dan
Tâ olur dîn-i mübîne râh-zen Ol kelâmın fehmine „irfân gerek Ya„ni zevk u hâlet-i vicdân gerek Çün kelâm eyler degil „ilm-i tarîk Belki hâl ile bulur anı sıddîk Kim sülûk ile bulub ol hâleti Etmeli kesb-i şuhûda himmeti Rütbe-i „ilme‟l-yakîn „ayne‟l-yakîn Müntehâda olmalı hakka‟l-yakîn Seyr idüb kesretle vahdet „âlemin Kesb idüb halvetle celvet „âlemin Me‟hazından ahz idüb „ilm ü kemâl Hâlden kâle idersen intikâl
„Ârif-i billâh olursun ol zamân
Fehm idersin Hakk‟ı bî-şekk ü gümân (1/1-19) 2.4.6. Mürîdin Âdâbı
Mürîdlerin mürĢidleriyle birlikteyken uymaları gereken âdâb kuralları, sûfîlere göre en önemli husûslardan birisidir. Onlar bu konuda Hz. Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm‟a uyarlar. Nitekim Cenâb-ı Hak, “Ey imân edenler, Allâh‟ın ve Rasûlünün huzûrunda (sözde ve iĢde) öne geçmeyin, Allâh‟dan korkun. Çünkü Allâh hakkıyla iĢiten ve her Ģeyi bilendir”64
buyurmuĢtur. Hattâ sûfilerin bir kısmı tasavvufu “baĢtan sona edebden ibârettir” Ģeklinde de tarif etmiĢlerdir65
.
Mürîdlerin âdâbı konusuna, gerek tasavvuf klâsiklerinde gerekse tarîkat döneminde yazılan eserlerde yer verildiğini yukarıda belirtmiĢtik. Biz burada Osman ġems Efendi‟nin pîri Abdülkâdir Geylânî‟nin bu konudaki düĢüncelerini aktararak kendi görüĢlerini incelemeye çalıĢacağız.
Abdülkâdir Geylânî‟ye göre, bir kimse bir Ģeyhten el alıp onun terbiyesi altına girmek istediğinde, öncelikle o civarda o Ģeyhten daha fazîletli ve üstün bir Ģahsiyetin bulunmadığına kesin bir Ģekilde kanaat etmeli ki ondan gerektiği Ģekilde feyz alıp istifâde edebilsin66.
64 Hucûrât, 49/1. 65 Bkz. Sühreverdî, Avârif, s. 504, 508. 66 Gürer, a.g.e., s. 239.
Osman Şems Efendi’nin… 557
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
“Mürîd ile mürĢidi arasındaki iliĢki, öğrenci ile öğretmeni arasındaki iliĢki gibidir. Öğrenci öğretmeninin yanında edebe riâyet etmeli, susması konuĢmasından çok daha fazla olmalıdır. Öğretmenin yanında suskun olmak onun kalbine yakınlaĢma için güzel bir sebeptir. Güzel edep insanı yakınlaĢtırır. Kötü edep ise uzaklaĢtırır. Edepliler ile birlikte olmadan edebi öğrenmek mümkün değildir. Öğretmenden râzı olup onun hakkındaki düĢüncelerini güzelleĢtirmeyen öğrenci bilgi sâhibi olamaz. Burada bir baĢka noktada da Ģudur: Edeb ancak Ģeyhlere hizmet edilerek ve onların bâzı hallerine vâkıf olunarak güzelleĢtirilir.”67
Abdülkâdir Geylânî‟ye göre mürîdin mürĢidine karĢı takınacağı bazı edep kuralları Ģöyledir:
1. Mürîd, Ģeyhine zâhirde muhâlefeti, bâtında îtirazı terk etmelidir.
2. Mürîd, Ģer„an kerih görülen bir fiilin Ģeyhinden sâdır olduğunu görürse, o olayın hakîkatını iĢâret ve darb-ı mesel yoluyla öğrenmeye çalıĢmalıdır. ġeyhin kendisinden nefret etmemesi için olayı ona açıktan açığa söylemesi doğru değildir.
3. Eğer mürîd Ģeyhin bir ayıbını görürse o ayıbı örtmeli, mümkün olduğunca nefsini itham etmeli ve Ģerîatta o hâdisenin yorumunu aramalı, Ģayet bulmazsa Ģeyhi için duâ etmelidir.
4. Mürîd, Ģeyhinden hiçbir ahvâlini ve sırrını gizlememeli, onun kendisine emrettiği husûsları baĢkasına söylememelidir.
5. Mürîd, Ģeyhin huzûrunda bir mes‟ele olduğunda o konuda bilgi ve görüĢ sâhibi olsa bile susmalı, Cenâb-ı Hakk‟ın Ģeyhinin dilinden ihsân edeceği açıklamaları ganîmet bilmelidir. ġayet Ģeyhin cevâbında bir noksanlık yahut kusur olursa hemen onu reddetmemeli, kendisine bağıĢlanan ilim, nûr ve fazîletten dolayı Hakk‟a Ģükretmelidir68
.
Abdülkâdir Geylânî, bu gâyelerde mürîde Ģu tavsiyelerde de bulunur: “Her halükârda Hakk‟ı zikret, zira o her hayrı içine alır. Her türlü zararı defeden Allah‟ın ipine sımsıkı sarıl. Kazâ ve kaderin getireceklerine hazırlıklı ol ki o bir gerçektir. Bütün hareketlerinden sorumlu olduğunu unutma. Allâh‟a ve Rasûlüne ve onun dostlarına itâat et. Vakit için en uygun olan ile meĢgûl ol. Ġnananlara karĢı hüsn-i zan besleyip onların ıslâhını iste. Helâl lokma ye. Bilmediklerini, Allâh‟ı bilen âlimlere sor. Allâh‟tan utan. Onu sevenlerle dostluk kur. Her gün sadaka vermeye çalıĢ. AkĢam olunca, o gün vefat etmiĢ
67
Gürer, a.g.e., a. yer.
68
558 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
Müslümanlar için cenâze namazı kıl. Yatsıyı kılınca istihâre namazı kıl…Duâ ve tesbîhi dilinden bırakma!”69
.
Geylânî, bu konuda son olarak Ģunları söyler: Mürîd, Rabbine vuslat bulana kadar Ģeyhini asla terk etmemelidir. Zira insanlar birbirlerinin fikirlerine her zaman ihtiyaç duyarlar. Mürîd vuslata erince, onun terbiye ve tezhîbini Cenâb-ı Hak üzerine alır. ġeyhine gizli kalmıĢ birçok mânâyı öğretir. Onu istediği iĢte kullanır. Ona emreder, ona nehyeder, bast eder, kabz eder, ona zenginlik verir, fakirlik verir, telkinlerde bulunur, onu pek çok Ģeye muttalî eder70
. Osman ġems Efendi‟nin, mürîdin âdâbı husûsundaki düĢüncelerine gelince, ona göre tasavvuf yoluna girip adamakıllı yürümek isteyen kiĢi, pâk bir Allah dostunu iĢittiğinde ve âdetâ yerin altındaki definelerin cevherlerine benzeyen kâmil insanı bulduğunda onların yanına abdestli olarak varıp meclisine samimiyetle girmeli, edeple elini öperek karĢısına oturmalıdır. Sözlerini can kulağıyla dinlemeli ve sohbetine inceden inceye dikkat kesilmelidir. Kalbini kalbine döndürüp, matlabın kalbiyle kalbine söylemelidir. ġâyet o vakit bu gönülleri okĢayan kâmil, hâlinden bazı sırları açığa vurursa hâl değiĢir ve her Ģeyden fâriğ olunur. Yine yanında huzûr bulunur ise havâtırdan zuhûr akseder. Eğer bir kiĢi, bir zâtın huzûrunda bulunduğu sırada kalbinde Hakk‟a yakınlaĢmaya dâir bir üns, huzû ve rücû meyli hâsıl olursa, o zât hakîkaten Allah adamı ve kâmil mürĢiddir:
İşbu matlabda idüb teşmîr-i sâk Geşt kıl her câyı ber-vech-i vifâk Gûş idince bir mazanne merd-i pâk Cevher-i genc-i defîni genc-i hâk Bul ana abdest ile kurb-ı vusûl Hâlisâne bezmine eyle duhûl Öp elin âdâb ile eyle ku„ûd Vechine karşu otur eyle şuhûd İstimâ„ eyle kelâmın cânile Vaz„ına eyle nazar im„ânile Kalbini tevcîh eyle kalbine Matlabın kalbiyle söyle kalbine Sana hâlinden iderse keşf-i râz Remz-i bâ-tasrîh ile ol dil-nevâz
69
Gürer, a.g.e., s. 241.
70
Osman Şems Efendi’nin… 559
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 Tâ sana vâkı„ olub tağyîr-i hâl
Ger olursun fâriğ-i mâl u melâl Hem gelüb sana havâtırdan zuhûr Ger bulur isen huzûrunda huzûr Kim gelürse kalbine üns ü huzû„ Hak Te„âlâ kurbuna meyl-i rücû„ Bil ki ol merd-i Hudâ-yı nâmdâr
Mürşid-i Hak‟dır velîdir âşikâr (3/35-45)
Osman ġems Efendi, mürîdin mürĢidi huzûrunda takınacağı edep kurallarını ise “Edeb-i Evvel, Edeb-i Sânî, Edeb-i Sâlis…” gibi on sekiz baĢlık hâlinde sıralamıĢtır. ġimdi biz de bu sırayı takip ederek bu âdâb kurallarını on sekiz madde halinde açıklamaya çalıĢalım.
1. Mürîd, mürĢidinin eteğine dört elle sarılmalı ve yanında gözlerini dört açmalıdır. Çünkü mürĢid, mekânsızlık dağının ankâsı ve devrin hikmetle hükmeden Süleymân‟ıdır. Zamanın mehdîsi de odur. Ledün ilminin sermâyesi ve “kün (ol)” emrinin hazînesinin anahtarı ondadır. Zira gerçek anlamda insan olan, sırla Ģereflenen ve cümle esmâ kendisinde toplanan odur. Onun kalbi, kutsîlerin tavaf ettiği evdir. Emniyet yurdunun dergâhının eĢiğidir. Ayağının toprağı, göze ıĢık ve sürmedir. Vücûdu, Hakk‟ın vechiyle aynı olmuĢtur. O açıkça Hakk‟ın ridâsıdır ve onda O‟nun sırrı gizlenmiĢtir. Meleklerin secdeye kapanıĢı onun içindir. Gezegenler onun emrine boyun eğmiĢtir. Bundan dolayı mürîdler de onun etrafında melekler gibi gece gündüz tavaf etmelidir:
…
Çârı destinle tut anın dâmenin Çârı çeşminle gözet pîrâmenin Kim odur ankâ-yı Kâf-ı lâ-mekân Hükm-i hikmetle Süleymân-ı zamân Hem odur bil mehdî-i sâhib-zamân Kandadır sırr-ı hidâyet-i bî-gümân Andadır ser-mâye-i „ilm-i ledün Andadır miftâh-ı kenz-i emr-i “kün” Bil muhakkak âdem-i ma„nâ odur Mazhar-ı sır cümle-i esmâ odur Kalbidir beyt-i matâf-ı kudsiyân Âsitân-ı dergeh-i dâru‟l-emân
560 Selami ŞİMŞEK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009 Hâk-i pâyı tûtiyâ-yı nûr-ı „ayn
Vech-i Mevlâ‟ya vücûdu oldu „ayn Kim ridâü‟l-kibriyâdır âşikâr Anda mahfî oldu sırr-ı Kird-gâr Anın içün oldu mescûd-i melek Emrine münkâd olub devr-i felek Sen de kıl melek gibi anı mutâf
Gece gündüz çevresin eyle tavâf (4/50-59)
Mürîd, her hâlükârda âdâb ve erkânı, Allâh adamlarının yolunu gözetmeli, onların meclisine saygı ve sukûnetle girip hattâ teeddüp ederek selâm bile vermemeli, hürmetle niyâza durmalıdır71
. Yine onların meclisine asla abdestsiz girmemeli, temiz olmayan elini pâk eline değdirmemelidir. Zira Hudâ‟nın pâk dostları Ģüphe üzerine Ģer‟an temiz olmayanlardan uzak durmuĢlardır:
Her zaman âdâb-ı erkânı gözet Meslek-i kânûn-ı merdânı gözet Bezmine gittikçe ey âlî-tebâr Eyle ta„zîm u sükûnet ihtiyâr Kıl teeddüb kim ana verme selâm Kıl niyâzı destine bâ-ihtirâm Dâhil olma bezmine bî-abdest Urma dest-i pâkine nâ-pâk dest İtdi pâkân-ı Hudâyı irtiyâb
Şer„ile nâ-pâklardan ictinâb (4/60-64)
2. Mürîd, hırkasını kartal kanat giymemeli, lâubâli olmamalı, boĢ sözler söylememelidir. Hırkasını omuzuna atıp sarhoĢlar gibi yürümemeli, mürĢidin huzûruna edeple girip suskun durmalıdır. Elini içtenlikle göğsüne koyup saygıyla eğilerek niyâz etmelidir. Huzûrunda ayakta durmalı, gökyüzü gibi edepte dâim olmalıdır. Meclisinde Ģem„ine pervâne ve saçının zincirine deli-dîvâne olmalıdır. Oturacak yerlerin en aĢağısına oturmayı emrederse hemen oturmalıdır. Zira
71
Niyâza durmak, Ģeyhe saygılı olmak, elini öpmek, eteğini tutmak ve müridin Ģeyhinin huzurunda boynunu bükerek ondan himmet istemesi demektir. Mürîdlerin bağlı oldukları tarîkat usûlüne göre Ģeyhlerinin huzûruna çıkması niyâz olarak tanımlanır. Her tarîkatın kendine mahsus bir niyâz metodu olup, meselâ Mevlevî derviĢleri, sağ eli sol, sol eli sağ omuza koyup, sağ ayağının baĢ parmağı ile sol ayağının baĢ parmağı üzerine basarak hafifçe eğilir ve niyâzda bulunurlardı. Bkz. Cebecioğlu, a.g.e., s. 558.
Osman Şems Efendi’nin… 561
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 4/7 Fall 2009
sonunda yüce sadr ile yükseliĢ vardır. MürĢidinin huzurunda sıddîklerin oturduğu gibi diz çöküp oturmalı ve onun gözünü, can gözüne dürbün yapmalıdır.
Yine mürid, mürĢidinin nasihatını pür dikkat dinlemeli ve o öğütlerinden gerekli ders ve ibretleri çıkarabilmelidir. Alçak gönüllülük gösterip rızâsını kazanmalı ve böylelikle himmetini almalıdır. MürĢidi konuĢurken sözünü kesmemeli, anlayıĢına baĢtan ayağa kulak kesilmelidir. MürĢidi söze baĢladığında da, susup dinlemelidir. Zira asıl söylenmek istenenler ilk sözlerdedir. MürĢidin söylediği sözler boĢ lâkırtılar gibi görünse dahi lafa değil mânâya yönelmek gereklidir. Çünkü gönlün maksûdu mânâ yönünedir ki o mânâ, mânâ âlemidir. Mürîd bu sözleri anlamazsa içinden suâl edip gönülden gönüle hasbihâl etmelidir.
Eğer mürĢid bir yanlıĢta bulunursa itiraz etmemeli, yüksek ses tonuyla onunla konuĢulmamalıdır. ġöyle ki o, mürîdlerin cân u gönülden, samimî bir Ģekilde teslîm olup olmadıklarını görmek için sınamaktadır. ġâyet mürĢid mürîde tarîkat mes‟elerinden bir Ģey soracak olursa önce düĢüncelerini söylemeli, sonra araĢtırmaya giriĢmelidir. MürĢid zamanla her müĢkili çözer, suyu, toprağı özünden fark eder. Mürîd, kendinde bulunmayan bir hâlin sırları hakkında niteliksiz ve niceliksiz olarak bu hâl tecellî edene kadar mürĢidine soru sormamalıdır. Mürîd, mürĢidinde zuhûr eden ilâhî tecellîyi açıkça görmeli, huzûruna edeple varıp söylemelidir. MürĢidi konuĢurken asla sözünü kesmemeli, sözünü bitirene kadar sabırla dinlemelidir. Mürîdin baĢka bir müĢkili de olursa bunu edeple mürĢidine sormalıdır ki vecdile kazandığı hâl ve durumu tasdik edilebilsin. Mürîd, konuĢurken kahkaha ile gülmemelidir. Çünkü bu durum aklın hafifliğine iĢâret eder. Tebessüm etmek güzeldir. Ancak yumuĢak, tatlı söz söylemek çok daha güzeldir:
Hırkanı kartal-kanâd eyleme Lâubâlî yâve sözler söyleme Olma mestâne reviş hırka be-dûş Gir huzûruna edeble ol hamûş Destini kavuşdurub eyle huşû„ Destine eyle niyâzı bâ-hudû„ Dur huzûrunda ayakta kâ‟im ol Âsumân-âsâ edebde dâ‟im ol Meclisinde şem„ine pervâne ol Zülfünün zencîrine dîvâne ol